![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Ünver Sel Turuncu Devrim Süreci
Ukrayna’da 21 Mart 2004 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci turu öncesinde başlayan politik olaylar, dünya literatürüne “Turuncu Devrim” adıyla girmişti. Sivil bir devrim karakteri taşıyan bu siyasi gelişmeler adını Cumhurbaşkanı adayı Viktor Yuşçenko’nun seçim kampanyasında turuncu rengi kullanmasından almıştı. Turuncu Devrim süreci olarak niteleyebileceğimiz 2004 yılında yapılan Ukrayna’daki Cumhurbaşkanlığı seçimi iki turda büyük kavgalara ve tartışmalara sebep olarak bölgede ciddi krize yol açmıştı. Seçimlerde Batı konseptinin adayı Viktor Yuşçenko, Avrasyacı grubun adayı ise Viktor Yanukoviç oldu. Nihayet seçimi ikinci turda %0.27 oy farkı ile Turuncu Devrim kahramanı Viktor Yuşçenko önde bitirerek, Ukrayna Cumhuriyeti’nin 4. dönem 3. Cumhurbaşkanı oldu. Turuncu devrimin dünya kamuoyuna yansıyan görüntüleri Avrupalı gözlemcilerin desteğiyle Kiev’deki Bağımsızlık Meydanı ve Ukrayna Parlamentosu önündeki gösteriler ve sallanan turuncu bayraklar olmuştu. Turuncu Devrimin gerçek mimarları Macar asıllı ABD’li spekülatör George Soros, onun dolarları ve Türkiye’deki “genç siviller”in eşdeğeri olan Batı yanlısı Ukrayna milliyetçisi gençlerdi. Bu seçimde Ukrayna milliyetçileri büyük bir imtihan verdiler. Tarihi geçmişlerinde olduğu gibi tercihlerini Batı bloğu tarafında kullandılar. Bu tercihlerinin yapılmasında elbette ki ABD, Kanada, İngiltere ve Almanya’daki diasporaları büyük rol oynadı. Seçim sonucunda Yuşçenko ve Yanukoviç’e oy verenlerin Ukrayna haritasında dağılımına bakıldığında, Ukrayna’nın Dinyeper nehri boyunca neredeyse ikiye ayrıldığı açıkça görülüyordu. Bu gerçek durum tüm dünyada Ukrayna’nın parçalanabilme ihtimalini gündeme getirdi. Ukrayna milliyetçileri Ukrayna milliyetçilerinin organize olmuş kökeni, Bolşevik Devrimi ile birlikte Rusya’da Çar rejiminin yıkılması sonucu; 1917 yılında toplanan Ukrayna Milli Kongresi’ne dayanmaktadır. Ukrayna Milli Kongresi’nde alınan kararla kurulan Ukrayna Milli Cumhuriyeti ve hükümeti, 1917-1921 yılları arasında faaliyetlerini sürdürmüştür. O dönemde, 1921 yılında, Ukrayna’nın da içinde bulunduğu coğrafyada, Bolşeviklerin etkin olması ile birlikte Sovyet rejimi kurulmaya başlamıştır. Sovyet yönetiminin tesisi ile birlikte Ukrayna, 1921 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ni kuran ana devletlerden birisi olmuştur. Ukrayna milliyetçileri, Sovyetler’in işgali yıllarında Ukrayna Milliyetçi Organizasyonu (OUN) adı altında örgütlenmişlerdir. Bu kısa dönemde Ukrayna milliyetçilerinin OUN örgütü, çalışmalarını genellikle yeraltı faaliyetleri şeklinde direniş göstererek sürdürmüştür. Sovyet rejimi döneminde her nedense Sovyet idarecileri OUN mensuplarına büyük bir baskı ve temizlik yapmamıştır. OUN mensupları ve sempatizanlarının İkinci Dünya Savaşı yıllarına kadar Ukrayna içinde dikkati çeken bir çalışmaları olmamıştır. Hitler önderliğindeki Almanya ordularının Ukrayna’ya girdiği 1941 yılının Haziran ayının sonlarında