Eser Özaltındere - O kahramanlar bunları hak etmedi
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Tayyip elini hukuktan çek!
ÖZGÜR ERDEM
Van'da AKP-PKK ittifakı
ve Türk milletine dersler.
OKAN İŞBECER
Aydınlıkçılar yine
Apo'yu savunuyor
TUĞRUL ÇELİK
9000 yıllık Türk yurdu Çin
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
68'in devamı
Ulusal Parti'dir
TÜRKKAYA ATAÖV
ABD Yüce Mahkemesi demokrasiye karşı
ESER ÖZALTINDERE
O kahramanlar
bunları hak etmedi
M. ÇINAR ÇETİNKAYA
Sayın Bakanım
İLYAS SALMAN
AKP kaybedince
satılmış yazarlar
ne yapacak?
EYKAN CAN
Uzağı yakın etmek
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (21)
 
 

Eser Özaltındere
O kahramanlar bunları hak etmedi

Askere gözaltı, teröriste bayram karşılaması

Ergenekon operasyonunda TSK mensuplarına yapılan muamele PKK’lı teröriste bile yapılmadı.

Sömürgeciler tarafından başımıza musallat edilen PKK belâsına karşı yıllar boyu süren ve binlerce insanımızın yaşamına mal olan savaşın kazanılmasında canları pahasına  mücadele eden  insanların kıymetini hiçbir zaman yeteri kadar bilmediğimiz gibi, son dönemde onların üzerinde oynanan oyunları, örselenmelerini ve uğradıkları haksızlıkları, ne yazık ki, elimiz kolumuz bağlı bir şekilde izlemek zorunda bırakıldık. Onlar hiç de hak etmedikleri bu tavır ya da tutumlara mâruz kalırlarken PKK adlı cinayet şebekesinin elebaşı, yandaş ve siyasî kolları el üstünde tutularak kendilerini koyacak yer bulunamadı. Herhâlde böyle bir çirkin çelişki dünya tarihinde ilk ve tektir. Bir tarafta devleti, ulusu, insanları ve onların ilelebet bu topraklar üzerinde pâyidar kalabilmesi için canını hiçe sayarak mücadele eden bir kurumun saygın mensupları, tam bir hukuk skandalı izlenimi veren ve hâlâ kimsenin ne olduğunu çözemediği bir dava adına bitmez tükenmez gözaltılar ya da tutuklamalarla mağdur edilirlerken, diğer taraftan bu ülkeyi parçalamak için sömürgecilerin askerliğini yapan eli kanlı PKK çapulcuları, Habur’da kurulmuş özel çadır mahkemeleriyle on dakikalık göstermelik sorgulamalardan sonra serbest bırakılarak satılık Kürtçü liderlerin önderliğinde toplanmış binlerin önünde gerçekleştirilen resmi geçit şöleninde baş aktörler olarak yer alabiliyorlar. O, Türkiye’yi paramparça etmek için hazırlanmış senaryoda baş taşeron olan PKK kiralık örgütüne AKP öncesindeki süreçte ortaya koyduğu  mücadele ile gereken cevabı veren TSK mensuplarının evleri, büroları, en mahrem özel eşyaları didik didik aranıp evlerine sabaha karşı baskınlar düzenlenirken ve kurmaca izlenimi veren bazı suçlamalarda bulunulurken veya tutuklanırlarken, Kürtçülerin yönetimindeki gruplar; büyük bir özgürlük içerisinde belediye otobüslerinde gencecik insanları yakabiliyor, kalkışma mitingleri düzenleyebiliyor, çok sayıda insanın ölümüne neden olabilecek bombalı saldırılarda bulunabiliyor, evlerle dükkanları harabe hâline getirebiliyor ve insanların yaşam alanlarını cehenneme çevirerek Türkiye’yi tam bir kaos ortamına sürükleyebiliyorlar.

