Okan İşbecer - Yurttan
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Tayyip'in sloganı:
Ya tam susturacağım
ya kan kusturacağım
GÖKÇE FIRAT
Ergenekon tertibiyle Ordu'yu tasfiye edip Fethullahçı Gestapo kuruyorlar
ALİ ÖZSOY
AKP Apo'nun yolunda: Güney Afrika Modeli
ÖZGÜR ERDEM
Bu ülkede herkes susacak bir tek Tayyip konuşacak
İNAN KAHRAMANOĞLU
Doğramacı'nın cenazesi Amerikancı düzenin cenazesi olsun!
HÜSEYİN ADIGÜZEL
Geçmişten günümüze açılımlar ve sonuçları
OKAN İŞBECER
Bahçeli 28 Şubat'tan hesap sordu
TUĞRUL ÇELİK
Fidel ölmedi
ARİF BAKIR
Kaos mu
doğum sancısı mı?
NURAY TÜRK GÜNAY
Kahraman Türk kadınının
8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun
FAHAMET YALÇINKAYA
Bakmak ve görmek
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Dikensiz gül bahçesi
TÜRKKAYA ATAÖV
Antika hırsızlığı
ERGİN KONUKSEVER
Kanlı Pazar- 4
EYKAN CAN
Şehir havası
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (19-0,10)
 
 

Okan İşbecer
Bahçeli 28 Şubat’tan hesap sordu!

Şimdiki moda biliyorsunuz 28 Şubat’a vurmak. 28 Şubat günlerinde süt dökmüş kediye dönenler, şimdilerde aslan kesilmiş darbe hesabı sormaya kalkıyorlar. Herkes 28 Şubat’ın asıl mağduru biziz diyerek prim toplama peşinde.

En son biliyorsunuz Erbakan çıktı 28 Şubat’a verdi veriştirdi. Ona en güzel cevabı da Demirel verdi “Bu lafları 13 yıl önce etseydin ya” diye.

Erbakan’a ise son olarak MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli destek çıktı. Bahçeli, 28 Şubat’ın asıl mağdurunun Erbakan olduğunu ve Tayyip’in samimiyetinin 28 Şubat döneminden hesap sorarak ortaya konacağını söyledi. Bahçeli: “Darbelere ve demokrasiye müdahalelere gerçekten karşı ise Başbakan’a çağrımız, henüz eyleme geçmemiş planlardan önce bizzat yaşanmış ve aktörleri belli olan 28 Şubat denilen sürecin sorumlularından hesap sormaya başlamasıdır.” dedi. Bahçeli ayrıca 28 Şubat sürecinin mağduru aranacaksa bunun Necmettin Erbakan ve partisinin olduğunu, AKP’nin ise müdahale sürecinin kazançlı çıkan baş aktörü olduğunu ifade etmiş.

Bahçeli iyi güzel söylüyor da kendilerinden hiç bahsetmiyor.

28 Şubat’tan sonra kim iktidar oldu Bahçeli?

Tayyip senden de hesap sorsun mu?

Çünkü senin ortak olduğun iktidar da 28 Şubat ürünüydü buna göre. Üstelik sen o dönemde seçim de seçim diye tutturarak Tayyip’e iktidar yolunu açan adamsın.

Bugüne kadar 28 Şubat’ın sözünü etmiyordun bugün asker düşmanlığın mı kabardı da Türk Ordusu’na saldıran zevata önderlik etmeye çalışıyorsun.

O kadar AKP karşıtı görünmeye çalışan MHP ve Genel Başkanı, iş Ordu düşmanlığına geldiğinde nasıl da aynı telden çalmaya başlıyorlar ama.

Bunların milliyetçilikleri gibi muhalefetleri de sahtedir.

Kanmayın!


Tayyip ne tanır ne tanımaz

Tayyip iki haftadır tanıdığı ve tanımadığı kişiler sayesinde gaf üstüne gaf yaparken bizi de şaşkınlıktan şaşkınlığa salıyor.

En son geçtiğimiz hafta İhsan Doğramacı’nın cenaze töreninde yaşananlar medyanın da ilgisini çekti. Törene devlet erkânının hemen tamamı katıldı. Katılanlar arasında yurtdışından isimler de vardı. Bunlardan biri de Ürdün Prensi Hasan’dı. Cenaze namazında Süleyman Demirel’in yanında saf tutan Prens Hasan, Demirel’den kendisini Tayyip’le tanıştırmasını istemiş. Törene katılanlarla tek tek tokalaşan Tayyip, Demirel’in yanına gelince, Demirel “Bak bu Prens Hasan” diye yanındakini takdim etmiş. Tayyip de tanıyorum manasında “Biliyorum” demiş. Kısa süreli bir şok geçiren Demirel, “Ama o seni tanımıyor” diye karşılık vermiş. Bu küçük çaplı diplomatik skandal, Tayyip Prens Hasan’la tokalaşınca sona erdi. Yani prensin yaptığı da olacak iş değil. Sen koskoca cihan başbakanını nasıl tanımazsın desek yeridir.