OUN örgütünün Ukrayna’daki kadroları harekete geçmiştir. Almanların Ukrayna’yı işgali yıllarında Ukrayna milliyetçileri küçük gerilla grupları halinde Sovyet ordularına karşı Almanya’yı desteklemiştir. Bu küçük gerilla gruplarını örgütleyen Almanya, Ocak 1942’de OUN’un yerine Ukrayna Direniş Ordusu(UPA)’nu kurdurmuştur. UPA içinde organize olan Ukrayna milliyetçileri, Alman savaş hatlarının gerisinde faaliyet göstererek Sovyet yanlısı partizanlara karşı kontrgerilla çalışmasında bulunmuşlardır. O dönemde Ukrayna Direniş Ordusu içinde gerilla faaliyeti gösteren Ukraynalıların o günkü resimleri bugünkü Batı Ukrayna’daki Katolik Ukraynalılara tıpatıp benzemektedir. Hatta UPA’nın liderlerinin o dönmedeki kıyafetleri bugünkü Ukrayna’daki Katolik papaz kıyafetine neredeyse birebir benzemektedir. İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda, 1944 yılında, Ukrayna, Sovyetler tarafından geri alınmıştır. Sonuçta 7 Mayıs 1945 tarihinde Almanya teslim olmuş ve Avrupa’da savaş sona ermiştir. Savaş sona ermesine rağmen Ukrayna Direniş Ordusu’nun direniş faaliyetleri devam etmiştir. Savaş bittikten iki yıl sonra; 1947 yılında Sovyetler Birliği, Polonya ve Çekoslavakya askerleri Karpat Dağları’nda Ukrayna Direniş Ordusu’na karşı operasyon düzenlemiştir. Bu operasyon sırasında 400 kişilik Ukrayna Direniş Ordusu birliği Çekoslavakya ve Avusturya üzerinden ilerleyerek Almanya’nın ABD tarafından işgal edilen bölümünde ABD’ye sığınmıştır. Almanya’nın ABD tarafından işgal edilen bölgesi ileriki yıllarda da Ukrayna milliyetçilerinin batıya kaçarak sığınmasında önemli rol oynamıştır. Nitekim İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1948-1959 yılları arasında aynı yolu izleyerek çok sayıdaki Ukrayna milliyetçisi ABD güçlerine sığınmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrası Soğuk Savaş’ın başlamasıyla birlikte ABD’nin işgal güçlerine sığınan Ukraynalı milliyetçiler, ABD tarafından tekrar organize edilerek Sovyetler Birliği ve Komünizm aleyhine çalışmalara katılmışlardır. Fakat bu çalışmalar savaş yıllarındaki gibi silahlı değil; propaganda ve insan hakları savunuculuğu şeklinde “aktivist” ismi altında yapılmıştır. Savaştan sonra Ukrayna’da kalan ve sayıları hakkında 50 bin ile 200 bin arasında çelişkili rakamlar verilen Ukrayna Direniş Ordusu mensuplarının bir kısmı Sovyet rejimi tarafından idam edilmiş, büyük çoğunluğu ise “Sibirya’da 25 yıl çalışma cezası”na çarptırılarak Sibirya’ya sürülmüştür. Diğer taraftan Ukrayna Direniş Ordusu mensuplarının 1960 yılına kadar Ukrayna’da Sovyetler Birliği güçlerine karşı düşük derecede olsa da mücadele sürdürdükleri bilinmektedir. UPA’nın bu yeraltı mücadelesinin Sovyetler Birliği’nin dağılması ile kurulan yeni Ukrayna Cumhuriyeti’nin kuruluşu olan 1991 yılına kadar devam ettiğini de söylemek mümkündür. Ukrayna’da Sovyet sonrası kurulan bağımsız cumhuriyetin ilk yıllarında, Ağustos-1992’de eski Ukrayna Direniş Ordusu (UPA)’nun yaklaşık 10 bin kişilik sempatizanlarının Kiev caddelerindeki marşlar söyleyerek yürüyüşü o zaman tüm dünyada dikkat çekmişti. Bu yürüyüş Ukrayna milliyetçilerinin gücünü de tüm dünyaya göstermişti. Etnik, dini ve siyasi çizgi
