![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Ali Özsoy İsmail Çelik sıradan bir vatandaştır
Bu hafta Samsun’da bir Türk vatandaşı kendini tutamadı ve azılı bölücü Ahmet Türk’e iki yumruk attı. Eylemin kendiliğinden olduğu her halinden belliydi. Ahmet Türk ve yanındaki BDP’liler Muş’ta Türk bayrağı asılı olduğu için bir dükkanı yakmaya kalkarken ölen PKK yanlılarına destek için Samsun’a gelmişti. Şehirde bölücü kışkırtıcıların varlığı bilinmiyordu. Sadece adliye civarında bulunan beş ya da on vatandaş orada toplanmıştı. Hiçbir dernek veya partiye mensup değillerdi. Kapatılan DTP’nin eski başkanı Ahmet Türk “susturun şu terbiyesizleri” diye polise adeta talimat verdi. Sonra da her zamanki kışkırtıcı demeçlerinden birini vermek üzereydi ki birden kendisi susmak zorunda kaldı. Öncelikle şunu belirtelim. Kendiliğinden şiddeti eylem tarzı olarak desteklemiyoruz. Ancak kınayamıyoruz da. Biz her şeyin yasal olması taraftarıyız. Daha önce defalarca belirttiğimiz gibi idam cezası geri gelmeli ve vatana ihanet eden bölücü başları hukuk devletinin gerektirdiği şekilde yargılanmalı. Türk milleti binlerce yıllık devlet tarihine sahiptir. Bu yüzden adaleti kendine yaraşır tarzda uygulamayı bilir. Türk adaleti ise haine bile savunma hakkı tanır. Ancak Ahmet Türk’e yumruk atan İsmail Çelik isimli Türk vatandaşının eylemi hiçbir şekilde terörist bir eylem değildir. Bir kışkırtma değildir. Provokasyon hiç değildir. Kendiliğinden bir öfke patlamasıdır. Toplumsal bir tepkidir. Türk adaletini işlemez kılanların hazırladıkları sosyolojik bir bombanın ilk işaretlerindendir. Ahmet Türk gibi gerçek kışkırtıcılar ise olayın esas sorumlularıdırlar. Tüm medya İsmail Çelik’e nefret kusuyor. Ama bütün okuyucu yorumlarında destek olunuyor. İtiraf edelim. Hangimizin içinden gelmezdi ki İsmail Çelik’in yaptığı? Türkiye’de her gün binlerce kişi bir vesileyle başka birini yumrukluyor. Çoğu olay adli vaka bile olmadan kapanıyor. Ama İsmail Çelik hemen tutuklandı. Alt tarafı öfkelenmiş (hem de çok haklı olarak) ve bir yumruk atmıştı. Ancak hemen hapse attılar çünkü o “dokunulmaz” birine dokunmuştu. Oysa İsmail Çelik ne kışkırtıcı ne de teröristti. Sadece sıradan bir Türk vatandaşıydı. Dokunulmazlığı yoktu. “Şiddet şiddeti doğurur” Bu vesileyle herkesin sık sık yinelediği ve artık sıkıntı veren bir tekerlemeye dönüşen o cümleyi hatırlatmak istiyoruz: “Şiddet şiddeti doğurur.” PKK yanlıları bu cümleyi esas şiddeti Türklerin ve devletin uyguladığı iddiasıyla hep yinelemiştir. Oysa Türkiye’de terörizmi savunan tek bir çevre vardır. O da Kürt ırkçı faşistleridir. Ahmet Türk bunların başında gelmektedir. Tüm medya bu adamı bir barış peygamberi ilan etti. Herkes Ahmet Türk’e özürlerini bildiriyor. İsmail Çelik ise adeta çağın teröristi ilan edilmiş durumda. Neden? Tek bir yumruktan dolayı… Peki ama Ahmet Türk kimdir? Başında bulunduğu parti kapatılmış yasaklı bir siyasi. Partisi neden kapatılmış? Terörü ve terör örgütünü açıkça desteklemekten... Bir yumruk için fırtınalar koparan beyler uyanın! Türkiye’de bir terör örgütü var. 30 bin Türk vatandaşını öldüren eli kanlı ırkçı-faşist bir örgüt. Ve Ahmet Türk hayatı boyunca bir kez ama bir kez bile bu terörü kınamadı. Tersine partisiyle terör örgütüne yataklık etti. Terörden siyasi rant ve para kazandı. Kan üzerinden, kin kışkırtarak ırk siyaseti yürüttü. Türkiye’deki bir numaralı terör odağı PKK’yken ve Ahmet Türk açıkça bu hareketi savunurken, nasıl olur da bizden yumruk olayını kınamamız istenebilir? Bu insanlar kanı ve