![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Tuğrul Çelik
Çin’in Şaansi eyaletinin başkenti Şian kenti yakınlarındaki piramitlerlerle ilgili yeni bulgulara ulaşıldığı ile ilgili bir haber yayınlandı. Geçenlerde bir Türk araştırmacı yazarın Çinli bir rehberle birlikte piramitlerin içine girip daha önce yayınlanmamış fotoğraflar çektiği ve tarihi yeniden yazdıracak yeni bilgiler edindiği ile ilgili bir haber yapıldı. İlk defa İkinci Dünya Savaşı’nda ABD’li bir pilotun Hindistan’dan Çin’e uçarken fark etmesiyle gündeme geldiği söylenen piramitlerin, arkeolojik açıdan binlerce yıllık yapılar olduğu biliniyor. Piramitleri gezen araştırmacının anlattıklarına göre piramidin içinde bulunan mezar odasında yaklaşık iki metrelik bir mumya varmış. Baş tarafındaki şekiller içinde de ay yıldız ve kurt başı figürleri bulunuyormuş. Yine granitten yapılmış baş figürü ise Çinli rehberin anlattığına göre Oğuz Kağan’ın temsili heykelinin parçasıymış. Araştırmacının söyledikleri, daha fazla araştırma yapılırsa tarihin yeniden yazılmasına neden olacak bilgilere ulaşılacağı yönünde. Bazı Batılı tarihçiler tarihten Türkleri çıkarınca tarih diye bir şey kalmayacağını söyler ya, gerçekten saklanan bir Türk tarihi ile karşı karşıyayız. Çin’le ilgili bu haberle ilgili anlatılanlar bir yana, Türk tarihi üzerinde büyük bir sansür var. Batılıların yazdığı bir Türk tarihi, bambaşka bir Türk ve Türk medeniyetinden bahsediyor. Peki acaba Türklerin Çin’deki varlığı kaç yıllık? Türk tarihi konusunda bir kırıntıyı bile dışarıda bırakmayan Atatürk, bizzat hazırlanmasına da katkıda bulunduğu Türk Tarihinin Ana Hatları’nda “Çin’deki Türk Medeniyetinin Kıdemi”ni ortaya çıkarmıştı. Hem de 1930’da! “Bütün geniş Çin ülkesi birdenbire medenileşmemiştir. En eski zamanlarda medeniyet yalnız kuzey taraflarında idi ve Sarı Irmak havzasının küçük bir kısmıyla sınırlıydı. Diğer taraflara buradan yayılmıştır. Tarihi, zamanımızdan 9000 sene evveline kadar çıkarılan bu önemli medeniyet Orta Asya Türklerinden yalnız Çin’e değil, aynı zamanda Mezopotamya, Mısır ve Hint’e dahi geçmiştir.” (Türk Tarihinin Ana Hatları, sf. 86-87) Birçok bilimadamının ortaya koyduğu verilere göre günümüzden 9000 yıl önce Çin Türkeli’nde (Kansu) bulunan Türkler, günümüzden 4000 yıl öncesinden itibaren de üç hanedanlık (Hiyalar, Yinler ve Çeular) döneminde Çin’i yönetmişler. Kitabın yayın kurulu ilk sayfada şöyle bir açıklama yapmış: “Bu kitap, belirli bir amaç gözetilerek yazılmıştır. Şimdiye kadar ülkemizde yayımlanan tarih kitaplarının çoğunda ve onlara kaynak olan Fransızca tarih kitaplarında Türklerin dünya tarihindeki rolleri bilinçli ya da bilinçsiz olarak küçültülmüştür.” Türkler tarihlerine sahip çıkmalıdır! 49 metre Şeriatçılara battı
İşte Senegal, Batılı Beyaz Adamın ilk uğrak yeri ve Afrika’dan Amerika’ya yapılan köle ticaretinin merkeziydi. 