![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İnan Kahramanoğlu Ermeni açılımında da sonuç fiyasko
ABD Temsilciler Meclisi’nde kabul edilen “Ermeni soykırımı” tasarısı ile birlikte AKP’nin “Ermeni açılımı” da iflas etmiş oluyor. Oysa daha birkaç ay önce Ermenistan ile yapılan protokolün ardından AKP cenahında ve yandaş medyada zafer çığlıklara atılıyor, Türkiye’nin yıllardır kronikleşmiş bütün dış politika sorunlarının bir bir çözüldüğü propagandası yapılıyordu. O nedenle Ermeni protokolünün TBMM’ye taşınmasının planlandığı bir anda gelen bu kararla AKP cenahı hem şaşkına döndü, hem de hevesleri kursaklarında kaldı. Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun o öve öve bitirilemeyen “ritmik diplomasi”sinin sonucu açıkça görülüyor ki bir çuval incirin berbat edilmesinden başka bir şey değil. Davutoğlu kendi “Stratejik Derinlik”inde boğulmuş durumda. Aslında sürecin bu noktaya geleceği daha en başından belliydi. Ama ne alıp verdiğini, neyin pazarlığını yaptığını bile bilmeyen bir cehalet ve teslimiyetçilik politikasının dış politika mahareti olarak yutturulduğu bir propaganda bombardımanı içinde bazı gerçekleri göstermek mümkün olmadı. Ancak propaganda kampanyalarının ve bütün göz boyamaların da bir sonu var ve şimdi o noktadayız. ABD Temsilciler Meclisi’nde çıkan kararın Genel Kurul’a taşınıp taşınmayacağı, taşınsa da kabul edilip edilmeyeceği henüz belli değil, ama bu sürecin sonunun nereye varacağı ortada. ABD Temsilciler Meclisi 2000 ve 2007 yıllarında da yine benzer bir tasarıyı kabul etmişti. Demek ki bu tür tasarılar önümüzdeki süreçte de temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp önümüze konacak. Taa ki, Türkiye güçsüz düşürülüp bu dayatmaları kabul eder noktaya gelinceye dek. Temsilciler Meclisi’nin kararı belki yine bu noktada kalacak ve daha ileri götürülmeyecek. Ancak ABD’nin dış politikası içinde “Ermeni soykırımı” yüz yıldır kabul edilen ve arkasında durulan bir konu. Dolayısıyla ABD’nin bir takım kurullarında bu kararın kabul edilip edilmemesinin çok da bir önemi yok. ABD geçmişte olduğu gibi bugün de Ermenilerin hamiliğini yapmaya ve onlar üzerinden kendi çıkarlarını tesis etmeye devam ediyor. Edecek de. Ama dedik ya, AKP’nin işbirlikçilikle birleşmiş cehalet politikası bu gerçekleri görmenin çok uzağında. Hal böyle olunca, AKP’nin Ermeni açılımının, hem de birkaç ay zarfında iflas etmesi çok da şaşırtıcı olmuyor. Ama daha önemlisi; sekiz yıllık AKP iktidarının gelinen noktada Türkiye’nin ulusal güvenlik politikasının tümüyle sıfırladığını söylemek gerek. AKP Türkiye’yi her geçen gün daha savunmasız, güçsüz ve aciz bir ülke konumuna sürüklemektedir. Bu son karar Türkiye’nin Ermeni yalanları karşısında özellikle uluslararası alanda çok daha büyük zorluklar karşılaşacağı ve daha büyük baskılarla yüz yüze geleceği bir yeni sürecin önünü açıyor. Ve bu sürecin baş sorumluları da Tayyip ve Gül ikilisinden başkası değil. Ermenistan’la milli maç adı altında başlattıkları açılım komedisi şimdi yetmiş milyonluk Türkiye’yi üç milyonluk Ermenistan karşısında çaresiz bırakmış durumda. AKP teslimiyetçiliğinin faturası Ermeni açılımının yol haritası bizzat Obama’nın Türkiye ziyaretinde çizilmiş ve Obama, Meclis’te yaptığı konuşmada Ermeni sınırının açılması talimatı vermişti. Nitekim AKP’nin zafer diye yutturmaya çalıştığı Ermeni protokolü de bu talimatın hemen akabinde gerçekleşmişti. Ermeni protokolü, Türkiye’nin lehine hiçbir şey içermemesi bir yana, adeta bir Ermeni manifestosu niteliğindeydi ve bütün Ermeni tezlerinin kabul edilmesi anlamına geliyordu. Üstelik Türk-Ermeni ilişkilerindeki gerilim