![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Fahamet Yalçınkaya Şair “Alıştığımız bir şeydi yaşamak” diyor. Biz de doğal olanı yaparak yaşamı sürdürüyoruz. Rutkay Aziz, yönetmen Zeki Ökten’in tabutu başında “Biz yaşamda izne çıkmış ölüleriz” demiş. Çok doğru bir söz. İçindeyiz çünkü doğa bize yaşamı, ölüm koşulu ile vermiştir ve ölüm, yaşam süresinin tamamlanmasıdır. Şeyh Sadi’nin dediği gibi aldığımız her soluk, ömrümüzden bir soluk eksiltiyor. Filozofların hayatı ölüm üstüne düşünmekle geçmiştir ve ölüm bizi boyunduruk altında tutar, kendini ölüm korkusundan kurtar diye seslenerek ölüm korkusundan kurtulmanın yolunu seçmiştir. Bir anlık ölüm korkusu, insana yaşam boyu neler çektiriyor. A. Binyazar, ölümü iç burkan bir yalnızlık, sonsuz bir yalnızlık olarak algılamaktadır. Şair de aynı görüşü “Yalnızlık hayatta başlar kabir boyu devam etmek için” dizesiyle ortaya koymuyor mu? Hayat acısı, tatlısı, mutluluğu, mutsuzluğu ve mücadelesi ile geçip bizi ölüme ulaştıracaktır. Y. Kavabata ise yaşamı şu sözlerle tarif etmiştir. “Hayat, onunla birlikte akıp gideceğimiz ve kendimizi çinde yitireceğimiz bir akarsıdır.” Ölüm bir sessizlik ve yok oluştur. Ölümden kaçış olmadığına göre sanata sığınmaktan başka bir yol görünmüyor. Ölümü ancak sanat yok edebilir. Sanat ölüme bir başkaldırmadır. Yaratıcılığın dışında hiçbir güç ölümü dize getiremez. Nitekim bir şair “Uyudun uyanmadın olacak” diye sanatçı görüşünü ortaya koyarak ölümü ne güzel özetliyor. Ölüm karşısında tek güç sanattır. Güzellikleri ve gerçekleri yaratarak sonsuzluğa ulaşır. Yarattıkları güzellikler ile insanları sürekli aydınlatır, ışık saçarlar. Bu ışık yalnız yaşadığı dönemin insanlarını değil değişen kuşakları da aydınlatmayı sürdürür. Bu nedenle sanatçı için ölüm yoktur. Herkes yaptığı seçime göre bir hayat sürer. Yaşarken bile ölmeden evvel ölen kişileri. Yahya Kemal “Müşkil odur ki ölmeden evvel ölür kişi” dizesi ile ne güzel anlatmıştır. Yaratıcılığın yanında bilginin önemi de azımsanmamalı. Posidonius “Bilgili insanların bir tek günü, bilgisizlerin koskoca ömründen daha geniştir” diyerek bu gerçeği ne güzel özetliyor. Sanatçıları kişilikleri ile değil, yarattığı eserlerle değerlendirmek gerekir. Nitekim Seneca, eleştiriler karşısında “Siz benim yaptıklarıma değil, yazdıklarıma bakın” der. Sanatçıların bir çoğu dengesiz hareketler sergilemişlerdir. Kulağını kesen Van Gogh gibi ressamlar, Yesenin, Mayakovski, Stefan Zweif, Monterland, Kavabata ve öğrencisi, Mişima, Hemingway gibi dünya çapında intihar eden yazarlar, Puşkin ve Lermontov gibi düelloda ölen çok önemli Rus yazarları vardır. Bu sanatçıların yaşamları örnek alınmayıp eserleri anlaşılmaya çalışılmalıdır. Yaptıkları, yarattıkları eserlerin etkisini yok edebilir. Bir de yaşamları ile yarattıkları denge içinde olan büyük sanatçılar vardır ki aynı dönemde yaşayan kişilerde o sanatçıyı yakından tanımak isteği uyandırır. Bu sanatçılar eserleri ile olduğu gibi yaşamları ile de kişilerin yaşamlarına zenginlik katarlar. Sanatçı yaşadığı toplumun ve dönemin ilerisindeki kişidir. O yüzden de yaşadığı dönemde değeri anlaşılmamış, hatta eziyet çektirilmiş ya da öldürülmüştür. Geri toplumlarda bunun örnekleri çoktur. Türk toplumu da pek çok sanatçısının değerini zamanında bilmemiş ve onu harcamıştır. Yaşar Sabahattin Ali öldürülmüş, katili de bulunamamıştır. Dünya şairi Nazım Hikmet uzun yıllar hapislerde tutulmuş ve çok sevdiği yurdundan kaçmak zorunda bırakılmıştır. Yine dünya çapındaki yazarımız Aziz Nesin Sivas’ın Madımak Otelinde yobaz güruhu tarafından yakılmak istenmiştir. En son yine dünya çapındaki müzisyenimiz Fazıl Say kendi ülkesinin yöneticileri tarafından dışlanmaktadır. Piyano virtüözümüz Fazıl Say’ın eseri İstanbul Senfonisi’nin dünya prömiyeri kendi ülkesinde değil Almanya’nın Dortmund kentinde yapıldı. Basından öğrendiğimize göre Alman dinleyiciler büyük bir ilgi ve coşkuyla dinleyip, sanatçıyı 5 kez sahneye çağırarak 16 dakika boyunca ayakta alkışlamış. 