Tuğrul Çelik - Dünya
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Ulusal Parti'ye davet
ALİ ÖZSOY
Demokratik Anayasa değil Tayyip'in faşist anayasası
KAYA ATABERK
CHP'nin Erbakan'la flörtü: MSP ile koalisyonunu unuttunuz mu?
OKAN İŞBECER
Oda tv ile Aydınlık aynı bilgisayarda mı yapılıyor?
TUĞRUL ÇELİK
Che, Bolivya ordusunun başına geçti
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Küresel sisteme karşı ulusal mücadele için Ulusal Parti
TÜRKKAYA ATAÖV
ABD'de
baskı örgütleri rezaleti
ESER ÖZALTINDERE
AKP'nin Roman açılımı
TEVFİK KAYMAZ
Gelecek düşündüğümüz gibi olacak
ÜNVER SEL
Ukrayna milliyetçilerinin Turuncu Devrim macerası
FAHAMET YALÇINKAYA
Ölüm ve sanatçı
İLYAS SALMAN
Faşo Ağa ne demektir?
EYKAN CAN
Kanal tedavisi
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (20)
 
 

Tuğrul Çelik
Che, Bolivya ordusunun başına geçti

Morales’in Bolivya’sında geçen haftadan beri önemli olaylar yaşanıyor.

Morales’e yönelik suikast iddiasının altında Che’yi Bolivya’da ele geçiren Bolivya ordusunudan emekli General Prado’nun çıkmasıyla birlikte başlayan olaylar, şimdi de bizzat Bolivya ordusunda yaşanan bir gelişmeyle devam ediyor.

Evo’nun Bolivya’sında, Che’nin Patria o Muerte, Venceremos! (“Ya Vatan ya da Ölüm, Kazanacağız!”) sözleri Bolivya Silahlı Kuvvetleri’nin temel sloganı haline getirildi.

Bundan sonra bütün resmi törenlerde de bu sloganın kullanılacağı duyuruldu.

Morales’in bu kararı bazı generalleri kızdırsa da O’nun Che ile ilgili düşünceleri de ortada.

İlk kez devlet başkanı seçildiğinde şaşkınlığını gizleyemediğini belirten Morales’in ilk sözleri “Che ile aynı düşüncedeyiz” olmuştu.

Bolivya ordu birlikleri ve bizzat CIA ajanlarının gerçekleştirdiği operasyonla Che’nin peşine düşen emperyalizm, 9 Ekim 1967’de O’nu ortadan kaldırdığını düşünse de, aslında Che o gün yeniden doğmuştu.

Küba hâlâ ayakta.

Birkaç ülke hariç, Latin Amerika’nın neredeyse tamamında antiemperyalistler iktidarda.

Morales de Bolivya’da yapılacak seçimlerden yine zaferle çıkacağı günü bekliyor.

Che’nin gerçek mirasçıları olarak bizler de O’nun gibi gerçekçi olmaya, kısaca O’nun gibi olmaya kararlılığında yolumuza devam ediyoruz.

“O, bu dünyanın gördüğü tek yıldızdı” ve O, yıldız şimdi Bolivya ordusuna “yıldız”lı bir rütbe oldu.


Irak’ta kim kazandı, kim kaybetti?


Maliki

Allavi

Mart başında yapılan Irak seçimlerinin kesin sonuçları nihayet açıklandı. Eski başbakan İyad Allavi’nin iki sandalye farkla ipi göğüslemesi ve başbakanlığı garantilemesinin yanında, Nuri El Maliki’nin itirazları da son buldu.

Maliki, çok az bir farkla gerisinde kaldığı Allavi’nin seçim başarısının ardında hile olduğunu iddia etmişti.

Öte yandan Allavi de kendisinin başbakan olmasını engellemeye çalıştığını ileri sürerek İran’ı suçladı.

Gelelim seçimin sonuçlarına.

Seçime katılım oranı açıklanan sonuçlara göre yüzde seksene yakın. Genel tablo da ABD işgali sonrası bölünmüş Irak’ı aynen yansıtıyor.

