İlyas Salman - Faşo Ağa ne demektir?
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Ulusal Parti'ye davet
ALİ ÖZSOY
Demokratik Anayasa değil Tayyip'in faşist anayasası
KAYA ATABERK
CHP'nin Erbakan'la flörtü: MSP ile koalisyonunu unuttunuz mu?
OKAN İŞBECER
Oda tv ile Aydınlık aynı bilgisayarda mı yapılıyor?
TUĞRUL ÇELİK
Che, Bolivya ordusunun başına geçti
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Küresel sisteme karşı ulusal mücadele için Ulusal Parti
TÜRKKAYA ATAÖV
ABD'de
baskı örgütleri rezaleti
ESER ÖZALTINDERE
AKP'nin Roman açılımı
TEVFİK KAYMAZ
Gelecek düşündüğümüz gibi olacak
ÜNVER SEL
Ukrayna milliyetçilerinin Turuncu Devrim macerası
FAHAMET YALÇINKAYA
Ölüm ve sanatçı
İLYAS SALMAN
Faşo Ağa ne demektir?
EYKAN CAN
Kanal tedavisi
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (20)
 
 

İlyas Salman
Faşo Ağa ne demektir?

Bir haftalık süre için Ankara Kitap Fuarı’nda idim. Bundan dolayı geçen haftanın gazetesine yazı iletemedim. Bu kitap imzalama işini başıma açtıkları için TÜRKSOLU’ndan özür dilemeyeceğim. Ama benim acemi, çocuksu; kimi zaman boyumdan büyük, kimi zaman bilemediğim konularda ne zırvalıyorum gibisinden kendimi sigaya çektiğim yazılarımı okuma tenezzülünde bulunan hatta bazen tembellikten yazamadığım haftalarda “Abi neden bu hafta yoktun” serzenişinde bulunan okurlarımdan binlerce kez özür diliyorum.

Bir haftalık imza süresince özellikle bana ve kitaplarıma halkın ilgisi abartı diye adlandırılacak kadar büyüktü.

Kitap imzalatanlarla veya muhabbet etmek için bahane arayan yazar ve artiz hayranı fuar gezicileriyle aramızda öyle güzel bir diyalog oluştu ki, bunlardan bir sayılık da olsa dem vursam sıkılmazsınız sanırım.

En çok duymak zorunda kaldığım cümlelerden başlayayım: “Ula kıro sen ne zaman Alamanya’dan döndün”

“Ne Almanyası kardeşim. Ben öldüm bittim Türkiye’deyim. Almanya’yı nereden peydahladın?”

“Yav hani ya Maho pezevengi senin gibi bir sürü kıroyu kandırıp bir kamyona küspe gibi, tezek gibi doldurup, Alamanya’nın Münih şehri diye İstanbul’a götürdüydü ya?”

“Birader kendi ağzınla söyledin ya İstanbul’a götürdü diye”

Başka biri: “Yav sen onu bırak da neydi o filimin adı? Hani Şaban da oynuyordu. Senlen Şaban askerden geliyordunuz. İkiniz birden Gülo diye bir kıza âşıktınız. O kızı da neydi adı ya... Ha, hatırladım Müjde Ar oynuyordu.”

Başka biri: “Orda gine kazığı sen yedin. Filimin sonunda Feyzo gül gibi Gülo’yu kaptı. Sen bi bok yiyemedin. Bir de Anadolu delikanlısı olacaksın. Maho ağanın kıçını yalayacağım diye namusunu Feyzo’ya teslim ettin.”

Bir başkası: “Yahu o değil de Harran köyünün gençleri evlerin duvarına ‘Faşo Ağa’ yazmıştı. Maho Ağa geldi o yazıyı gördü. Ben diyem Şaban sen de Kibar Feyzo, Maho Ağa ona sordu: ‘Ula Feyzo Faşo Ağa nedir?’ orda Kemal Sunal ne demişti, hatırladın mı?”

Ben o sahneyi ve yazıyı elbette anımsıyordum ama muhabbetin trafiği o kadar hoşuma gitti ki, “yok arkadaşlar inanın anımsamıyorum” dedim.

Bu arada kalabalığın arkalarından biri, elindeki fotoğraf makinesini göstererek, “İlyas Abi bir resmini çekebilir miyim?” dedi.

“Ben dünden alesteyim. Hadi çek bakalım” dedim.

“Abi, istersen ben yanına geleyim ikimizi birden çeksinler.”