AKP, PKK ile mücadele eden askeri cezalandırıyor

İşin ilginç yanı da; bütün bu devlet mantığı ile çelişik uygulamaları devletin bizzat kendisi gerçekleştiriyor. Yani bu devlet, kendisini koruyan, parçalanmasını önleyen kurum ile fedakâr elemanlarını hukuksal dayanağı kuşkulu olan ve siyasi amaç güttüğü iddia edilen davalarla cezalandırırken, kendisini yıkma peşinde olan bölücüleri ise ödüllendiriyor. Taltif edilmesi gereken insanlar tutukevlerinde ezâ ve cefâ çekerlerken ABD’nin, AB’nin tetikçileri ve avâneleri Kürt açılımıyla mükafatlandırılıyorlar. Böylelikle AKP tarafından ele geçirilmiş devlet bir anlamda, AKP öncesinde PKK’ya karşı amansız bir mücadele vererek muzaffer olmuş TSK mensuplarına şu tür bir mesaj göndermiş oluyor; “Seni, PKK ile savaştığın ve onun Türkiye Cumhuriyeti’ni bölmesini engelleyerek sömürgecilerin BOP hedefini geciktirdiğin için cezalandırıyorum.” Başka bir ifade ile AKP yönetimindeki devlet, sanki PKK’yı yok olma noktasına getirdiği için eski TSK kadrolarından intikam alıyor. Bu, darbecilere karşı verilen bir mücadele olarak gösterilse de, bu yakıştırmalar gerçeklerin üzerini örtmek için bir kamuflaj işlevi görmenin ötesine geçemiyor. Çünkü bu kadrolar, PKK savaşı sırasında ABD’nin gerçek niyetini anlamış ve ABD karşıtı bir ideoloji geliştirmişti. O yüzden en kısa zamanda devreden çıkarılmalıydılar. Bir an önce önlem alınmazsa, denetlenemeyebilir ve TSK içerisindeki ABD’nin başına belâ olacak kendi örgütlenmelerini güçlendirebilirlerdi. İşte o nedenle AKP etiketli devlet tarafından yok ediliyorlar. Peki, bu arada AKP’nin emrindeki devlet bölücüye ne diyor; “ben senden yanayım, bütün hızınla bölücülüğüne devam et! Hiç korkun olmasın arkanda ben varım.” Bölücüye verdiği desteği ise “sömürgeci demokrasisi” ile açıklıyor. Kısacası, gerçek amacının üstünü örtmek için her türlü bahanesini planlamış durumda.

Çok enteresandır, AKP tarafından kilit noktaları tutulmuş yandaş devlet yapılanması, siyasal İslamcı kimliğini ikinci plana atarken bölücülük ile Kürtçülüğü ön plana çıkarıyor. Bu aşamada dincilik, Kürtçülüğe destek vermek için bir araç olarak kullanılıyor. Bütün bu gerçekler ABD ile AKP arasındaki derin işbirliğini de çok güzel izah ediyor: Ilımlı TSK yaratmak, Neo-Osmanlıcılık, sömürgecilerin “Böl, parçala, yönet” hedefi ve BOP…

Diğer taraftan, AKP öncesinde PKK ile kıyasıya savaşım sırasında bilinçlenmiş ve ABD oyununu çözerek ABD karşıtı olmuş TSK kadrolarının tasfiyesi konusunda AKP’ye en büyük destek, yine aynı yolun yolcusu olan mûnis Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’dan geliyor. Hem de sonuna kadar…

Levent Göktaş; “TSK’nın PKK ile mücadelede şehit verdiği Bahtiyar Aydın, Rıdvan Özden gibi paşaların öldürülmesi ile ilgili olarak bir general ismi vermesi durumunda hemen elini kolunu sallayarak emniyeti terk edebileceğini” söylendiğini açıklamıştı.

Bu çerçevede çok önemli bir isim gazete sayfalarında karşımıza çıkıyor: Ergenekon tutuklusu emekli albay Levent Göktaş!