17. yüzyıldan, bağımsızlığını kazandığı 4 Nisan 1960 tarihine kadar Fransız sömürgesi olan Batı Afrika ülkesi Senegal, bağımsızlığın 50. yılın kutluyor. Kutlamaların yoğun olarak yaşandığı başkent Dakar’ı ve Atlas Okyanusu’nu gören 100 m. yüksekliğindeki hakim bir tepeye dikilen, Senegal’in bağımsızlığıyla birlikte Afrika’nın ırkçılıktan ve sömürgecilikten kurtuluşunu simgeleyen “Afrika Rönesansı” heykeli kutlamaya damgasını vurdu. Anne, baba ve çocuktan oluşan bir aileyi, bir volkanın ağzından çıkar vaziyette gösteren heykel, 49 metrelik yüksekliği ile de dikkat çekti. Ancak dikkat çekmek istediğimiz nokta heykele gelen tepkiler. Heykelin dikilmesinin ardından Şeriatçılar sokağa döküldü. Şeriatçıların sözcülüğünü yapan İmam Massampa Diop verdiği cuma hutbesinde heykelin dikilişinden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Heykeldeki anne, baba ve çocuk figürünü yarı çıplak olarak niteleyen Şeriatçılar, “İslam’a aykırı bir put” dedikleri heykelle ilgili Müslümanlara çağrı yaptı: “Fetva yayınladık. Müslümanlar dua edip Kuran okusun ki, Allah hepimizi bu utanç putunun lanet getirme riskinden esirgesin.” Dünyanın öte yanından gelen bu manzara ile Şeriatçılığın gerçek yüzü bir kez daha ortaya çıktı. Fransız sömürgesinden kurtuluşu simgeleyen heykele duydukları nefret, Şeriatçı kafanın illa ki bir efendiden emir alması gerektiği gerçeğini bir kez daha ortaya koydu. Ha bir de şu olabilir. 49 metrelik Afrika Rönesansı heykeli, ABD’nin Özgürlük Heykeli’nden daha uzunmuş. Heykel bunlara batıyor ya, ondan olsa gerek. Ne de olsa onlar ABD’dekine alışık. Nükleer Venezüella’ya doğru
ABD’nin bir dönem arka bahçesiyken, Chavez’le birlikte Latin Amerika’da Küba’dan sonra ABD karşıtlığının odağı olan Venezüella’nın, Putin’in Rusya’sıyla iki tarafın da yararına olacak şekilde yürüttüğü ilişkiler, özellikle askeri ve enerji ağırlıklıydı. Venezüella’ya ilk defa gelen Putin, bu defa petrol, ulaştırma ve havacılık içerikli 31 yeni anlaşma yaptı. İkilinin görüşmesiyle ilgili önemli bir gelişme ise Putin’in Venezüella’ya nükleer ve uzay programı için yardım sözü vermesi oldu. Malum, başta ABD olmak üzere tüm Batı, nükleer hakkının bir tek kendilerine ait olduğuna inanıyor. Özellikle İran meselesiyle alevlenen nükleer silah meselesiyle ilgili olarak Batı işi şansa bırakmıyor. Hindistan ve Pakistan gibi nükleer enerjiye sahip ülkeleri denetim altında tutmaya çalışan ABD, iş İran ve Kuzey Kore’ye gelince tıkanıyor. Konuyla ilgili olarak bu ayın ortalarında ABD’de nükleer konulu bir toplantı yapılacak. Tabii toplanmalarının amacı İran’a yönelik bir yaptırım kararı almaktan başka bir şey değil. Bilindiği gibi toplantıya, tükürdüğünü yalayarak, Tayyip de katılacak. Obama da toplantı öncesi yaptığı bir açıklamasında ABD’nin gelecekteki nükleer planından bahsederken, herhangi bir saldırı anında nükleer bomba kullanmayacaklarını; ancak iki ülkenin bunun dışında olacağını belirtti. Acaba hang iki ülke? Cevabı herkes biliyor: Bir İran, iki Kuzey Kore. Tesadüfe bakın! Putin ve Chavez’in imzaladıkları yeni anlaşmayla görülen o ki artık nükleer bir Venezüella da olacak. Obama için kötü haber, ikiyken üç oldular. Chavez nükleer enerjiyle ilgili olarak “Barışçıl nükleer enerji istiyoruz. Atom bombası yapacak değiliz.” derken “ABD ne düşünür?” sorularına da şöyle yanıt veriyor: “ABD ülkemize silah satılmasını engelliyor. Yanki İmparatorluğu bizim küçük bir uçak sahibi olmamızı bile istemiyor. Aslında Washington’un ne düşündüğü umurumuzda değil. Burada Washington’a karşı ittifak kurmuyoruz.” Putin de anlaşmalarla ilgili olarak şöyle diyor: “Venezüella’nın savunma imkanlarını desteklemeye devam edeceğiz. Hedefimiz dünyayı daha demokratik, dengeli ve çok kutuplu hale getirmek.” Anlaşmaların ardından Chavez, Putin’e madalya taktı ve Bolivar kılıcı hediye etti. Bolivya’da zafer yine Morales’in!