“Bak sevgili arkadaşım, kabul benimle resim çektirmek istiyorsun. Bizim Sefil Bilo’yla bir hatıramız olsun istiyorsun. Ama senden sonra herkes sıraya girecek. Birine evet öbürüne hayır diyemem.

Bir hafta boyu ben dişlerimi gösteririm, çekiliriz de, bizim burada olmamızın amacı ne? Fuarda kitaplarımızı imzalamak, iyi kötü düşüncelerimizi, beynimizde harmanladığımız sözcükleri, kitapsever halkla paylaşmak. Zaten eskiden bin kişiden birinde fotoğraf makinesi varken şimdi yoksulun da varsılın da cep telefonu aynı zamanda fotoğraf makinesi. Bu yaşta bir hafta boyu dişlerimi gösterip poz veremem.”

O sırada bir kadın kucağında tuttuğu en fazla altı aylık olan bebeğini göstererek, “İlyas Abi, onlara yok diyebilirsin ama bu bebeye yok diyemezsin. Adını Mahir koyduk. Hani Denizgilleri idamdan kurtarmak için Kızıldere’de eylem yaparken ölen devrimci var ya onun adı. Adını tamı tamına Mahir Çayan koyacaktık ama sonra düşündük, Atatürk nasıl bir tane ise, onun adını başkası taşıyamıyorsa, Mahir Çayan da bir tanedir. Onun için adı sadece Mahir olsun dedik.”

Arka sıralardan biri: “Burada anarşistlerin reklamını yaptırmam. Onlar devlete, onun ordusuna, polisine karşı geldiler. Banka soydular, adam kaçırdılar. Utanmıyor musun ufacık bir çocuğu politikanın aleti haline getirmeye?”

Aralardan “Doğru, doğru, adam haklı” gibi bir iki cümle duy­dum. Aralarından bazıları “Yahu kardeşim çocuk kadının. Ana-baba birlikte yapmışlar, adını istediği gibi koyarlar.”

Aklıma kızım Devrim geldi. Devrim’i nüfusa kaydettirmek için gittiğimiz Malatya Arguvan Nüfus Memurluğu’ndaki fenomeni anımsadım. 1974 Temmuz’uydu, annesi Gülser ve ben doğan kızımızı nüfusa kaydettirmeye gitmiştik.

Doğmadan önce erkek olursa adını ya Deniz koyacaktık ya Mahir. THKP-C’ye yakınlığımdan ben Mahir olsun diye diretiyordum. Annesi, Deniz’ler asılırken söyledikleri şu sözlerden dolayı (“Siz bizi asanlar, bizi bir kere öldüreceksiniz. Ama siz Amerika uşakları, utancınızdan bin kere öleceksiniz.”) Deniz koymayı düşünüyordu.

Tabii Denizgiller onları asanların hiçbir zaman utanamayacak kadar suratlarını bulaşık suyuyla yıkadıklarını bilmiyorlardı.

Her neyse, nüfus memuruna kızımızın nüfus kâğıdının çı­karılacağını söyledik. “Kız mı oğlan mı?” dedi, “Kız” dedik. “Adını ne koydunuz” dedi, “Devrim” dedik.

Aslında bu olayı daha önceki bir sayıda anlatmıştım. Kızımızın adı Devrim olacak deyince nüfus memurunun suratı sahtekâr bir Müslümanın yeşiline büründü. Sonrasını okumamış olanlar, TÜRKSOLU’nun elektronik posta adresine mesaj iletsinler. Bir dahaki sayıda yazacağım.

Bu düşüncelerin hengâmesi içerisindeyken ön sıralardan biri “Yahu asıl konuyu kapattınız. Biz Kibar Feyzo’dan bahsediyorduk. Maho, Feyzo’ya ‘Bu Faşo Ağa ne demektir?’ diye sorduğunda Şaban ne cevap vermişti onu öğrenecektik” dedi.

Ben de haddimi bilmeden sevgili Kemal’i taklit ederek “Bele puşt gibi ibne gibi bir şey demektir” dedim.

Uğultu halinde bir kahkaha koptu. Genci, yaşlısı, bileni, bilmeyeni gülüyorlardı. Gülüşler gülücükler ufukta ağır ağır batan bir güneş gibi sönerken içlerinden biri “Yahu İlyas Abi, bu faşistler puşt gibi ibne gibi bir şeyler midir?”