ABD işgali sonrası etnik ve mezhepsel parçalara bölünen Irak’ın durumu da seçim sonuçlarına yansıdı. Güneydeki yoğun Şii nüfus, ortada kalan Sünni grup ve kuzeydeki Kürtler bir anlamda ortak davranarak kendi gruplarına oy verdiler.

Allavi’nin başarısına gelince... Maliki’nin seçimlere girmesini yasakladığı ve çoğu eski Baasçı olan Sünniler, tercihlerini Allavi’nin laik Irakiye Koalisyonu’ndan yana kullandılar.

Yine Türkmenler de tercihlerini Irakiye Koalisyonu’ndan yana kullandılar. Türkmen Cephesi’nin seçimlere tek başına katılması halinde kendisine ayrılan 1 sandalye yerine, Irakiye Koalisyonu içinde girdiği seçimlerden 5 sandalye kazanarak çıktı. Şii listelerden seçime giren Türkmenleri de sayarsak, meclisteki Türkmenlerin sayısı arttı.

Kürtler ise Barzani ve Talabani’nin Kürdistan listesinin dışında oy kaybetti. 56 sandalyesi olan Kürtlerin 42 sandalyesi Kürdistan listesinden. Liste dışında seçime katılan Kürt gruplarının oyları ise düştü. Değişim grubu da buna dahil.

Seçim sonuçlarının önemli bir noktası da Kerkük’teki sonuçlar. ABD’nin desteği ile işgalden bu yana kent Kürtleştirilmeye çalışılıyor. Seçim sonuçlarına bakılırsa Kürtler Kerkük’te istediklerini bu sefer alamadılar.

Allavi’nin belli bir etnik ve mezhepsel temele dayanmayan koalisyonunun bunda etkisi de yok değil. Amirikancı iktidarın tüm olaraklarını kullanan Maliki yönetminin uygulamaları özellikle Türkmen ve dışlanan Sünni Arapları Irakiye’de birleştirmiş oldu.

Ancak bunun tüm gruplarca istenen bir birliktelik olmadığı ve şartların zorladığı bir durum olduğu gerçeği de unutulmamalı.

Hiçbir grubun tek başına hükümet kuramayacağı da matematiksel olarak ortada.

Yani Irak, daha bir süre yine bildiğimiz Irak olmaya devam edecek.


Berlusconi, Kaddafi’nin elini öptü

Libya’nın Sirte kentinde düzenlenen Arap Birliği Zirvesi bu kez diğerlerinden oldukça farklı geçti.

Zirveye Silvio Berlusconi de katıldı. Katılımcılar arasındaki tek Avrupalı lider olan Berlusconi, yine yaptıklarıyla gündeme geldi.

İtalya’da sıkandallarla gündeme gelen Berlusconi, Libya’da Kaddafi’nin elini öptü.

İran’da yayınlanan Press TV adlı bir televizyon kanalının yayınladığı ve Berlusconi’yi eğilip Kaddafi’nin elini öperken gösteren görüntüler gündeme bomba gibi düştü.

Görüntülerin tam olarak net bir biçimde görülmediği de söylense de, İtalya’da muhalefet olayı bir kampanyaya dönüştürdü bile...

Berlusconi’nin, Kaddafi’nin elini öperken aynı zamanda İtalya’nın Libya’daki sömürgeci katliamları için özür dilediği de belirtiliyor.

Yani Berlusconi, Kaddafi’den af dileyerek elini eteğini öptü durumu var ortada.

Berlusconi’nin Kaddafi önündeki ilk eğilişi değildi bu. Daha önce Berlusconi’ye Libya’daki sömürgeci geçmişi ile ilgili sömürgecilik tazminatını kabul ettirmişti.

Ayrıca bir ziyaretinde de Berlusconi’yi karşılamadan önce bekletmiş ve yakasında Ömer Muhtar’ın resmiyle Berlusconi’yi karşılamıştı.

Öte yandan Berlusconi için de bir değişiklik olmuştur.

Her zaman mankenleri öpecek değil ya...