noktalarından hiçbirisinde Ermeni tarafı tek bir adım bile atmış değildi. Türkiye ne Ermenilerin uluslararası plandaki toprak ve tazminat taleplerinden vazgeçtiğine dair bir güvence alabilmişti Ermeni tarafından, ne de Azerbaycan toprağı olan ve Ermeni işgali altındaki Dağlık Karabağ’daki işgalin sona erdirilmesi gündeme gelmişti. Oysa Türkiye’nin Ermenistan’a ambargo uygulamasının gerekçeleri bunlardı ve protokolle birlikte Türkiye hiçbir şey olmamış, ambargo gerekçeleri sanki ortadan kalkmış gibi Ermeni sınırının da açılması dahil pek çok tavizi hayata geçirmeyi vaat ediyordu. Ancak dış politikanın şaşmaz kuralıdır; sen ne kadar verirsen karşı taraf o kadar ister. Bunun sonu yoktur. AKP’nin ver-kurtul siyaseti işte bu nedenle bir türlü nihayete erememektedir. AKP her isteyene, her istediğini vermektedir ama ne AKP vermekten kurtulmaktadır, ne de karşı taraf istemekten. Böylesi bir teslimiyetçiliğin Ermeni tarafını daha da cüretlendirdiği ve koparılan tavizlerle yetinmeyip istedikleri her şeyi çok daha hızlı bir şekilde almaya sevk ettiği de açıkça görülüyor. Ermenileri kim suçlayabilir ki! Nitekim Ermenistan Meclis’i hükümete yabancı ülkelerle yapılan protokolleri geri çekme yetkisi de vermiş durumda. Bu yetkinin Türkiye ile yapılan protokol için verilmiş olduğu da ortada. Böylece AKP ile Ermenistan arasında yapılan protokolün de bir kıymeti harbiyesi kalmamış durumda. Şimdi son bir yılda “açılım” adı altında sergilenen ve “çözüm” diye yutturulmaya çalışılan maskaralıktan geriye ne kaldığını baktığımızda, karşımızda “soykırımı kabul et” dayatması dışında bir şey de yok. Ermenistan’ın on katı bir ticaret hacmine sahip olduğumuz ve uluslararası alanda güvenebileceğimiz sayılı ülkelerden dost ve kardeş Azerbaycan’ı bir hiç uğruna kaybetmek de cabası. Ermenilerin uluslararası alanda Türkiye karşısında ellerinin daha da güçlendiği ve toprak ve tazminat taleplerini artık daha pervasızca dillendirecekleri de unutulmamalı. Obama Türkiye’nin değil, Ermenilerin yanında Ermenilerin neden bu kadar arsızlaştıkları ortada, peki ya Obama yönetiminin tavrını nasıl yorumlamalı? AKP ve yandaş medyaya bakılırsa Obama yönetimi tasarının geçmemesi için çok uğraşmış ama ne yapsınlar Meclis’e söz geçirememişler! Galiba Amerika’yı da Obama değil, Amerikan Ergenekon’u yönetiyor! Baksanıza adam iktidarda ama ne hikmetse istediğini yaptırmaktan aciz. Bizim Şeriatçılar bu karara rağmen bile Amerikan yönetimini karşılarını almaya çekindikleri için Obama’yı işin içinden çıkarıp Temsilciler Meclisi üyelerine çatmayı tercih ediyorlar. Bravo doğrusu! İyi de, seçim döneminde Ermeni lobisiyle anlaşıp sözde soykırımı tanıma sözü veren Obama’nın kendisi değil miydi. Türkiye ziyaretinde Ermeni meselesi ile ilgili direktifleri veren kimdi peki? Kaldı ki Obama ve Hillary Clinton’un tasarıyı engeller gibi yapıp aslında tasarının kabul edilmesine çanak tuttuklarını Amerikan basını bile itiraf ediyor. ABD, İran’a olası bir operasyon öncesi Türkiye’yi sıkıştırırken bir yandan da Türkiye’yi toptan kaybedecek bir adımdan kaçınıyor. Böyle olunca da tasarının Temsilciler Meclisi’nde kabul edilmesiyle Ermenilere göz kırpılırken tasarının genel kurula getirilmesinin ertelenmesi, engellenmesi ya da getirilse bile reddedilmesiyle birlikte de Türkiye ile ilişkiler eşik bir değerde tutulmuş olacak. Davutoğlu’nun pek bir beceriksiz kaldığı “ritmik diplomasi”yi elin Amerikalısı işte böyle uyguluyor! Tayyip ikinci bir “one minute” şov peşinde Tabii insanın aklına acaba AKP, Obama ile danışıklı bir dövüş planlayıp tasarının bu haliyle kabul edilmesi için mi çalıştı sorusu da gelmiyor değil hani.
