Okan İşbecer - Yurttan
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Ulusal Parti'ye davet
ALİ ÖZSOY
Demokratik Anayasa değil Tayyip'in faşist anayasası
KAYA ATABERK
CHP'nin Erbakan'la flörtü: MSP ile koalisyonunu unuttunuz mu?
OKAN İŞBECER
Oda tv ile Aydınlık aynı bilgisayarda mı yapılıyor?
TUĞRUL ÇELİK
Che, Bolivya ordusunun başına geçti
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Küresel sisteme karşı ulusal mücadele için Ulusal Parti
TÜRKKAYA ATAÖV
ABD'de
baskı örgütleri rezaleti
ESER ÖZALTINDERE
AKP'nin Roman açılımı
TEVFİK KAYMAZ
Gelecek düşündüğümüz gibi olacak
ÜNVER SEL
Ukrayna milliyetçilerinin Turuncu Devrim macerası
FAHAMET YALÇINKAYA
Ölüm ve sanatçı
İLYAS SALMAN
Faşo Ağa ne demektir?
EYKAN CAN
Kanal tedavisi
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (20)
 
 

Okan İşbecer
Oda tv ile Aydınlık
aynı bilgisayarda mı yapılıyor?

Bilen bilir, biz TÜRKSOLU olarak komplo teorilerine pek itibar etmeyiz. Hatta zaman zaman çok dillendirilen komplo teorileriyle dalga da geçeriz. Ama Türkiye’deki en komplocu yayınlar olan Aydınlık ve Oda tv söz konusu olunca biz de bir komplo teorisi ortaya atalım dedik.

Efendim mevzu şu, İngiltere’de Kağan Güner isimli bir vatandaş, Aydınlık için bir haber hazırlıyor. Ancak söz konusu haberin genişletilmesi için yayını bir hafta erteleniyor. Ancak Aydınlık bayilere çıkmadan bir gün önce bir bakıyorlar, Soner Yalçın’ın Oda tv’si haberi yayımlamış.

Bunun üzerine iki kardeş yayın birbirine girdi. Aydınlık çıkan son sayısında Oda tv’ye ayar vermeye kalktı. “İngiltere Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Kağan Güner’in hazırladığı kapak haberimiz, geçen hafta gündemimizdeydi. Kağan Güner’le konuşup, haberi geliştirip derinleştirmek amacıyla bu haftaya ertelemiştik.

Ancak Cuma günü bir sürprizle karşılaştık. Haberimiz, ODATV’de yayımlandı. Haberimiz, Aydınlık elimizdeki ham haliyle bire bir, aynı başlık ve hatta yazım hatalarıyla gitmiş, ODATV’ye haber olmuştu!

Arkadaşımız Kağan Güner, birkaç kişi tarafından bilinen haberimizin nasıl olup da bu haber sitesine gittiğini öğrenmek istedi. Güner’in telefonuna ‘ODATV Yazıişleri Müdürü’ çıktı. Yazıişleri Müdürü yazıyı nasıl elde ettiklerini açıklamadı.

Kağan Güner şu soruyu yöneltti: ‘Ben bu haberi Aydınlık’ta yayımlamak üzere hazırlamıştım. Diyelim yazı bir biçimde sizin elinize geçti. Yazıyı benim hazırladığımı da öğrenmişsiniz, zira yazının sonuna benim imzamı atmışsınız. Yayımlamadan önce yazının sahibine açıp sormanız gerekmez miydi?’

Kağan Güner, yanıt alamadı.

Yapılan iş, ODATV’ye yakışmadı!”

(Aydınlık’tan aldığımız bu alıntıdaki yazım hatalarına dokunulmamıştır).

Şimdi Aydınlık şaşırmış tabii iki üç kişinin bildiği bir haber nasıl Soner’in eline geçti diye. Belki Soner’in istihbaratı Aydınlık’tan daha iyi çalışıyordur, malum boynuz kulağı geçermiş.

Ancak Aydınlık eskisi kadar iyi istihbaratçılık oynayamıyor anlaşılan. Basit bir haberi bile elinde tutamıyor artık. Çünkü söz konusu o haber bir haftadır zaten sanal alemde dolaşıp duruyordu. Hatta bir okurumuz tarafından bize kadar bile geldi.

Bir de serzenişte bulunmuşlar Oda tv’ye, yazıyı madem ele geçirdiniz (sanki askeri sır mübarek), neden yazarından habersiz koydunuz, bu size yakıştı mı gibilerinden.

