Yekta Güngör Özden - Söylem ve eylem
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Atatürkçü Parti yürüyüşüne çağrı
GÖKÇE FIRAT
Gökçe Fırat
kendini anlatıyor
İNAN KAHRAMANOĞLU
Ermeni tasarısının arkasında AKP mi var?
KAYA ATABERK
Teröre karşı
hepimiz Bursasporluyuz!
SERAP YEŞİLTUNA
Kılıçdaroğlu
Kürtçülük kılıcını çekti
ESER ÖZALTINDERE
AKP'nin dış politikası ve sömürgecilere teslimiyet
OKAN İŞBECER
Tayyip'e cemaat ayarı
TUĞRUL ÇELİK
8 Mart'ı ilk
Türkler mi kutladı?
FERRUH SİDAR
Büyük Ortadoğu Projesi
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Söylem ve eylem
TÜRKKAYA ATAÖV
ABD'de Kongre Komedisi
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
İdeoloji ve politika-2
İLYAS SALMAN
Ey emperyalistler
siz önce yaptığınız soykırımların
hesabını verin
ERGİN KONUKSEVER
Kanlı Pazar- 5
VEDİİ BİLGET
İstiklal Marşımızın oluşturulması
ya da kabülü
EYKAN CAN
Dumanına yandım
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (19)
 
 

Yekta Güngör Özden
Söylem ve eylem

Söz ve sorun üretmekte üstümüze yoktur. Açılan her gün yeni bir tartışmayla doluyor ve kapanıyor. Gündem değişikliğiyle yol aldığını sanan siyasetçiler havanda su dövüyorlar. Söylem, söylem, söylem. Olumlu bir eylemin tanığı olmak özlemindeki yurttaşlar boşuna umutlanıyor. Olaylar, işlemler ve eylemler söylemlerle bağdaşmıyor. Siyasal iktidar kadrolaşma ve partizanlıkta sınır tanımadığı gibi muhalefet partileri de halkın ilgisini çekecek, oyunu toplayacak çözümler, öneriler ve tasarımlarla değil güç gösterileri ve söz oyunlarıyla zaman geçiriyor. Yenilenme, gençleşme, çağdaşlaşma ve demokratikleşme bir yana bırakılmış, klikler, kulisler, delege oyunları, kavgalı kongreler, atışma tahtası durumuna getirilen kürsüler, grup toplantıları öncelik alıyor. Liderlere bağlılık gösterileri, kabadayılık çıkışları, suçlayarak suçlanmaktan kurtulma ve savunma oyunları birbirine ekleniyor. Halkın siyasetten soğuması için ne gerekse yapılıyor. Yadsıma yararsızdır.

GATA’ya Başbakanın sıkmabaşlı eşinin gelmemesinin daha doğru olacağı yolundaki öneri-uyarı aradan iki yıl geçtikten sonra tartışma konusu yapılmakla kalınmamış, gündem değiştirme oyununa araç olanlar da haklı, Genelkurmay buyruğuna uygun uygulamayı savunacak yerde bir tür pişmanlık açıklamasıyla sorunu ağırlaştırmıştır. Kamusal alanlar içinde özelliği olan askerî hastane uygulaması Genelkurmayın buyruğu dışına çıkılmamayı gerektirdiğinden “..keşke olmasaydı” diyenlerin sıkmabaşla çıkarma yapmayı düşünüp denemek isteyenler için bu sözü kullanmaları daha uygun olurdu. Şimdi ise Genelkurmay’ın buyruğunun kaldırılması, bunun için söylem değil eylemin işlem olarak gerçekleşmesi gerekir. sözle olması yeterli değildir. Genelkurmay Başkanlarından birinin özel-sözlü emriyle yapılan uygulamaları da biliyoruz. Değinilip eleştirilince yadsınması kolay, başkalarının üstüne atılması, kimi nedenler ve gerekçeler sıralanması olası kişisel buyruk ve tutumlar geçerli sayılamaz. Yeni bir buyrukla, genelgeyle askerî alanlara sıkmabaşlıların girmesi yasağının kaldırıldığının bildirilmesi gerekir.

