![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Eykan Can Yol uzun. Kolay değil, ülkenin bir ucundan diğer ucuna gidiyordu Kamil öğretmen. Aklında bin bir soru ile kardeşi Mehmet’in başına gelenleri anlama çabası içindeydi. Doluya koysa almıyor, boşa koysa dolmuyordu. Yarı uyur yarı uyanık geçirdi yolun tamamını. Mehmet askere gideli daha yedi ay olmuştu. Yedinci ayında bu vukuatı nasıl başardı diye içi içini yiyordu. Son bir kere daha yumdu gözlerini. Gözünü açtığında yağmurun camdaki izini takip etti. Nasıl da yol yapıyordu damlalar. Geldim, dedi kendi kendine. Yağmur her yerde yağardı da, Karadeniz’de bir başka yağardı Karadenizli için. Cama vuruşundan bile tanırdı Kamil öğretmen memleketinin yağmurunu. İner inmez bir dolmuşa atladı, eve ulaştı. Annesi Fadime sabah namazını yeni kılmış çayı koyuyor, babası pencerede onu bekliyordu. Kamil öğretmen babasını pencerede görünce adımlarını hızlandırdı. Uçarcasına kapının önüne vardı. “Fadime, celdu. Bırak elindekuni!” “Uyy, celdu mu uşağum?” “Geldim ya!” dedi, sarıldı Kamil öğretmen. Bir anası, bir babası kokladı onu. Oturdular hemen, çayları koydu annesi. Babası bir eli dizinde konuşmaya başladı. “Ula senun gibun evladı bana verdu ya yukarudaki, bu kıyağu karşuluğunda bu ramazan oruç tutmaya karar verdum.” “Başlama gene Kazım. Bir gün çarpulcan, yamulup kalucan.” “Olmaz Fadime, o iş yaş, çarpulmam.” “O nasul söz, yaş maş?” “Sen şimdu her namazundan sonra hepimuz içun dua etmeyu musun? Ediysun. Benum bilduğum, bu kadar çok dua edenu yarı yolda bıraksaydu sen çoktan bırakurdun namazu niyazu. E sende cin gibun hatunsun. İşinu sağlama almuşundur.” “Tövbe! Uşağum sen bakma babana, yorgunsan yat uyu. Susmaz şimdu baban.” “Yok ana, daha neler? Bana söyleyin önce bir, Mehmet’le görüşebiliyor muyuz?” “Avukatına soraruz.” “Kim ki avukatı?” “Hani bir Çavuş İsmail vardı. Onun bir yeğenu var, adı Ahmet. Okumuş etmuş, avukat olmuş. Onu tuttuk. Çok para istemedu zaten.” “Ona gidelim o zaman hemen.” “Dur hele bir yarun olsun. Acelen ne?” “Ana, tamam izinli geldim de, bir an evvel görelim Mehmet’i. Neler yapılabilir bir de ben dinleyim avukatından.” “Bir poh yapulmaz, şuracuğa yazıy rum. Çetrefilli bir işe bulaşmuş bizumki.” “Yahu nasıl baba? Bu kız kaçırma davası değil mi? Askerliği ondan yanmıyor muydu?” Babası Kazım ile annesi Fadime birbirlerine baktı. Gözlerini kaçırdılar Kamil öğretmenden. Kamil öğretmen devam etti. “En kötü biraz yatar içeride sonra devam eder askerliğine. Siz bana mektupta öyle yazmadınız mı?” “Sana mektup yazduk yazmasuna da, sen biraz yanluş anlamuşun.” “Nasıl ya? Bak işte mektup cebimde.” Çıkardı okumaya başladı Kamil öğretmen. ‘Uşağum senin kardeşun olacak hayursuz Mehmet, devlete askeriyede karşu celmuş. Nasul celdu dersen, bunun bir sevduğu vardı Ayşen, onunla da ilgusu yok değul....’ “Bak baba, Ayşen’le ilgisi var diye yazmışsın.” “Evet, yazdum. Ama sen anlamamuşsun. İlgusu yok değul yazdum. Doğrudan onla ilgilu demedum. Devam et bakalum.” ‘Topla tüfekle karşu gelecek değul elbet. Bulmuş bir yolunu, bize öyle dediler. Şimdu askerliğunu yaktu diye anan ağlayup duruyor. Bir sürü cibilliyetsuz heruf, benu görünce başunu çevuruyor. Uşağum, bir yol çaresunu bulup celesun buraya. Sen çıkarsun bu işun içunden...’ “Sen celene kadar babanla çok düşunduk. Ama yol çare bulamaduk.” “Tamam da ana, bana telefonda da kız kaçırmak için askerden kaçtı bu sıpa demediniz mi?” “Deduk.” “Eee, o zaman?” “Deduk demesuna da bir takum şeyleru telefonda söyleyemezduk.” “Nasıl? Eğildi babası, fısıldadı. “Telefonun kulağu olabilur.” “Ne!” “Yavaş ol uşağum. Hatta mümkunse... Bir dakika. Fadime, getursene şunlaru.” Annesi Fadime iki kağıt ve kalem getirdi. Eşine verdi birini, diğerini oğluna. Babası Kazım yazdı, kaldırdı sonra kağıdı. ‘Böcuk olabilur.’ “Yok artık!” Babası yine yazdı kağıda, kaldırdı sonra. ‘Ortam dinlemesu işte da! Sen uzayda mi yaşıysun!’ Kamil öğretmen tam ağzını açacaktı, babası kağıdı işaret etti. O da yazmaya başladı. ‘Daha neler! İyi misiniz?’ Babası kağıda yazdığı ile cevapladı. ‘Akul sağluğum yerundedur. Doğru konuş atanla da!’ “Neyse, çıkalum şu avukata cidelum. Orada anlaturuk her bi şeyu sana.” Bu sözlerden sonra evden çıktılar, babasıyla dolmuşa bindiler. Yol boyunca konuştukları Kamil öğretmenin Karasulak’ta yaptıklarına dairdi. Mehmet ve başına gelenler ile ilgili tek kelime etmediler. Avukat Ahmet’in bürosunun olduğu bina cadde üstündeydi. Dolmuştan inip kapıyı çaldılar. Kapıyı onlara açan Avukat Ahmet’in yanında çalışan bir gençti. İçeri onları buyur etti. Beş dakika kadar sonra avukatın odasına alındılar. Kısa süren hoş geldiniz faslından sonra, asıl konuya geçildi. Kamil öğretmen hemen olayların anlatılmasını istiyordu. Sözü uzatmadı zaten. “Avukat bey...” “Ahmet de bana Kamil kardeşim, yabancısı değiliz birbirimizin.” “Tamam. Ahmet, babamlar bana bir şey anlatmadılar. Bir zahmet kısaca anlatır mısın olayları?” “Bak halen anlatmadular diyor. Tamam mektubun şifresunu çözemedun ama ula, sen gazete de mi okumazsun!” “Gazeteye mi çıktı Mehmet?” “Duymayan kalmadu! Haçan bizde okumuş etmuşsundur diye senu kollayduk! Hay akluma sıçayum!” “Kız kaçırma ne zamandır gazetelik haber oldu?” “Bak halen kız kaçurma diye konuşur.” “Bir dakika Kazım dayı,” diyerek söze girdi avukat. “Kamil, bak şimdi. Olayın başı kız kaçırma, ama sonrasında olanlar biraz karışık. Ben sana Mehmet ile yaptığım konuşmanın metnini vereyim, sen oku. Sonra konuşuruz.” Kamil öğretmen, kardeşi Mehmet’in avukatı ile yaptığı görüşmenin yazılı kaydını eline aldı, okumaya başladı. O okurken babası ve Avukat Ahmet’te ahbaplıklarının nedeni olan İsmail Çavuştan bahsediyorlardı. Ama Kamil öğretmenin onları duyacak hali yoktu. Hızla elindeki dosyayı açtı. Okumaya ilk başladığında gayet sakindi ama bir süre sonra heyecanlandı. Okudukları pek aklının alacağı türden şeyler değildi ne de olsa Mehmet: Ben Serkan ile konuştum. Bizim bölükten, o da Karadenizli. Hemşehri sayıluruz. Ayşen’in teyze kızı onun liseden arkadaşu çıkmasun mi? Meğer o da onu severmuş. Havalara uçtum avukat bey. Ayşen’in ailesi görüşmemuzu istemeyunce teyze kızını araya koyduk. Serkan ayarlıyordu her bi şeyu. Ayşen’in evden kaçma planunu da böyle yaptık. Teyze kızı onu evden çıkaracaktu, sonra otobüse bindurecektu. Bende çarşuya çıkucağum vakit onu karşulayacaktum. Plan süperdi. Ayşen otobüse