![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Bir haftalık süre için Ankara Kitap Fuarı’nda idim. Bundan dolayı geçen haftanın gazetesine yazı iletemedim. Bu kitap imzalama işini başıma açtıkları için TÜRKSOLU’ndan özür dilemeyeceğim. Ama benim acemi, çocuksu; kimi zaman boyumdan büyük, kimi zaman bilemediğim konularda ne zırvalıyorum gibisinden kendimi sigaya çektiğim yazılarımı okuma tenezzülünde bulunan hatta bazen tembellikten yazamadığım haftalarda “Abi neden bu hafta yoktun” serzenişinde bulunan okurlarımdan binlerce kez özür diliyorum. Bir haftalık imza süresince özellikle bana ve kitaplarıma halkın ilgisi abartı diye adlandırılacak kadar büyüktü. Kitap imzalatanlarla veya muhabbet etmek için bahane arayan yazar ve artiz hayranı fuar gezicileriyle aramızda öyle güzel bir diyalog oluştu ki, bunlardan bir sayılık da olsa dem vursam sıkılmazsınız sanırım. En çok duymak zorunda kaldığım cümlelerden başlayayım: “Ula kıro sen ne zaman Alamanya’dan döndün” “Ne Almanyası kardeşim. Ben öldüm bittim Türkiye’deyim. Almanya’yı nereden peydahladın?” “Yav hani ya Maho pezevengi senin gibi bir sürü kıroyu kandırıp bir kamyona küspe gibi, tezek gibi doldurup, Alamanya’nın Münih şehri diye İstanbul’a götürdüydü ya?” “Birader kendi ağzınla söyledin ya İstanbul’a götürdü diye” Başka biri: “Yav sen onu bırak da neydi o filimin adı? Hani Şaban da oynuyordu. Senlen Şaban askerden geliyordunuz. İkiniz birden Gülo diye bir kıza âşıktınız. O kızı da neydi adı ya... Ha, hatırladım Müjde Ar oynuyordu.” Başka biri: “Orda gine kazığı sen yedin. Filimin sonunda Feyzo gül gibi Gülo’yu kaptı. Sen bi bok yiyemedin. Bir de Anadolu delikanlısı olacaksın. Maho ağanın kıçını yalayacağım diye namusunu Feyzo’ya teslim ettin.” Bir başkası: “Yahu o değil de Harran köyünün gençleri evlerin duvarına ‘Faşo Ağa’ yazmıştı. Maho Ağa geldi o yazıyı gördü. Ben diyem Şaban sen de Kibar Feyzo, Maho Ağa ona sordu: ‘Ula Feyzo Faşo Ağa nedir?’ orda Kemal Sunal ne demişti, hatırladın mı?” Ben o sahneyi ve yazıyı elbette anımsıyordum ama muhabbetin trafiği o kadar hoşuma gitti ki, “yok arkadaşlar inanın anımsamıyorum” dedim. Bu arada kalabalığın arkalarından biri, elindeki fotoğraf makinesini göstererek, “İlyas Abi bir resmini çekebilir miyim?” dedi. “Ben dünden alesteyim. Hadi çek bakalım” dedim. “Abi, istersen ben yanına geleyim ikimizi birden çeksinler.” “Bak sevgili arkadaşım, kabul benimle resim çektirmek istiyorsun. Bizim Sefil Bilo’yla bir hatıramız olsun istiyorsun. Ama senden sonra herkes sıraya girecek. Birine evet öbürüne hayır diyemem. Bir hafta boyu ben dişlerimi gösteririm, çekiliriz de, bizim burada olmamızın amacı ne? Fuarda kitaplarımızı imzalamak, iyi kötü düşüncelerimizi, beynimizde harmanladığımız sözcükleri, kitapsever halkla paylaşmak. Zaten eskiden bin kişiden birinde fotoğraf makinesi varken şimdi yoksulun da varsılın da cep telefonu aynı zamanda fotoğraf makinesi. Bu yaşta bir hafta boyu dişlerimi gösterip poz veremem.” O sırada bir kadın kucağında tuttuğu en fazla altı aylık olan bebeğini göstererek, “İlyas Abi, onlara yok diyebilirsin ama bu