![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Okan İşbecer
Cemaatin sözcülüğünü de yapan yeğen Ustaosmanoğlu, cemaatin bazı üyelerinin bakanlarla, Ankara'yla ticari ilişkilere girmiş olduğunu kabul etti. “Tabii arayacaklar, oy vermişler, oy verdikleri kişilerden yardım isteyecekler. Bundan doğal ne var?” demiş pişkin pişkin. Ustaosmanoğlu’nun söyledikleri sadece bunlardan ibaret de değil. AKP’nin cemaati korumak zorunda olduğunu ileri süren Ustaosmanoğlu, “AKP İsmailağa cemaatini korumak zorundadır. Çünkü ondan oy aldı. Kimse riyakarlık yapmasın. Herkes yandaşını korumakla mükelleftir. Diğerlerine zulüm etmek manasına gelmez tabii. Bugünkü hükümete de Saadet Partisi’ne de söylediğimiz budur. Size rol verildiğinde kabul edin, ama rol çalmayı da bilin! AKP’den mutlak manada memnun değiliz. Kendilerini toplasınlar!..” Ustaosmanoğlu’nun konuşmasının üzerinden neredeyse bir hafta geçmesine rağmen açıklamanın muhatabı olan Tayyip’ten konu ile ilgili bir değerlendirme duyamadık nedense. Orduya, yargıya demediğini bırakmayan Tayyip, söz konusu cemaatler olunca nasıl da uysal koyun olabiliyormuş görmüş olduk. Gerçi AKP ile cemaatler arasındaki ilişkileri bilmeyen yok ama ilk kez bu ilişkiler bu kadar açıktan ortalık yerde konuşulmuş oldu. Denklem basit aslında. Cemaatler partilere oy sağlar, partiler de cemaatlere maddi menfaat. Temel felsefelerinin dünyevi değil uhrevi olması gereken cemaatlerin siyaset ve para ilişkileriyle bu kadar içli dışlı olmasının Müslümanlığın neresine sığdığını ise sormayı unutmuş Rıdvan Akar. “Siz kendinizi şeriatçı olarak tanımlıyorsunuz. Bu yanıyla AKP’yi nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna Saadettin Ustaosmanoğlu’nun verdiği cevap da hayli ilginç: “İster CHP olsun ister AKP farketmez. Maslahat icabı yaptıkları ile aslı nispetle yaptıklarını ayırırım. Bütün partilerin tabanı müslüman olduğu için hepsi Şeriatçıdır. Ama ‘hayır ben Şeriatı istemiyorum’ diyen bir müslüman olamaz. Dolayısıyla AKP tabanı itibariyle Şeriatı istiyor tabi ki. Ama riyakarlık dizboyu. Yapmasınlar da demiyorum. Şartlar itibariyle olabilir.” Bütün Müslümanlar Şeriatçıdır diyerek Şeriatçı uyanıklığını gözler önüne seren Ustaosmanoğlu, AKP’ye takiyye yapması için de icazet vermiş anlaşılan. Ancak AKP’yi özellikle türban konusunda vaadini yerine getirmediği için yetersiz bulmaktalar. Tarikat ve cemaatlerin siyaset içerisindeki ağırlığını bundan güzel bir örnek anlatamazdı. Adamlar o kadar rahat ki, Türkiye’nin gündemini sarsan bir olayda AKP’nin cemaatleri soruşturan bir başsavcıya yaptıklarını doğal karşılıyorlar, hatta yapması gereken budur, diyorlar. Sonra da birisi çıkıp siyaset-tarikat dedi mi AKP’liler veryansın ediyor “ne alakası var biz milletin partisiyiz” diye. Cemaatler ne zamandan beri millet oldu bilmiyoruz ama bildiğimiz AKP’nin katıksız bir cemaat partisi olduğu. AKP’lilerin darbe korkusu
Amacımız Ordu-AKP ilişkisi hakkında teori üretmek olmadığı için burada kesip asıl mevzumuza dönelim. Geçenlerde Hürriyet gazetesinde bir haber yayımlandı. Haberin ilgili kısmı şöyle: “Bağış, bakanlığa geldiği gün eşinin yaşadığı bir ‘üzüntüyü’ de Hürriyet’le paylaştı. O gün, Fas yolculuğu için uçakta olduğunu, kendisine ulaşamayanların peşpeşe evi aramasının, eşini endişeye sevkettiğini söyleyen Bağış, ‘Değişik çevrelerden ardarda gelen telefonlar, eşimi Türkiye’de ‘gayri demokratik’ bir gelişme yaşandığı endişesi yaşamasına neden olmuş. Bu da nasıl bir ortamda ve zamanda göreve geldiğimizi göstermesi açısından oldukça anlamlı’ dedi. Bağış, bugün artık Türkiye’de daha demokratik ve şeffaf bir ortamın olduğunu ve ülkenin daha saygın konuma geldiğini kaydetti.” Egemen Bağış, güya ne zor şartlarda AKP’nin yol almaya çalıştığını falan anlatmaya çalışmış ama ister istemez içindeki (tüm AKP’lilerin de içinde olan) darbe korkusunu açığa vurmuş. Demek ki, adamlar o dönemde darbeden o kadar çok korkuyorlarmış ki, Bağış ve arkadaşları her çalan telefonu korkarak açıyorlarmış. Bakmayın siz şimdilerde öyle esip gürlediklerine. Onların cesareti ancak bu kadardır. Dinç Bilgin yeniden gazete mi çıkaracak?