Ukrayna milliyetçilerinin gerek etnik ve gerekse dini ve mezhebi kökenleri sebebiyle ortaya çıkışlarından itibaren sürekli olarak Batı devletleri ile ilişkisi olmuştur. Ukrayna milliyetçisi grupların bu karakteristik durumu, Batı kökenli devlet ve milletlerle işbirliği yapması ve o ülkelerin gizli servisleri tarafından desteklenmesi bölgede ülkeler ve milletler arasında büyük rekabetlerin önünü açmıştır. Rusya’da Çar rejiminin yıkılması sürecinde başlayan Ukrayna milliyetçisi siyasi akımların faaliyetleri ile toplanan Ukrayna Milli Kongresi’ne, o yıllarda Almanya, Polonya ve Osmanlı Devleti’nin el altından yaptığı destekler bilinmektedir. Bu kongrenin kurduğu hükümetin başarısız olmasıyla açıkta kalan kadrolara Almanya ve Polonya’nın sahip çıkması dikkat çekicidir. Polonya’da hayata geçen “Promete” süreci ile ilgili gerçeklere bugün daha çok ihtiyaç vardır. Günümüzde İngiltere ve ABD’de bulunan Promete arşivi önemli belgeleri ihtiva etmektedir. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Hitler’in Almanya’sının desteği ile 10 bin Ukrayna milliyetçisi lejyoner askerlerden kurulan “Galiçya SS Tümeni” ile ilgili gerçekler ortaya çıkmıştır. Galiçya SS Tümeni, savaştan sonra 25 Nisan 1945 tarihinde Avusturya’da İngiliz güçlerine teslim olmuştur. Bu tümen İtalya’daki esir kamplarında iki yıl kadar tutulduktan sonra Sovyetler Birliği’ne teslim edilmemiştir. Bu tümendeki Ukrayna milliyetçisi lejyoner askerler daha sonra ABD ve Kanada’ya gönderilmiştir. Günümüzdeki ABD ve Kanada’da bulunan Ukrayna diasporası teşkilatlarının temeli de daha iyi anlaşılabilir. Ukrayna’da yaşanan “Turuncu Devrim” sürecinde Ukrayna milliyetçilerinin NATO, ABD ve AB tarafından desteklendiği sürekli iddia edilmiştir. Özellikle ABD ve Almanya merkezli sivil kuruluşların Ukrayna’daki faaliyetleri üzerine pek çok yazılar yazılmış ve siyasi konuşmalar yapılmıştır. Ukrayna milliyetçilerinin siyasi çizgisi ortaya çıktıkları ilk yıllarda antisemitik bir karakter taşıyordu. O yıllarda özellikle Almanya’nın desteği ile bu karakteri neredeyse ana çizgiyi ifade ediyordu. Elbette ki o dönemde Ukrayna milliyetçisi kadrolar tamamen Ukrayna içinde yaşıyordu. Daha sonra yukarıda anlatılan sebeplerden dolayı Ukrayna milliyetçileri diasporaya çıkarak Batı devletlerinde ve özelliklede ABD, Kanada, Almanya ve İngiltere’de yaşamaya başladılar. Diasporanın yeni Batı birliktelik çizgisi ile Ukrayna milliyetçilerinin bu antisemitik karakteri değişti ve Yahudi dünyasının tesiri ve desteği ile yeni bir işbirlikçi karakter kazandı. Diğer taraftan Ukrayna milliyetçiliğinin oluşmasında en büyük etken olarak Ukrayna’daki Katolik Hıristiyan ve Ortodoks Hıristiyan inançlarının ve ritüellerinin olduğu da bilinmektedir. Ortodoks Hıristiyan inancının Ukrayna’da yerleşmesinde Kiev Prensi I. İgor ve karısı Azize Olga ile torunu Büyük Prens lakaplı Aziz Vladimir’in rolü oldukça büyüktür. İstanbul’da bulunan ve ekümenik iddiasında