Ali Özsoy - AKP Apo’nun yolunda: Güney Afrika Modeli
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Tayyip'in sloganı:
Ya tam susturacağım
ya kan kusturacağım
GÖKÇE FIRAT
Ergenekon tertibiyle Ordu'yu tasfiye edip Fethullahçı Gestapo kuruyorlar
ALİ ÖZSOY
AKP Apo'nun yolunda: Güney Afrika Modeli
ÖZGÜR ERDEM
Bu ülkede herkes susacak bir tek Tayyip konuşacak
İNAN KAHRAMANOĞLU
Doğramacı'nın cenazesi Amerikancı düzenin cenazesi olsun!
HÜSEYİN ADIGÜZEL
Geçmişten günümüze açılımlar ve sonuçları
OKAN İŞBECER
Bahçeli 28 Şubat'tan hesap sordu
TUĞRUL ÇELİK
Fidel ölmedi
ARİF BAKIR
Kaos mu
doğum sancısı mı?
NURAY TÜRK GÜNAY
Kahraman Türk kadınının
8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun
FAHAMET YALÇINKAYA
Bakmak ve görmek
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Dikensiz gül bahçesi
TÜRKKAYA ATAÖV
Antika hırsızlığı
ERGİN KONUKSEVER
Kanlı Pazar- 4
EYKAN CAN
Şehir havası
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (19-0,10)
 
 

Ali Özsoy
AKP Apo'nun yolunda: Güney Afrika Modeli

Güney Afrika Modeli

Diyarbakır’daki Uluslararası Konferansın toplandığı günlerde, Akşam’da ilginç bir yazı dizisi yayınlandı. Bilindiği gibi Akşam’ın sahibi Karamehmet’e bazıları ulusalcı ve hatta Ergenekoncu yakıştırması yapıyor. Bunu bilemeyiz ancak Barzani’nin Türkiye’deki en büyük ortağı olan bu sermayedarın gazetesi ne hikmetse “Kürdistan” konusunda en radikal yayınları yapıyor.

Tayyip Erdoğan’ın yönettiği Türkiye’de 8 yıldır bölücülük adına çok önemli adımlar atıldı. Artık sıra Anayasa’yı değiştirmeye ve fiilen baltalanan Türkiye’nin üniter yapısını yasal zeminde de ortadan kaldırmaya geldi. Anayasa’dan Türklük kavramı çıkacak, bunun yerine federatif yapının ilkeleri konacak.

Apo’ya göre Tayyip İmralı’da ürettiği tezleri ve kavramları kullanıyor. Apo her megelomanyak faşist lider gibi böbürleniyor: “Biz içerideyiz ama fikirlerimiz iktidarda...”

Fakat tabii ki Türkiye’nin içine sürüklendiği sürecin adı Apo’nun uydurduğu “demokratik cumhuriyet” değil. Bunun adı BOP ve “Büyük Kürdistan” süreci... Süreci yönlendiren de Apo’nun hayal ettiği gibi kendisi değil. Elbette ki ABD...

Apo-Tayyip ilişkisini kuran da, sağ-sol tüm siyasi liderlerin papağan gibi aynı bölücü kavramları kullandırtan da, AKP’nin PKK programını hükümet programı yapmasını sağlayan da ABD...

ABD’liler ise bu sürece farklı bir isim veriyorlar: Güney Afrika Modeli. Bu teze göre Türkiye’de tıpkı eskiden Güney Afrika’da olduğu gibi ırkçı bir Apartheid rejimi var. PKK bu rejime karşı bir özgürlük savaşı veriyor. Lideri Apo ise tıpkı Mandela gibi rejim tarafından hapse atılmış.

Dolayısıyla eğer Türkiye Güney Afrika’ya bu kadar çok benziyorsa, gideceği yol da aynı olmalı. Yani Apo, Mandela gibi muhatap alınmalı, sonra serbest bırakılmalı, sonra da Batıya göre aslında bir Apartheid rejimi olan Türk ulus devleti anayasal olarak ortadan kaldırılmalı.

Apo yıllar önce Güney Afrika Modeli’nin Türkiye için bir çıkış yolu olabileceğini söylemişti. Son yaşanan gelişmeler bu modelin artık uygulanmaya başlanacağını değil, tam 5 yıldır zaten uygulandığını gösteriyor. Ortaya çıkan belgeler Apo ile AKP’nin uzun süredir kapalı kapılar ardında müzakere yürüttüğünü kanıtlıyor.