Peki!.. Bu Levent Göktaş kimdir? Medyadan edindiğimiz bilgilere göre, PKK ile savaşta inanılmaz yararlılıklar göstermiş çok özel bir asker ve bir kahraman! Kendisi hakkında televizyon kanallarından birinde yapılan bir programda konuşmacı onu şöyle tanımlıyor; “Göktaş üstün vasıflara sahip kahraman ve kendisini tanıyan tüm subayların taptığı askeri bir liderdir. Yüksek irtifa serbest paraşütçüsü, su altı komandosudur. Özel Kuvvetler içerisinde 92’den beri en kritik görevlerde yer almıştır. PKK tarafından 25 kez pusuya düşürülmüştür. Bir hukuk adamı, herkesin tanıdığı saygı duyduğu gıpta ile baktığı bir insandır. Kuzey Irak’ta çok önemli harekatların tamamına katılmıştır. Çünkü o operasyonların tamamında Özel Kuvvetler vardır. Özel operasyonların hepsinde de Levent Göktaş yer almıştır. Silahlı Kuvvetlerde hiçbir subayda üç tane üstün cesaret ve feragat madalyası yoktur. Sadece onda vardır. Altı tane Üstün Birlik Yetiştirme Beratına, 180 tane takdirnameye, bir sürü şerit rozete sahiptir. Yani TSK’da bir tane daha böyle bir subay yoktur!...”

Evet! PKK denilen uzaktan kumandalı çete işte bu şekilde yetiştirilmiş vatanı için canını vermekte bir saniye bile tereddüt etmeyen özel insanlar sayesinde ağzının payını aldı.

Ergenekon ABD karşıtı Ordu mensuplarına karşı yapıldı

Bakın, Levent Göktaş’ın kendisi Özel Kuvvetlerle ilgili neler söylüyor; “Bu birliğe insanlar özel seçilir. Bu birime katılmak için 500-1000 subay müracat eder. Özel Kuvvet Komutanlığı tarafından değerlendirildikten sonra seçilirlerse 3 göbek ötesinden araştırılırlar. Vatansever, ulusalcı kişiler tercih edilir. 3 yıl kursa tabi tutulur. 5 yıl süreyle timlerde görev alır. Ben vasat bir Özel Kuvvetçiyim. Benden daha iyi Özel Kuvvet subayları vardır. Ben ABD ve diğer ülkelerin özel kuvvetlerini de gördüm ama bizim Özel Kuvvetlerimiz dünyada tektir.”

Emekli Albay Levent Göktaş bu ifadeleri arasında hangi noktaya parmak basıyor? Bu Özel Kuvvetlerin ABD ordusunda bile olmadığı gerçeğine... Zaten işin özü de bu söylemde yatıyor. ABD denilen sömürgeci kendisinin ne mal olduğunu anlamış, kendi ordusunda bile olmayan “üstün eğitimli birliklerden” hoşlanır mı? Herhâlde hoşlanmaz. BOP ve uydu devlet Kürdistan’ın kurulması konusunda çok önemli mesafeler kat edilmişken, ABD’nin Afganistan’a destek için Irak’tan kuvvet çekerek Kuzey Irak’ta konuşlanma noktasına gelinmişken, AKP’nin garanti altına alınması öncelikli görev iken, ihtiyaçtan dolayı PKK’nın tasfiyesi söz konusuyken elbette ki TSK içerisindeki tehlikeli unsurların temizlenmesi, ılımlılaştırılması ve bunlara gözdağı verilmesi gerekecektir. Ayrıca, Levent Göktaş bu Özel Kuvvetlere seçilen insanların ne kadar “ulusalcı ve vatansever” olduklarından da bahsediyor. Yani, vatan sevgisini her şeyin üzerinde tutan ulusalcı bir ideoloji konusunda ortak paydaya sahip, aynı zamanda PKK ile savaş sırasında bu ideolojisini daha da pekiştirmiş ve PKK’ya verdikleri destekten dolayı ABD karşıtı bir bilince sahip olmuş, üstüne üstlük ABD ordusunda bile olmayan üstün savaşçı özelliklerle donanmış ayrıca da “çuval” olayı nedeniyle ABD’ye diş bileyen bu onurlu subayların ABD’yi rahatsız etmemeleri mümkün olabilir mi? Tabii ki hayır! Nitekim, bugün TSK’ya yönelik operasyonların arka planında bir boyutuyla bu şekildeki asker profilinden kurtulma hedefi yatmaktadır. ABD; AKP ve İlker Başbuğ aracılığıyla kendini garantiye almaktadır.