1700 kişinin aynı anda ayağa fırlayarak alkışlaması bir kültür olayı değil mi? Sanatçı alçak gönüllü haliyle sahneden ayrılmak istediği halde kimse yerine oturmamış ve 110 kişilik orkestra sahneyi terk etmeseymiş o alkışlar hiç dinmeyecekmiş. Yazar Zeynep Oral “Değerlerini değerini bilmeyen ülkem! Değerleriyle kavga eden ülke yöneticileri!” “Fazıl Say gitsin ona ihtiyacımız yok” diyen Başbakan’a isyan çığlığını atıyordu. Yaşam eylemleri ile ölçülmeli süresi ile değil. Pek çok sanatçı kısa ömürlerine karşın sonsuza kadar yaşayacak eserler vermişlerdir. Birkaç örnek vermek istiyorum: M.Ö. 96-55 yıllarında yaşamış olan Lucreius 41 yaşında ölmüş. Evrenin Yapısı adlı eseri ile atomculuğu, şiir türünde açıklayarak, ileriki çalışmalara kaynak oluşturmuştur. Müzisyenlerden G.B. Pergolesi opera bufa (Güldürücü opera) türünün yaygınlaşmasında öncü olan İtalyan besteci 26 yaşında öldü. Avusturyalı müzisyen W. A. Mozart öldüğünde 36 yaşında idi. F. Schubert, 31 yaşında ölen diğer bir Avusturyalı müzisyendir. F. Mendelssohn, 38 yaşında ölen Alman müzisyendir. H. Purcell önemli bir barokçu olup, 36 yaşında ölen bir İngiliz sanatçısıdır. Yine İngiliz kadın yazar kardeşlerden C. Bronte 39, E. Bronte 30 yaşında öldü. Bir Amerikalı müzisyen olan G. Gershwin 39 yaşında ölmüştür. Jamaika’yı gezerken rehberimiz pop şarkıcısı B. Marley’in 35 yaşında ölen ve Jamaika’nın miti olarak anılan bir sanatçı olduğunu söylemişti. Olağanüstü yetenekli Fransız şair A. Rimbaud 36 yaşında, Çek yazar F. Kafka (41) yaşında, İtalyan ressam M. M. Caravaggio (37), Hollandalı ressam V. Gogh (37) hayata veda etmişlerdir. İntihar ederek yaşamına son veren Rus şairleri S. A. Yesenin (30), V. Mayakovski (37), Amerikalı yazar E. Hemingway (62), Japon yazar Y. Kavabata (73), Y. Mişima (45), İrlandalı kadın yazar Virginia Woolf ise kendini nehre attığı zaman 59 yaşında idi. Bir de A.Ş. Puşkin (37) ve M. Lermontov (27) gibi düelloda ölen çok önemli Rus yazarları vardır. Görüldüğü gibi çok genç yaşta yaşama veda ettikleri halde ölümsüzlüğe ulaşmışlardır. Yineliyorum yaşam, eylemleri ile ölçülmeli süresi ile değil. Nitekim eski Yunan ve Latin devlet adamları filozof ya da yazar oldukları, yakın geçmişte de Polonya devlet adamı Paderevski gibi çok ünlü bir piyanistin, keza Fransa Cumhurbaşkanı F. Mitterand gibi yazarın, Çek Cumhurbaşkanı V. Havel gibi bir edebiyatçının, Alman Başbakanı H. Schimit gibi müzisyenin devlet adamlığına ulaştığını görüyoruz. Yıllar önce Çetin Altan’ın bir yazısında “Acıyamadıklarımızı sevemeyiz” diye unutamadığım bir sözünü okumuştum. Daha önce geri toplumların sanatçılarına acı çektirdiklerinden ve değerlerini bilmediklerinden bahsetmiştim. Belki de devleti yönetenler genellikle sanatçıların gerisinde oldukları ve onları acıyamadıkları düzeyde gördükleri için sevemiyorlar. Devlet adamları nesiller değiştikçe unutulur ama sanatçılar sonsuza kadar yaşar.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||