Şimdi ise artık açık çağrı yapılıyor. Taraflar gizlice değil, resmi ve açık görüşmelere başlamalıdır. Tayyip de zaten Diyarbakır’da yaptığı çağrıyla PKK’yı masaya çağırmamış mıydı? Artık start verilebilir.

Bölücülük “uluslararasılaştı”

Ancak Diyarbakır’da PKK’nın yan kollarından biri olan Demokratik Toplum Kongresi isimli bir oluşum tarafından yapılan “Uluslararası Kürt Konferansı” bu sürecin aslında bir devlet ile bir silahlı örgüt arasındaki müzakere sürecinden ibaret olmayacağını gösteriyor. “Müzakere” denen şeyin iki şartı var. Bir, müzakere uluslararası güçlerin hakemliğinde yapılacak. İki, bunun için Türkiye’nin güneydoğusu, tıpkı Irak’ın kuzeyi gibi uluslararasılaşacak yani işgal edilecek.

Konferans 27-28 Şubat tarihlerinde yapıldı. BDP’liler ve PKK’lı çevreler konferansın uluslararası olmasına özellikle vurgu yapıyorlar. Çağrılan temsilcilerin ülkeleri ise şunlar İngiltere, İspanya, Almanya, İsveç ve tabii ki Güney Afrika...

Çağrılan isimler PKK’nın bu ülkelerden bulduğu bağlantılar. İlk bakışta uluslararasıdan kastedilenin Batı olduğu hemen anlaşılıyor. Güney Afrika ise ABD ve Batı’nın sevimli çocuğu... Güney Afrika’nın neyi temsil ettiğine değineceğiz.

Toplantıda Güney Afrika’dan gelen Afrika Ulusal Kongresi (ANC, Mandela’nın örgütü) Temsilcisi Hassen Ebrahim Mandela’yla Öcalan’ı karşılaştırdı. Ebrahim Mandela’nın “Sadece özgür insanlarla müzakere yapılabilir” sözüne atıfta bulunarak, Apo’nun da serbest bırakılması gerektiğini ima etti. Ayrıca Güney Afrika’da yeni anayasadan önce bir geçici bir barış anayasası ilan edildiğini bu geçici anlaşmanın ise geçiş dönemini kolaylaştırdığını belirtti.



PKK’nın düzenlediği uluslararası konferansın PKK’lı gazete Günlük’te yer alan haberi (en üstte). “Tecrübe konuşuyor” derken kastettikleri konferansa katılan Güney Afrikalı temsilciler. Zaten Cengiz Çandar da en uygun modelin Güney Afrika olduğunu buyurmuş (ortada).
Gökçe Fırat’ın Türkiye’ye Güney Afrika Modeli’nin dayatıldığını ortaya koyan 20 Kasım 2006 tarihli başyazısı (altta).

AKP’nin AB süreci adı altında çıkardığı bölücülük yasaları, Leyla Zana’ların serbest bırakılması ve PKK’nın siyasallaştırılması Türkiye’nin bu süreci çoktan geçtiğini gösteriyor. Tek eksik kalan Apo’nun dışarı çıkarılması.

BM eski Genel Sekreter Yardımcısı Hans-C. Van Sponeck ise çok daha net konuştu. Sorun artık Türkiye sorunu değil bir AB ve dünya sorunuydu. Dolayısıyla mesele artık Türk devletine bırakılamazdı:

“Dünya dengeleri göz önüne alındığında Kürt sorununu dünya kamuoyunun önüne getirmek için iyi bir zaman. Bu konuda Kürt diasporasının da üzerine büyük görevler düşüyor. Tarihsel öneminden dolayı dışarıdan birinin yapıcı bir durumu olamaz.”

Tabiu dünya dengelerinin uygun hale gelmesinden kastedilen ABD’nin Irak’a girip yaklaşık bir milyon insanı katletmesi ve ülkeyi resmen bölüp, kukla bir Kürt devleti kurmuş olması. Sponeck Türkiye’ye dayatılacak uluslararası planı da şöyle özetledi:

1- Müzakere sürecinin başlatılması: Yani PKK ile Türkiye’nin masaya oturması

2- Türkiye’nin altına imza attığı uluslararası anlaşmalara uyması: Bu Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkının tanınması anlamına geliyor.