Levent Göktaş, Özel Birlikler konusundaki açıklamalarına devam ediyor ve diyor ki; “ Cudi Dağı’nda 250 teröristin toplandığı haberi geliyor. Komutanlar buraya asker sokamayacaklarını, çok şehit verebileceklerini söylüyorlar. Bize haber verildi ve ‘Böyle bir hedef var girin’ şeklinde emir aldık. Bölgeye 40 kişilik bir ekiple yerleştik. Diğer askerler etrafı sardı. Gece 23.00’da biz bölgeye sızdık ve terörist grubu etkisiz hâle getirdik. Ama teröristlere teslim olmaları için her türlü çağrı yapılmıştı. Bir şehit 10 yaralı verdik. Feda olsun bu vatana. Bu birlik böyle bir birliktir. Bunları Özel Kuvvetler daha iyi anlaşılsın diye anlatıyorum. Biz 60 kişiyle başladık, 15 kişi kaldık. Diğerleri şehit oldu. Kalanların da kimi kör, kiminin de ayağı yok…”

Şuraya bakın! 60 kişi ile başlıyorlar ve 15 kişi kalıyorlar. Diğerleri ise ya şehit ya da değişik uzuvlarını kaybetmiş durumda hayatlarını devam ettirmek zorunda kalan gazi... Ve hâlâ tüm bu acılara karşılık “Feda olsun bu vatana!” diyebiliyorlar. Böyle bir adanmışlık olabilir mi? Çok doğaldır ki, ABD denilen sömürgeci hâliyle böyle bir vatan ve ulus sevgisine sahip adanmışlardan kurulu ordudan korkacaktır. Gel gelelim, söz konusu edilen bu insan üstü özverilerin karşılığında Türk milletinin bu insanlara ödenmesi mümkün olmayan borçları söz konusuyken; rahatımızı, özgürlüğümüzü, huzurumuzu, canımızı, kısacası varlığımızı bu kahramanların seve seve verdikleri canlarına, kaybettikleri gözlerine, bacaklarına, kollarına borçluyken ve onları başımızın üzerinde taşımamız gerekirken, ne yazık ki, bu kahramanlar ne olduğu bir türlü netleşmeyen ve üzerinde sürekli kuşku bulutları dolaşan davalarla sürüm sürüm süründürülüyorlar.

Dava değil psikolojik harekât

Çok manidardır, Levent Göktaş’ın tutuklanması; Barzani uşağına yakın bir internet sitesinde de “Memlekete hoşgeldin Göktaş” şeklindeki bir sözle alay edercesine ve intikam alırcasına kutlanmış. Bu ifadeyle Levent Göktaş’ın PKK’ya kan kusturan bir komutan olarak Kürtçüler arasında isminin nam yaptığı anlaşıldığı gibi, aynı zamanda Apo denilen teröristin Türkiye’ye getirilmesini sağlayan ekipte bulunmasına da gönderme yapılmış. Doğal olarak, Levent Göktaş’ın isminin özellikle böyle bir sitede geçmesi, onun ve onun gibilerin üzerinde çok aktörlü derin güçlerin gerçekleştirdiği bir operasyonun düzenlendiği kuşkusunu daha da arttırmaktadır.

