İnan Kahramanoğlu - Doğramacı’nın cenazesi Amerikancı düzenin cenazesi olsun!
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Tayyip'in sloganı:
Ya tam susturacağım
ya kan kusturacağım
GÖKÇE FIRAT
Ergenekon tertibiyle Ordu'yu tasfiye edip Fethullahçı Gestapo kuruyorlar
ALİ ÖZSOY
AKP Apo'nun yolunda: Güney Afrika Modeli
ÖZGÜR ERDEM
Bu ülkede herkes susacak bir tek Tayyip konuşacak
İNAN KAHRAMANOĞLU
Doğramacı'nın cenazesi Amerikancı düzenin cenazesi olsun!
HÜSEYİN ADIGÜZEL
Geçmişten günümüze açılımlar ve sonuçları
OKAN İŞBECER
Bahçeli 28 Şubat'tan hesap sordu
TUĞRUL ÇELİK
Fidel ölmedi
ARİF BAKIR
Kaos mu
doğum sancısı mı?
NURAY TÜRK GÜNAY
Kahraman Türk kadınının
8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun
FAHAMET YALÇINKAYA
Bakmak ve görmek
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Dikensiz gül bahçesi
TÜRKKAYA ATAÖV
Antika hırsızlığı
ERGİN KONUKSEVER
Kanlı Pazar- 4
EYKAN CAN
Şehir havası
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (19-0,10)
 
 

İnan Kahramanoğlu
Doğramacı'nın cenazesi
Amerikancı düzenin cenazesi olsun!

“Biz darbecinin Amerikancısını severiz!”

Türkiye özellikle Ergenekon operasyonu başladığından beridir “darbelerle hesaplaşma” ve “normalleşme” adı altında adeta bir cadı avına sahne oluyor.

AKP ve yandaşlarına bakılırsa Türkiye tarihinin karanlık sayfaları aydınlatılıyor, derin devlet açığa çıkarılıyor, darbecilerle hesaplaşılıyor ve bunun sonucunda da Türkiye normalleşiyor!

Ee, ne demişler; minareyi çalan kılıfını hazırlar.

Kimse bunların çıkıp da biz cumhuriyeti yıkıyoruz, Türkiye’yi bölüyoruz demelerini beklemiyordu zaten.

Üstelik darbelerle ve darbecilerle hesaplaşıyoruz diyenlerin bu ülkede adıyla sanıyla koskoca bir 12 Eylül darbesini ve onun sorumlularını görmezden gelirken her ne hikmetse bir tek terörle mücadele eden komutanları darbecilikle suçlamaları, AKP’nin “demokratlığı”na ikna olmak isteyen çevrelerde bile büyük bir soru işaretine neden oluyor.

Öyle ya, madem darbelerle hesaplaşmak isteniyor; o halde ne olduğu, hatta olup olmadığı bile tartışmalı ve hayata da geçmemiş bir takım darbe teşebbüsleriyle uğraşacaklarına pekâlâ olmuş bitmiş ve milyonlarca insanın hayatını kâbusa çevirmiş bir darbe ile hesaplaşmak gerekmez miydi önce?

İhsan Doğramacı işte tam da bu tartışmaların doruğa çıktığı bir dönemde öldü.

E tabii ölen isim 12 Eylül gibi, yalnız Türkiye tarihinin değil, dünya tarihinin en büyük Amerikancı darbelerinden birisinin en simge isimlerinden birisi olunca konunun yine darbe tartışmalarına gelip dayanması, darbecilerin tu kaka ilan edilip demokrasi nutukları çekilmemesi de olmazdı.

Ama heyhat! Doğramacı’nın ölümü vesilesiyle ortaya çıkan manzara hiç de beklendiği gibi olmadı.

Doğramacı’nın ölümü sahte demokratların ve sözde darbe karşıtlarının maskesini bir anda indiriverdi.

İlginçtir; Doğramacı’nın aleyhinde tek bir yorum bile yapılmadı neredeyse medyada.

Şeriatçı ve liberal basının o çok demokrat köşe yazarları Doğramacı’nın 12 Eylül faşizmindeki rolünden hiç bahsetmedikleri gibi, bir de Doğramacı’dan Türk eğitim sisteminin gururu bir öğretim üyesi portresi çıkarmaya çalıştılar.

Şeriatçı gazeteler yıllardır mücadele ettikleri ve “özgürlük düşmanı” dedikleri YÖK’ü kuran Doğramacı’nın arkasından methiyeler dizdiler.

Fethullah Gülen bile hiç gecikmeden Atlantik ötesinden bir taziye mesajı yayınladı.