3- Kürt siyasetçilere yönelik operasyonlara son verilmesi: Yani PKK’nın yasallaşması.

4- Sebep sonuç ilişkisinin iyi kurulması

5- Güven ortamının oluşturulması: “Savaş suçlularının” tutuklanması. Bu da Ergenekon tertibinin kapsamına giriyor.

Alman parlamenter Paech ise açıkça Türkiye ile PKK’yla masaya oturmasını, AB’nin de bunun için bir raportör atamasını talep etti.

İsveç’li Livh ise PKK’nın Türkiye’de %63 desteğe sahip olduğunu öne sürecek kadar ileri gitti: “Bolivya Kürdistan’dan daha farklı. Orada Morales yüzde 53 oy alırken burada Baydemir yüzde 63 oy aldı. Bu umut verici.”

İspanya’dan gelen “Galiçyalı parlamenter” Nogueira ise Aryan ırkçılığına gönderme yaparak Kürtlerle ile Avrupalıların kardeşliğine vurgu yaptı: “Tarihi olarak köklerimizin dayandığı Kürdistan’da olmaktan mutluyum.”

İngiltere’den ve İspanya’dan gelen temsilciler ise doğal olarak kendi ülkelerinin örnek alınmasını istediler. IRA ve ETA’yla devletin nasıl masaya oturduğundan bahsettiler.

Toplantıda Türkiye de (!) temsil ediliyordu. AKP’nin gayriresmi sözcüsü MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş ise yine her zamanki gibi oradaydı. PKK’nın barış sürecinde rol alabileceğini söyledi. Cengiz Çandar ise “En uygun model Güney Afrika Modelidir, Tony Blair örnek alınmalı.” dedi.

Batının cici çocuğu

Konferansta konuşan hemen herkes “Güney Afrika Modeli”ne gönderme yaptı. Oysa tüm Batı dünyası 1990’a kadar Güney Afrika’daki yerlilerin mücadelesine düşmandı. Batı bunca yıl Güney Afrika’daki Apartheid rejimini savunurken, beyazların devletini Batının ve anti-komünist cephenin ayrılmaz parçası görürken, şimdi ne olmuştu? Aynı Batı, eskiden terörist dediği ANC ve Mandela’yı şimdi yere göğe koyamıyor. Bu değişimin nedeni ne?

1960’larda ve 1970’lerde Afrika kıtasını kasıp kavuran Batı düşmanı Ulusal Kurtuluş Savaşlarının hepsinin lideri Batı tarafından cani, diktatör hatta yamyam olarak damgalanırken Mandela sevgisi nereden kaynaklanıyor? Eğer Batı, ırkçılığa bu kadar karşıysa Lumumba’yı neden katlettiler? Mugabe’ye neden Afrika’nın Saddam’ı olarak görüyor ve yok etmek istiyorlar? Kenyatta’ya niye düşmandılar?

Güney Afrika Modeli’ni iyi anlamak için bu sorulara yanıt vermek gerekir. Çünkü model aslında Güney Afrika Modeli değil, ABD Modelidir. 1989’dan itibaren başlayan süreçle Güney Afrika’da beyaz kapitalizmi ve ABD büyük bir zafer kazandı.

Mandela ve ANC’ye ilk teklif şuydu: Sovyet Birliği, Komünist Partisi ve diğer Afrika ulusal hareketleriyle bağınızı koparın size destek olalım. Ardından Sovyetler Birliği kendiliğinden yıkılınca süreç hızlandı. Sovyetçi ANC oldu Amerikancı. Bundan sonra beyazların tüm mülkiyet hakları ve servetleri garanti altına alındı. Afrika’da bağımsızlıktan sonra sosyalizme yönelmeyen tek ülke Mandela’nın ülkesi oldu. Beyazlar yine zenginlik içinde. Yerli halk ise AIDS ve yoksulluk pençesinde. Şimdi Batı bu modeli örnek model ilan ediyor.

Meğersem Apartheid’ın da sorumlusu Türklermiş

Diyarbakır’daki Uluslararası Konferansın toplandığı günlerde, Akşam gazetesinde ilginç bir yazı dizisi yayınlandı. Bilindiği gibi Akşam’ın sahibi Karamehmet’e bazıları ulusalcı ve hatta Ergenekoncu yakıştırması yapıyor. Bunu bilemeyiz ancak Barzani’nin Türkiye’deki en büyük ortağı olan bu sermayedarın gazetesi ne hikmetse “Kürdistan” konusunda en radikal yayınları yapıyor.

