Prof. Dr. Türkkaya Ataöv
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Ulusal Parti'ye davet
ALİ ÖZSOY
Demokratik Anayasa değil Tayyip'in faşist anayasası
KAYA ATABERK
CHP'nin Erbakan'la flörtü: MSP ile koalisyonunu unuttunuz mu?
OKAN İŞBECER
Oda tv ile Aydınlık aynı bilgisayarda mı yapılıyor?
TUĞRUL ÇELİK
Che, Bolivya ordusunun başına geçti
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Küresel sisteme karşı ulusal mücadele için Ulusal Parti
TÜRKKAYA ATAÖV
ABD'de
baskı örgütleri rezaleti
ESER ÖZALTINDERE
AKP'nin Roman açılımı
TEVFİK KAYMAZ
Gelecek düşündüğümüz gibi olacak
ÜNVER SEL
Ukrayna milliyetçilerinin Turuncu Devrim macerası
FAHAMET YALÇINKAYA
Ölüm ve sanatçı
İLYAS SALMAN
Faşo Ağa ne demektir?
EYKAN CAN
Kanal tedavisi
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (20)
 
 

Ulusal Parti Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Türkkaya AtaövProf. Dr. Türkkaya Ataöv
ABD'de baskı örgütleri rezaleti

Amerikan Kongresi’ne dışarıdan baskı yapanlara ilişkin olarak, çok kısa anımsatmalar yapmam yararlı olur. Baskı örgütlenmelerinin iç ve dış siyaset üstünde uzun süredir ağırlıkları oldu. Öylesine ki, birtakım yayınlar, örneğin Nisan 1975 tarihli US News and World Report adlı dergi yıllık değerlendirme yazısının başlığında şu soruyu açıkça sormuştu: “Amerika’yı Kim Yönetiyor?” Yerli ve yabancı baskı kümeleri başlarda yer aldılar. İki siyasi parti, Beyaz Saray’da oturan kişinin kurduğu kabine ve din öğesi bile onlardan sonra geliyorlardı.

Örneğin, İsrail lobisinin ABD’nin Orta Doğu siyaseti üstündeki büyük ağırlığını birkaç yıl önce çıkan bir kitap ayrıntılı biçimde saptamıştı. Türkler Yunan ve Rum baskı örgütlerinin becerilerini de iyi bilirler. Hele bir Demetracopoulos vardı; Amerikan yönetiminin Kıbrıs kaynağı oydu. Kıbrıs Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios iktidardan düşürülmeden yarım saat önce, bu haberi Vaşington yetkililerine telefonla ulaştırıp haklı çıkmıştı.

Bu kaynağın güçlü bir örgütü de Ermeni baskı topluluklarıdır. Ellerinde üç silâh var: Amerikan toprağında göreceli olarak eskilikleri, Türk-Ermeni ilişkileri konusunda Amerikan siyasetçilerinin (ayrıca halkının da) bilgisizlikleri ve bir de parasal destekleri. Böylece sıralanan üç özelliğin her birinin üstünde uzun uzadıya burada durmanın gereği yok. Aşağıda çok kısa bir özet şimdilik yeterli olmalı.

Amerikan ortamı onların “Adalet Komandoları” diye
terör örgütü kurmalarına bile göz yumdu. İlk iki Türk diplomatı orada (Los Angeles’te) öldürüldüler. Türk hedeflerine ve Türklerle bağlantılı başka hedeflere karşı tüm dinlerle birlikte iç hukuk ve uluslararası hukukun yasakladığı saldırılar orada da yıllarca sürdü. Terör şiddeti ABD’deki Ermeni baskı örgütlerinin Kongre’deki eylemleri ve yalan-yanlış yayınlarla
el ele yürüdü. New York’ta basılan bir Ermeni gazetesi kamuya sunulan yayınlarla Kongre’deki inandırma girişimlerinin ve Adalet Komandoları gibi örgütlerin yaptıklarının “aynı amaca hizmet” ettiklerini bile yazdı.