Doğramacı’nın cenaze töreni ise görülmeye değerdi. Cenaze Türkiye’nin Amerikancı rejiminin de bir fotoğrafıydı aslında.

Kimler yoktu ki cenazede; Tayyip Erdoğan’dan Deniz Baykal’a, Devlet Bahçeli’den Abdullah Gül ve İlker Başbuğ’a kadar devletin bütün kodamanları Doğramacı’nın arkasında saf tutmak için sıraya girmişlerdi.

Doğramacı’nın arkasında saf tutan ve ona methiyeler yağdıran bu gerici ittifak aslında çok açık bir mesaj veriyordu. Türkiye’nin hâkim güçleri ve onların Şeriatçı ve liberal yardakçılarının “Biz darbecinin Amerikancısını severiz” itirafıydı aslında Doğramacı’nın cenaze töreni.

Bir 12 Eylül lâlesi ve icraatları…

“Doğramacı kimdi” sorusunu sormak bile gereksiz aslında ama bu puslu havada bazı gerçekleri hatırlatmamak da olmaz.

12 Eylül faşizminin Kenan Evren’le birlikte en simge isimlerinden birisiydi İhsan Doğramacı. Bir dönemin yaygın tabiriyle 12 Eylül’ün “lâle”lerindendi, hem de en önde gidenlerinden!

Amerikancı faşist cuntanın ülkeyi adeta bir toplama kampına çevirdiği, solun ve aydınların acımasızca ezildiği bir karanlık dönemin baş sorumlularındandı Doğramacı.

Darbeden 13 ay sonra, 6 Kasım 1981’de toplumsal muhalefetin o dönemki en önemli merkezlerinden birisi olan üniversiteleri yok etmek için kurulan YÖK’ün kurucu başkanıydı.

Ve 12 Eylül faşizminin en sert uygulamalarını yapan kurumlarından birisi oldu Doğramacı’nın YÖK’ü. 1402’likler adıyla bilinen solcu öğretim üyelerinin üniversiteden atılması ve üniversitelerin bugünkü faşist-gerici yapıya dönüştürülmesinde de baş sorumlu Doğramacı’nın YÖK’üydü.

Türkiye Kenan Evren cuntası tarafından dinci gericiliğin kollarına teslim edilirken, Türk eğitim sistemi de Doğramacı’nın YÖK’ü eliyle gericileştirildi.

Toplumsal muhalefetin o dönemki merkezi olan üniversitelerin zaptu rapt altına alınması sadece eğitim sisteminin gericileştirilmesi için değil toplumsal mücadelenin baltalanması için de bir zorunluluktu. Ve Doğramacı, hakkını vermek gerek bu görevi layıkıyla yerine getirdi!

Türk eğitim sistemine bir başka “katkı”sına gelince; Doğramacı özel üniversitelerin önünü açarak devletçi-halkçı eğitim modelini de yok etti. Kendi kurduğu ve yasal kılıf hazırladığı Bilkent Üniversitesi Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun açıkça delinmesiydi ve bugün Türk üniversitelerinin gericileştirilmesinde önemli bir rol oynayan tarikatların denetimindeki özel üniversite furyası da Doğramacı’nın eseridir.

Türbanın mucidi

Bugün pek hatırlanmaz ama Türkiye’nin başındaki en büyük belalardan birisi olan ve gerici hareketin iktidara yürüyüş simgesi olan türban da Türkiye’ye Doğramacı’nın hediyesidir.

Türkiye’de henüz kimsenin türbanın adını bile bilmediği ve en muhafazakâr kesimlerin bile başı açık olarak girdiği üniversitelere türbanı sokan isim Doğramacı’dan başkası değildi.

Doğramacı Fethullah Gülen’le yaptığı görüşmelerden sonra türban yasağını gevşetmenin bir yolunu bularak “Fransız modeli örtü” adı altında türbana yasal kılıf kazandırmıştı ve ne hikmetse çok kısa bir süre sonra Türk üniversiteleri türbanın saldırısına maruz kalmıştı. Bugün yalnız eğitim sistemimizi değil toplumsal yapımızı ve rejimi bile tehdit eder noktaya gelen türban açıkça görülüyor ki 12 Eylül rejiminin ve Doğramacıların planlı faaliyetinin bir ürünüdür.

Uğur Mumcu, Doğramacı’nın o uğursuz rolünü daha o günlerde görmüş ve şöyle yazmıştı:

“Bugünkü konumuz yılan hikâyesine dönen ‘türban.’