Özellikle 28 Şubat öncesi döneme ilişkin iütiraflarda bulunan Bilgin, o dönemki Sabah-ATV grubundaki çizgiyi belirleyenin kendisi dışındaki bir grup olduğunu söylemiş. ATV’de özellikle Ali Kırca ve Ayşenur Arslan’ın adını veren Bilgin, Sabah gazetesinin o dönemki as kadrosu olan Zafer Mutlu, Başyazar Güngör Mengi, Ankara Temsilcisi Fatih Çekirge, sonrasında Tayfun Devecioğlu ve yazıişleri müdürü Erdal Şafak gibi isimleri de vererek bütün suçu onların üzerine atmış. Zaten Taraf da Bilgin’le bu mevzuyu konuşmak için röportaj yapmış aslında. Bilgin, iktidar-medya ilişkileri konusunda öyle şeyler söylüyor ki, aslında bunlar hepimizin bildiği şeyler ama sanki adamlar Amerika’yı yeniden keşfetmiş gibi davranıyorlar. Neymiş efendim Dinç Bilgin’in şok itirafları, Bilgin günah çıkardı vs. bir sürü şey. Adam daha önce elindeki medya olanaklarını kullanarak hükümetlerle her türlü pazarlığa girmiş, en sonunda da, kendi deyimiyle, Mesut Yılmaz defterini dürmüş. Zaten Bilgin’e bakarsanız kendisinden başka herkes suçlu. Garibim kader mahkumuymuş da haberimiz yokmuş. Hele son cümleleri meselenin özünü ortaya koyuyordu. Önce Mehmet Baransu gibi bir muhabir olmak istediğini söyleyen Bilgin, ardından da Taraf gibi bir gazete çıkarmak istediğini beyan etmiş. Ne dersiniz, Dinç Bilgin yeniden gazete patronluğuna mı heveslendi? AKP protesto manyağı oldu
Tayyip, her fırsatta milletin partisi olduklarını söylüyor ya geçtiğimiz hafta gerçekleşen iki olay, Türk milletinin AKP’ye olan ilgi ve muhabbetinin seviyesini göstermesi açısından önemliydi. Çünkü AKP’liler yurt çapında gittikleri her yerde protesto gösterilerine maruz kaldılar. İlk gösteriye AKP Genel Başkan Yardımcısı Abdülkadir Aksu hedef oldu. Türkiye Konferansı Buluşmaları için Muş’a giden Aksu, yanındaki AKP Muş Milletvekilleri Seracettin Karayağız ve Medeni Yılmaz’la Muş Belediye Başkanı AKP’li Necmettin Dede’yi ziyaret etmek istedi. Belediye binası girişinde “Her yer Tekel her yer direniş”, “Özgürlük hakkımız söke söke alırız” yazılı pankartlar açan TEKEL işçileri, Abdülkadir Aksu’ya yumurta attı. Aksu’nun belediyeyi ziyaret etmesinin ardından bu kez yine eylem yapılmak istendi. TEKEL işçileriyle polis arasında kısa süreli arbede yaşandı. Polis bir gösterici işçiyi gözaltına aldı. İkinci gösterinin hedefi ise Sağlık Bakanı Recep Akdağ’dı. Tokat’ta çeşitli temaslarda bulunan Bakan Akdağ’ın Büyük Tokat Oteli’nde yapılacak toplantıya geçeceği güzergahta TEKEL işçileri protesto eylemi yaptı. Otel karşındaki bir marketin önünde toplanan TEKEL işçileri sloganlar attılar. Çok sayıda polisin görev aldığı eylemde TEKEL işçileri ıslık ve düdüklerle tepkilerini duyurmaya çalıştılar. Bu arada Bakan Akdağ’ın otele geçeceği güzergah değiştirilirken, TEKEL işçilerinin yola çıkmaması için polis adeta etten duvar ördü. Bakan Akdağ’ı taşıyan aracın geçtiği sırada ise TEKEL işçileri ıslık çalarak, yuhalayarak tepki gösterdiler. Görüldüğü gibi, Danıştay kararıyla Ankara’daki eylemlerine son veren TEKEL işçileri yurt çapında AKP’ye göz açtırmıyor. Sanırız AKP’yi bundan sonra daha zor günler bekliyor. Yavuz Bingöl’ün açılım çıkmazı