Kimilerinin önce (1492) Cristóbal Colón’un (Kristof Kolomp) gemisinde ve sonra da (1607) Amerika’da Chesapeake Körfezi’ne girip ilk Jamestown yerleşimini kuran İngiliz kaptan John Smith’in teknesinde birer Ermeni olduğuna ilişkin söylentileri bir yana koyalım. Bu söylentilerin amacı Ermenilerin Amerika’da ne denli “eski” olduklarını, doğru ya da yanlış, kafalara sokmak içindir. Ama Amerikan Protestan din yayıcıları özellikle 1830’dan sonra Osmanlı topraklarına gelip orada Ermeniler gibi Hıristiyanları bulunca, onlara önce (Türk olsun olmasın) çevrelerindeki Müslümanlardan üstün olduklarını söylediler. Onları buna inandırdılar da. Çocuklarını Anadolu’da çok yerde kurdukları Protestan okullarında eğitip içlerinden kimilerini kilise burslarıyla Amerika’daki okullara çekerken, genelde Osmanlıya karşı bir ayaklanma hedefini de beslediler.

Okumak ya da göç için Yeni Dünya’ya gidenlerin içinden gazeteciler (ilklerden Osganyan), yazarlar (en ünlüsü olarak, Saroyan), iş adamları (her biri dolar milyarderi Mardigyan, Terziyan, Manukyan, Kirkoryan, Külciyan), filmciler (Greta Garbo’yu yönetmiş olan Mamulyan), yüksek rütbeli subaylar (ilk General Şekeryan), doktorlar (Kazanciyan, Malecyan, Nacaryan), fizikçiler (Dağlıyan, Parsekyan), yüksek devlet görevlileri (Deniz İşleri Bakanı İgnatius, milletvekili Steven Derunyan ve Adam Benjamin), vali (Dökmeciyan), üniversite öğretim üyeleri (ilk ünlü olarak, Nalbantyan), eğlence dünyasının ileri gelenleri (Berberyan, Ohanyan, Arlene Frances, Kay Armen, Cher) ve kilise adamları (ilklerden Saraçyan) yetiştiler. Çoğu kişinin “Cher” diye tanıdığı kadın oyuncunun gerçek adı Sarkisyan’dır, Arlene Frances’in de Kazancıyan. Bir zamanların televizyon ünlüsü Mike Connors’ın gerçek adı da Kirkor Ohanyan’dı. Ermeni kökenli Amerikalıların Amerika’da şimdi din merkezleri, günlükleri, süreli yayınları ve araştırma kurumları var.

Amerikan ortamı onların “Adalet Komandoları” diye terör örgütü kurmalarına bile göz yumdu. İlk iki Türk diplomatı orada (Los Angeles’te) öldürüldüler. Türk hedeflerine ve Türklerle bağlantılı başka hedeflere karşı tüm dinlerle birlikte iç hukuk ve uluslararası hukukun yasakladığı saldırılar orada da yıllarca sürdü. Terör şiddeti ABD’deki Ermeni baskı örgütlerinin Kongre’deki eylemleri ve yalan-yanlış yayınlarla el ele yürüdü. New York’ta basılan bir Ermeni gazetesi kamuya sunulan yayınlarla Kongre’deki inandırma girişimlerinin ve Adalet Komandoları gibi örgütlerin yaptıklarının “aynı amaca hizmet” ettiklerini bile yazdı. İstanbul Üniversitesinde (Amerikan Büyükelçiliğinden müsteşar, başkonsolos ve kültür ataşesi gibi kişilerin katıldıkları bir toplantıda) yaptığım konuşmada ABD yasalarına göre Kongre’de çalışan hiçbir baskı örgütünün terör eylemiyle tanınan kuruluşlarla aynı amaca hizmet edemeyeceğini ve böyle bir birlikteliğin söz konusu baskı kuruluşunun kapatılması için yeterli yasal neden oluşturduğunu söyledim. Amerikalı görevliler gerekli notları alıp bana da gereğinin yapılacağı yolunda sözlü güvence verdilerse de, hukuksal yönde bir gelişme olmadı.

