![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Okan İşbecer
Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan duyuruda “Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu ile Cumhuriyet Gazetesi Yayın Kurulu üyeliği ve köşe yazarlığı görevlerinin yanında, tutuklandığı tarihe kadar Ankara Temsilciliği görevini de yürütmüş olan Mustafa Balbay’ın, tutukluluğu nedeniyle uzun süredir fiilen yerine getiremediği Ankara Temsilciliği’ne yeni görevlendirme yapıldı. Mustafa Balbay’ın tutukluluk durumunun yarattığı boşluk dikkate alınarak gazetemiz Yayın Kurulu Başkanı İlhan Selçuk ve diğer Yayın Kurulu üyelerinin görüş ve önerileri üzerine Ankara Temsilciliği’ne Utku Çakırözer getirildi. Mustafa Balbay, bugüne kadar olduğu gibi köşe yazarlığı, Yayın Kurulu ve Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyeliğini sürdürecek.” Balbay, yapılan bu değişiklikle cezaevinde bir darbe de gazetesinden yemiş oldu. Çünkü görev değişikliği için fikri sorulan Balbay, değişikliğe itiraz ederek karşı çıkmış ama buna rağmen bu değişiklik gerçekleşmiş. Anlaşılan o ki, Vakfın yönetim kurulu, Balbay hariç oy çokluğu ile bu kararı almış ve uygulamış. Değişiklik ile ilgili kafalara takılan bir soru da İlhan Selçuk’un onayının nasıl alındığı. Çünkü bilindiği kadarıyla İlhan Selçuk yoğun bakımda ve kardeşinin öldüğü bile henüz kendisine söylenmedi. Görev değişikliğinin duyurulmasından iki gün sonra da Cumhuriyet’te İlhan Selçuk’un yoğun bakımdan çıktığı haberi verildi. Bir diğer iddia ise İlhan Selçuk’un da vakfın başkanlığından alındığı ve yerine Alev Coşkun’un getirildiği. Hatta buna Cumhuriyet’te gençleşme operasyonu bile diyorlar. Şaka mı ediyorlar yoksa gerçek mi bilemiyoruz ama İlhan Selçuk’un yerine ondan on yaş küçük birini getirerek gençleşeceklerini sanıyorlarsa vay hallerine. Sebep her ne olursa olsun, Cumhuriyet’in Balbay’a sahip çıkması gerekiyordu. Çünkü Mustafa Balbay ismi Cumhuriyet gazetesi ile bütünleşmiş bir isimdi. Mustafa Balbay, aynı zamanda gazetenin yayın kurulu ve Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi olarak da görev yapıyordu. Yani gazetenin sahiplerinden biri aynı zamanda. Ama ne yazık ki, gazetesi ona sahip çıkamadı. Cumhuriyet’teki bu görev değişikliği, gazetenin okurları tarafından da tepkiyle karşılandı. Gazetenin internet sitesinde haberle ilgili yorumlar yapan okurları “Benim gazetemin Ankara Temsilcisi hala Mustafa Balbay’dır” dedi. Mustafa Balbay zaten gazetenin Ankara temsilcisi iken yaptığı haberler ve görüşmeler kanıt gösterilerek tutuklanıp cezaevine konmuştu. Yerine getirilen Akşam gazetesinin eski Ankara Temsilcisi Utku Çakırözer’in ise vakti zamanında muhabirken Balbay tarafından Cumhuriyet’ten kovulduğu da ortaya atılan iddialar arasında. Amerikancıların Kıbrıs çıkarması