Gazete tam da Diyarbakır Konferansı sırasında genç bayan yazarlarından birini Güney Afrika’ya gönderdi. Yazarın adı Nagehan Alçı... Yazar sınırlı birikimi çerçevesinde bazı sorular soruyor. İlk muhatabı Güney Afrika’daki barış sürecinde beyazları temsil eden eski savunma bakanı Roelf Meyer. Meyer utanmazca aslında Apartheid’ın kendi suçları olmadığını, çünkü tüm dünyada bir şekilde Apartheid’ın olduğunu savunuyor. Genç kızımız hemen atlıyor:

“Türkiye de buna bir örnek mi?  Bizde de Türkler ve Kürtler, Türkler ve Hıristiyan azınlıklar arasında sorunlar var.”

Eski ırkçı yeni demokrasi kahramanı yanıtlıyor:

“Evet, başka yerlerde siyah ve beyaz ayrımı olmadığı için buradaki kadar görünür değil. Sizin dünyanızda Apartheid beyazla beyaz arasında.”

Ne güzel değil mi? Beyaz adamdan asıl Apartheidçıların Türkler olduğunu öğrenmiş oluyoruz. Gazetede ANC’nin ilk kadın gerillası olarak tanıtılan Modise ise özgürlük hareketlerini desteklediklerini belirtiyor. Gazetecimiz hemen soruyor. “PKK’yla aranız nasıl?” Yanıt: “Doğrudan bir ilişkimiz yok ama zaman zaman olabilir. ANC dünyadaki birçok özgürlük hareketine yardımcı olmaktan mutluluk duyar.”

Başka bir ANC yetkilisi (zenci değil) Aziz Pahad ise “PKK’ya da yardımcı olmaya çalışıyoruz” diye açıkça belirtiyor.

“Askerler tutuklanmalı”

Yazı dizisinin en önemli konuğu ise Güney Afrika’da kurulan Kürdistan İnsan Hakları Hareketi Komitesi Başkanı Essa Moosa. Adamlar dünyanın diğer ucunda Kürdistan Komitesi kurmuşlar. Ve karar vermişler Türk devletiyle PKK’yı uzlaştıracaklar. İlk başta şaşırtıcı görülebilir ancak bu ismin Mandela ile beyazlar arasındaki görüşmelerde, ANC’nin Sovyetsizleştirilip, Amerikanlaştırıldığı süreçte önemli bir mevkide olduğunu öğreniyoruz. Kısacası kendisine yeni bir görev verilmiş. Leyla Zana geçtiğimiz Nisan ayında bizzat gidip bu şahısla görüşmüş.

Moosa Kürtlerle zencileri bir görüyor. Ancak o da Aziz Pahad gibi zenci değil. Moosa’nın açıklamaları ilgi çekiyor. 2005 yılında Türkiye’ye geldiklerini, AKP’li devlet adamları ve Apo’nun avukatlarıyla görüştüklerini ve bazı devlet adamlarına yol haritası niteliğinde bir rapor verdiklerini itiraf ediyor. Moosa’nın iddiasına göre AKP’nin son açılımları bu rapora çok benziyor. Moosa AKP ile PKK’nın uzun süredir “arka kanalları” kullanarak görüştüğünü biliyormuş. Güney Afrika’da da kendileri en az 5-6 yıl boyunca gizlice görüşmüşler. Bir süre için “gizlilik kuralı” hiç bozulmamış. Sonra açıktan görüşmeye başlamışlar. Ancak Moosa’ya göre süreci Türk Ordusu engelliyormuş. Bunun için de çareyi yine Güney Afrika’dan gösteriyor:

“Bizde de benzer bir durum olmuştu. Müzakereler sürerken asker süreci sabote etmeye çalıştı... Mandela görüşmeleri sona erdirdi. Bunun üzerine dönemin devlet başkanı De Klerk bir inceleme komitesi kurdu ve soruşturmalar başlattı. Faili meçhuller, hukuksuz uygulamalarla ilgili. Komisyon olaylarda bazı generalleri suçlu buldu. Bu isimler açığa alındı.”

Ne kadar çok Türkiye’ye benziyor değil mi? Ancak bizim generalleri açığa almıyorlar, direk içeri alıyorlar. Demek ki Güney Afrika Modeli’nde Güney Afrika’yı da aşmışız.