Amerikan halkı ve siyaset adamları Türk-Ermeni ilişkilerinin geçmişine ilişkin olarak yansız ve ayrıntılı bilgiye sahip değildirler. Halkı bir yana koyalım. Kısa süre önce bir Amerikan televizyon programında yer alan bilgi yarışmasında Amerikan gençleri sorulan (tümü kolay) hiçbir soruyu bilememişlerdi. Bu arada, yirmi yaşlarında kentli giyimli bir genç kız da, Amerikan bayrağında kaç yıldız bulunduğuna ilişkin soruya, dakikalarca kafa yorduktan sonra, (1776 bağımsızlık tarihi için geçerli olan) “13” yanıtını vermişti. Oysa, Amerika’da her kentte her yerde bayraklar dalgalanır durur. “Handel’in ‘Mesih’ adlı oratoryasını kim besteledi?” sorusunun içinde yanıt zaten varsa da, onu da bilen çıkmadı. Kongre üyelerinin Ermeni sorunu üstüne bildikleri de ilkokul kültürünün fazla üstünde sayılmaz. Ama nasıl oy verecekleri genelde bellidir.

Ermeniler, kendi yayınlarında altını çizerek belirttikleri gibi, Hıristiyandırlar. Üstelik, Amerika’dakilerin önemli bölümü Protestandır da. Ülke yaşamının içinde yerlerini almışlardır. Kendilerini İsa’ya inanan, ama kıygın (mağdur) tanıtmışlardır. Kendilerinin yaptıkları Türk ve Müslüman kıyımını sakladılar, Osmanlı döneminin terör nitelikli siyasi partilerini Amerika’da da kurup geliştirdiler. Onlar adına ağızlarını açan Kongre üyelerinin fırsat düştükçe, hele son yıllarda ve özellikle “24 Nisan” tarihi yaklaşırken, bu konudaki tek yanlı konuşmaları bir alışkanlık olmuştur.

Tüm dünyada en önemli ve canlı Ermeni topluluğu Kuzey Amerika’da (yani, ABD ve Kanada’da) olandır. Kuşku yok ki, en varlıklı Ermeniler de oradadırlar. En çok Kaliforniya, Boston ve Detroit’e yığılmışlardır. Kaliforniya’da Fresno’ya ilk ayak basışlarının yüzüncü yılını 1981’de kutladılar. Fresno’dan William Saroyan diye Ermeni kökenli bir Amerikan öykücüsü, romancısı ve oyun yazarı yetişti. 1908 doğumlu olan Saroyan’ın kişiliği ve yazdıkları Ermeni adının Amerika’da ve dünyada iyi bilinmesini sağlamıştır. Saroyan Türkiye’ye de gelmiş, atalarının yaşamış olduğu Bitlis’e ve Muş’a gitmiş, köylülerimiz orada gömülü dedesinin mezarını bulmasına yardım etmişlerdir. Ailesinin eski soyadının Karaoğlanyan olduğu anlaşılıyor. (Bu olağanüstü yazarın bir öyküler toplamını ben 19 yaşındayken Aram Derler Adıma başlığıyla çevirmiştim ve Yaşar Nabi’nin Varlık Yayınlarınca basılmıştı. Bu kitabın iki bölümünün onun sesiyle okunuşu bugün de kasetimdedir.)