Özellikle yandaş medyanın kalemşörleri ve üst düzey yöneticileri, birbirinin peşisıra adayı ziyaret ederek Talat’la birlikte seçim kampanyasında çalışıyorlar. Başta Talat olmak üzere bilumum Amerikancılar, Derviş Eroğlu yarışı önde götürdüğü için tutuşmuş durumdalar. Son günlerde her Allah’ın günü Talat’ın arayı kapattığı yönünde haberler okuyoruz ama bu ara da ne biçim bir araysa bir türlü kapanmıyor. Rum’la uzlaşma adına geçtiğimiz seçimlerde Talat’ı seçtiren Amerikancılar, yine oturulan masadan kalkmamak adı altında Talat propagandasına devam ediyorlar. Ortaya konulan propaganda argümanı ise oldukça klasik. Neymiş efendim, Talat seçilmeden önce Kıbrıs’ı kimse tanımıyormuş da Talat’la birlikte uluslararası alanda KKTC’nin itibarı artmış. Duyan da Talat’ın KKTC’yi cümle aleme tanıttığını zanneder. Ama nerde. Adamlar AB’ye giriyoruz diye Rum devletinin içine soktular KKTC’yi. Bir de bununla övünüyorlar. Geçtiğimiz haftalarda Radikal yazarı Oral Çalışlar’ın Talat’a destek için Kıbrıs’a gitmek üzere yola çıktığını ancak uçağa yetişemeyerek bu önemli vazifeye geç kaldığı iddia edilmişti. Sonrasında Tayyip aşığı Ethem Sancak’ın gazetesinin genel yayın yönetmenliğini yapan Mustafa Karaalioğlu, Kıbrıs’a çıkarma yaptı. Karaalioğlu, Kıbrıs’ta televizyon ve gazeteleri dolaşarak Talat’ın seçilmesi için propaganda çalışması yaptı. Hatta Karaalioğlu’nun adada kendisini Tayyip’in adamı olarak tanıttığı ve Tayyip’in de Talat’ı desteklediğini söylediği de iddia ediliyor. Zaten Talat’da Tayyip’in kendisini desteklediğini yazdığı cep mesajını gösteriyormuş her yerde. Kıbrıs’a en büyük çıkarma ise Hürriyet’ten geldi. Başyazar Oktay Ekşi başkanlığında kalabalık bir heyet Kıbrıs’a gitti ve günlerce Talat’la görüşüp destek verdi. Hürriyet heyetinde Tufan Türenç ve Ferai Tınç gibi isimler de yer aldı. Hürriyetçiler Talat’la uzun boylu bir mülakat da yapmışlar. Bu mülakatta Talat acı bir gerçeği ifade ediyor: Derviş Eroğlu, Talat’ın 10 puan önündeymiş. Hatta Talat’ın yaptırdığı anketlerde bile Eroğlu önde çıkıyormuş. Demek ki para bile bazı gerçekleri saklamaya yetmiyor. Talat, Hürriyet yazarlarına Derviş Eroğlu’nu şikayet etmiş, Eroğlu’nun politikası yok, ikili hiçbir TV programına çıkmıyor, sürekli “Talat taviz verdi” diyerek. Sanki kendisinin taviz vermekten başka bir politikası varmış gibi bir de mızmızlanıyor. Ardından da başlıyor yalan propagandaya. Talat diyor ki, “Türkiye dış politikada Kıbrıs sorunundan kurtuldu.” E başında senin gibi bir adam bulunursa Kıbrıs’ın, ABD’si de AB’si de Kıbrıs gibi bir derdi düşünmezler. Kıbrıs emin ellerde olunca da Türkiye’nin başını ağrıtmazlar. Talat bir de bomba patlatmış ki, Hürriyet de onu manşetten görmüş. Diyor ki Talat “Eroğlu kazanırsa Hristofyas 3 günde masadan kalkar”. Adam sanki Rum tarafının cumhurbaşkanı. Kalkarsa da kalksın. Talat dışında pek kimsenin de çok umurunda olmaz herhalde. Seçimler öncesi KKTC’de durumlar özetle böyle. Amerikancıların yoğun desteklediği Talat hala anketlerde geride gözüküyor. Umarız seçimi de geride bitirir. Baykal’dan Kutlu Doğum açılımı
