Prof. Dr. Türkkaya Ataöv - ABD siyasetinde hastalığın kökeni
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Türk ırkçılığı mı
Kürt ırkçılığı mı?
GÖKÇE FIRAT
Ahmet Türk'e
Hiç Üzülmedik!
ALİ ÖZSOY
Bölücü Ahmet'e
Türk yumruğu!
İNAN KAHRAMANOĞLU
ABD ve Ermenistan'dan Tayyip'e "one minute"
İşte Türk milletinin tavrı
Tayyip Elini Hukuktan Çek!
OKAN İŞBECER
Cumhuriyet,
Mustafa Balbay'ı görevden aldı
TUĞRUL ÇELİK
Chavez'e saldırmanın dayanılmaz "hafif"liği
TÜRKKAYA ATAÖV
ABD siyasetinde
hastalığın kökeni
MUSTAFA İZBERK
Meded ve dahi help!
ERGİN KONUKSEVER
Deniz Gezmiş'le
yaptığımız röportaj
EYKAN CAN
80 saniyede devri tarih
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (22)
 
 

Prof. Dr. Türkkaya Ataöv
ABD siyasetinde hastalığın kökeni

Amerikan başkentindeki siyaset sahnesinde değişiklik isteyenlerin bir bölümü Kongre kurumlarındaki kuralların artık eskidiklerini ileri sürerek, örneğin özellikle Senato’nun işleyiş biçimini değiştirmeyi, ya da daha somut olarak, bir tasarının yasalaşmasını engellemek için kürsüyü ele geçirip sonu gelmeyecek gibi görünen uzun konuşmalar yapma açıkgözlüğüne bir son vermeyi öneriyorlar. Kısaca, üyelerin açıklama yapma süresi kısıtlansın. Ya da baskı örgütlerine bir çekidüzen verilsin; giderek, kapatılmaları bile tartışılsın.

Bunların gerçekleştiğini varsayalım. Yasama organının çürümüşlüğü o zaman sona mı erecek? Bu önlemlerle Kongre sağlığına kavuşabilecek mi? Bu ufak aşılar hastalığı iyi eder mi? Çürümüşlük çamuru içinde bocalayan Kongre bu yollardan sağlam kazığa bağlanmış sayılabilir mi?

Bu denli öneriler sorunun temeline inmiyor. Engelleme oyunları zorlaşmasına zorlaşır, ama bunun sonucu olarak dışarıdan yönetilenlerin oynadıkları aracı rol için bekledikleri hizmet payı yükselir, o kadar! Kurallar değişirse, “armağanlar” da artabilir. Zaten, kimileri, dışarıda durup içeridekileri Karagöz-Hacivat oyununa benzer biçimde iple oynatan birilerine bol kazanç getiren hizmete göre “armağanların” az olduğunu da savunup duruyorlar. Baskı kümeleri yola getirilseler ya da kapı dışarı konsalar, bu türlü adımlar yeterli olur mu? Sorun çıkar topluluklarının yalnızca varlığı değil, onların paralı örgütlerinin oyunu nasıl oynadıklarıdır.

“Düzeltim” diye sözü edilen öneriler temel sorunun dışa yansıyan birkaç sonucudur, o kadar. Asıl hastalık Kongre’nin oluşum ve işleyiş yönlerinden dışa, daha açıkçası dışarıdaki büyük para çevrelerine bağımlı oluşudur. O bağın kesilmesi ve kanserli doku gibi atılması gerekir. Temel değişime gidecek yol budur. Kongre bir bütün olarak o dış kaynağın sürekli denetimi altındadır; üyelerin ilgisi de, yaşam biçimleri de, kendi gelecekleri de bu bağımlılıkta toplanmıştır. Oy düğmesine giden elini dışarıdaki büyük gücün çizdiği çerçeveyi aşmadan kullanır. Kullanılan her oyun bir “armağanı” ya da bir “cezası” olabileceğini hiç unutmamak deneyimli siyasetçinin sağgörüsü gereği sayılır.