Bunun da sebebi, kusura bakmasınlar ama, Aydınlıkçılardır. Neden derseniz, Soner Yalçın, o çok övündükleri “Aydınlık okulu”ndan mezundur ve onun yaptığı habercilik de ancak bu kadar olur.

Her neyse, bir haftadır internette dolaşan bir yazı nasıl Oda tv’de yayımlandı diye sızlanacaklarına oturup ağlasınlar.

Bu haberin Aydınlık’tan önce Oda tv’de yayımlanmasının bir açıklaması olmalı elbet. Ya Aydınlık içinden biri kardeş internet sitesine bu haberi verdi ya da Oda tv ve Aydınlık aynı bilgisayarda hazırlanıyor, ancak Oda tv günlük yayın yaptığı için Aydınlık’tan önce haber yer aldı. Şayet arkadaşlar, bilgisayarın masaüstüne Aydınlık ve Oda tv diye iki ayrı klasör açsalardı şüphesiz böyle bir karışıklık olmayacaktı.

Neyse, her şerde bir hayır vardır derler. Bu olay da Aydınlık’a bir ders olsun. Bir daha Oda tv ile Aydınlık’ı karıştırmamayı öğrenirler umarız.


Vatan size minnettardır



Hakkari şehitleri (yukarıdan aşağı): Fatih Aydoğdu, Nuri Aydın Sağır, Mehmet Kaya Çelik.

Türkiye geçtiğimiz hafta yine şehit haberleriyle sarsıldı. Hakkari’de PKK’lı teröristlerin döşediği uzaktan kumandalı mayınların patlatılması sonucunda üç uzman çavuşumuz şehit oldu. Açılım yapmakla Türkiye’nin bütün sorunlarının çözüleceğini düşünenler de meseleyi çözmenin bu kadar basit olmadığını acı bir olayla öğrenmiş oldular.

Değil mi ya, hani artık açılım vardı ve analar ağlamayacaktı. Tabii ağlayan ana Türk askerinin anası olunca Tayyip ve PKK’lılar açısından mesele yok. Onlar ancak PKK’lı teröristler ölünce kurşun sıkılmasın diyorlar. Çünkü biliyorsunuz Tayyip’in baş yardımcısı Arınç teröristlerin onurunu kırmayalım falan diyordu. Hangi onursa...

Sahi daha geçen hafta Osman Baydemir değil miydi Nevruz’da Türk’le Kürdün birbirine kurşun sıkmasının haram olduğu yönünde fetva veren. Neden bu PKK’lı teröristler Baydemir’in sözlerine kulak asmıyorlar. Yoksa Baydemir o sözleri sırf Türklere yönelik mi söyledi? PKK’lılar o sözlerin kendilerini bağlamadığını ve Baydemir’in aslında tiyatro yaptığını biliyorlar mıydı?

Şehit haberinin geldiği ilk gün manşetler ve internet sitelerinden PKK’ya lanet okunur, şehitlerimizin acıklı öykülerine yer verilir. Son şehitlerimizin de öyküleri de elbet yürek yakacak kadar acıklıdır. Mesela şehitlerimizden Nuri Aydın Sağır, şehadetinden iki gün önce baba olmuştu. Ancak çocuğunu göremeden kalleş saldırı sonucu şehit oldu.

Bu öyküler biz Türklerin yüreklerini burkuyor ama şehit haberlerinin geldiğinin ikinci günü Tayyip yandaşı gazeteler hemen PKK’yı aklamaya başlarlar. Neymiş efendim, PKK içerisindeki açılım karşıtı grubun eylemiymiş de, aslında PKK da açılımdan tarafmış da. Karayılan’ın “Bahar ayları çatışmalı geçecek” tehdidini yok sayarlar. PKK’nın meclisteki uzantıları çıkar, “Kürtlerin istediği değişiklikler yapılmazsa sonuç böyle olur” diye utanmazca konuşurlar. Tayyip’inden Gül’üne, Bahçeli’sinden Baykal’ına hepsi sözde teröre lanet yağdırır. Yalnız Tayyip sözlerinin arasına “bu saldırılar açılım kararlılığımızı engelleyemez” cümlesini sıkıştırır.

Bir Allah’ın kulu da çıkıp, bütün bu şehitlerin, iki günlük babasız yetimlerin, gencecik evlatlarının ölüm haberini alınca sinir krizi geçiren asker analarının hesabını soracağız diyemez. Diyecek iradeyi gösteremez. Diyenler de sanki insanlık suçu işlemiş muamelesi görür.

