![]() |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Gökçe Fırat TÜRKSOLU: Siz Ergenekon Soruşturmasını bir tertip olarak görüyorsunuz. Kimin kime karşı tertibi? GÖKÇE FIRAT: Birincisi şunu görmemiz lazım, Ergenekon dediğimiz olay hukuki bir süreç değil. Yani ortada belli suçlar var, hukuk adamları onların peşine düşmüş, suçlular içeri alınıyor gibi bir durum yok. Tam tersine Ergenekon operasyonuyla genel olarak Türk Ordusu, Türkiye’deki Atatürkçü kesimler, hatta ve hatta tüm muhalif kesimler susturulmaya çalışılıyor. Çok basit bir faşist tezgahtır. Benzerlerini Mussolini ve Hitler’in yaptığı suç yaratma, suçlu bulma, suçlu icat etme ve onları hapse atma operasyonudur. Tümüyle düzmece bir tertiptir. TÜRKSOLU: Belli kanunsuz işler yapılmışsa, bunun hesabının hukuk karşısında verilmesi gerekmez mi? GÖKÇE FIRAT: Elbette hukuk karşısında verilmesi gerekir ama zaten bu operasyonun veya hukuki süreç denilen şeyin kendisi tümüyle kanunsuz bir şekilde yürüyor. Eğer suçlu peşine düşen bir adalet sistemi olsaydı, insanlara bu şekilde davranılmazdı. Hukuki süreç zaten hukukun dışına çıkmış. Neden? Demek ki hukuk dışında elde edilmek istenen belli sonuçlar var. İnsanlar şunu söyleyebilir -biz de söylüyoruz- suçlu her kimse, hangi kademede olursa olsun, bu ülkede kanunları çiğneyen herkes yargılanabilmeli. Ama bunların hukuki süreç içerisinde olması gerekir. Şu anda Türkiye’de hukuk ayaklar altına alınmış, çiğnenmiş durumdadır. Bunu da hiç kimsenin kabul etmemesi gerekir. Hiçbir vicdanın bunu kabul etmemesi gerekir. TÜRKSOLU: Sonuçta bu operasyon sırasında belli darbe planlarının da ortaya çıktığı söyleniyor. Ordu içerisinde belli bir kesimin darbeye kalkışması, böyle planlar yapması da hukuki midir? GÖKÇE FIRAT: Türk Ordusu içerisinde ben öyle bir şey olduğunu sanmıyorum ama bir darbe planı hazırlanmışsa bunun da peşine düşülebilir. Zaten tartıştığımız mesele bu değil. Bunların olduğunu söyleyen insanların bize gerçek kanıtlar sunmaları gerekir. Kanıtlar tutarlı değilse, ki şu andaki operasyonda bu kanıtların hiçbiri tutarlı değil, buna inanamayız. Sözüm ona darbeyi uygulayacak isimler belirlenmiş, şefleri belli, uygulayıcıları belli. Böyle bir darbe planı olmaz. Herkes bilir ki, bunlar açık seçik yapılmaz. Yani hiçbir darbecinin bu kadar aptal olabileceğini düşünmüyorum. O nedenle büyük kısmı uydurma, büyük kısmı tertip olan bir operasyon var. İnsanoğlunun zekası denilen şeye güvenmemiz lazım. Ordu darbe heveslisi değil darbe yapmama heveslisi TÜRKSOLU: Ergenekon soruşturmasının sonuçta şöyle bir faydası olamaz mı? Ordu içerisinde darbe yapma heveslisi herhangi bir ekip varsa, onlar susturulmuş oluyor. GÖKÇE FIRAT: Öncelikle, Türkiye’de darbe heveslisi değil, darbe yapmama heveslisi bir komuta kademesi uzun süredir Türk Ordusu’nda başta. Kaldı ki şu planlar bile doğruysa eğer, ortaya çıkan şey şu, darbe konuşulmuş ve yapılmamasına karar verilmiş. O nedenle de bu adamların hepsini bırakmanız