Hukuk devletinde herkesi bağlayan yargı kararlarının mı, Başbakanın eğilim ve isteklerinin mi bağlayıcı ve üstün olduğunun saptanması öncelik taşır. Anayasa gereği uyulması zorunlu yargı kararları yerine iktidar istemlerine uyulacaksa herkesin bilmesi gerekir. siyasal simge durumuna getirilen sıkmabaşı dayatma çabaları, yaygınlaştırma düzenleri, hukuku çiğneyip Silâhlı Kuvvetleri alaya alıp aşağılayacak biçimde yapılırsa katlanılması beklenemez. Cumhuriyet gazetesinin değerli yazarlarından Öztin Akgüç’ün 7.2.2010 günlü yazısının üçüncü kesiminin başında “Türkiye’de tüm kurumlar, hattâ hiç güven yitirmemesi gereken kurumlar da, TSK ve yargı erki de hızla itibar ve güven yitiriyor. Güvenilmeyen Silâhlı Kuvvetler, güven vermeyen adalet mekanizması, ülkenin geleceği için, dış kundakçılardan daha tehlikelidir” tümcesi iyi okunup iyi değerlendirilmelidir. İyi ilâç acıdır. Gerçekleri yadsıyıp göz ardı etmek yerine Silâhlı Kuvvetlerin başına yeni çuvallar geçirilmesine olanak tanımamak gerekir. Komutanların bunları duyarlıkla düşünüp değerlendirdiklerini umuyor ve sanıyoruz.

22 Şubat gözaltı uygulamaları, hukuksal öğeleri tartışılır kimi süç yüklemeleriyle kamuoyunu yakından ilgilendirmiştir. Erzurumdaki dört savcının özel yetkilerinin kaldırılmasıyla gündeme gelen tartışmalar Ergenekon Savcılarının kaçırıldığı söylenen dosyayı geri çevirmesiyle yeni bir boyut kazanmıştır. Yargıyı tartışılır duruma getiren yanlışlıklar ya da amaçlı işlemler sahiplerinin sorumluluğunu gerektirir. Sorumsuzluk yargısal koruma göremez. HSYK olayıyla sıkışan iktidarın yardımına gündemi değiştiren olayların yetişmesi ilginç bir rastlantı mıdır? Ne zaman iktidarı sarsacak bir olay çıksa, yeni bir olayla unutturulmaktadır. Üstüstü gelen rastlantılar kuşkuyla karşılanmaktadır. “Takdir-i ilâhi” diyerek depremi bile kullanmaktadırlar. Ama Deniz Feneri, yargıya darbeler unutulmaktadır. Protokoller ve terör önemsenmemektedir.

İstanbul’da TUSKON 3. Genel Kurul’nda, Urfa’da 169 yerin toplu açılışındaki konuşmalarında yargıya çatan, lâiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu için cezalandırılan iktidar partisinin vazgeçmediği bu durum ve tutumuyla Anayasa değişikliği yapması etik yönünden uygun olmasına karşın inadını sürdüren Başbakan “Olur, olur, bal gibi olur” diyerek anlayışını ortaya koymuştur. Yargı denetimine katlanamayacak ölçüde demokrasi dışı düştüğünden gerçekdışı örnekler ve savlarla kendilerini haklı göstermeye çalışmakta, halkı aldatmaktadır. Yargı, hukuku yaşama geçirerek adaleti toplumsal gıda olarak sunma çabasındadır. Kurallara dayanarak karar almaktadır. İktidar döneminde çok sayıda iptal ve yürürlüğü durdurma ile yürütmeyi durdurma kararı verilmesi, hukuk düzenlemelerinin sakatlığından çok iktidarın amaçlı gidişine bağlanmalıdır. Yargı kendi kendine dâvalara bakmamaktadır. Hak arama özgürlüğü kapsamında yurttaşların ve kuruluşların başvuruları üzerine olayı değerlendirip sonuca varmaktadır. Gelişigüzellik ve başınabuyrukluk yargıda değil, iktidardadır. Yargının anayasal görevini “kuşatma” olarak nitelemek anayasa ve hukuk dışına düşmektir. Hukukdışı demokrasi olamaz.

Kitap

Bize gönderilen kitaplardan TÜRKSOLU okurlarına yararlı olacakları tanıtıp salık vermeyi görev sayıyoruz.

Emekli öğretmen Özbek İncebayraktar’ın “Şiirimizde Atatürk” adlı seçkisi 105 şairin 208 şiirini içermektedir. 2010 yılında yayımlanan kitaplar arasında özgün bir yeri vardır. Atatürk konulu şiirlerin iyi bir seçimle sunulmasıdır.