Hatırlayacaksınız, iki hafta kadar önce İspanya’da bulunan Tayyip, burada El Pais gazetesine verdiği demeçte, Netanyahu ile telefon dahil hiçbir görüşme yapmadığını belirtmişti.

Bir soru üzerine Tayyip, “Netanyahu ile hiç görüşmedim. Onu sadece medyadan tanırım. Peres ile birçok defa bir araya geldim. Ehud Barak ile keza birçok defa görüştük. Bunlar, İsrail yönetiminden diyaloğu sürdürdüğüm kişilerdir.” demişti.

Tayyip, “Netanyahu ile hiç mi konuşmadınız? Telefonla bile mi?” sorusuna da “Hayır” karşılığını vermişti.

Koskoca cihan başbakanı, herkesi tanıyacak değil ya!


Habertürk’ün yıllık bilançosu

Ciner’in gazetesi Habertürk geçtiğmiz hafta birinci yılını doldurdu. Geçen bir yıl içinde Habertürk hayatımıza ne kattı diye sorsak kendi kendimize cevabımız ne olurdu acaba?

Ben sordum bu soruyu ve açıkçası Ciner ve Fatih Altaylı’yı memnun edecek bir cevap bulamadım.

Gazete ilk çıktığında, daha doğrusu çıkmadan hemen önce öyle bir reklam kampanyasına girişmişlerdi ki, zannedersiniz çıkaracakları şey kağıda basılan yazılar değil de başka bir şeydi. “Gazetede devrim” sloganı altında bize sunulan şey boyutu biraz ufalmış, kağıdı da biraz değişmiş, bildiğimiz gazeteydi halbuki.

Bir de “bir gazete fiyatına beş gazete” artistliği vardı. Ekonomi, spor, magazin ve İstanbul eklerini ayıran uyanıklar vatandaşı da uyuttuklarını zannettiler. Sanki hiçbir gazetede ekonomi, spor, magazin eki yokmuş gibi bunları bir de ayrı ekler olarak vermekle övünüyorlardı. Ancak diğer gazeteler de aynı ekleri aynı sayfa sayısıyla veriyor zaten. Ayrıca gazetenin ilan ekinin ön tarafına iki sayfa İstanbul haberi koyup İstanbul gazetesi diye yutturmaya çalışmak da hiç etik değil. Anlaşılan Ciner ya çok zengin ya da ucuza kağıt almanın bir yolunu bulmuş.

O nedenle Fatih Altaylı bu yalanlarla ancak kendini kandırır. Devrim yaptık falan diye caka satarlar ama devrimden haberleri yoktur.

Devrimci bir fikriniz varsa çıkardığınız gazetenin kalitesi ne olursa olsun yaptığınız şey bir devrimdir. Ancak dünyanın en kaliteli gazetesini de çıkarsanız, devrimci fikriniz yoksa, o gazete dünyanın en kötü gazetesidir. O nedenle Ciner-Altaylı ikilisinin gazetesi de kaliteli görünen ama içi boş, kötü bir gazetedir. Çünkü ne şiş yansın ne kebap gazeteciliği, gazeteciliğin en berbat biçimidir ve ne yazık ki Fatih Altaylı ve ekibi böyle bir gazete yarattılar bir yılda. Eee, tabii Ciner’in çıkarları bütün her şeyin önünde olunca Altaylı da gazeteciliği bir tarafa bıraktı ve patron çıkarına uygun bir çizgi tutturdu. Tayyip başta Aydın Doğan olmak üzere medya patronlarına veryansın ederken bir taraftan da Ciner’in fabrika açılışlarına katılıyordu.

Ayrıca, Altaylı gazete çıkarken verdiği taahhütlerin hiçbirini gerçekleştiremedi, o nedenle istifa etmelidir.

Öncelikle çok iyi bir muhabir kadroları olduğunu ve Habertürk’ün kendi yazarlarını yetiştiren bir okul olacağını söylemişti. Ancak Habertürk şu anda Aydın Doğan’ın B takımı gibi çıkıyor sahaya. Çünkü yazarlarının hemen hepsi, Fatih Altaylı da dahil, Aydın Doğan’ın eski çalışanı. Yani öyle Habertürk muhabiri olup da yazarlığa terfi etmiş biri yok henüz şu bir yılın sonunda.