bindu, ben çarşuya diye çıktum. Ama çıkış o çıkış, meğer takipteymuşum. Otobüsü bile göremedum. Otobüs terminalinde beni dertop ettuler. Serkan bana otobüsün muavinine vermem içun bir zarf vermiştu. Muavin benum köyümden demuştu. Söylediğine göre muavinle Ayşen’in teyze kızına ulaştırması içun bir mektup yollayacaktu. Onun da ailesi pek sıkı. İşte ben bu zarfı aldum, cebume koydum. Beni dertop ettuklerunde cebumden bu zarfı aldılar. Aslında zarfın yanında birde kağıt buldular ama onun cebume nasıl girduğunu bilmeyrum. Hemen ifadeye aldular benu. Avukat: Ne ile suçlandığını biliyor musun Mehmet? Mehmet: Tam olarak bilmeyrum. Ama bana sürekli İstavrit Planunda senin görevin ne diye sordular. Karadeniz yapulanmasunun diğer ayakları kimler dediler. Hangi Karadeniz yapulanmasu dedim. Kaç tane Karadeniz yapulanmasu var, dedi bana soru soran, sonra yanundakune döndü. Görüyor musun, biz bir tane diye düşünurduk ama birden çok yapulanma var, çok işimuz var, çok dedi. Halune pek bir acudum. Bu kadar çok yapulanma varsa işleru zor olacaktu. İşiniz zor gerçekten dedim. Kötü kötü baktular bana, yanluş mi ettum avukat bey? Avukat: Sen sıkma canını. Sorulara doğru cevap vermen gerekirdi zaten. Sende en doğrusunu yapmış, içinden geldiği şekilde doğruları söylemişsin. Mehmet: Bana, zarfın yanundaki kağıdı sana kim verdu dediler. Kimse vermedu dedim. Biri vermuş ki cebunda dediler. Kağıdı göreyum bir, belki tanırum dedim. Delilleru mi karartacaksun diye çıkıştular bana. Neyin delilu dedim. İstavrit Planu Karadeniz yapulanmasunun delilu dediler. Kafam basmadu tabii avukat hey. Haçan, bu yapulanma bir kere Karadenizlinin işu değildur, dedim. İşte nihayet konuşmaya başladu dedi biri, güldü. Anlat dinleyruk dedi. Neden değildur dedi. Karadenizlinin işi olsa istavrit değul hamsi planu yapardu. Hamsinun üstüne paluk tanımayuk biz dedim. Yine kötü baktular bana avukat bey. Devleti çökertmek içun askeriyeye girmeyu mi bekledun, yoksa orda mi senin kafanu çeldular dediler. Koskoca devletu ben mi çökertiyrum dedim. Soruları biz soraruz dediler. Sustum bende. Avukat: Sen bu kağıtla ilişkim yok diyorsun yani? Öyle mi Mehmet? Mehmet: Yok avukat bey. Görmedum ki ben kağıt mağıt. İçinde ne yazulmuş onu bile bilmem. Gizlu tanuk varmuş. Bölüğün başundaki bölük komutanumuz yüzbaşu ile benum adımu o tanuk vermiş. İstavrit Planunun ikincu basamağundaymuşuz. Benum gibun bir er içun ikinci basamak çok yüksek celdu bana tabii. Birincu basamağun hemen altu mi oluyor bu dedim. Evet dediler. İkinci sıradasun dediler. Sevinsem mi bilemedum. Liseden tasdiknameli olduğumdan, değul ikincilik, sıralamaya bile girmek benum içun çok büyük bir olaydu. Ama bu defa konuşmadum. İyi etmuşum değul mi avukat bey? Avukat: İyi yapmışsın. Gizli tanıklar senin bu olaya dahil olduğunu söylemişler. Mehmet: Söylemişler evet. Ama sonraki gün kafalaru karuşmuştu biraz. Galiba on tane gizlu tanuk varmuş. Bir manga nerdeyse. Ama tanukların sözlerunde çelişki vardu herhalde. Biri bana, üç numara gizlu tanuk K’nın söyleduğuna göre, iki ay evvel memleketinden sana bir telefon gelmiş, telefon konuşmasunda daha zamanu celmedu, sabret, ortaluk yatuşsun demişsin