Söz konusu olan yönlendirme öylesine bir ağırlıktır ki, “değişim” sözcüğünü bu çarpıcı kavramla iktidara gelmiş olan Başkan Obama artık ağzına bile alamıyor. Adam aldatmak için birkaç kez söyleyiverse, ne çıkar ki! Onu bile yapamayacak derecede bir kıskaç içindedir. Bu durumda, düzeltim düşüncesi kala kala konuşma süresini kısıtlama ya da baskı örgütlerine bir çekidüzen vermekle sınırlı olur. Kongre değişikliği için Obama’nın bugün düşündüğü Bush’un uygulamalarından yalnız bir üslûp başkalığında görülebilir.
Zamanla, o anlatı biçimi de değişir

Söz konusu olan yönlendirme öylesine bir ağırlıktır ki, “değişim” sözcüğünü bu çarpıcı kavramla iktidara gelmiş olan Başkan Obama artık ağzına bile alamıyor. Adam aldatmak için birkaç kez söyleyiverse, ne çıkar ki! Onu bile yapamayacak derecede bir kıskaç içindedir. Bu durumda, düzeltim düşüncesi kala kala konuşma süresini kısıtlama ya da baskı örgütlerine bir çekidüzen vermekle sınırlı olur. Kongre değişikliği için Obama’nın bugün düşündüğü Bush’un uygulamalarından yalnız bir üslûp başkalığında görülebilir. Zamanla, o anlatı biçimi de değişir.

Obama’nın sağlık sorununu bugün ele alışı bile seçim sırasında verdiği sözlerden uzak mı uzaktır. Kendine (dolaylı yoldan) oy verdiği varsayılan 69.498.516 kişiye “siyasetimizi değiştirmek zorundayız” dememiş miydi? Bu yaptıkları mı, “değişik siyaset”? Bunlarda değişiklik nerede? Şu sözler onundu: “Halk bizleri izliyor. Her yıl adaylar ayrıntılı sağlık tasarılarını büyük farfarayla açıklayıp sözler veriyorlar, ama oylar verildikten sonra Vaşington’daki siyaset ve ilâçla sigorta çıkarcıları üstlerine çöküp onları susturuyor. Bu yıl da öyle olmasın...”

Gerçek şu ki, bu yıl da öyle oldu. Siyasette ve toplumdaki hastalığın temeline inilmedikçe, bundan sonraki yıllar da öyle olacak. Amerika’da “demokrasi” denilen tekerlemenin kokuşmuşluğu bir gerçek. Herkesin burnunun direğini kıran bu pisliğin kamuya açık sahnesi de ABD Kongresi’dir. Bizim Ermeni sorununda tanığı olduğumuz oyun hemen hemen her konuda yıllardır gene orada oynanıyor. Beyaz Saray’daki yönetim de, ister Demokrat ister Cumhuriyetçi olsun, bununla uyuşma yollarını araştırıyor.

Amerika amansız bir hastalıkla karşı karşıyadır. Kongre özel çıkarların dediğini yaparak onların bir aracı durumuna indirgenmiştir. Buna karşı çıkan Amerikalılar kuşkusuz var. Ama vurdukları yerden ses çıkaracak birileri hastalığa doğru tanı koyarak sorunu da, çözümü de açıklamalı ve onu yaymalıdırlar. Çok okunan günlükler bunu yapıyor mu? Kongre üyeleri arasında yürekli kişiler bunu bangır bangır söylüyorlar mı? Beyaz Saray’ın bir numaralı kişisi önderlik sorumluluğunu yerine getiriyor mu? Bu soruların tümüne koca bir “Hayır!”

Amerikan siyaset sahnesinde (tüm yaşamları boyunca değil, ama hiç değilse belirli konularda) doğruyu çok önceleri söylemiş olan John Quincy Adams, Daniel Webster, Thomas Hart Benton, Sam Houston, Edmund G. Ross, Lucius Q.C. Lamar, George W. Norris ve Robert E. Taft gibilerini çağrıştıranlar neden bugün çıkamıyor? Nedeni şu: Büyük sermaye artık çok güçlü ve onların Kongre’yi avuçları içine almış olan uzantıları o meclisi yıllardır işgâl altında tutuyorlar.