Boston’da kalabalık bir Ermeni azınlığı vardır. Onların buradaki etkinliklerinden ötürü, Boston Ermenistan Cumhuriyeti’nin başkenti Erivan’la “kardeş kent”tir. Oysa, bu iki kent birbirine hiçbir yönden benzemez - ikisinde de Ermeni kalabalığı dışında. Boston’da yıllardır The Armenian Review diye bir dergi çıkar. Ve gene bu kentte bir Soykırım Araştırmaları Merkezi vardır. Geçen yıl Boston Üniversitesinde “24 Nisan 1915’te gerçekten ne oldu?” başlıklı bir konuşmam vardı. Yerel Ermeni örgütlerinin baskılarıyla programdan çıkarıldı ve konuşmam engellendi. Siz bu satırları okurken, sanırım ben gene Amerika’da olacağım. Boston bu kez de, konuşacağım yerler dizelgesinde var.

Ermeni kökenli Amerikalı Kirk Kirkoryan ailesi hava yolları sahibidir; Hollywood’da MGM de şimdi onların denetimindedir. Yakında “Musa Dağ” üstüne Ermeni yorumunu işleyen bir film tüm Amerika’ya ve dünyaya dağılmış olacaktır. Türlü biçimlerde ödüllendirilmesi kimseyi şaşırtmasın. New York’ta Ermeni Genel Yardım Derneği (AGBU) ile Boston’da Hayrenik Derneği bu tür atılımların yıllardır destekçileridir. On üçü Los Angeles çevresinde olmak üzere, Amerika’da 26 Ermeni günlüğü ve dergisi yayımlanır. Üniversitelerde Ermeni kökenli öğretim üyelerinin sayıları artmıştır, daha da artacaktır. Yakın geçmişte onların üçü kısaca UCLA diye anılan Los Angeles Kaliforniya Üniversitesinde birer konuşma düzenlemiş ve duvar duyurularında Atatürk’ü (foto-kurgu ucuz kurnazlığıyla) ayakları dibinde karnı yarılıp barsakları dökülmüş cansız bir çocukla göstermişlerdi. Kimi Ermeni kökenli öğretim üyelerinin seyirlik becerileri de böyle. (Bu fotoğrafın gerçeğinde cansız görünen çocuk yerine dört köpek yavrusu olduğunu benim bulduğumu, yaptığım yayınlar sonucu, bilenler var.)

ABD’deki Ermeni kilisesinin içinde rekabet ve çatışmalardan da öte bombalı saldırılar da olduğunu burada kısaca anımsamak gerekir. Ermeniler arasında bu karşılıklı kan dökümünün kendine özgü bir tarihi vardır. Daşnak saldırılarıyla doruğa çıkan bu olaylar Amerika, Mısır, Suriye, Yunanistan ve başka yerlerde olmuştur. Amerika’daki önemli olay 1934’de New York Ermeni Başpiskoposu Leon Tourian’ın kilisede herkesin gözü önünde öldürülmesiydi. Kapriel Serope Papazian bu olay üzerine Daşnakları yalnız Türkleri değil Ermenileri de öldüren terörist bir örgüt olarak suçlayan kitabını aynı yıl hemen bastırmıştı. Onun kitabını özetleyen ve tanıtan üç yabancı dilden yayını da 26 yıl önce ben yapmıştım.

Ancak, Ermeni kilisesi ve halkı içinde bu bölünme, zaman zaman kanlı bir biçimde, bugün de sürüyor. Ermenistan Cumhuriyeti’nde Eçmiazin’de bir Ermeni Başpiskoposluğu var. En eskisi budur. “Kilikya” adını da taşıyan yenisi, ama daha ufağı Beyrut’un varoşlarında Antelias yöresindedir. Amerika ve Kanada’daki 90 Ermeni kilisesinin 60’ı Eçmiazin’e, 30’u Antelias’a bağlıdır. Aralarındaki çekişme Kızıl Ordu’nun 1920’de Ermenistan’a girmesine ve özellikle Eçmiadzin Başpiskoposunun 1938’de Sovyetlerce ortadan kaldırılmasına değin gider. Ermeni görüşlerini abartarak ve tek yanlı biçimde birkaç kitabında okuyucuya sunmuş olan İngiliz üniversite öğretim üyesi David Marshall Lang katıldığı AGBU toplantısında patlayan Daşnak bombasından bir rastlantı sonucu kurtulabilmişti.