Moskova kana bulandı

Geçtiğimiz hafta Rusya’da yaşanan intihar saldırısı başkent Moskova’yı adeta kana buladı.

Stalin döneminin ürünü olan Moskova Metrosu’nda 40 dakika arayla yaşanan iki patlama 65 kişinin ölümüye sonuçlandı.

Moskova Metrosu’nun önemli bir özelliği de var. Bugün günde yaklaşık 7 milyon kişiyi taşıyan metro hattı, 1930’larda inşa edilmiş ve 1941’de Nazi işgaline karşı en güvenli sığınak olmuş. Stalin’in savaş döneminde halka birçok kez seslendiği sığınak-metro, soğuk savaş yıllarında da çok kullanılmış.

Metronun en yoğun saatlerinin yaşandığı sırada gerçekleşen saldırının, iki kadın intihar komandosu tarafından gerçekleştirildiği belirtildi.

Bu yazı yazılırken olayı üstlenen henüz çıkmamıştı, ama Rus yetkililere bakılırsa saldırganların Kafkasya kökenli olması muhtemel. Görgü tanıklarının verdiği ifadelere göre iki kişinin de kendilerine yardım ettiği iki kadın intihar komandosu Kuzey Kafkasya görünümlüymüş.

Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in yeni yönetim stratejisi olarak belirlediği Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi çalışmasının, patlamalarla aynı zamana denk gelmesi de, Rus yetkililerin karar vermesinde etkili oldu.

Saldırının bir numaralı failleri olarak Çeçen-İçerya Devlet Başkanı Umarov ve yine onun lideri olduğu Kara Dullar gösteriliyor.

Kara Dullar örgütü Rus-Çeçen Savaşı’nda babalarını ve kocalarını yitiren ve tamamen siyah renkte giyinen kadın intihar bombacılarından oluşan bir örgüt. Örgütün adı daha önce 2002’deki opera saldırısında ve 2004’teki Beslan olaylarında duyulmuştu.

Rusların kendilerini bir zamanlar en güvenli hissettikleri Moskova Metrosu, bu kez ölümün kol gezdiği bir cehenneme dönüştü.

Putin’in metrodan kaçan Rusların hücum ettiği taksilerin şoförlerini fiyatları yükseltmemeleri için uyarması, Ruslardaki korkuyu gözler önüne seriyor.


Merkel, Tayyip’e ne verdi?

Almanya Başbakanı Angela Merkel’in iki günlük Türkiye ziyareti basında oldukça yer buldu.

Ziyareti boyunca Tayyip, Gül ve muhalefet olarak da BDP’li Selahattin Demirtaş’la görüşen Merkel, Anıtkabir’i de ziyaret ederek çelenk bıraktı.

Merkel’in ziyaretinde konuşulanlar İran, AB-Türkiye ilişkileri ve Alman-Türk okullarının durumu oldu.

Merkel’in Türkiye’nin AB üyeliği ile ilgili olarak ortaya koyduğu imtiyazlı ortaklık fikrinden geri adım atmadığı görüşmede öne çıkanlardandı.

1960’ta Türkiye’nin AB’ye tam ortak olmasını belirten Conrad Adenauer’den günümüze çok şey değiştiğini belirten Merkel, imtiyazlı ortaklık fikrinin değişmesi için bir neden olmadığını söyledi.

“1960’ların başında AB’nin Türkiye ile ilişkileri konusunda tam üyelik meselesini Conrad Adenauer önermişti. O günden bu yana çok şey değişti. Türkiye’nin ekonomik, bilimsel, kültürel ilişkilerde çok özel konumu var. İmtiyazlı ortaklığı çok özel bir ilişki olarak düşünmüştük ama şimdi olumsuz algılandığını görüyorum. AB’de oyunun kuralları da değişti. 60’lardaki durum yok. Sonu açık bir süreç. Almanya bu süreci savunuyor. Türkiye’de de birçok şeyin değiştiğini görüyoruz. Sonu açık olan bu süreci sürdürmeliyiz.”

Merkel, Tayyip gibisini buldu ya, ucu açık süreç daha uzar mı uzar...