Kişiler büyük kurumların başına geçtikleri için büyük olmazlar. Amerikalı öğrenciler geçmiş başkanlardan ancak üçünün, dördünün adını bilir ya da söylenince anımsar. Geri kalanları kendilerine büyüklük kazandıracak hiçbir eylem yapmamışlardır. Örneğin, Buren, Harrison, Tyler, Polk, Taylor, Fillmore, Pierce, Buchanan, Arthur, Harding, Coolidge, Hoover... Bunların kişi bilincinde yer etmeleri için önemli işler başarmış olmaları gerekiyordu. Yürekli tavır takınmış olmak büyük işe soyunmanın bir türüdür.

Başkanlar bir yana, zaman zaman yüreklilik gösteren sıradan temsilciler de vardı. Örneğin, 1812’de İngilizlerle ikinci savaşa karşı çıkan John Randolph (1773-1833), askerlikten atılmış olan 160 zenciye hakça yargı isteyen Senatör Joseph B. Foraker (1846-1917), Kansas halkı istiyor diye birliğe alınmasını destekleyen ama bu çabasından ötürü başkanlık yarışında hiçbir umudu kalmayan Senatör Stephen A. Douglas (1813-61) gibilerinin yüreklilik anları...

Obama bunların hiçbirine benzetilemez. Görevini tam bir başarısızlıkla ve ayağını sürterek sürdürüyor. Önünde koca boyutlu bir ekonomik bunalım var; işsizlik çok ileri evrede; küresel ısınma ilerliyor; Afganistan’daki ve Irak’taki savaşların sonu gelmedi; kendi ülkesinin hiçbir sorunu çözülmedi. Demek ki, siyasetin, toplumun ve ulusun yenilenmesi gerek. Bunun bir parçası olarak, siyaset kurumlarının, özellikle Kongre gibi bir başkent kurumunun saygınlık kazanması gerekir. Ama bu merkezî kurum her vesilede daha da çok çamura batıyor. Bu batışın bir perdesini Türk ulusu da Ermeni sorunu oylanırken gördü.

ABD İç Savaş (1861-65) ve ekonomik bunalım (1929’lar) yıllarındakine benzer bir dönemeç odağında. Kongre’nin yapısı ve tavrı çözüm ya da başarısızlıkla temelden bağlantılı. Önce bu temsil kurumuna saygınlık kazandırmak gerekir. Atılacak anlamlı adımlardan birincisi onu dışarıdaki büyük para babalarının buyurganlığından kurtarmaktır. Amerika’daki ve tüm dünyadaki tutuculuğun jandarması onlardır. Kendi ayrıcalıkları uğruna çözümleri engellemeleri doğaları gereğidir. Her seçimde paranın ucunu gösterip karşılığında hizmet bekleyen aynı kişiler, onların uzantıları ya da yandaşlarıdır. Siyaset yapmak için öne çıkanlara destek gerekiyorsa, bu dayanak sıradan yurttaş olmalıdır. Bu destek yayıldıkça, sayıca azınlığın buyurganlığı daralır ve düzen o oranda eşitliğe yönelir. Kişinin parasal katkısı ise, örneğin 100 doları aşmamalıdır. Temsilciler Meclisi’nde Demokrat John Larson ile Cumhuriyetçi Walter Jones’un ve Senato’da da Demokrat Dick Durban ile Arlen Specter’in bu yolda çabaları var. Bu kısıtlama şunu göstermeğe yarayacaktır: Para Kongre’deki kararları artık etkileyemez.

Böyle bir adımın ikizi olarak, her hangi eski bir Kongre üyesinin baskı örgütlerinden biri yararına çalışması da yasaklanmalıdır. Hiç değilse, bu yasak görevden ayrıldıktan sonra uzun bir süreyi (diyelim, on yılı) kapsamalıdır. Kongre üyeleri geçirdikleri uzun yılların birikimiyle, (Howard L. Berman örneğinde görüldüğü gibi) toplantılardaki türlü cambazlıkların ustası olmakta, kişisel dostlukları ve utanmazlıkla karışık alışkanlıkları sayesinde, ulusu simgelemesi gereken bir temsil kurulunda haklılığa sığmayan sonuçlar alabilmektedirler. Onların sonraki lobiciliği de engellenmelidir. Yoksa, Kongre New York’ta “Wall Street”in ve başkentte de “K Street” diye bilinen odağın (ve onların yandaşlarının) oyuncağı olmayı sürdürecektir. Bu önlemler de yasaları gerektirir.