bebeye yok diyemezsin. Adını Mahir koyduk. Hani Denizgilleri idamdan kurtarmak için Kızıldere’de eylem yaparken ölen devrimci var ya onun adı. Adını tamı tamına Mahir Çayan koyacaktık ama sonra düşündük, Atatürk nasıl bir tane ise, onun adını başkası taşıyamıyorsa, Mahir Çayan da bir tanedir. Onun için adı sadece Mahir olsun dedik.” Arka sıralardan biri: “Burada anarşistlerin reklamını yaptırmam. Onlar devlete, onun ordusuna, polisine karşı geldiler. Banka soydular, adam kaçırdılar. Utanmıyor musun ufacık bir çocuğu politikanın aleti haline getirmeye?” Aralardan “Doğru, doğru, adam haklı” gibi bir iki cümle duydum. Aralarından bazıları “Yahu kardeşim çocuk kadının. Ana-baba birlikte yapmışlar, adını istediği gibi koyarlar.” Aklıma kızım Devrim geldi. Devrim’i nüfusa kaydettirmek için gittiğimiz Malatya Arguvan Nüfus Memurluğu’ndaki fenomeni anımsadım. 1974 Temmuz’uydu, annesi Gülser ve ben doğan kızımızı nüfusa kaydettirmeye gitmiştik. Doğmadan önce erkek olursa adını ya Deniz koyacaktık ya Mahir. THKP-C’ye yakınlığımdan ben Mahir olsun diye diretiyordum. Annesi, Deniz’ler asılırken söyledikleri şu sözlerden dolayı (“Siz bizi asanlar, bizi bir kere öldüreceksiniz. Ama siz Amerika uşakları, utancınızdan bin kere öleceksiniz.”) Deniz koymayı düşünüyordu. Tabii Denizgiller onları asanların hiçbir zaman utanamayacak kadar suratlarını bulaşık suyuyla yıkadıklarını bilmiyorlardı. Her neyse, nüfus memuruna kızımızın nüfus kâğıdının çıkarılacağını söyledik. “Kız mı oğlan mı?” dedi, “Kız” dedik. “Adını ne koydunuz” dedi, “Devrim” dedik. Aslında bu olayı daha önceki bir sayıda anlatmıştım. Kızımızın adı Devrim olacak deyince nüfus memurunun suratı sahtekâr bir Müslümanın yeşiline büründü. Sonrasını okumamış olanlar, TÜRKSOLU’nun elektronik posta adresine mesaj iletsinler. Bir dahaki sayıda yazacağım. Bu düşüncelerin hengâmesi içerisindeyken ön sıralardan biri “Yahu asıl konuyu kapattınız. Biz Kibar Feyzo’dan bahsediyorduk. Maho, Feyzo’ya ‘Bu Faşo Ağa ne demektir?’ diye sorduğunda Şaban ne cevap vermişti onu öğrenecektik” dedi. Ben de haddimi bilmeden sevgili Kemal’i taklit ederek “Bele puşt gibi ibne gibi bir şey demektir” dedim. Uğultu halinde bir kahkaha koptu. Genci, yaşlısı, bileni, bilmeyeni gülüyorlardı. Gülüşler gülücükler ufukta ağır ağır batan bir güneş gibi sönerken içlerinden biri “Yahu İlyas Abi, bu faşistler puşt gibi ibne gibi bir şeyler midir?” “Yok” dedim “anam babam yok. Bu faşolar, vatanseverlik adına höykürürler, Anadolu halklarını seven çocukları Amerikan doları adına denize atarlar, kara para aklarlar, beyaz kadın ticareti yaparlar, uyuşturucu kaçakçılığının daniskasını becerirler, ülkemizin aydınlık yarınları için gençliklerini feda eden çocuklarımızı okul kapılarında kurşunlarlar ve geçmişte yaptıkları ayıpları kimse görmemiş gibi usta bir hırsızın inceliğiyle onlara sonuna kadar kapalı olan devrimci kapımızdan içeri girip ‘biz de amerikayla avrupaya karşıyız’ derler.” TAKKE DÜŞTÜ KEL GÖRÜNDÜ BEYLER!
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 442 8 777 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||