gerekir. Eğer Ergenekon iddianamelerindeki darbe planları gerçekse, buradan tek bir şey çıkar, bu adamlar oturmuşlar konuşmuşlar darbe yapalım mı yapmayalım mı diye ve yapmamaya karar vermişler. Nesini yargılıyorsunuz? Bir şeyin hayalini kurmanın, darbe yapmayı hayal etmenin hukukta cezası olamaz. Bir şeye teşebbüs varsa, bunun cezası olabilir ama ortaya konulan şeylerde şunu görüyoruz, ortada teşebbüs namına da hiçbir şey yok. Yani şu anda insanların darbe fantazileri yargılanıyor. TÜRKSOLU: Yani darbeyi yapsalar mıydı? GÖKÇE FIRAT: Bu ülkede de hiç kimseye şu soru sorulmaz: Darbe istiyor musun? Herkes istemiyorum diyecektir. En çok isteyen adamlar da istemiyorum diyecektir, çünkü darbe istiyorum demek zaten suçtur. Yani suç olan bir şeyi ne ben savunabilirim ne de başka birisi savunabilir. Peki darbe isteyen insanlar var mıdır bu ülkede? Elbette olabilir. Buradan şu sonuca varmak gerekir. Bu insanlar niye darbe istiyor? Bu ülke 12 Mart’ı 12 Eylül’ü geçirdiği halde, bu Ordu’dan çok çektiği halde, şu an Ordu’dan en fazla çeken insanların bir darbe beklentisi varsa bunu sorgulamak gerekir. Demek, çok kötü şeyler oluyor bu ülkede ki, insanlar yıllarca ona işkence yapan, hapse atan Ordu’ya bile artık “iktidara gel” diyor. Bence bunu sorgulaması gereken Türkiye’deki iktidarın kendisi. Bu ülkeyi Ordu mu yönetsin, AKP mi yönetsin derseniz bu ülkenin büyük çoğunluğu orduyu seçer. Niye seçer? Darbeden beter bir iktidar var Türkiye’de o yüzden seçer. Yani iktidarda dedikleri darbeciler olsaydı, bu hukuksuzlukların hiçbiri olmayacaktı. Çok yakındıkları 28 Şubat’ta şu anda yapılanların binde biri yapılmadı. TÜRKSOLU: Sizin partiniz Ordu’nun müdahale etmesini destekleyecek bir parti mi olacak? GÖKÇE FIRAT: Geçmişte Ordu’nun müdahalelerini destekleyen partiler çıktı. Mesela 12 Mart olduğu zaman darbeyle indirilen Demirel’in partisi bizzat darbeyi destekledi. 12 Eylül’de darbeciler pek çok partiyi kapattı ve o partilerin devamı insanlar darbeyi desteklediler. Dolayısıyla bir darbe yapıldıktan sonra şu anki demokrat insanlardan darbeyi desteklemeyecek herhangi bir kesim çıkacağını düşünmüyorum. Hatta ve hatta AKP içinde bile büyük bir kesim çıkar darbeyi destekleyecek. Ama eğer bize soruyorsanız, biz her zaman için sivil idareyi savunmuş bir hareketiz. Biz Türkiye’de onurlu bir Ordu olsun istiyoruz. Türk Ordusu Türkiye’nin güvenliğini savunsun istiyoruz. Türk Ordusu güçlü olsun istiyoruz. Türk Ordusu’nun Türk devleti içerisinde bir ağırlığı olsun istiyoruz. Konuşması gereken bir Ordumuz var