Küçük(!) bir fark: Kürtler azınlık

Tabii iki ülke arasında küçük (!) bir fark var. Güney Afrika’da beyazlar nüfusun %10’unu oluşturuyordu. Ve yönetim tamamen tekellerindeydi. Oysa Türkiye’de azınlık olan Kürtler ve iktidarın nimetlerini Türklerden çok daha fazla tadıyorlar. Kürtlerle zenciler, Apo’yla Mandela pek çok açıdan birbirine benzer diyen Moosa burada takılıp kalıyor:

“Kürtler sayı olarak azınlıkta... Oysa burada siyahlar ezici çoğunlukta. Kürtlerin en azından anayasal temel hakları var. Eksik olan dil ve kültürel haklar. Siyahların ise neredeyse hiçbir hakkı yoktu.”

Apo konusuna gelince işlerin daha da karıştığını Moosa bile itiraf ediyor:

“Bir de tabii Mandela herkesin sahiplendiği bir lider oldu. Türkiye’de durum farklı. Kürtler onu sahipleniyor ama Türkler için durum tam tersi. Bizde dönemin devlet başkanı yardımcı olmuştu ama sizi bilmem.”

İyi ama Güney Afrika Modeli’nin sonunda yönetimin Kürtlere ve Apo’ya teslim edilmesi gerekiyorsa, o zaman nüfusun en fazla %10’u olan Kürtlerin egemenliğini %90 nasıl kabul edecek? Gerçek ırkçılık bu değil mi? Yani Güney Afrika Modeli dedikleri %10’un %90 üzerinde egemenliğiyse, o zaman Kürt egemenliğinde gerçek Apartheid kurulmuş olmayacak mı?

Demek ki 1990 öncesinin Apartheid rejimi asıl şimdi Kürt faşizmi olarak Türkiye’de kuruluyor. Irak’ta %10’dan bile az olan Kürt nüfus ABD ordusuyla birlikte tüm ülkeyi yönetmiyor mu?

Olayın kilitlendiği nokta da bu... Türkiye’deki 70 milyon Türk, Apo’nun cumhurbaşkanı, PKK’nın iktidar partisi olacağı bir ülkeyi nasıl kabullenir? İstediğin kadar “uluslararası müzakere” yürüt, istediğin kadar generali hapse at, istediğin kadar “devlet başkanı yardımcı olsun”. Bir noktadan sonra Batılılara ve Batının seçkin Kürt azınlığına dur derler. Bu ise Güney Afrika Modeli’nin aslında ABD Modeli, daha da doğrusu işgal altındaki Irak Modeli olduğunu göstermektedir. Türkiye işgal edilmeden bu model uygulanamaz. Elbette çoğunluk olan Türkler de buna karşı savaşacaktır. 1919’da bu kadar çoğunluğumuz dahi yoktu. Savaşın sonucunu biliyoruz.

Mesele Türklerin Ulusal Kurtuluşa başvurmasına dönüşürse, o zaman iş Diyarbakır’da Batılı efendilerle konferans düzenlemeye benzemez. Yoksa Batı ve Kürtler kendi kuyularını mı kazıyorlar?


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


TÜRK SOSYALİSTLERİNE SELAMLAR YAŞASIN DEVRİMCİ MÜCADELEMİZ

Kadir Cengiz Derdiyok, İstanbul
10 Mart 2010


BAYRAĞI BAYRAK YAPAN, ÜSTÜNDEKİ KANDIR. TOPRAK, UĞRUNDA ÖLEN VARSA VATANDIR. KANLA ALINAN TOPRAKLAR ANCAK KANLA VERİLİR. BEN KORKMUYORUM, ÇÜNKÜ HEPSİNİ GÖMECEK TOPRAĞIMIZ VAR.

Tural Yavuz, Almanya
8 Mart 2010


durum çok berbat ama sizler türk solu varken biz türkiyenin geleceği olan gençlik  sizin yorumlarınızla aydınlanıyor ve daha dik durabiliyor türk tarihi önceden yazdı galiba abd ve ab yine tarih yazmamızı ve onları tepelememizi istiyor eee alışmış kudurmuştan beterdir yenilen pehlivan güreşe doymazmış kaşıntılarını biran önce gidermek lazım milli birlik ve beraberliğe herkesi davet ediyorum kemalizm çatısı altında YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE

Uğur, Artvin
8 Mart 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40