Balçiçek Pamir’in sunduğu “Söz Sende” programına katılan Bingöl, Tayyip’in toplantısında edindiği izlenimleri ve kendine gelen tepkileri de anlatmış. Bingöl, özellikle toplantıya katıldığı için hakarete varan tepkilerden yakınmış. “Çok büyük tepkiler aldım, hala da alıyorum. Saygı sınırını aşan şeyler duyuyorum, buna hakaret de dahil. Aslına bakarsanız ben AKP kurultayına gitmedim ki. Sanatçıların çağrılı olduğu bir davete gittim. Başbakan’a da ‘Dünya görüşünüze katılmıyorum, partinize de oy vermedim. Ama yapacaklarınıza katkı vermek için geldim. Cesaretinizi kaybetmeyin bu işi sonlandırmak için ne gerekiyorsa yapın’ dedim.” demiş. Yavuz Bingöl, özellikle Kürt açılımı çerçevesinde yaptığı çıkışlarla son dönemde gündeme gelen isimlerden. Daha önce de Ermeni sanatçı Djivan Gasparyan ile birlikte sahneye çıkarak Sarı Gelin türküsünü seslendirmişti. Yani anlayacağınız daha Ermeni açılımı ortada yokken Yavuz Bingöl kendi açılımını yapmıştı. Üstüne Tayyip’in Kürt açılımı toplantısı da gelince Bingöl’e karşı biriken tepkiler patlamış olmalı. Bugüne kadar Türk milleti sayesinde var olan bu sanatçılar, açılımlar sürecinde gerçek yüzlerini ortaya koyarken Türk milleti de bu süreçte aldıkları tavra göre bunların notunu veriyor. Neye destek olup olmayacakları kendi bilecekleri şey tabbi ki ama aldıkları bu tavırla kendi kendilerini bitirdikleri de bir gerçek. Turhan Selçuk vefat etti
Cumhuriyet gazetesinin başyazarı İlhan Selçuk’un kardeşi olan Turhan Selçuk, 1922 yılında Milas’ta doğmuştu. 1943’te Akbaba’nın kadrosuna girdi, 1948’de Tasvir’de karikatürcü ve ressam olarak çalıştı; Refik Halit Karay’ın çıkardığı Aydede’nin baş çizeri oldu. Kardeşi İlhan Selçuk’la birlikte 41 Buçuk (1952), Dolmuş (1956) mizah dergilerini çıkardı. Yeni İstanbul, Yeni Gazete, Akşam, Milliyet, Cumhuriyet gazetelerinde ve Akis, Yön, Devrim, Toplum, dergilerinde çizdi. 1957’de Milliyet’te çizmeye başladığı Abdülcanbaz dizisi büyük ilgi gördü. Tiyatroya ve sinemaya uyarlanan bu çizgi romanın bir deseni 1991’de PTT tarafından pul olarak basıldı. 1969’da iki arkadaşıyla Karikatürcüler Derneği’ni kuran Turhan Selçuk, 1973’te Sanatçılar Birliği tarafından “Halkın Sanatçısı”, 1983’te Gazeteciler Cemiyeti tarafından “Yılın Karikatürcüsü” seçildi. Yurt içinde ve dışında çeşitli ödüller aldı: Bordighera Altın Palmiye (1956) ve Gümüş Hurma (1962), İppocampo (1970), Vercelli (1975), Sedat Semavi Vakfı Görsel Sanatlar Ödülü (1984), Cumhurbaşkanlığı Büyük Sanat Ödülü (1997) vb. Sanatçı, çalışmalarını Turhan Selçuk Karikatür Albümü (1954), 140 Karikatür (1959), Turhan 62 (1962), Hiyeroglif (1964), Hal ve Gidiş Sıfır (1969), Söz Çizginin (1979) adlı albümlerinde topladı. Turhan Selçuk, karikatür sanatının temel şartı olan muhalifliği hiç elden bırakmadı. Şimdilerde örneğini gördüğümüz bazı “karikatürist”ler gibi majestelerinin karikatüristi olmadı. Şüphesiz Turhan Selçuk, Türk mizah tarihinin önemli bir öğesiydi ve öyle hatırlanacaktır. Memleketimden insan manzaraları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||