Geçtiğimiz günlerde gazetelerde Baykal’ın Kutlu Doğum Haftası etkinliklerine katılacağını okuduğumuzda aslında pek şaşırmadık. Çünkü yine bir hafta kadar önce CHP baş vizyonu Kemal Kılıçdaroğlu “laiklik diye diye yoksulları unuttuk” gibilerinden bir açıklama yapmıştı. O açıklamayı görünce CHP’nin bugüne kadar savunur gözüktüğü tek ok olan laikliği de artık savunmayacağını anlamış olduk. Yine Baykal’a dönecek olursak, Baykal geçtiğimiz hafta gerçekten de Kutlu Doğum Haftası etkinliklerine katıldı. Haliç Kongre Merkezi’nde Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından düzenlenen Kutlu Doğum Haftası ve Kuran’ı Kerim’in indirilmesinin 1400. yıldönümü etkinliğine Baykal, TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı gibi isimlerle birlikte katıldı. Toplantıya kabineden ve CHP’den önde gelen isimlerin katıldığı da görüldü. Etkinlikte bir konuşma da yapan Deniz Baykal, konuşmasının satır aralarında ince mesajlar vermeyi de ihmal etmemiş. Baykal’ın konuşmasının sık sık alkışlarla kesildiği de toplantı ile ilgili haberlerde yer alan izlenimler arasındaymış. Toplantıda konuşan Baykal özetle, “Dinin bir servet veya ün elde etmek amacıyla ele alınması İslamiyet’in özüne yapılabilecek en büyük saygısızlıktır. Her insan aklı ve kendi hür iradesi ile inanır. Hiç kimse bir başkasının günahını çekmez. Cennete ancak hak eden gider. Cennette hiçbir cemaatin toplu rezervasyon yapma imkânı yoktur. İyi insansan kimsenin sana aracılık yapmasına ihtiyaç yoktur. Kuran’ın ve İslamiyet’in siyasetle ilişkisi konusunda yanlışlıklara karşı hepimizin duyarlı olmasına ihtiyaç vardır. Şura, adalet ve işlerin ehillerine verilmesi temel değerlerdir. Ama bunlar hiçbiri siyasetin tekelinde olmayan ve her zaman gözetilmesi gereken unsurlardır. İstişare şarttır. İster Meclis’te, ister kendi partinde yaparsın. İşi ehline vereceksin. Benim dostumdur, akrabamdır diye iş vermeyeceksin. Ve adaleti de gözeteceksin. İslam’ın toplumsal hedefi ahlâklı ve adaletli bir düzeni kurmaktır. Dinin bir egemenlik iddiası yoktur. Kuran-ı Kerim bir hukuk kitabı değildir. Dileyen Müslüman olur. Tanrı dilediği kişiyi hidayete ulaştırır.” dedi. Baykal, bugüne kadar Şeyh Edebali dedi olmadı, çarşaf dedi olmadı, şimdi de kutlu doğum diyerek AKP oylarına talip oluyor. Bu işlerin böyle olmayacağını bir türlü öğrenemedi gitti. TDH’den çekilişli etkinlik
Türkiye Değişim Hareketi’nin (TDH) İstanbul Bahçelievler İlçe Başkanlığı’nın 3 Nisan günü ilçe binasında gerçekleştirdiği Aile İçi İletişim Konferansı’na eğitim danışmanı Yelda Karataş konuşmacı olarak katıldı. İlçe Başkanı Özel Demirkol’un da konuştuğu konferansa katılımı artırmak için TDH’liler ilginç bir yöntem geliştirdi. Dağıtılan davetiyelerde katılımcılara kura ile “2 adet 37 ekran televizyon, 1 adet çeyrek altın, 3 adet 1 gramlık külçe altını, 5 adet parfüm ve 3 adet güzellik salonunda 10 liralık hediye çeki” verileceği duyuruldu. Davetiyede hediye çekilişinin gün boyu devam