Kürt ırkçılığını sermaye yaptılar. Asırlardır sömürdükleri, maraba olarak kullandıkları, haremlerine kattıkları bilinçsiz insanları terör robotları haline getirdiler. Dağda Mehmetçiğe kurşun sıktırdılar. Şehirde otobüslerde masum insanları yaktırdılar. Arka sokakları uyuşturucu bataklığına çevirdiler. Memleketin bir coğrafyasını terör ve ihanet laboratuvarı haline getirdiler. Bu adam bir kez olsun, PKK’yı kınadı mı? Dağ başında şehit olan 20 yaşındaki Türk genci için içten içe sevinmedi mi? Öğretmenlerimiz, hemşirelerimiz kurşuna dizilince canilere karşı durdu mu? Küçükçekmece’de 16 yaşındaki Türk kızı canlı canlı yakılınca PKK’lılara karşı sesini çıkardı mı? Hatta otobüs yakan PKK’lıları Filistin’dekiler gibi masum çocuk ilan etmedi mi? Şimdi de öfkeli bir Türk vatandaşının yumruğunu yiyince mazlum rolü kesiyor. Aslında tekrar terörü kışkırtmak için bütün medya güçleriyle birlikte nefret kusuyorlar. Pardon ama terörü destekleyen siz değil miydiniz? Bir tarafta 30 bin şehit, on binlerce gazi ve yaralı, diğer tarafta bir adet yumruk ve kırılmış bir burun… Kimse bize üzgünüz dedirtemez. Ahmet Türk için üzülenin de aklına şaşarız. Şiddet şiddeti doğurur. Bu kafayla gider, teröristleri yüceltmeye devam ederseniz, daha da doğuracaktır. Hodri meydan Osman Baydemir Yumruk olayından sonra Kürt ırkçısı kafanın en tipik tepkisini yine Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir gösterdi. Ağzı iyice pislik yuvasını dönüşen Osman yine küfür ve hakaretleri sıraladı: “Affınıza sığınarak bir şey söyleyeceğim. Hiçbir alçak ve şerefsiz benim halkımın sağduyusu ile oynayamaz…” Kendisini dinleyenler ise “Biji Serok Apo”, “Amed Samsun’a mezar olacak” sloganları atıyordu. Osman Baydemir’in şu tehditleri bir kez daha Türkiye’de terörün kaynağı olan Kürt ırkçılığının iç yüzünü gösterdi: “Türkiye’deki deli ve meczup ortalaması dünya ortalamasının üstündedir. Bu deliler sadece Samsun’da yok. Diyarbakır, Hakkari ve Van’da da var. Hem de oran Türkiye ortalamasının üstündedir.” Bu sözler Kürt kimliğinin milli bir kimlik olmadığını çok açık göstermektedir. Kürt kimliği yaşamak için teröre, ırkçı nefrete ve “meczuplara” başvurmak zorundadır. Bir halkı temsil ettiğini savunan Kürt ırkçısının en büyük övünç kaynağı içlerinden çok sayıda meczup çıkarabilmeleridir. Evet, Osman Baydemir’in söylediği gibi meczup kan dökmeye eğilimlidir. İçlerinde de çok vardır. Ancak tarihte meczupların ordu kurduğu, zafer kazandığı, devlet kurduğu görülmemiştir. Bu kafayla siz ancak Batının köpeği ve kiralık katilleri olmaya devam edersiniz. Osman Baydemir aklı sıra delilerle bizi korkutacak. Kısacası diyor ki terörü daha da artırırız. Nitekim bu demeçten sonra Hakkari sokaklarında terör yine boy gösteriyor. Biz de diyoruz ki: Hodri Meydan! Zaten yıllarca terör adına uygulanabilecek tüm yöntemleri uygulamadınız mı? Bugün kanunlara ve bayrağına saygılı bir Türk vatandaşına sanki Diyarbakır’da Hakkari’de yaşam hakkı var mı ki? Tamam siz meczuplarınızı sokağa salın. Ama bilin ki size bütün Türk illeri kapanır. Dolaşın bakalım İzmir’de, Samsun’da ve hatta İstanbul’da. Terör flamalarınızı açmaya kalkın bakalım. Ne olacak görelim? Meczup sayınız bizimkilerden çok olabilir ama Allah’a şükür bu ülke hâlâ Türklerin ülkesi. Akıllı veya “meczup” Türklerin sayısı fazla… Senin çıkaracağın bir tane teröristin karşısına en az on tane Türk çıkarırız. Sizin abartılı bir şekilde uydurduğunuz Kürt sayılarına göre bile matematiksel oran bu. Sayı üstünlüğüne sakın güvenme… Size Türkiye yasak İzmir’de yaşanan olaylardan sonra da Ahmet Türk benzer bir tehditte bulunmuştu. “Bu işin Diyarbakır’ı da var” demişti. “DTP’ye İzmir’i yasaklarsanız biz de diğer partileri doğuya sokmayız” tehdidini savurmuştu. Nitekim geçtiğimiz haftalarda PKK’lılar ve AKP’liler hep birlikte Van’da CHP kortejine saldırdılar. Parti otobüslerini ve Deniz Baykal’ı taş ve yumurta yağmuruna tuttular. Bu bir Türkiye gerçeğidir. Sorun Samsun’da, Bursa’da veya İzmir’de değildir. Sorun Türkiye’nin güneydoğusundadır. 