Yıllar önce Prof. Lang’la Londra’da bir telefon konuşması yapmıştım. Kitaplarındaki bilgileri bana Ermeni yardımcısından aldığını söylemişti. Benim de başka türlü bilgiler vermeğe hazır olduğumu söylediğimde bana bir buluşma saati söylemiş, ancak ardından hemen bu sözünü geçersiz saymamı istemişti. Daha sonra, üniversitesindeki üstünden derslerinde daha yansız davranması gerektiğine ilişkin bir uyarı aldığı bana da ulaştırıldı.

Ermeni görüşlerine arka çıkanların yanı başında, genelde lobicilik yapanların ne denli kazançlı bir işte olduklarına ilişkin örnekler vermek istiyorum. Konuyu gene geniş tutarak bugüne getirmek yararlı olur. Birinci gözlem ABD Savunma Bakanlığının ve silâh ticareti yapanların, emekli subaylar başta olmak üzere, yüksek görevlerde bulunmuş olanların bilgi ve bağlantılarından yararlandıklarıdır. Bunlar CNN, Fox, CNBC ve MSNBC gibi tutucu televizyon kanallarında, sanki yan tutmayan uzman kişilermiş gibi tavırlarıyla oldukça sık görünerek, bağlı oldukları çıkar çevrelerinin iletilerini Amerikalıların kafalarına sokar, bunun karşılığında büyük paralar kazanırlar. Kimileri düzinelerle, giderek yüzlerce kez görünen aynı kişilerdir. Bu konuşmacıların amacı var olan düzeni ayakta tutmak ve içinden kendi yüksek payını da almaktır.

Örneğin, Clinton döneminden kalma Bernard Whitman ya da Cumhuriyetçi-yanlısı “Küresel Denizciler” (Navigators Global) kuruluşu için, ama bu bağlantısını saklayarak iş gören Ron Christie. Bu örneklerde aracıların ceplerine inen paralar her birinde yarım milyon doları buluyor. Beyaz Saray’ın eski basın yazmanı Bayan Dana Perino sürekli olarak Fox görüntüsünde. Basın uzmanı olduğu için mi orada? Hayır, AIG kuruluşunun satışlarını ve kendi kişisel gelirini artırmak için.

Sağlık sigortası mı Kongre’nin gündeminde? Cumhuriyetçiler’in bir zamanki sözcüsü Terry Holt, Temsilciler Meclisi eski azınlık partisi başkanı John Boehner’le birleşip, yanlarına üç kişi daha katarak halk sağlığına karşı AHIP kuruluşu uğruna kolları sıvıyorlar. Büyük çoğunluk ucuz ya da ücretsiz sağlık bakımından yoksun kalsa, hastalıktan kırılsa da, yeter ki ilâçları için yüksek ödemeler isteyen kuruluşların kazançları azalmasın, artsın.

Amerika’da öğrenci olduğum 1955-59 yıllarında “Blue Cross-Blue Shield” diye bir sağlık kuruluşuna, o ülkeye ayak bastığımın daha ilk haftasında ve New York Eğitim Ataşeliğimizin öğüdüne uyarak, yalnız 16 dolar yatırdım. Hiçbir rahatsızlığım olmamıştı; bir hastalık da beklemiyordum. Ancak, son yıllara doğru bir ameliyat olmam gerekti, bir de bulaşıcı bir virüsten ötürü Harvard Üniversitesi Hastahanesinde karantinaya alınarak bir hafta-on gün yattım. Bir sent bile ödemedim. Amerika’da bu sağlık güvencesi artık yoktur. Bu yoldaki önerilerin önüne günümüzde dağ gibi engeller yığılıyor.