Bugün terörle mücadele etmek yasak. Teröre lanet yağdırmak yasak. Elde bayrak şehit cenazesine katılmak yasak. Terör örgütü hakkında olumsuz eleştiri yapmak yasak. Her şey o kadar tersine döndü ki, Kürtlük en büyük meziyet, medeniyet kaynağı, Allah’ın bir lütfu; Türklük ise bütün kötülüklerin anası haline geldi. O kadar ki, bugün birinci ligde oynayan PKK’nın desteklediği takıma gol atmak bile yasak. Diyarbakırspor’a gol atarsan, binlerce kişinin sahaya inip taş, sopa elinde ne varsa seni de, hakemi de önüne kim çıkarsa kovalamasını göze alacaksın.

Tayyip’in müthiş açılım buluşu sayesinde terör artık her yerde. Eskiden terör dağlardaydı, kırsaldaydı. Bugün mahallemizde, okulumuzda, sokağımızda; her gün gazetelerimizde, her gün televizyonlarımızda, yanıbaşımızda. Meclis’ten yeşil sahalara her yer PKK’nın istilası altında.

Peki bu nereye kadar gider? Tarihin kendisine kök söktürmüş bu millet ne zamana kadar susar? Bu kabaran hesap defteri hiç mi açılmaz? Açılır elbet, açılacak. Tayyip’i de, PKK’sı da, ABD’si de, döktükleri kanda boğulacaklar.

Tüm şehitlerimizin ruhu şad olsun. Vatan onlara minnettardır.


Ahmet Altan bedavaya bastırıyormuş


Ethem Sancak’a, ya da Fethullahçılara. “Gizli el”e bile diyorlar. Ne farkeder ki? Önemli olan bedavaya bastırması.

Öncelikle yanlış anlamalara mahal vermemek için bir açıklama yapalım. Bedavaya bastıran gerçekten de Ahmet Altan. Ahmet Altan’ın bedavaya bastırdığı şey, tabii ki Taraf gazetesi. Bedavaya basan ise Star gazetesi.

Biz, Taraf’ın arkasında Fethullahçılar var dedikçe Ahmet Altan babalandı, “borçla-harçla çıkıyoruz” diye kendilerini acındırdı ama kendi ağzıyla yakalandı. Meğersem Taraf gazetesi bir yıldır Star gazetesinin tesislerinde beleşe basılıyormuş. Ahmet Altan’ın gereksiz yere artistliği olmasa belki de bu konular hiç açıktan yazılıp çizilmeyecekti. Fethullahçıların Türk Ordusu’na saldırı bülteni olan Taraf, meğersem hizmetini böyle bedavaya bastırılmak karşılığında görüyormuş. Zaten sadece Türk düşmanı küçük bir azınlık tarafından takip edilen bir gazetenin de bu kadar süre ayakta durabilmesinin imkanı yoktu. Peki bu olay nasıl ortaya çıktı derseniz, geçtiğimiz hafta Taraf’ın taşra baskısında bir sorun olmuş, Ahmet Altan konuyu köşesine taşımıştı. Yazısında Star’dan “gizli bir el”in Taraf’ı sabote ettiğini yazdı.

Tabii bu yazıya cevap da gecikmedi. Star gazetesi de ertesi günü verdiği cevapta Ahmet Altan’ın Star’ı suçlayacağına gazeteyi bedava bastıkları için teşekkür etmesi gerektiğini yazdı. Anlaşma şartlarını yerine getirmediği için uzun zamandır Taraf’ın eklerini basmadıkları da yer alan açıklamanın sonunda, “Sayın Altan’ın aramızdaki ticari ilişki bir yana güven ilişkisini de zedeleyen yazısından sonra, Taraf’ın içinde ‘gizli el’ler olmayan matbaalar bulacağını düşünmekteyiz.” cümlesiyle bu güzel işbirliğinin sona erebileceği ima ediliyor.

Ahmet Altan bundan korkmuş mudur peki? Niye korksun ki? Memlekette Fethullahçı matbaa mı yok? Star olmaz, Zaman olur; Zaman olmaz, Bugün olur. Hiçbiri olmazsa Tayyip, Ahmet’e Devlet Basımevi’nin imkanlarını sunar. Yeter ki Taraf gazetesinin sesi kesilmesin. Fethullahçılar böyle bir maşayı bir daha nereden bulacaklar?