olan Fener Rum Patrikhanesi ile Moskova Ortodoks Patrikhanesi arasında yaşanan ve günümüzde artık Batı-Doğu çekişmesinin simgesi haline gelen “Kiliseler Arası Savaş” ın cephesi Kiev’deki Vlademir Kilisesi üzerinde olmaktadır. Ukrayna’nın eski Cumhurbaşkanları Leonid Kravçuk ve Leonid Kuçma’nın yemin törenlerindeki dua, hem Moskova Patriği ve hem de Kiev’deki Viladimir Kilisesi papazı tarafından yapılmıştır. Fakat Turuncu Devrim ile cumhurbaşkanı olan ve Ukrayna milliyetçilerinin lideri konumuna gelen Viktor Yuşçenko’nun yemin törenindeki dua ise sadece Viladimir Kilisesi papazı tarafından yapılmıştır. “Turuncu Devrim”in sonu Viktor Yuşçenko’nun Ukrayna’da Cumhurbaşkanı olması ile iktidara gelen Turuncu Devrim, Ukrayna halkına büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Turuncu Devrim halkın en temel problemlerini çözemedi. Dünyada yaşanan ekonomik kriz Ukrayna’da en üst seviyede hissedildi. Turuncu Devrim önderleri Viktor Yuşçenko ve Yuliya Timoşenko arasına bu dönemin sonunda ayrılık girdi. Turuncu Devrim’in önderleri Batı yanlısı milliyetçi çizgileri gereği ABD ve Rusya arasındaki dengeyi sağlayamadılar. Ukrayna’nın dış politikasında hayati öneme sahip Avrupa Birliği perspektifini yakalayamadılar. Bu dönemde Polonya’nın AB üyesi olması, Bulgaristan ve Romanya ile birlikte bazı Balkan ülkelerine AB perspektifi verilmesine rağmen Ukrayna bu yakınlaşmayı yapamadı. Ukrayna’nın AB’ne yakınlaşamamasında etkin sebep, elbette sadece Ukrayna’nın milliyetçi siyasetçileri değildi. Enerjinin, özellikle doğal gazın, Avrupa’ya taşınmasında riske girmek istemeyen AB ülkeleri, Rusya korkusuyla Ukrayna’nın milliyetçi siyasi kadrolarını sattılar. Ukrayna’da sadece etnik, dini ve mezhebi sebeplere dayanan siyaset NATO, ABD ve AB açısından Rusya faktörü sebebiyle yeterli olmadı. Daha doğrusu sanayiden ve yeraltı zenginliğinden mahrum milliyetçi Ukraynalıların yaşadığı Batı Ukrayna’yı ayakta tutmak için Batı konsepti devletler istekli olmadılar. Sonuç Yaşanan 17 Ocak 2010 tarihli Cumhurbaşkanlığı seçimiyle Ukrayna’da Turuncu Devrim dönemi kapanmış oldu. Artık, Turuncu Devrim aktörlerinin siyaset sahnesinden çekileceği bir dönem muhtemel gözükmekte. Ukrayna milliyetçilerinin 100 yılı aşkın siyasi tarihlerinde Batı yanlısı siyasi çizgide hareket etmelerinin yanlışlığı bu seçimde de açıkça görüldü. Ukrayna’nın geleceği mevcut topraklarını korumak ve bu topraklarda yaşayan insanların birlikte yaşamasını sağlamak ile mümkündür. Ukrayna’daki milliyetçilerin geçmiş iddialarının tam aksine Ukrayna’yı bölen asıl kendileridir. Mevcut Ukrayna coğrafyasında etnik, dini ve mezhebi karakterli Ukrayna milliyetçisi siyasetin ülke bütünlüğünü sağlayamayacağı aşikardır. Ukrayna milliyetçileri, içinde bulundukları coğrafyada Batı merkezli siyasi çizginin “uç kuvveti” olmaktan vazgeçmelidirler. İçinde bulunduğumuz Karadeniz ve Avrasya coğrafyasında barışın ve ülkelerarası işbirliğinin geleceğinin Ukrayna’nın bütünlüğü ile daha kolay olacağı muhakkaktır.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||