karşundakine dedi. Bende evet dedim, telefonda söyledum dedim. Ortaluk neden yatuşacaktu, dedi diğeri. Ayşen’i söyleyecektum ama son anda, onu da istavritçi yaparlar diye ses etmedum. Sonra diğeru, ama yedi numara gizlu tanuk Ç’ye göre telefon konuşmasu geçen hafta olmuş, dedi. Sizun gizlu tanuklarda kafa yokmuş dedim. Bir gizlu takibu bile yapamamuşlar doğru düzgün dedim. Doğru konuş dediler. Tam bu sırada bir haber celdu. Hemen odadan çıktular. Sonra öğrendum, benum Karadenizli diğer arkadaş Serkan intihar etmuş. Üst duzey komutanlar ediyordu ama bir erin intiharu herkesi şaşurttu. İntiharun gerekçesu hala bilinmiyor... İstavrit Planunda benim devlete darbe educek kişilerden biru olduğum yazarmuş, doğru mi avukat bey? Avukat: Tanıklar ve üstünde buldukları yazı ile ellerinde bunu işaret edecek deliller var. Mehmet: Ben darbeyi nerden bilirum. Benim istediğum sadece Ayşen’i kaçurmaktu. O suratsuz babasunu dize geturmekti. Adam benu sevmedu oldum olası. Acaba o mi beni kumpasa geturdu, Ayşen’imden ayurmak içun. Eğer o yaptuysa ben buradan çıkınca istavrit mi palamut mi artık kim ne derse desun, planunun alasunu ona yapucam. Dosyada ayrıca olayla ilgili gazete manşetleri vardı: “Hamsi değil istavrit kavağa çıktı!” “Bir numarayı açıklıyoruz, İstavrit!” “İstavritlerden bomba yapacaklardı!” “Balık çiftliklerinden derin İstavrit ağına doğru!” “Son dalgada ağa takılan derin İstavrit!” “Kirli tuzak; gırgır ağlarındaki İstavrit!” “İstavrit eylem planının şifrelerini açıklıyoruz!” “İstavritlerin üstünde horon tepeceklerdi.” Kamil öğretmen dosyayı kapattı. Derin bir nefes aldı. Mehmet’i düşündü. Avukata baktı. “Ne olacak bundan sonra Ahmet?” “Davası görülecek. Bende onu en kısa zamanda dışarı çıkarmak için elimden geleni yapacağım.” “Daha çıkmaz o!” “Neden Kazım dayı?” “Yahu o çıkarsa, gizlu tanuklar ve diğer deluller ne olur? Hikaye mu!” “Öyle deme Kazım dayı, hukuk devletindeyiz. Elbet bir yanlışlık yapıldıysa Mehmet’in hakkını hukuksal olarak arayacağız.” “Benum kafam basmaz fazla. Sen daha iyi bilirsun tabii. Adaletun tecellisunu bekleyeceğuz. Ama haklusun, çaremuz ve sığınacağumuz bir liman yok başka.” Babası ile Kamil öğretmen bir süre daha oturdular avukatın yanında. Daha sonra kalktılar, eve döndüler. Yaklaşık bir buçuk ay boyunca Kamil öğretmen, kardeşinin dışarı çıkabilmesi için avukatı ile sürekli olarak, neler yapılabileceğini konuştu. Bir kere de kardeşi Mehmet’i ziyarete etme imkanı buldu. Ama duruşma günü altı ay sonraya ertelenmişti. Onu beklemekten başka çareleri yoktu. İzni bittiği gün o da otobüse bindi, Karasulak’a yola çıktı Karasulak’a ulaştığında hava ılıktı. Dolmuşun camında güneşin yansıması vardı. Gözleri kamaştı. Aklına babasının, en son evdeyken kağıda yazarak söyledikleri geldi o an. “Haçan, koskoca cumhuriyetun adaletu elbet tecellu edecek idur. O cumhuriyet içun az mi bedel verduk. Onun bizden, bizum ondan başka kimsemuz yok. Yoluna cidesun uşağum. Sen Karasulak köyundeki uşaklara cidesun artık.” Araçtan indiğinde çocuklar hemen etrafını sardı. Sarmaş dolaş oldular. “Geldim uşaklar,” dedi sessizce, gülümseyerek etrafına baktı.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||