![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Kaya Ataberk
Şimdi oturup dürüstçe düşünelim. Diyarbakır’da geçen hafta sonu maç görünümü altında neler oldu? Yaşananlar futbol kavgası ya da holiganlık tarzı bir taşkınlık örneği miydi? Yoksa olayların hem failleri, hem planlayıcıları, hem de hemen ardından harekete geçen faşist koalisyon başka bir şeyleri mi hedeflemişti? Medyaya ve AKP’ye bakılırsa yaşananlar bir kısım Diyarbakırlı futbol fanatiğinin, gene bir kısım PKK’lı provokatörün marifetiyle çıkarttığı olaylardan ibaret. Hatta ne ortalığı terörize eden Diyarbakır taraftarlarının ne de onları kışkırtan PKK’lıların gerçekte bir suçu var. Suçlu ilan edilen tek kesim Bursaspor ve taraftarı! Eğer onlar Bursa’da, Diyarbakır’a karşı “ırkçı sloganlar” atmasalarmış, bu olayların hiç birisi de olmayacakmış… Hani “yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış” derler ya, bizimkilerin arsızlığı da aynen bu noktada. Olayların boyutuna baktığımızda bu arsızlığın nasıl bu kadar açık yapıldığına insan şaşırmadan edemiyor. Her şeyden önce şunu açıkça herkes kabul etmeli ki, yapılan saldırı basit bir futbol kavgası falan değil. Diyarbakır-Bursa maçında açık bir PKK saldırısının, Türk karşıtlığıyla gözleri dönmüş Kürt ırkçılarının yaptığı bir linç girişiminin, hem de çok büyük çaplı olarak yaşandığını görmemiz lâzım. Hani futbol kavgası değil dedik ama aslında ortada bir kavga da yok. Sonuçta bir kavganın da kavga eden tarafları vardır ama bilindiği gibi Diyarbakır’da bu kavganın tarafı olduğu iddia edilebilecek bir Bursa taraftarı yoktu. Kürt faşizmi, açıkça fırsat bu fırsattır diyerek taşla, satırla, eline geçen her şeyle Bursasporlu oyunculara, hakemlere, Bursa kafilesini taşıyan uçak şirketine, hatta onları savunmak için her yola başvuran gazetelerin muhabirlerine, kısaca oradan karşılarına çıkan Türk olan herkese saldırdı! Öyle ki daha maçın başında küfürler ve taşlar yağmaya başlamıştı bile. İstiklal Marşı’mız okunurken ıslıklarla ve küfürlerle “protesto” edildi. PKK ve Apo’yu destekleyen sloganlar atıldı. Maçın 17. dakikasında ise yan hakem atılan bir taşla yaralandı ve maç tatil edilmek zorunda kaldı. Bursaspor kafilesi stattan gizlice ve zorlukla kaçırılabildi. Fakat yolları kesildi. Otobüs taşlandı, futbolcular linç edilmek istendi. Polisler kafileyi korumakta o kadar zorluk çektiler ki en sonunda polis lojmanına sığınmakta buldular kurtuluşu… Gözüne gelen taşla yaralanan Habertürk muhabirinin körlük tehlikesi devam ediyor. Taşların sahaya bir hafta önceden sokulduğu tespit edildi. Hürriyet gazetesi bile bunlar karşısında “eyleme gelmişler” demek zorunda kaldı. Yani çok önceden hazırlıkları yapılmış bir gözü dönmüş faşist saldırı vardı karşımızda. Parolası da “Bursasporluysa vurun” değil “Türk’se vurun”du. Kanlı Pazar’da “solculara vurun” diye saldıran faşistlerden Diyarbakır’da “Türklere vurun” diyen faşizme değişen pek bir şey olmadı aslında. Ama faşizmin esas planı da bundan sonra başladı. Faşistler Bursa’yı ve Türkleri suçluyor Bilirsiniz faşizm yaptığı her kanlı eylemin suçunu, kurbanların üzerine atan bir yönteme sahiptir. Hitler Reichstag’ı kendi adamlarına yaktırıp komünistleri suçlamıştı. Kanlı