“Yok” dedim “anam babam yok. Bu faşolar, vatanseverlik adına höykürürler, Anadolu halklarını seven çocukları Amerikan doları adına denize atarlar, kara para aklarlar, beyaz kadın ticareti yaparlar, uyuşturucu kaçakçılığının daniskasını becerirler, ülkemizin aydınlık yarınları için gençliklerini feda eden çocuklarımızı okul kapılarında kurşunlarlar ve geçmişte yaptıkları ayıpları kimse görmemiş gibi usta bir hırsızın inceliğiyle onlara sonuna kadar kapalı olan devrimci kapımızdan içeri girip ‘biz de amerikayla avrupaya karşıyız’ derler.”

TAKKE DÜŞTÜ KEL GÖRÜNDÜ BEYLER!


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

Sayın İlyas Hocam bizleri bir an olsun eskilere ve gerçeklere götürdün unutulanları hatırlattığın için sizlere sevgi ve saygılarımı sunuyor ellerinizden öpüyorum.Görüşmek dileğiyle.

Yücel Canpolat, İstanbul
11 Nisan 2010


İlyas abi merhaba. Her yazını zevkle okumaktayım. Haberturkteki son programının geniş arşivine facebook sayfanızdan ulaşamıyoruz. Özellikle şiirlerinizi tekrar tekrar dinlemek "gözlerinizdeki aşkı" tekrar hissetmek istiyoruz.

Gökhan Kasarcı, İstanbul
7 Nisan 2010


ilyas abi seni tv'de h.avşar'ın programında sanatçı duyarlılığıyla devrimcilerin,sosyalistlerin nasıl bir dünya istediklerini söylediğinde çok sevindik.bazıları hiç anlamayacaklar anlamalarını da beklemiyoruz.biz biz oldukça bu dünya güzelleşecektir.döneklere inat.yaşasın devrim,sosyalizm ve tam bağımsız TÜRKİYE!

Mehmet Ali, İzmir
6 Nisan 2010


türkiyede zordur insan olmak yeri gelir bir oyunun içinde bulursun oyunda sen ezilen olursun ezende seni kandıran ...türkiyede zordur kadın olmak yeri gelir dayak yiyen olursun yeri gelir namus belası diye töreye kurban olursun ....türkiyede zordu kemalist olmak yeri gelir zindanlara vurulursun yeri gelir ergenekoncu diye silivriye atlırsın .....türkiyede zordur devrimci olmak yeri gelir şeref uğruna bir kuru ekmek uğruna insanlık onuruna işkenceler görürsün ......ama şunu hiç unutmasınlar ben işçi çocuğum kuvay_ı milliye atatürk anılarıyla büyüdüm  sokakta her zaman başım dik ve her zaman onurlu adımlarla yürüdüm  ...ama gün gelir devran döner yani kardeşliğe insanlığa karşı  olan o faşistler ne sokakta dik yürüyebilecek ne slm verecek insan bulacak nede ölüme dik başlı gidecekler.....ilyas abi siz gerçekten çok onurlu ve insanca yaşayan v sözün eri insansınız sizinle tanışmak isterim bir sohbetinize gelmek isterim

Mehmet, Zonguldak
6 Nisan 2010


Umudun dalları kurumak üzere,hangisine uzansak elde bir dal parçasıyla çakılırız yere...Hani mesele düşüpte can varmek değil,biz düşmeyiz can telaşına ..her iklimde yaşamasını biliriz bilmesine de umudun olmadığı yerde insanda olmaz yaşam da...Bu yüzdendir yeni umutlara bıkmadan usanmadan yelken açmamız, bu yüzdendir kar boran demeden cam kırıkları içerisinde canımız acıyarak yol almamız...olsun, üşüsekte yinede severiz beyazı...Beyazı sevdiğimiz gibi severiz bizimle  aydınlığa yoldaşlık eden kardelenleri...Bu yüzdendir kırağı tutan yüzümüzü güneşe çevirmemiz...Bu yüzdendir Nazım ustanın sözünü dinleyip yaşamayı ciddiye almamız.. ve sen İlyas usta:Umuda yolculuk ta sırtını yaslayıp.gölgende biraz da olsa güvenli ve huzurlu bir iki soluklanan  yoldaşların çınar ağacısın..Bu yüzdendir insanların dallarına sarılması. bu yüzdendir yaprak yaprak seni titretmeleri ve umuda giden bu zorlu yolda senide yanların da görmektir mutlulukları..İşte böyle iyiki varsın
  diyelim...saygılarımla..

Zeynel Karataş, İstanbul
6 Nisan 2010


 

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40