Evet, AKP’nin bizzat bu Amerikan operasyonundan haberdar olması, dahası bu operasyonun bir figüranı olması ihtimalini de gözden ırak tutmamak gerek. Neden mi? Tayyip’in Davos’taki “one minute” şovunun etkisini fark eden AKP cephesi şimdi Ermeni tasarısı konusunda da işi yeni bir “one minute” şova dönüştürme arayışında. Bu uyanıklığın ilk işareti tasarının kabul edileceğinin anlaşıldığı esnada Türkiye’de olan büyükelçi Namık Tan’ın apar topar ABD’ye gönderilmesiydi. Tabii tasarı kabul edildiğinde de AKP’nin o müthiş “onurlu” dış politikasının gereği olarak büyükelçi geri çağrıldı ve böylelikle İsrail’den sonra ABD’ye de posta koymuş oldu Tayyip. Davutoğlu da “büyükelçimizi, geri çağırmak için gönderdik” diyerek bir anlamda bu planı itiraf etti. AKP’ye de böylesi bir köylü kurnazlığı yaraşırdı doğrusu. Hem Amerikancılığın en alasını yap ve ABD karşısında el pençe divan dur, hem de bütün politik başarısızlıkları bir kenara itip birkaç nara ve Kasımpaşalı efelenmesiyle sanki Türkiye’nin en antiAmerikan hareketiymiş gibi davran. Bu da az maharet değil doğrusu. AKP’nin böylesi bir kıvırtma yapması bir açıdan da zorunlu zira; açılım diye yutturmaya çalıştıkları teslimiyet sonucunda Türkiye’yi içine düşürdükleri durum, AKP’nin Türk milleti nezdindeki itibarını iyice sıfırlamış durumda. AKP’nin içeride ve dışarıda “açılım” politikası toplumun her kesiminde, hatta AKP tabanında bile büyük bir tepki toplamaya devam ediyor. Son yerel seçimde büyük bir düşüş yaşayan AKP’nin özellikle Kürt açılımı konusundaki çuvallamalarına Ermeni açılımının yarattığı tepki de eklenince, bunun daha büyük bir oy kaybına sebep olması da kaçınılmaz. İşte ikinci “one minute” şov da burada devreye giriyor. Şeriatçı medya günlerdir Tayyip’in ABD’ye nasıl posta koyduğunu, büyükelçinin bir ilerleme kaydedilmezse ABD’ye yollanmayacağı propagandasını yapıyor. AKP’nin bu planını destekleyen bir diğer gelişme de Tayyip’e Suudi Arabistan tarafından verilen Kral Faysal ödülü. Tayyip’in ABD ve İsrail’e karşı tavır aldığı ve antiemperyalist ve antisiyonist bir çizgide durduğu propagandasını iç kamuoyuna yutturmak için bulunmaz bir fırsat oldu bu ödül ve Şeriatçılar bu fırsatı da en iyi şekilde kullanmayı bildiler. Tabii ne Tayyip’in, ne de AKP’nin İsrail ya da ABD ile bir sürtüşmeye girmesi, ya da bu ülkelerle ilişkileri bozmak gibi bir niyeti yok. Nitekim sekiz yıllık AKP iktidarının gösterdiği gerçek AKP’nin Türkiye tarihinin en Amerikancı ve en İsrailci iktidarı ile karşı karşıya olduğumuzdur. Zaten son dönemde bu güçlerle gerginlik diye yutturmaya çalıştıkları olaylarda da kuru gürültü dışında somut, elle tutulur tek bir politik tavır söz konusu değil. Peki AKP ne yapmaya çalışıyor? AKP’nin amacı çok açık; gittikçe dibe vuran oy oranını yükseltmek. AKP açısından İsrail ve ABD işbirlikçiliği nedeniyle Saadet Partisi’ne