Pazar’ın suçluları, yine “tahrik eden solcular”dı. Sivas katliamında da yakan Şeriatçı faşistler değil, içerde yananlar suçlanmıştı. Onlar da tahrik etmeselerdi canım! Son Diyarbakır olaylarında da aynısı yaşandı. Bir futbol takımı maç yapmak için Diyarbakır’a gidiyor. Oradan binlerce kişinin taşlı, sopalı, satırlı saldırısına uğranıyor. Tüm şehir saatlerce terörle çalkalanıyor. Saldırıya uğrayanlar canlarını zor kurtarıp, Diyarbakır’dan dışarı kendilerini dar atıyorlar. Ama suçlu kim? Faşistlerin tümüne göre tabi ki saldırıya uğrayanlar suçlu. Sivas’ta Aziz Nesin’i ve Atatürkçüleri suçlayanlar şimdi de Bursa’yı suçluyor. AKP’li devlet bakanı ve Bursa milletvekili Faruk Çelik: “Geçen yıl Bursa’da yaşanan tezahüratlardan dolayı hepimiz üzüntü duyduk. Belli sayıdaki seyirci ‘Bursa’da şöyle tezahürat yapıldı’ diyor. Olabilir, bu yanlışı biz kınıyoruz. Ama yanlışa sizin aynı yanlışla cevap vermeniz doğru değil. Gönül arzu ediyordu ki Bursa’daki yanlış tezahürattan sonra Diyarbakır taraftarı çiçeklerle karşılasaydı, mahcup etseydi” diye açıklama yaptı. Oysa Bursa’da geçen sene utanılacak bir şey olmamıştı. Ne sahaya taş yağmıştı, ne Diyarbakır kafilesi linç edilmeye çalışılmıştı, ne de başka bir şey… Ama Bursalıların oylarıyla o koltukta oturan Faruk Çelik öyle düşünmüyor! Ona göre suçlu Bursa tarafı yani Türk tarafı. Yıllardır her şeyin suçlusu ilan edilen “Türk” bu olayda “Bursa taraftarı” olarak anılıyor. Radikal gazetesi “Laf dönüp dolaşıp ilk maça geliyor” diye başlık attıktan sonra ekliyor: “İlk maçta Diyarbakırlı seyircilerin Bursa Atatürk Stadında yaşadıklarının olaylara zemin oluşturduğu gerçek” diye devam ediyor. Diyarbakır’dan gelen açıklamalar da aynı tarzda. Diyarbakır Ticaret Borsası Başkanı; “Ama şu gerçek de bilinmelidir ki Bursaspor yöneticileri kendi sahalarında yaşanan ve bu olayın çıkmasına zemin oluşturan ırkçılık nedeniyle bu kentten özür dileseydi belki bugün bu olaylar çıkmayacaktı” diyor. Olaylara zemin aramaya başlarsanız gerçekten de her birine bir zemin ve sebep bulabilirsiniz. Gerçekten de öyle olmuyor mu? Bırakalım büyük çaplı faşist katliamların kurbanları suçlamasını çok daha küçük olaylara bile zemin bulabilirsiniz. Geçenlerde Mardin’de bir köyün neredeyse tümünü katlettiler. Bu olayın zemini yok muydu? Failler cevap veriyor: “Vallahi, biz yapmasak onlar bize yapacaktı!” Buyurun size zemin… Ya da yine güneydoğuda bir aile, kızlarını diri diri toprağa gömüp öldürmedi mi? Zemin hemen hazır: “Ahlaksızdı. Törelere göre böyle yapmamız gerekiyordu”. İşte bu da ahlâk ve töre zemini… Biraz dürüst olalım. İnsan kendini çok zorlarsa katliama da, ilkelliğe de, faşizme de, hayvanlığa da zemin bulabilir. Diyarbakır özür diler mi? Bizim açımızdan Bursa’nın özür dilemesi gereken hiçbir şey yok ortada. Bursaspor maçında geçen sene ne olmuş? Bursa taraftarı “vatan bölünmez” demiş, “PKK dışarı” diye slogan atmış. Diyarbakırlılar da buna çok içerlemiş… Madem çok içerleyecektiniz, siz de o sloganlara katılsaydınız. Madem PKK’lı imajından rahatsız oluyordunuz, bunu silmek için daha güzel bir yol bulabilirdiniz. Ama hayır. Diyarbakır istiyor ki; biz her istediğimizi yapalım ama kimseden tepki almayalım. Karşımızda