Obama 4 Aralık 2009’da Pennsylvania’ya bağlı Allentown adlı kentte ekonomik bunalım üstüne konuşurken, oranın eski valilerinden Tom Ridge ona yaklaşarak kendinin alçakgönüllü birtakım önerileri olduğunu söylemiş ve eklemiş: “Nükleer yapımevleri kurun; iş yaratır, ürünleri de dışarı satarsınız.” Bu kişinin kendini sanki yansız bir gözlemciymiş gibi tanıtırken sakladığı önemli gerçek Amerika’nın en büyük nükleer güç kuruluşu olan Exelon hesabına çalıştığı ve 2005’den bu yana 530.659 dolar gelir sağladığıydı. Ayrıca, Mart 2009’dan başlayarak dokuz ay içinde Exelon’un 248.299 dolarlık payları da onundu.

Kendini askerlik konularında uzman olarak tanıtan Barry McCaffrey NBC televizyonunda Afganistan savaşının daha 3 ile 10 yıl arası süreceğini ve çok parayla silâha gereksinim duyulacağını yineliyordu. Sakladığı bir gerçek McCaffrey’nin bunları söylemek için silâh tüccarları “DynCorp”tan yalnız 2009 yılında 182.309 dolar aldığıydı. Amerikan Hükümeti bu kuruluşla Afganistan savaşına destek vermek için 5.9 milyar doları kapsayan beş yıllık bir antlaşma yapmıştı.

Oysa, kamu oyu önüne çıkan kişi kimi temsil ettiğini dinleyene bildirmek zorundadır. Yansız uzman mı, açıklamak istemediği bir işvereni var mı? Clinton döneminde Kongre üyesi olan Dick Gephardt hangi ilâç çıkarlarını koruduğunu belli etmeden sağlık üstüne açıklamalarda bulundu, değişim girişimlerini eleştirdi. Tom Daschle de (Alston & Bird kuruluşuna çalıştığını gizlerken) aynı şeyi yaptı. Uzman maskeli Kelly Bingel Mehlman Vogel Castagnetti kuruluşunun ortağıydı. Rich Masters de hem Qorvis İletişimin ortağı ve hem de PhRMA ilâçlarının adamıydı.

Böylelerini danışman, araştırmacı ya da uzman gibi aldatmaca sunumlarla görüntüleyenlerin de sorumluluğu, daha doğrusu suçu var. Halkın önüne yansız bilirkişi diye çıkardıkları yüzler çoğu kez belirli çıkarların temsilcileridir. Afganistan’a ya da Irak’a bildirmen yollamağa çalışıp para harcayacaklarına, bu konuların bilgini görüntüsündeki silâh üreticilerinin sözcülerini çağırıp işi ucuza kapatmış oluyorlar. Oysa, seyircinin ve dinleyicinin dengeli bilgi alma hakkı var. Konunun bu yanı Amerika’daki “Meslekten Gazeteciler Derneği’ne bağlı aktöre (ahlâk) kurulundan da bir tepki almadı. Örneğin, parasal bağlantılarını saklamayı sürdüren McCaffrey sanki askerlik konularının yansız değerlendirme uzmanıymış gibi kamuoyunu biçimlendirmeyi sürdürüyor.

Siyasetin içine ahtapot gibi kol salmış olan bu oyun bir örneğini Ermeni sorununda da verdi. Kongre ve onunla bağlantılı olanlar gerçeklerden olabildiğince uzak durarak yaşamlarını sürdürüyorlar.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


düşüncenize katılıyorum.etik olmadan düşüncelerin değeri yoktur.aslolan ahlaktır.

Poyraz, Adana
10 Nisan 2010

Çok kapsamlı, ayrıntılı ve doyurucu bir yazı hocam, tebrikler. Sürekli savunmadayız ermeni sorununda, halbuki 31 Mart Türk Soykırımı gününü daha ön planda tutup, birazda saldırı pozisyonunda olmalıyız diye düşünüyorum.

Orhan Tan, İçel
9 Nisan 2010

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40