Bir de Altaylı bir yıl sonra Türkiye’nin en çok okunan gazetesi olacaklarını ilan etmişti. Ancak bir yılın sonunda ortaya çıkan tablo şu ki, Habertürk, Hürriyet’in yarısı kadar bile satmayan bir gazete. Hürriyet’le şu yüzden karşılaştırıyoruz, çünkü Fatih Altaylı’ya göre tek rakipleri Hürriyet. Zaten Altaylı da bir yıl sonra Hürriyet’i geçeceklerini ve birinci gazete olacaklarını beyan etmişti.

Şu an itibariyle Habertürk, 300 binin üzerine çıktığı promosyon dönemleri hariç, 200 binin biraz üstünde seyrediyor. Gazeteyi her alan beş kişiye okutuyorsa öyle belki en çok okunan gazete olur ama en çok satan olamaz.

Ancak Fatih Altaylı geçtiğimiz yıl verdiği beyanatı herkes unutmuş gibi önümüzdeki bir yılın sonunda basının “amiral gemisi” olacaklarını vaat etmiş.

Anlayacağınız Fatih Altaylı Hürriyet’e özeniyor. Onun gibi bir gazete çıkarmak istiyor. Ona benzemek istiyor. Benzeyebilir de, engelleyen yok. Tek temennimiz sonunun benzememesi...


Sezen’den başörtüsü imzası

Geçtiğimiz hafta Tayyip’in şarkıcı açılımı için davetliler arasında yer almasına rağmen katılmayan Sezen Aksu için iyimser bir yorumda bulunmuştuk “programının yoğunluğundan dolayı katılamadığını söylemiş, belki de akıllanmıştır.” diye. Ancak Sezen bizi yanılttı. Kürt Açılımı ile ilgili çıkışlarıyla bilinen Sezen Aksu, geçtiğimiz hafta katıldığı bir kampanyayla türban sorununa da el attı.

Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Derneği (AKDER), geçtiğimiz hafta “28 Şubat 1000 yıl süremez. Kaldırın başörtüsü yasaklarını!” konulu bir basın toplantısı düzenlendi. 28 Şubat sonrası başörtüsü takmaları sebebiyle mağdur olan kadınların bir araya gelerek kurdukları dernek “http://28subat1000yilsuremez.blogspot.com/” adresinde başörtüsü yasağının kaldırılması için başlattıkları imza kampanyasıyla ilgili bilgi verdi.

Basın toplantısının açılışını yapan AKDER Genel Sekreteri Neslihan Akbulut, hiçbir insan hakkının birbirine gerekçe olarak gösterilemeyeceği ve özgürlükler arasında hiyerarşik bir düzen olamayacağına dikkat çekmiş vs vs.

Söz konusu kampanyanın imza metni ise şöyle:

“Bizler ‘bu ülkede kadınların kıyafetleri yüzünden aşağılanmasını, haklarının gasp edilmesini, tacize uğramalarını istemiyoruz’ diyen herkesi bu ahlaksız yasağa karşı sesini yükseltmeye ve ‘ama’sız bir mücadeleye çağırıyoruz. Hükümeti de bu vahim yasağı hayatın her alanından kaldırması için derhal göreve davet ediyoruz. Başörtülü kadınların sabırla yaşayacağı bir 987 yılı daha yok!”

Kampanyaya destek olan isimler ise oldukça tanıdık. Her birkaç ayda bir düzenlenen benzer kampanyalara imza atanlar da belli çevreler ve isimler olduğu için az çok hepsini tanırsınız: Sezen Aksu, Şanar Yurdatapan, Kutluğ Ataman, Sırrı Süreyya Önder, Zeynep Tanbay gibi sanat camiasından isimlerin yanı sıra Murat Belge ve Gülay Göktürk gibi gazeteciler de yer alıyor. Bildiride dikkat çeken imzaların başında ise Ahmet İnsel ve Fuat Keyman gibi “yeni solcular” geliyor.

İşte Sezen bu kampanyaya katılarak Şeriatçılara bir kez daha alet oldu. Hem de yıllardır “Kardelenler” gibi bir projenin en önemli isimlerinden biri olduktan sonra, bütün yaptıklarını elinin tersiyle itercesine...

Biliyorsunuz Sezen Aksu, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin öncülüğünde başlatılan “Kardelenler” projesi kapsamında Türkiye’yi dolaşıp konserler vermişti. Şimdi de artık türbanlıların üniversiteye girmeleri için il il dolaşır durur. İnsan bazen sırf Ergenekon’a dahil edilmesin diye mi böyle yapıyor diye sormadan edemiyor. Biliyorsunuz Kardelen projesinin bütün önemli isimleri gözaltına alınıp sorgulanmıştı. Sezen’in birdenbire bu kadar Kürtçüleşmesinin ve türbancı kesilmesinin mantıklı bir açıklaması olmalı.