yıllardır her maçında taraftarının istisnasız PKK ve Apo lehine slogan attıkları bir takım var. Aynı zamanda bu takımın bulunduğu şehirde PKK’lı adaylara % 60’lara varan oranda oy çıkıyor. Yıllardır Anadolu’nun birçok ilinden ailelerin evlatları vatani görevini yapmak için gidip Diyarbakır’da şehit oluyor. Peki, evladı Bursa’da askerlik yaparken şehit olan hiç Diyarbakırlı var mı acaba? Ya da soruyu bir de şöyle soralım. Bursa’da Diyarbakırlılar Derneği kurabilecek kadar rahat yaşayan bir Diyarbakırlı nüfus var. Ya, bunun tam tersi söz konusu mu? Bir Bursalı, Manisalı ya da Antalyalı bırakın dernek kurmayı gidip Diyarbakır’da yaşayabilir mi? Kimse “ama yoksulluk yüzünden göç var” demesin. Devletin hizmet için gönderdiği doktorlar, mühendisler, öğretmenler bile oradan geriye şehit olarak dönmedi mi? Ve tüm bunlara karşın o çok alıngan Diyarbakırspor yöneticileri, Diyarbakır’ın sivil toplum öncüleri vs. çıkıp, “biz on yıllardır bu yaşanlardan dolayı çok üzgünüz, bu yaşananları tasvip etmiyoruz, PKK’yı da lanetliyoruz” diyebilir mi, der mi? Mesele özür borcuysa herhalde Bursa’nın değil, Diyarbakır’ın borç defteri çok kabarık. Diyarbakır özür diler mi? Ama Diyarbakır özür dilemeyeceği gibi, PKK’nın partileri orada en yüksek oy oranlarına ulaşıyor. Oraya Türk giremiyor. Girse de işte böyle oluyor. Canını zor kurtarıyor. Kürt faşizminin kendini ifade aracı olarak Diyarbakırspor Herkesin bildiği bir gerçeği tekrarlamak pahasına yazalım. Terörün ve Kürt ırkçılığının belinin kırıldığı 1990’ların ardından AKP’nin iktidarıyla beraber ırkçı faşizm yeniden yükselişe geçti. Bu tabloyu her yıl artan PKK eylemlerinden ve şehitlerin sayısındaki artıştan anlayabiliyoruz. Fakat Kürt faşizmi kendisini sadece silahlı terörle ifade etmiyor. Bunun yanı sıra bir Kürt dili, Kürt kültürü ve hatta bir Kürt futbolu da yaratılmaya çalışılmadı mı? Çok açıktır ki, Kürt faşizminin kendisini ifade etme araçlarından biri de bugün Diyarbakırspor maçlarıdır. İstisnasız her takım Diyarbakır deplasmanına tedirgin gider. Yolda PKK saldırısına uğramak ciddi bir tehlikedir fakat sadece o mu? Gelin bir de Diyarbakırspor’un centilmenlik bilânçosuna bakalım. Daha doğrusu ceza bilânçosuna… Çünkü Süper Lig’de oynadıkları yıllarda futbol alanında değil ama bu alanda çok yüksek rakamlara ulaştıkları matematiksel bir gerçek. Diyarbakır’ın ceza cetvel’i 2001 yılında bir cezayla başlamış. 2004–2005 sezonunda yeniden Süper Lig’e çıktıklarında bu defa üç kez saha kapatma ve para cezaları almışlar. Ertesi yıl ise bu performans iyice yükselmiş ve sekiz kez ceza almayı başarmışlar. Bu sene de şu ana kadar üç cezayla iyi gidiyorlar. Fikstürde sona oynuyorlar ama maşallah ceza alma konusunda da başa güreşiyorlar. Ne hikmetse AKP iktidarda kaldıkça hem Kürt terörü tırmanmış, hem de sahalarda Diyarbakır şiddeti. Tesadüf herhalde… Yani Türkiye’de her takım deplasmana gidiyor. Yeniyor da yeniliyor da. Fakat sıra Diyarbakır’a geldi mi iş değişiyor. Bir şekilde olaylar çıkıyor. PKK sloganları atılıyor. Karşı tarafa saldırılıyor. Sonra da özür dilenmesi bekleniyor. İşte bu anlayış Kürt faşizminin anlayışı değildir de nedir? Her türlü şiddete ve teröre başvur, ondan sonra da kendine