YÖK Başkanı Prof. İhsan Doğramacı, türban kavramına bir yenisini eklemiştir:

-Modern türban

Türbanın da; ‘modern türban’ın da dinde yeri yoktur.

…Türban olayı bir din sömürüsü olayıdır. Türbanlı genç kızları öne süren din sömürücüleri, Bakan Hasan Celal Güzel’in katkıları ve Prof. Doğramacı’nın sihirbaz hüneri ile bir yeni zafer kazanmışlardır.

Bugün türban, yarın cilbab, öbür gün fes…

Çağdaş uygarlık yolunda çarşaf ve türbanla ‘güzel, güzel’ ilerliyoruz.”

Doğramacı 28 Şubat sürecinde YÖK karşıtı oluyor

Türban belası, Doğramacı’nın Türkiye’ye tek hediyesi de olmadı tabii. Doğramacı’nın YÖK’ü, Türkiye’nin Atatürk Türkiyesi olmaktan uzaklaştırılmasında çok önemli bir işlev gördü.

YÖK sadece Doğramacı döneminde değil, bugün bile en çok eleştirilen kurumlardan birisi. Doğramacı ise ölünceye kadar kurucusu olduğu YÖK’ü ve icraatlarını hep savundu.

Ancak Doğramacı’nın YÖK sevdasının arkasında da onun gerici ve Amerikancı tavrı vardı. Nitekim 28 Şubat sürecinde Ordu’nun müdahalesi ile YÖK’ün yapısı değiştirilip türban yasağı başta olmak üzere, üniversitelerdeki gerici örgütlenmenin tasfiyesinin YÖK aracılığıyla yürütülmesi gündeme geldiğinde YÖK’e ilk karşı çıkan isim de yine Doğramacıydı.

YÖK’ün kurucusu ve bir numaralı savunucusu Doğramacı, 28 Şubat’tan sonra YÖK karşıtı cephenin başını çeken isimlerden birisi olmuştu.

Bu da gösteriyordu ki Doğramacı’nın derdi üzüm yemek değil bağcıyı dövmekti. YÖK, Doğramacı için Türkiye’nin Atatürkçü çizgiden uzaklaştırılıp gerici ve Amerikancı bir rotaya sokulması için bir araçtı sadece.

AKP’nin hamisi ve akıl hocası

Bütün bu icraatları bile Doğramacı’nın bugün gerici ve liberal çevrelerde bu denli itibar görmesinin nedenlerini açıklamaya yeter, ama daha fazlası da var.

Doğramacı AKP iktidarının hamisi ve akıl hocalarından birisiydi aynı zamanda. Abdullah Gül başkanlığındaki ilk AKP hükümeti Doğramacı’nın Ankara Bilkent’teki evinde kurulmuştu.

12 Eylül’ün ağababası Doğramacı’nın 12 Eylül’ün has evladı ve devamcısı AKP’nin arkasında durması çok şaşırtıcı değildi elbette.

Doğramacı’nın AKP ile ilişkileri bununla da sınırlı değildi. AKP’nin kurmay heyeti ile hep çok yakın oldu Doğramacı. Öyle ki 1 Aralık 2002’de Hayrünnisa-Abdullah Gül çifti Doğramacı’nın evinde iftar yemeğine katılıyorlardı.

Bütün hizmetlerinin karşılığını da aldı elbette. Türkiye’nin gerici ve Amerikancı düzenine olan bağlılığı karşılıksız bırakılmadı.

Dışişleri Bakanı İsmail Cem tarafından “Üstün Hizmet Plaketi” verilen Doğramacı, Fethullah Gülen cemaati tarafından da “Ulusal Uzlaşma Ödülü” ile “onurlandırıldı”.

2007 yılında da Abdullah Gül’ün önerisiyle kendisine “TBMM Onur Ödülü verildi”

Yalnızca AKP’nin akıl hocası değildi, ABD’nin de Türkiye’deki elçisiydi adeta Doğramacı.

Erbil doğumlu ve Irak Türkmen cephesinde aile üyeleri bulunmasına karşılık Türkmen Cephesi yetkilileriyle görüşmeyi reddeden Doğramacı Barzani ve Talabani’yi ise evinde ağırlamıştı.

ABD Başkanı Bush’un Irak Savaşı dönemindeki danışmanlarından Halilzad da Doğramacı’nın konukları arasındaydı.

Doğramacı Türkiye’de Hacettepe ve Bilkent üniversitelerinin kurucusu olarak bilinir ama Kuzey Irak’ta kurduğu Amerikan Üniversitesi’nden nedense pek bahsedilmez.