Türkiye’de son dönemde ilginç bir birleşim ortaya çıktı. Artık Kürtçü ile Şeriatçı arasında bir ayrım kalmadı. Kürtçülere bakıyorsunuz istisnasız AKP destekçisi; Şeriatçılara bakıyorsunuz onlar da istisnasız Kürtçü. Sezen de bu furyaya katılanların en yenilerinden. Pek yakında kendisini bir üniversite önünde türbanlılarla beraber protesto gösterisinde ya da liberal-dinci tayfanın pek sevdiği Kürt çalıştaylarından birinde görürsek bu kez şaşırmayacağız.

Sezen bu hareketleriyle iyi bir şeyler yaptığını zannediyor olabilir. Birilerine yarandığını da düşünebilir. Yaranıyordur yaranmasına da Tayyip’e ve Kürtlere yaranabiliyordur Türklere değil. Oysa onu Sezen Aksu yapan bilakis Türklerdir. Farkında ya da değil bilemeyiz ama bildiğimiz bir şey var ki, bu gidişle Sezen Aksu diye biri kalmayacak Türk milletinin gönlünde.


CHP’de çarşaf açılımının sonu!

CHP’de çarşaf açılımının sonuna geldik. Geçtiğimiz hafta Mersin’de Hilafetin kaldırılmasının yıldönümünü kutlayan CHP Mersin Kadın Kolları, yaptıkları eylemle uzun süre akıllardan çıkmayacak. Bu eylem aynı zamanda CHP’nin çarşaf açılımının da sonu anlamına geliyor. Çünkü CHP’li kadınlar, Hilafetin kaldırılmasını çarşaf yırtarak ve ayaklarının altında çiğneyerek kutladılar.

Biliyorsunuz geçtiğimiz seçimlerde CHP Türkiye’nin çeşitli yerlerinde çarşaflı kadınlara CHP rozeti takarak tartışmalara neden olmuştu. Bizzat Baykal’ın katıldığı törenlerde takılan rozetlere de birkaç namuslu Atatürkçü dışında CHP içinde kimseden ses çıkmamıştı.

Ancak Mersinli CHP’li kadınlar CHP ile çarşafın uyuşamayacağını yaptıkları eylemle ortaya koydu. Böylelikle CHP yönetimi ile parti tabanı arasındaki ayrım da gün yüzüne çıktı.

Mersin’deki eylemden sonra Şeriatçılar yine ağızlarından salyalar akarak saldırıya geçtiler. Aman efendim böyle bir saygısızlık nasıl yapılırmış. Alt tarafı siyah bir bez parçasına niye saygı duyasın ki? Ne saygısızlığından bahsediyorlar onu da anlamak mümkün değil. Sanki çarşaf dedikleri şey kutsal emanetlerden biri.

Bu arada Mersinli kadınların eylemine gelen iki tepki oldukça dikkat çekici. Bunlardan birisi Deniz Baykal’ın verdiği tepki. Baykal, Mersin İl Başkanlığını arayarak eylemden duyduğu rahatsızlığı dile getirmiş. Anlaşılan Şeriatçıların derdi Baykal’ı da germiş.

Diğer tepkinin sahibi ise AKP’nin konuşanı Arınç. Yaptığı açıklamada CHP’li kadınların çarşaf yırtmaları olayına değinen Bülent Arınç, “Tepki bekliyoruz” dedi.


Çadırlara veda

Danıştay’ın hafta başında aldığı kararla birlikte Ankara’da çadırlarda 70 günü aşkın süredir eylem yapan TEKEL işçileri çadırlarını sökerek memleketlerine dönmeye başladılar.

Danıştay 1 Mart günü açıkladığı kararıyla TEKEL işçilerinin 4-C’ye geçiş için verilen 1 aylık süreye itiraz kabul etti.

Kararın gerekçesinde, “İşçilerin geçecekleri statüyü, çalışma koşullarını inceleme ve hak arama özgürlüğü yönünden konuyu değerlendirerek bir karar verebilmelerine olanak sağlayacak yeni bir süre saptanması gerekirken, daha önceki Bakanlar Kurulu kararına atıf yapılmak suretiyle süre belirlenmesinde hukuka uyarlık görülmemiştir” denildi.

Tam da AKP’nin verdiği bir aylık sürenin sonunda gelen bu karar işçileri sevince boğdu. Havai fişekler atılarak kutlamalar yapıldı ve hemen ertesi gün de direnişin simgesi olan çadırlar toplanmaya başlandı.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


mhp yi iyi bilmezuk ona göre . türk ordusuna laf atan kim olursa boynu vurula . o kadar .türk ordusu göreve . türk ordusu onurunu korumalı . onursuz yaşamaktansa ölmeyi seçmeli.ya istiklal ya ölüm demişti gazi paşa gün bu gündür.gün ordunun onur günüdür.

Ahmet Karacalı, İstanbul
10 Mart 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40