Gerçekten de, değişik medya organları aracılığıyla bilgi sahibi olduğumuz ve çeşitli isimlerle adlandırılmasının yanında ağırlıklı olarak TSK mensuplarına yönelik açılan davaların hukuk kurallarının dışına taşan siyasi amaçlı manevralara dönüştüğü her geçen gün biraz daha iyi anlaşılıyor. Nitekim,Uğur Dündar’ın bir programında Levent Göktaş’ın avukatı Serdar Öztürk; Levent Göktaş’ın bürosunun yasal prosedüre uymayan bir şekilde arandığını, aramaları çalışanları bir odada toplayarak 8 polisin yaptığını, Cumhuriyet Savcısının aramaların başlamasından 4,5 saat sonra geldiğini, büroda hiçbir DVD oynatıcı ve bilgisayar bulunmadığı halde 1 DVD’ye el konulduğunu, Levent Göktaş’ın evinin aranmadığını, bürodaki 60 CD ile 1 DVD kayıt altına alınırken arabasındaki CD’lere dokunulmadığını, büroda bulunan 51 no’lu DVD’nin kendilerine ait olmadığı gibi bir kopyasının da kendilerine verilmediğini, zarar verir düşüncesiyle parmak izi çalışması için izin çıkmadığını ve ayrıca 51 no’lu DVD’nin çatlak olduğunu iddia ederek şüpheli durumlara dikkat çekmişti.

Yine o programda Serdar Öztürk savcıların Levent Göktaş’a; “TSK’nın PKK ile mücadelede şehit verdiği Bahtiyar Aydın, Rıdvan Özden gibi paşaların öldürülmesi ile ilgili olarak bir general ismi vermesi durumunda hemen elini kolunu sallayarak emniyeti terk edebileceğini” söylediğini de açıklamıştı.

Doğal olarak yukarıdaki açıklamalar hukukçu olmayan sıradan insanların kafasında dahi soru işaretlerinin oluşmasına neden oluyor. O zaman bu soru işaretleri ister istemez acaba işin içerisinde bir iş mi var kuşkularını ortaya çıkarıyor.

Bir bakıyorsunuz, 16 yaşında bir kızı kaçırmaktan ve yasa dışı olarak Irak Türkmenleri adına para toplamak gibi yüz kızartıcı suçlardan ordudan atılmış bir yüzbaşı eskisinin beyanlarına dayanarak Levent Göktaş, Gaffar Okan cinayetiyle ilgili olarak sorgulanıyor. Hem de bu şaibeli kişi söz konusu edilen suçlamaları yaparken o kadar gerçekçi bir mizansen sunuyor ki, bu durum kaçınılmaz olarak akla yine derin istihbarat güçlerini getiriyor. Ayrıca, Tuncay Güney’in ajanvari komplo senaryolarını, “Tükenmez Kalem” ve “Sokak Lambası” gibi gizli tanıkların bazı vaatlere karşılık verdikleri ifadeler ile o vaatler yerine getirilmediği için bunları sonradan geri almalarını veya yukarıda açıklanan Levent Göktaş’a bazı generallere karşı suçlamalarda bulunması durumunda serbest bırakılacağı şeklindeki telkinlerle elde edilmeye çalışılan aleyhte söylemleri -Erdal Sarızeybek de bu doğrultudaki tekliflerle karşılaştığını belirtmişti- “Islak imzalı belgenin” orijinaliyle birlikte gönderilen mektuptaki istihbarî kurguyu, nokta operasyonlarının yapılmasına neden olan ihbar telefonlarını ya da mektuplarını da işin içerisine katarsak, doğal olarak TSK mensuplarına yönelik “psikolojik, asimetrik harekatın” köklerinin çok derinlerde olduğunu ve büyük bir planın parçası olarak devreye sokulduğunu daha iyi anlayabiliyoruz.

Subaylarımıza Atatürk gibi sahip çıkalım

Tabii burada hedef sadece Levent Göktaş değildir. Levent Göktaş gibi PKK ile savaşta çok büyük fedakârlıklarda bulunmuş askerî personel de adını ve dalgasını saymakta zorlandığımız davalar aracılığıyla mağdur durumuna sokularak intikam objesi hâline getirilmişlerdir.