En son yapılan 2005 yerel seçimlerinde dokuz eyaletten üçünü kazanan Morales’in partisi Sosyalizme Doğru Hareket (Movimiento al Socialismo), bu kez dokuz eyaletin altısını kazandı. Hâlâ mualefetin elindeki eyaletlerdeki şehirlerin belediyelerin yönetimine de karar mekanizmasında yer alacak çok sayıda MAS’lı aday girdi. Seçim sonuçlarının açıklanmaya başlamasıyla yabancı haber ajansları seçim sonuçlarının Morales’te hayal kırıklığı yarattığı şeklinde haber yapıyorlardı. Oysa rakamlar ortada. 2005 seçimlerinde seçime katılım oranı %75 iken şimdiki oran %95’lerde. Morales yanlılarının kazandığı eyalet valiliği ve belediye sayısı %100 arttı. Üstelik aralarında birçok Amerikan beslemesi kuruluş da bulunan ve seçimleri izleyen uluslararası gözlemcilerden de aykırı ses yok. Seçimlerin son derece sakin bir ortamda ve büyük bir katılım oranıyla yapıldığı gerçeğini teslim ediyorlar. Görüldüğü gibi Amerikancıların son çabaları da her zamanki gibi Morales’in seçim zaferinin altında kaldı. Morales seçim sonuçlarını “tarihi bir milat” olarak yorumlarken, Bolivya’nın daha özgür, demokratik ve egemen bir devlet olma yolunda önemli bir adım attığını belirtti. Zafer yine Evo’nun! Lawrence’ın başına Afganistan’da ne gelir?
Özellikle ABD’li yetkililerin sivil ölümlere sebebiyet verdiklerini saklamaya gerek duymadan açık açık söyler duruma gelmeleri emperyalist yüzsüzlüğünü ve ırkçılığını bir kez daha ortaya koyuyor. Ancak son zamanlarda ABD ve NATO kuvvetlerinin kayıplarındaki muazzam artış, onları yeni yeni önlemler almaya zorluyor. Irak’ta neredeyse her gün bir patlama oluyor, ABD kayıp yaşıyor; Afganistan’da ise durum aynı. Geçen ay 1000. kaybını veren ABD’den sonra şimdi de Almanlar ve Fransızlar durumun ne kadar kötüye gittiğinin farkına vardılar. Taliban’ın Batılı işgalicilere karşı yürüttüğü ve Batının modern silahlarını dize getirdiği “ilkel” direniş yönteminden sonra şimdi de direniş fikri paralelinde bir dergi çıkartılıp Afgan halkı arasında yayılmaya başlanmış. Tüm bu gelişmelerden sonra ABD, yeni bir strateji geliştirmeye başlayacağını duyurdu. ABD yeni Lawrence’lar arıyormuş. Lawrence Projesi adı altında yürütülecek plan, Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz Yüzbaşı Thomas Edward Lawrence’ın Arabistan’da Mekke Şerifi Emir Faysal’a bağlı aşiretlerin arasına karışıp bağımsız bir devlet vaat ederek onları Osmanlı’ya karşı ayaklandırması olayına dayanıyor. Özel Operasyonlar Komutanlığı bünyesinde başlatılan yeni programda, işgalci askerlerinin, tıpkı Lawrence’ın Arap kıyafetleri giymesi örneği gibi, Afgan ve Irak halkı arasına karışmalarıyla, işgalcilere karşı yerel direnişin ortadan kaldırılması hedefleniyor. İşgalcilere harıl harıl Lawrence’ın anılarını derlediği “Bilgeliğin Yedi Sütunu” adlı kitap okutulacakmış. Belki “Arabistanlı Lawrence” filmini de izletirler. Ancak hesaba katmadıkları bir şey var... Ya iş Lawrence’ın anılarındaki gibi gerçekleşmezse? Bir kere işgale uğrayan bir Iraklı veya Afgan kendisini, işbirlikçiliğinden bugün de bir şey yitirmeyen Arabistanlı bir Vahabi gibi görmüyor. ABD’nin bugün Arabistan’la değil, Afganistan ve Irak’la sorunu var. Irak ve Afganistan halkı çok iyi biliyor ki sömürgeciden dost olmaz. Buralarda işler Lawrence’ın anılarındaki gibi değil, daha çok Frantz Fanon’un sömürgeci ve sömürülen portrelerini çizdiği “Cezayir Kurtuluş Savaşı’nın Anatomisi” kitabındaki gibi yürüyor. “ (...) Şimdi yedi yaşlarında bir erkek çocuğu ile beraberim. Vücudu yara bere içinde. Anasını, babasını, kızkardeşini önce tartaklayıp sonra da öldüren Fransız askerleri onu da tellerle sıkı sıkıya bağlamışlardı. Bir Fransız teğmen de görsün ve gördüğünü uzun süre hatırlasın diye çocuğun gözlerini elleriyle açık tutmaya çalışmış. Çocuk diyor ki: ‘Bir tek şey istiyorum: Bir Fransız askerini küçücük parçacıklara kadar kıtır kıtır doğramak...’ İşte Cezayir gerçeği.” Bugün de Afganistan gerçeği... Lawrence adaylarına önerimiz biraz Fanon okusunlar da, yeni stratejilerinin sonunda çekilecek “Afganistanlı Lawrence” filminde neler izlenecek bilsinler. Kırgızistan’da neler oluyor? Geçtiğimiz hafta Salı gecesi başlayan olaylarla ilgili gelişmeler, bu yazının yazıldığı ana kadar parlamentonun, Bakiyev’in Başkanlık Sarayı’nın, evinin ve birçok hükümet binasının muhalifler tarafından basıldığı şeklindeydi. Yaşanan gösterilerde, ordunun göstericilerle girdiği çatışmada yüze yakın ölü ve yaralının olduğu; olayları yatıştırmak için gelen İçişleri Bakanı Moldomus Kongatiyev’in göstericilerce linç edildiği ve bazı hükümet yetkililerinin de rehin alındığı belirtiliyor. Devlet Başkanı Bakiyev’in güneydeki Oş şehrine gittiği, Usenov hükümetinin düştüğü ve yerine eski Dışişleri Bakanlarından Roza Otunbayeva başkanlığında geçici bir hükümetin kurulduğu da gelen diğer bilgiler arasında. “Bakiyev istifa!” sloganlarıyla sokağa inen muhaliflerin, Kırgızistan’daki yolsuzluk, hayat pahalılığı, % 200’e varan zam oranları gibi ekonomik sebeplerin yanı sıra, Bakiyev’in oğlunu seçim yapmadan yerine geçirmeyi planladığı ve ülkede daha fazla Amerikan üssüne izin verilmesi gibi birçok nedenle sokağa indikleri belirtiliyor. Peki gösterilerin arkasında kim var? Bu da olayların neden çıktığı gibi şimdilik bir muamma. Muhalefetin kendilerini Rusya’nın desteklediğine yönelik bir açıklaması olduğu söyleniyor ama Rusya bu iddiayı yalanlıyor. Kırgızistan şimdilik kapalı bir kutu. Neler olacak göreceğiz.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||