edeceği de ifade edildi. Sarıgül’ün ekibindeki bu uyanık vatandaşlar, bize vakti zamanında Cem Uzan’ın mitinglerinde dağıttığı ekmek arası dönerleri hatırlattı. Sarıgül de Uzan’a özenmiş olacak ki, biraz daha ileri giderek uzun ömürlü tüketim eşyalarına yönelmiş. Bununla da yetinmemiş, devrin en iyi yatırımı olan altını da piyasaya sürmüş. O Sarıgül ki, bütün bu köhnemiş yöntemleri eleştirir gözüküyordu. Ne oldu da vatandaşa altın dağıtmaya başladı? Üstelik numaralı davetiyelerle. Temennimiz odur ki, Sarıgül’ün ekibindeki bu zeki arkadaşlar Millî Piyango İdaresi’nden izin almış olsunlar. Yoksa başları ciddi belada demektir. Birgün’de yaprak dökümü sürüyor
Birgüncülerle Enver Aysever arasında geçen mevzu ise şu: Geçenlerde Enver Aysever “Cihangir’in Liberal Çocukları!” başlıklı bir yazı yazdı ve Cihangir’deki liboş tayfayı yerden yere vurdu: “Dayak yiyen kadınlar için en çok onlar gözyaşı döker, Tekel işçileri adına en çok onlar dertlenir, sokakta leşi bulunan çocuğun ağıtını da onlar yakar... Tek dertleri demokratik, özgür bir ülkede yaşamaktır(!) Bunun için vesayet düzeni yıkılmalıdır(!) Önce Mustafa Kemal’in adı tarihten kazınmalı, kendini Kemalist sayanlar çarmıha gerilmelidir. Yetmez; işgalci(!) TC ordusu bir an önce tasfiye edilmelidir. O da yetmez dünyada tüm soykırımlar üstlenilmelidir. Hatta bir an önce kendini Türk hissedenler de mahkemelerde yargılanmalıdır.... Bunu başaracak tek siyasi iktidar AKP’dir.” Bunlar Aysever’in eleştirilerinden bir bölüm sadece. İşte bu yazı liberal Birgüncülerimizi rahatsız etmiş. Cihangirli entel tayfanın konuşmaktan başka birşey yapmamasının eleştirilmesi, aynı tayfanın bir başka versiyonu olan gazete yönetimini çok sinirlendirmiş olmalı ki, önce Ahmet Tonak “Ben de Cihangir’de oturuyorum” diye bir yazı yazdı. Sonra da Adnan Bostancıoğlu Aysever’e cevap yazdı. Bu da kesmeyince Birgün imzalı bir yazı yazarak Aysever’i mahkum etmeye kalktılar. Aysever de “Benim burada işim yok” kanaatine vardı ve Birgün’e elveda dedi. Nazlı da oğlu da bu yolları iyi bilirler Ilıcak ve oğlu, twitter’da Emin Şirin için “şaperon olmuş” yorumunda bulundular. Biz eğlence dünyasının Ilıcaklar kadar içinde olmadığımız için Mehmet Ali’nin yorumunu pek anlayamamıştık. Emin Şirin için kullanılan yabancı kelimenin “eşlik etmek” anlamına geldiğini de ana-oğul Ilıcaklardan öğrendik. Kendileri de bu yolları bildiklerinden söz konusu kelimeyi yukarıda açıkladığımız anlamında kullanmamışlardır tabi. Yandaki resim yıllar öncesinde medyada yer alan bir habere ait. Bugün ateşli türban savunucusu olan, TBMM’de Merve Kavakçı’ya kol kanat geren, Fazilet Partisi eski milletvekili Ilıcak, vakti zamanında o bar senin bu pavyon benim oğlu ile gecelere akardı. Şimdilerde kendisini oğlu ve gelini ile umreye giderken izliyoruz, umre izlenimlerini okuyoruz. Herhalde affedilmek için yapıyordur. Ama Allah hangi birini affetsin?
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||