Bu yasaları bugünkü Kongre çıkarmağa yanaşacak mı? Bu yapıdan Türkiye yararına bir karar nasıl çıkmazsa, o kurulda Amerikan siyasetine bir demokrasi aşısı yapacak bir yasa da doğmaz. Çözümün bu Kongre’den çıkacağını ummak Amerikan siyasetini hiç anlamamak demektir. Ancak, başka bir yol daha var. Bu ikinci yasal seçeneğe geçerken, temel değişiklik amaçlı bu iki adımın gerekliliğinin altını bir kez daha çizelim.

Kongre’nin yapısal bağımsızlığı için bu ilk iki adım kaçınılmaz sayılmalıdır. Başkenti sarıp sarmalamış olan büyük paranın etkisi Kongre’nin bağımsızlığını, onunla birlikte onurunu ve saygınlığını yok etmiştir. Ne var ki, yukarıda değindiğim gibi, bir yol daha var. O da Kongre’nin onayını gerektirmeyen yoldur. Amerikan Anayasasını yapanlarla ona sonradan birtakım değişiklikler (Amendments) ekleyenler bir açık kapı bırakmışlar. O da şu: ABD’yi oluşturan (ve dilimizde yanlış olarak “Eyalet” denen) birlikteş devletlerin üçte-ikisinin genel bir toplantı için başvurması, böyle bir tartışmanın yapılabilmesi için tek koşuldur. Başka bir deyişle, üçte-ikiye varan bir başvuru toplantıyı gerçekleştirir. Bu toplantının Anayasayı ve başka temel yasaları tartışma yetkisi vardır.

Bu seçeneğe sapma olasılığı kimilerini ürkütüyor. Kuşkusuz, en başta, büyük para babalarını ve onların işbirlikçilerini. Ancak, değişimden yana olan siyasetçileri de. Korktukları yasa yapmakla görevli olan Kongre’nin güçsüzlüğünün somut olarak kanıtlanmasıdır. Ne var ki, bu gerçeği artık kabullenmek gerekir. Siyasetin kendi Kongre’de halkı temsil etmeyen bir yönde kilitlenmiş durumdadır. Ayrıca, anayasal bir değişime ilişkin kararın alınabilmesi için 38 birlikteş devletin onayı gerekir.

Sorunu çözmeğe çalışmak kaçınılmaz olmalıdır. Tartışılacak konu olsa olsa çözümün hangi yoldan denenmesi, nasıl olmasıdır. Kaldı ki, söz konusu önlemler yalnızca ilk adımlardır. Bu adımlarla ne Amerikan siyaseti demokratlaşır, ne de toplum yaşamı düzlüğe çıkar. Hastayı ameliyata almadan önce bir ön-hazırlık gerekir. Büyük sermayeyi ameliyat odasından çıkarmak ilk iştir. Yoksa, işlemcenin yapılmasını istemeyen ondan başkası değil. Ondan sonrasının ne olacağı başka bir konudur.

Bu yazılarda yalnız Kongre’nin batkınlığı üstünde durdum. Kongre bağımsız olup halka karşı gerçekten sorumlu davransa bile, Ermeni sorununu ele alıp tartışmalı ve oylamalı mıdır? Bu da apayrı bir konu. Türk-Ermeni ilişkilerinin konuşma yeri, ister hasta ister göreceli olarak sağlıklı olsun, ABD Kongresi değildir. Üyeler tutucu çevrelerin hizmetinde olsalar da olmasalar da, ne bilimci, ne tarihçi, ne de Türklere karşı çeşitli önyargılarından kurtulmuş kişilerdir...


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Bu yazı hakkında henüz yorum yapılmamıştır.

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40