Bütün bunları üst üste koyduğunuzda Doğramacı’ya Türkiye’ye yaptığı büyük hizmetlerden dolayı ne kadar teşekkür etsek az kalır!

Doğramacı’nın cenazesi Amerikancı düzenin cenazesi olsun!

Şimdi Doğramacı yok, ama Doğramacı’ların Türkiye’ye hediyesi AKF faşizmi 12 Eylül’den devraldığı mirası sürdürüyor ve Atatürk Türkiyesi’nden geriye kalan son kazanımları da tasfiye etmeye çalışıyor.

Doğramacı’nın ölümü çok da önemli değildir ama bu ölüm vesilesiyle bir kez daha göz önüne çıkan Amerikancı-gerici düzenin görülmesi zaruridir.

Türkiye Atatürk’ün ölümünden yetmiş yıl sonra yeniden bir var oluş-yok oluş kıskacındadır.

Doğramacı gibi Amerikancı düzenin adamları bu yüzden kollanmakta, terörle mücadele eden komutanlar bu yüzden tutuklanmaktadır.

Ama Doğramacı’nın ölümü de göstermektedir ki tarihin ilerleyişinin karşısında ne darbeciler ne de faşist darbe rejimleri sonsuza kadar yaşayabilmektedir.

Doğramacı’nın cenazesi, Türkiye’nin Amerikancı düzeninin, AKP faşizminin de cenazesi olsun!


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


dogramacıya ALLAH RAHMET EYLESİN DEMİYORUM. YERİ KESİN CEHENNEM VE ZEBANİLERİN BAŞ KOMUTANIDA BEN OLAYIM.ÇÜNKÜ KENDİSİ 1402 LİKLER YÜZÜNDEN CEHENNEME GİTMEYİ HAKETMİŞTİR. KUL HAKKINI FAZLASI İLE YEMİŞTİR.ÜNİVERSİTEYİ BİLİMSEL EGİTİMDEN UZAKLAŞTIRIP SİYONİST ÖGRETİLERLE DOLU CADI KAZNINA ÇEVİRMİŞTİR.O KAZANDA BODRUMDA NÜ RESİM YAPAN BAŞ PAŞA DA VARDIR.  KENAN PAŞA İÇİN ŞİİR BİLE YAZAN DOGRAMACIYA NE DEMELİ . LANETLİYORUM LANETLİYORUM.ZEBANİLERİN BAŞINA BEN GEÇMEK İSTİYORUM.VE KENAN PAŞA İLE DOGRAMACIYA BEN ZEBANİLİK ETMEKTEN ŞEREF DUYARIM . MADALYA BİLE İSTEMİYORUM.

Ahmet Karacalı, İstanbul
13 Mart 2010


Evet, doğramacı üniversiteleri 'doğrayan'; 1982 anayasasında imzası olan -değerli-lerden biridir!
TÜBİTAK bile onun ardından taziye yazıyor...
Ne olacak , şaşmam.
recebin ülkesi oldu burası.
fetonun devleti,fetonun hükümeti,üniversiteleri, polisi, ve ordusu!  nasipse...
Hayırlısı-olsun!
Yeni baştan ATATÜRK ÜLKESİ KURMAK GEREKİYOR!

Oğuz, İzmir
8 Mart 2010


Sayın İnan Kahramanoğlu yazılarınız gençliği aydınlatıyor!!

ihsan Doğramacı,Bağımısız Üniversitelerin başına bela olan YÖK'ün kurucu Başkanı 12 Eylül Darbesinin Türk Gençliğinin başına bela ettiği bir kurum!! Faşist Akp'nin İhsan Doğramacı gibi Amerikan Emperyalizminin uşaklarına

Devlet töreni düzenletmesi son derece doğaldır çünkü zihniyet aynıdır!! Menderes,Özal gibi Emperyalist Amerika işbirlikçisi Faşistleri milletimize "Demokrasinin Yıldızları" diye sunan Faşist Tayyip onların devamıdır!! Faşist Tayyip,Türk Milletinin düşmanı ve Ulus Devleti tahrip etmeye çalışan Emperyalist Uşağıdır!! İhsan Doğramacı gibiler hiç eksik olmayacaktır ama Atatürkçüler hep böylelerinin karşısında çelikten bir irade ile duracaktır!!

GÜN GELECEK DEVRİMCİ DENİZ GEZMİŞ,YUSUF ASLAN,HÜSEYİN İNAN,MAHİR ÇAYAN VE ARKADAŞLARININ ANIT MEZARINI KENDİ ELLERİMİZLE YAPACAĞIZ!!

Mustafa Serhat Akman, Muğla
8 Mart 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40