Taraf olmasaydı, Zaman, Star ya da Bugün gazetelerinden biri Taraf’ın işini üstlenecekti ki, örneğin Zaman gazetesi gibi 20 yıldır çıkan bir gazeteyi riske atmak Fethullah için oldukça zor olurdu.

Ama Taraf gibi kimsenin okumadığı bir gazetenin okka altına gitmesi çok da umurunda olmaz değil mi?


Sırada genelevler ve travestiler var


Tayyip’in başlattığı açılım furyası, toplumun çeşitli kesimlerinde beklentilere neden oluyor.

Malum açılım süreci aldı başını gidiyor. Kürtler, Ermeniler, derken Tayyip ipin ucunu iyice kaçırdı. Geçtiğimiz ay açılım furyasına Romanları da kattı. Abdi İpekçi Spor Salonu’nda bir araya gelen Romanlar ve Tayyip karşılıklı göbek atıp açıldılar da açıldılar.

Her neyse bu açılım furyası burada kalacağa benzemez tabi. Şimdi Türkiye’de herkes Tayyip Efendi’den açılım bekliyor. Kurt kuş, börtü böcek, ot mot, Çerkez Laz, Alevi Sünni derken her önüne gelen “bana da açılım” diye tutturmaya başladı.

Bu arada dikkatleri çeken önemli iki gelişme oldu. Birincisi bizzat Başbakanlığın başlattığı bir girişim. İkincisi ise Tayyip’ten bir istek.

Başbakanlığa bağlı İnsan Hakları Başkanlığı tarafından Emniyet Genel Müdürlüğü, Aile Araştırma Kurumu, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Ankara Büyükşehir Belediyesi temsilcilerinin katıldığı “genelev projesi” toplantısı gerçekleştirildi. Siz buna Başbakanlığın “Asiye’yi kurtarma” çabası da diyebilirsiniz. Toplantıda konuşan Başbakanlık İnsan Hakları Başkanı Mehmet Yılmaz Küçük, temel hedefin sömürüye uğramış kadınlar olduğunu belirterek, “İrade dışında bu yola gidenler ve kurtulmak isteyenlere yönelik çözümleri tespit ediyoruz. Bu sömürü yoluna düşebilecek çocuklar var. Bunu engelleyecek ne tür çözümler üretebiliriz diye çalışıyoruz. Sektörün fotoğrafı çekilecek. Sonra önlemler devreye sokulacak.” demiş. Bu proje çerçevesinde oluşturulacak özel ekip ilk olarak pilot bölge seçilen Ankara Bentderesi genelevine gidecekmiş.

Açılım sürecinde bir açılım talebi de travestilerden geldi. Tayyip’e seslenen Gökkuşağı Travestileri Transseksüelleri Geyleri ve Lezbiyenleri Koruma ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Öykü Özen, “Bizler de bu toplumun bir bireyi olarak insanca bir yaşam için, eşitlik için açılım istiyoruz. Romanlar, Ermeniler, Kürtler gibi biz de bir insanız. Bu ülkede yaşayan Romanlar, Ermeniler, Aleviler insan da biz değil miyiz?” dedi.

Bir de bakmışsınız Tayyip bir hafta sonu kahvaltıda travestilerle buluşmuş. Bir de nutuk çeker ki, travestiliğin toplumumuzda ne kadar zor olduğuna, travestilerin nasıl hor görülüp sömürüldüğüne dair. Hem bakmışsınız yanına eşcinselliğin hastalık olduğunu açıklayan Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf’ı da almış, Romanlar gibi travestilerden özür dilemiş. Olamaz mı? Olmaz olmaz demeyin çünkü olmaz olmaz.


Bu ne sevgi ah!



Geçtiğimiz hafta Türkiye’yi ziyaret eden Alaman Yeşili Claudia Roth, adet olduğu üzere Diyarbakır’a da geçti.

Ancak Diyarbakır’da Osman Baydemir tarafından öyle bir karşılanışı vardı ki, gören iki sevgilinin yıllar sonraki buluşması zannederdi.

Belediyenin girişinde Baydemir tarafından sımsıkı sarılarak karşılanan Alman vekille Baydemir, ikili görüşme sırasında da el ele göz gözeydi.

Bir zamanlar Fransız Mitterand vardı.

Kürtlerin dibinden ayrılmazdı.

Şimdilerde Kürtlerin yeni aşkı Roth gibi görünüyor.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


CLAUDIA birgün sana GERCEK bir OSMAN öyle bir sarilacakki ....BAK DEMEDI DEME!!!

Ahmet, İstanbul
6 Nisan 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40