acındır, mazlumları oyna… “Barışçı, eli çiçekli Med çocukları” uydurması Faruk Çelik’in Diyarbakırlıların, Bursaspor’u ellerinde çiçeklerle karşılamasını istemesi Apo’nun klişe uydurmasını hatırlatıyor. Apo, “Türkler Anadolu’ya geldiğinde karşılarında onları ellerinde çiçeklerle karşılayan barışçı Med çocuklarını buldular. Ama Türkler bunları katlettiler” demişti bir keresinde. Ona göre Medler, Kürtlerin atalarıydı ve Türklerin katliamına uğramışlardı. Gerçi başka Kürtçüler bile o dönemde Anadolu’da ne Med ne Kürt olduğunu söyleyerek Apo’yu yalanlamışlardı ama olsun. Apo diyor ya, tüm PKK’lılar için bu gerçektir! Bir taraftan dünyanın gelmiş geçmiş en kanlı terör örgütünün lideri olacaksın, bir taraftan da barışçılık yapacaksın. İşte faşist yüzsüzlük böyle bir şey… Bugün AKP’liler bir kez daha Apo’yla aynı çizgideler. Kürtlerin ellerine çiçek almasını bekliyorlar. Daha doğrusu Türkleri ikna etmeye çalışıyorlar. Oysa Kürt hiç eline çiçek almış mıdır acaba? Kürt ismi bilindiği gibi 1800’lere kadar ortalarda yoktur. Ne zaman Ruslar Kürdoloji enstitülerini kurdular, Kürtler de ondan sonra ortaya çıktı. Daha doğrusu birileri kendisini “Kürt” olarak tanımlamanın avantajlarını fark etti. Emperyalist destek gibi, rahat feodal sömürü gibi, Ruslardan silah yardımı gibi… Ve o günden beri de Kürtlerin ellerinde çiçek yok. Ya Rus silahı, ya İngiliz tüfeği, ya Fransız topu ya da ABD uçaksavarı var. Medeniyetsizlik, aşağılık kompleksini, bu kompleks de özellikle Türklere karşı odaklanan ırkçı faşist yok etme isteğinin ta kendisini yarattı. Bu bahsettiğimiz kompleks aynen Avrupalılar için de geçerlidir. Onlardaki Türk düşmanlığının kökeniyle, Kürtlerdeki arasında bu anlamda çok da fark yoktur aslında. Irkçılığı doğuran en önemli etken her zaman medeniyetsizlik oldu. Batılı dünyayı istila ederken kendini yine kendisine haklı gösterecek ideolojik araç olarak ortaya koyabileceği bir medeniyetten yoksundu. Bu nedenle beyaz adamın “ırksal üstünlüğü” iddiasına sarıldı. Bugün de Kürt, Türkiye’yi istila ederken, Türk katliamına hazırlanırken aynı Beyaz-Aryan insanın yani Kürdün üstünlüğü duygusuna sarılıyor. Bu nedenle de kendini her koşul altında haklı görüyor. Türk katliamının ayak sesleri Şunu çok açık görelim: Diyarbakır’da yaşananlar bir Türk katliamının provasından başka bir şey değil. Rumlar ve Ermeniler bir zamanlar aynı yollardan geçmemişler miydi? Batılı emperyalistin desteğini alarak terör örgütleri kurmamışlar mıydı? Türkleri önce kendilerini güçlü hissettikleri yerlerde daha sonra tüm ülke çapında katletmemişler miydi? Hiç abartmıyoruz. Diyarbakır’da yaşananları basit bir slogan kavgası ya da futbol çatışması olarak algılamak yapılabilecek en halis aymazlıktır. Bugün eli taşlı, satırlı faşizm Bursaspor’a sırf Türk olduğu ve PKK’ya karşı olduğu için saldırdı. Eli kalemli bir başka faşizm de yine aynı sebeplerle onları suçladı. Amaç Türk’ü suçlu ilan etmek, amaç Türk’ün susmasını, sinmesini sağlamaktır. Ortada hem bir katliam provası hem de psikolojik bir operasyon var. Ortada Türkleri susturmak için, hatta katletmek için ırkçı-faşist bir plan var. Ama unutuyorlar ki Türkler de var…
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||