kaptırdığı %2-3’lük bir oyu geri alması bile şu süreçte çok büyük önem arz ediyor. Oy oranı %30’lar sınırında gezinen AKP’nin bu çıkış ile toplayacağı destekle yaklaşan seçimden az bir farkla bile olsa yine tek başına iktidar olarak çıkması işte bu kaybedilen oyların geri toplanmasına bağlı. Hâl böyle olunca, bu küçük politik manevra İsrailli ve Amerikalı dostlar tarafından da hoş görülüyor. Bu manevranın sonucu AKP’nin bir beş yıl daha tek başına iktidar koltuğunu elinde bulundurması olacaksa ABD ve İsrail bundan ancak memnuniyet duyarlar. Böylesi bir sözde milli tavrın iç politikada AKP karşıtı muhalefeti bile yola getirme ihtimali var üstelik. Madem Türkiye Ermeni meselesi gibi milli bir meselede tehlikeli bir durumla karşı karşıya, hükümeti desteklemek de en milli tavır olacaktır, öyle ya! CHP ve MHP’nin Ermeni tasarısı ile ilgili yaptıkları açıklamalar da zaten buna işaret ediyor. AKP’ye karşı olunsa bile böylesi milli bir meselede iktidarı muhalefeti bir araya gelmeli, kenetlenmeli! Amerikancı muhalefet biraz da gönüllü olarak AKP’nin bu oltasına geliyor aslında. Zira onlar açısından da göstermelik bir Amerikan karşıtlığına ihtiyaç var. Ne de olsa Amerikancılık ve İsrail dostluğunda onların da AKP’den geri kalır yanları yok. Ve Türkiye’de ne yazık ki Amerikancılık oy toplayamayan tek şey hâlâ. AKP’nin medyadaki en çapsız yağdanlıklarından Yiğit Bulut da bu manevrayı fark edip “Her Türk vatandaşı Tayyip Erdoğan’ın Ortadoğu politikasına destek olmalı” diyerek AKP karşıtlarını bile bu milli meselede AKP’nin arkasında durmaya çağırıyor. Böylelikle AKP’nin planı daha da netleşmiş oluyor. AKP’de bu numaralar, “ulusalcı” cenahta bu aklıevveller olduktan sonra AKP’nin sırtı niye yere gelsin ki! Esas sorun işbirlikçi AKP’nin kendisi Türkiye gibi emperyalist paylaşım coğrafyasının merkezinde bir ülkenin bu türlü ayak oyunlarıyla sıkıştırılması ya da alt edilmek istenmesi çok da şaşılacak bir durum değil. Sonuçta, Osmanlı’dan bugüne, bu coğrafyanın değişmeyen kaderi bu. Ancak Türkiye açısından esas sorun AB, ABD ya da İsrail gibi düşmanların dayatmaları değil. Türkiye’nin bu güçlerle çelişkileri yeni değil ve dahası bu çelişkiler öyle kolay kolay çözülecek gibi de değil. Türkiye’nin esas sorunu iktidarda AKP gibi işbirlikçi bir partinin bulunmasıdır. Esas sorun AKP’nin bizatihi kendisidir. Türkiye’nin yüz yıllık devlet politikasını her alanda yıkıma uğratan bir iktidarla karşı karşıyayız, ne yazık ki. Ama Türk milleti bugüne kadar öylesine büyük badireler atlattı ve bu kıskaçtan çıkmak için şu anda güvenilebilecek tek dayanağımız da bu. AKP teslimiyetçiliği artık son noktaya doğru ilerliyor ve AKP ne kadar çırpınırsa çırpınsın bir noktadan sonra yaptıkları bütün ayak oyunları geri tepecek. AKP çırpındıkça batacak, batıyor!
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||