Biz bu kahramanlarımızı yerden yere vururken, elin oğlu dünyanın dört bir tarafında ülkeleri işgal ederek binlerce insanın ölümüne neden olan sömürgeci askerî gücünün mensuplarını el üstünde tutuyor. Bu konu ile ilgili olarak e-posta adreslerinde dolaşan bir iletide yaşanmış şöyle bir olaydan bahsediliyordu; ABD’de bulunan Türk vatandaşı bir kişi San Diego Havaalanında uçağa binmeyi beklerken, uçağın kaptan pilotu yolcu salonuna gelerek kontuarın arkasına geçiyor ve eline mikrofonu alıyor. Önce kendini tanıtıyor ve uçuş hakkında kısa bir bilgi veriyor. Daha sonra da yolcuları uçağa davet edeceğini söylüyor. Arkasından da ekleyerek; “business class ve first class yolcularından önce Amerika’nın gururu, kahraman ordumuzun kahraman askerlerini izninizle uçağa davet ediyorum” diyor. Ve 4 alabros traşlı asker alkışlar eşliğinde herkesten önce uçağa alınıyor…

Bir tarafta ipe sapa gelmeyen iddialarla ve bir türlü sonuçlanmayan davalarla sırf kendi yurdunu korumaya çalıştığı için hapishane köşelerinde mağdur edilen, Türk halkının ve Türkiye Cumhuriyeti’nin çok şeyini borçlu olduğu kahramanlar, diğer tarafta ise binlerce kilometre ötede işgallerde bulunarak on binlerce insanın ölümüne neden olan ve sömürgecilerin baş tacı ederek alkışladığı sömürgeci askerleri… Gel de kahrolma!...

En üzücü noktalardan biri de işbirlikçi medyanın karalamalarıyla bu kahramanların Türk halkı tarafından yeterince tanınamamış, anlaşılamamış ve hatta kötü biliniyor olmaları…

Bakın, Atatürk 31 Temmuz 1920’de Afyonkarahisar Kolordu Dairesi’ndeki subaylara yönelik hitabında yer alan birkaç cümlede neler söylemiş; “... Askerlik izzetinefsini yok etmeye gayret ettiler... Ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka subayını mahvetmek, aşağılamak lazımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engeller ve müşkülat kalmaz...”

Evet! Tarih, zamanı geldiğinde bu devlet yönetimine aykırı ve olağan dışı uygulamaların sorumlularını muhakkak ortaya çıkaracaktır. Tarihin mahkemesinde yargılanmadan paçayı kurtarabilmek pek mümkün değildir.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


30 yıldır kürtler ırçılıkla beslendiler ve örgütlendiler,ama bizim Türk insanı hala müslümanlık ile türklüğü ayırd edemiyor,ve köy evlerinde akşama kadar 'samanyolu tv-kanal 7' seyredilince ,o kanalların empoze ettiği akepeye veriyor seçimde oyunu,bu insanlar nasıl uyanacak?esas konu bu..

Ayşe, Adana
2 Mayıs 2010


türk halkı amerikan severlere gereken dersi  seçimlerde verecektir

Aaa, İçel
20 Nisan 2010


ONLAR KÖTÜ DEĞİL ONLAR BU VATAN İÇİN HERŞEYİNİ VERMEYE ANT İÇMİŞ KAHRAMANLARDIR:ATAMIZ BU OLAYI 1920 de söylemiş bu o korkakların çamur at izi kalsın felsefesidir.EY ATATÜRK SEN NE BÜYÜK İNSANMIŞSIN BU ÜLKEDE OLACAKLARI BUNDAN 70-80 SENE ÖNCE GÖRMÜŞSÜN.SAYIN ESER ABİ YAZDIKLARIN BİRGERÇEK.O KAHRAMANLAR BUNLARI HAKETMEDİLER.

Erkan, İçel
18 Nisan 2010


tarih tayyip ve abdullah gül ve etrafındaki yiyici ve kukla takımını hiç görmezlikten gelmeyecek.kaldır el indir el yapanları hiç unutmayacak.hele ab uyum yasaları nın altındaki chp nin imzalarını hiç unutmayacak.tıpkı denizlerin asılmasında imza atanlar gibi.bunun hesabı bir gün sorulacak.bu devran böyle gitmez.halk uyanacak ve önünde hiçbir engel tanımayacak.abd ci üst yöneticiler olan asker komutanlar akan kanın hesabını verecekler.tıpkı evren gibi halkın karşısına çıkamaz olacaklar.gün bugün dostlar gün bugün.yolunuz açık olsun.

Türkan, İstanbul
12 Nisan 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40