Almanya’daki Türk okullarının da konuşulduğu ziyarette Merkel Almanya’da da Türk okullarına yeşil ışık yaktı. Ancak şartlı bir şekilde...

“Almanya’da çok sayıda Türk-Alman okulu var. Almanya’da Almanca bilmeyen kimsenin yaşaması uygun olmaz. İçinde yaşadıkları ülkenin dilini bilmeleri entegrasyon için ön koşul. Burada söz konusu olan asimilasyon değil. Herkesin kültürünü, köklerini korumasını istiyoruz. Ancak 3’üncü ve 4’üncü kuşaktaki insanların toplumal yaşama katılmalarını istiyoruz. İnsanların sadece işçi olarak değil, işadamı, öğretmen, bilim adamı olarak çalışmalarını istiyoruz. Geçmişlerini, geleneklerini koruyarak tabii. Almanya’nın yurt dışında okulları varsa, o zaman Türkiye’nin de okulları olabilir. Ancak Almanya’da yaşayan Türkler için Almanca öğrenmemek bir bahane olmamalı.”

Merkel, görüldüğü üzere kurduğu uzun ve süslü cümlelerle Almanya’daki Türk okullarında Alman dilinin dayatacağını ortaya koyuyor.

Ortada bir teslimiyetçilik var, ama durum Tayyip ve yandaş medyası tarafından zafer olarak yorumlanıyor.

İran konusu da başından beri ziyaretin asıl nedenini oluşturuyordu.

Hatta Merkel, yanında getirdiği ve bir Alman çocuğu tarafından yapılan beyaz güvercin biblosunu Tayyip’e barış güvercini olarak hediye etti.

Merkel’in bahsettiği “barış”tan kasıt ise, BM tarafından İran’a karşı uygulanacak yaptırımdan ve hatta İran’ın vurulmasından sonra gelecek bir “barış”.

Basına göre Tayyip ve Merkel İran konusunda anlaşamamışlar.

Merkel, Tayyip’i Nisan ayında ABD’de yapılacak nükleer zirvede de kendileriyle birlikte oy vermesini istemiş. Ancak Tayyip’in hesapları başka... Tayyip, görevlendirdiği Davutoğlu’yla birlikte İran diplomasisini zaten ABD’nin istediği şekilde sürdürüyor. Öte yandan İran söz konusu olduğunda sözü İsrail’in nükleer silahlarına getiren Tayyip’in bu İsrail karşıtlığı ise kafasındaki yeni işbirlikçi stratejiden başka bir şey değil.

Merkel geldi ve gitti. Tayyip’in işbirlikçiliği ve teslimiyetçiliği baki kaldı.


Hırsız Obama Afganistan’dan kaçtı

ABD’nin Afganistan’da zor günler geçirdiğini bizzat Genel Kurmay Başkanı Mullen’in itiraflarından ve Obama’nın daha fazla asker gönderme girişiminden biliyorduk. Ama Obama’nın Afganistan’a yaptığı en son günübirlik ziyareti sonrası meselenin ABD için oldukça zora girdiğini gösteriyor. Obama’nın Afganistan’daki ABD askerlerine moral vermek üzere gerçekleştirdiği son ziyareti Taliban tarafından alaya alındı.

Taliban’a yakın bir internet sitesinden yapılan açıklamada Obama’nın Taliban’dan çok korktuğu ve bunun için Afganistan’a gündüz gelemediği belirtildi. Obama’nın Afganistan’daki askeri stratejisinin çöktüğünü ve ABD askerlerinde moral kalmadığını belirten Taliban’ın Obama’nın ziyareti için yapılan değerlendirme şöyle:

“Mücahitler düşmanı köşeye daha da sıkıştırdı, (Obama) artık gündüz Afganistan'a gelemiyor. Bir hırsız gibi gece geliyor ve alelacele gidiyor.”


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Merkel Tayyip'e ne verdi bilinmez ama Tayyip'in verilenin üçte birini aldığı kesin.

Gün Ay Yıldız, İstanbul
6 Nisan 2010

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40