Rahmi Vardı’nın Kelâm Yayınları arasında çıkan “Atatürk’ün Manevî Dünyası” adlı yapıtı büyük kurtarıcımızın duygu ve düşünce dünyası ile kişiliğini dokuyan inanç anlayışını da yansıtmakta, bu bağlamda gerçekdışı söylentilerin haksızlığını ortaya koymaktadır.

Mustafa Sağ’ın “Dini Atatürk Gibi Anlamak” adlı kitabı da inanç temizliği, inancın önemi ve inancı yaşamak konularında Atatürk’ün örnek kişiliğinin değerini vurgulamaktadır.

Köy enstitülü emekli öğretmen Arif Baş’ın “Tekne Kazıntısı” adlı kitabı meslek anıları ve deneyimleriyle eğitim sorunları konusunda aydınlatıcı bilgiler vermektedir.

Tanınmış iş adamlarımızdan Zühtü Şenyuva “En Değerli Hazine Dostluk ve Güvendir” adlı ikinci kitabıyla dostlarını tanıtmakta iş alanındaki çabalarını, eğitime katkılarını eserleri ve örnekleriyle kamuouyunun bilgisine sunmaktadır.

Hepsini kutlayarak okurlarımıza salık veririz.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Sayın Yekta Güngör Özden çok güzel değerlendirmeler yapmışsınız!! Kürt-İslamcı Faşist Tayyip'in sıkmabaşlı eşinin GATA'ya alınmama meselesi spekülasyondan başka bir şey değildir, her insanın aklına gelir niye iki sene önceki bir olaya bugün gündeme getirliyor çünkü gerçek amaç gündemi saptırmaktır!! Bu meselenin üzerine MHP tarafından "Hz.Tayyip" meselesi eklenince Faşist Tayyip de Mecliste Milletvekillerini kışkırtıcı konuşma yaparak geniş çapta bir kavga çıkmasına sebebiyet vermiştir!!

Tamam MHP'nin bu konularda sicili hayli kabarıktır fakat kavgayı çıkaran ve tırmandıran Kürt-İslamcı Faşist Akp ve onun Faşist Milletvekilleridir! Faşist Tayyip bu kavgadan sonra yerinden kalkmadı, müdahale etmedi diye MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'yi suçluyor (Devlet Bahçeli zaten böyle durumlara alışkın ama her neyse) bende Faşist Tayyip'e sormak istiyorum; Kürsüde konuşup ortamı gerip gerilimi tırmandıran sensin, Meclisin çoğunluğu zaten sende, üstelik ilk saldırıya geçen senin milletvekilin hatta Bakanın, ama sen ortalığı tozu dumana katıp kürsüden içeriye kaçıyorsun!! Bunu bütün millet televizyonda gördü Faşist Tayyip milleti kandırmayı bırak!! Kürt-İslamcı Faşist Tayyip, Kürt-İslamcı Faşist zihniyetinin etkin olduğu Urfa da yine atıp tutmuş neymiş Anayasa değişkliği yapacakmış ya senin yedi hatta sekiz senedir kafan nerede,tabii yumurta kapıya dayandı ufukta Yüce Divan yolu gözüktü diye Faşist Tayyip'i korku sarmış, hesap verme korkusu adamı o kadar saldıgan yaptı ki Danıştay ve HSYK başta olmak üzere Yargı kurumlarına pervasızca saldırıyor!!

İşte Kürt-İslamcı Faşist Akp'nin gerçek ve karanlık yüzü budur; Baskı, Şiddet, Tahammülsüzlük ve her türlü Faşizan tutum!!!

Yekta Hocam bizi aydınlattığınız için binlerce kez teşekkür ederim!! TÜRKSOLU'NA BİN SELAM!! TEK YOL DEVRİM!!!

Mustafa SErhat Akman, Muğla
16 Mart 2010


KÜÇÜK DÜŞÜRMEK ORDUYU

Kız başınabağlamış
Allıda yazma poşuyu
Başbakanın hanımı
Zorluyor hep orduyu

Amaç hasta görmek degil
Seveceksen iyi sevil
Onunki ziyaret degil
Gündeme getirmek orduyu

Başka bir yer ziyaret et
Akıl varsa doğru yol tut
Başına açıyorsun dert
Küçük düşürmek orduyu

İki senelik bir vaka
Bu günmü geldi akıla
Siayasete bak siyasete
Küçük düşürmek orduyu

Sabit derki kendine gel
İşin sonu nerede bil
Bunlar iyi  gidiş değil
Peşine düşürme orduyu

Ozan Sabit özdemir, Yozgat
16 Mart 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40