5000 yıllık Türk toprakları ırkçı terör örgütü tarafından adeta kurtarılmış bölge haline getirilmiştir. AKP sayesinde her türlü yasadışı ve terörist odak bu bölgede iktidarını ilan etmiş, Türk olan her şeyi yasaklamıştır. Zorbalık ve terör kanun haline gelmiştir. Kürt ırkçısı diyor ki burası benim çöplüğüm. Kürtten başka burada herkese ölüm var. Ancak batıda da ben olacağım. Doğuya girmeyeceksiniz ama batıyı ele geçirmemi de hoş karşılayacaksınız. Çünkü “kardeşlik ve demokrasi” budur. Yok öyle yağma! Anayasa Mahkemesi DTP’yi kapattıysa, Türk milleti de tüm Türkiye’yi size kapatıyor. Hadi bakalım ektiğinizi biçin. Ve en sonunda bakmışsın meczup diyarına çevirdiğiniz Diyarbakır’da da, Hakkari’de de Van’da da kaçacak delik bulamayacaksınız. Meczuplarınızla birlikte Zağros mağaralarında yüzlerce yıldır yaptığınız gibi birbirinizin kanını dökebilirsiniz. Ama size güzel Türk vatanının hiçbir köşesini bırakmayacağız. Kurtarılmış bölge kepazeliği ve eşkıya tehditleri son bulacak! Dokunulmazlık kalktı Son Samsun olayında görüldüğü gibi Türkiye’nin iki gerçeğini gösterdi. Birinci gerçek dünün ve bugünün gerçeğidir. Türkiye’de eğer Kürt faşistiysen dokunulmazlığın vardır. Van’da gerçekleşen şiddet olaylarından sonra herkes CHP’lilerle ve Deniz Baykal ile dalga geçerken, yumurta esprileri yapılırken, Samsun’daki çok daha küçük çaplı bir olay Kürt-İslamcı düzen güçlerini ayağa kaldırmıştır. Devlet Bahçeli’den Tayyip Erdoğan’a kadar herkes olayı kınadı ve şahsen Ahmet Türk’ü arayarak geçmiş olsun dileklerini iletti. Peki ama PKK’lılar ve AKP’liler Van’ı yasak şehir ilan edince bu tepkiler niye gösterilmedi? Çünkü Ahmet Türk bir dokunulmazdır. Her fırsatta açıkça PKK’yı ve şiddeti savunan, ağzından küfür ve hakaret eksik olmayan Osman Baydemir hakkında tek bir işlem yok. Çünkü o da bir dokunulmaz. Samsun’da hemen bir emniyet müdür yardımcısı ve bir polis memuru görevden alındı. Oysa Van’da hiçbir şekilde böyle bir işlem gerçekleştirilmemişti. Yoksa Tayyip “CHP doğuya gidemez” dediği için mi bu ayrımcılık? İyi de kendisi de gidemiyor ki! Valisi, polisi tüm devlet güçlerini PKK’ya oyuncak yapmadın mı Tayyip? Yarattığın Türkiye’den gurur mu duyuyorsun? Türkiye’nin ikinci gerçeği ise yine bugüne ve daha çok yarına ait bir gerçektir. Evet, Türkiye’de Kürt ırkçılarının dokunulmazlığı vardı. Ancak artık halk kendi nezdinde bunu kaldırdı. İzmir ve Samsun çok basit iki örnektir. Artık size de dokunacaklar beyler! Demek ki terörist olmak kâr etmiyor. Yumruğu yiyince sizin burun da kanıyor. Zor oyunu bozarmış derler ya! Demek sizin oyunu bozmak için de bir Türk’ün celallenmesi ve içinden geldiği gibi şöyle iki tane yumruk atması yetiyormuş. Oysa Samsun’da adliye çıkışında ne kadar da rahattılar. Ne korumaları vardı ne başka bir şey. Külhanbeyi gibi salınıyorlardı. Dokunulmazlığı o kadar çok kanıksamışlar ki. Hem polis hem de BDP’liler gafil avlandı açıkçası… Medya soruyor: Türkiye nereye gidiyor? İyiye gidiyor beyler, iyiye…
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||