TÜRKSOLU: Bu dedikleriniz demokrasiye sığıyor mu peki? GÖKÇE FIRAT: Bunları istemek demokratik bir devlette olması gereken şeyler. ABD’ye gitseniz böyledir. Ordu’nun bir ağırlığı vardır. Almanya’sında da vardır, Rusya’sında da vardır. Diğer tüm ülkelerde Ordu’nun ülke dengeleri üzerinde bir payının olması gerekir. Ama nedense Türkiye’de bu payı sıfırlayalım diyorlar. Açık söyleyelim, Ordu’nun ağırlığı nerede sıfırlanmıştır? Birinci Dünya Savaşı’nda sıfırlandı Türkiye’de Ordu’nun ağırlığı. Nasıl sıfırlandı? Terhis ettiler Ordu’yu. Ordusuz kalırsanız olur. Zaten Ordu’yu tasfiye edelim diye bugün çok açıktan yazılar yazılıyor. Yani tüm Ordu kaldırılsa, Türk Silahlı Kuvvetleri denilen şey olmasa birileri çok rahat edecek. Demek ki meselemiz bu: Ya Ordu’yu kaldıracaksınız ya da Ordu’nun bir ağırlığı olacak. AKP iktidarıyla birlikte Ordu’nun hukuki ağırlığı ortadan kaldırıldı. Ve biz buna isyan ettik. Biz buna isyan ederken çok hukuki bir şey söyledik. Dedik ki bu ülkede Cumhurbaşkanı, Hükümet, Yargı, Ordu, hepsi el ele verdiği zaman, herkesin bir dengeleyici rolü vardır. Bu dengeleyici rolü şu haliyle götürürseniz hiçbir sıkıntı çıkmaz, rejim krizi olmaz. Şu an rejim krizi niçin var? Yargı ortadan kaldırıldı, Ordu ortadan kaldırıldı. İktidar ve hükümet tek bir kesimin eline geçti. Demek ki ülke içerisinde devlet dengesi bozuldu. Tüm sıkıntı bundan. Eğer Ordu’nun hukuki varlığı, mesela Milli Güvenlik Kurulu’ndaki varlığı veya Yargı’nın varlığı ortadan kaldırılmasaydı Türkiye bu sıkıntıların hiçbirini yaşamayacaktı. Türkiye şu anda AKP’nin darbeci uygulamalarının, AKP’nin hukuku ortadan kaldıran uygulamalarının, AKP’nin Ordu’yu tasfiye eden uygulamalarının cezasını çekiyor ve bunun düzeltilmesi gerekir. TÜRKSOLU: Siz iktidara geldiğinizde Ordu’nun konumu ne olacak? GÖKÇE FIRAT: Biz iktidara geldiğimizde Ordu’ya hukuki bir zemin içerisindeki rolünü iade edeceğiz. Elbette Ordu’nun ülke hakkında söyleyecek sözü olacak. Şimdi çıkıp komutanlar konuşmasın diyorlar. Niye konuşmayacak? Bu ülkenin güvenliğiyle ilgili, bu ülkenin geleceğiyle ilgili herhangi bir vatandaşın olduğu gibi Ordu’nun da söz hakkı olacak. Niye olmasın? Hatta şunu söyleyelim, siyasi meselelerde de konuşabilir Ordu. Hilmi Özkök çıkıp Kıbrıs’ta Annan Planını destekliyorum dediği zaman bu ülkede kimse komutanlar sussun demedi. O da çok siyasi bir meseleydi. Bu ülkede komutanlar çıkıp seçim yapılsın dediği zaman kimse bir şey demiyor. Bu ülkede komutanlar çıkıp darbe bizim ordumuza yakışmaz dediğinde kimse bir şey demiyor. Demek ki konuşması gereken bir ordumuz var. Ordu’yu hukuki zemin içinde tutmak, gereken ağırlığını vermek gerekir. Bunu ortadan kaldırırsanız ülkenin dengesi bozulur. Şu anda ülkenin dengesi maalesef bozulmuş durumda. “Ordu Göreve” yönetime el koysun demek değil TÜRKSOLU: TÜRKSOLU’nda “Ordu Göreve” demiştiniz. Bu bir müdahale çağrısı olmuyor mu? GÖKÇE FIRAT: Biz hiçbir zaman Ordu yönetime el koysun demedik. Biz “Ordu Göreve” diye bir slogan atmış olabiliriz gazetemizde. Nitekim dava açtılar, kendimizi savunduk ve beraat ettik. Neden beraat ettik? Çünkü Ordu’nun görevi zaten darbe yapmak değil ki. “Ordu Göreve” demek Ordu darbe yapsın, ordu iktidara el koysun demek değil. Kaldı ki, çok açık söyleyelim, biz bu konuda tam da Mustafa Kemal gibi düşünüyoruz: “Ordu’nun büyük bir ağırlığının olması gerekir ama siyaset sivillerin işidir.” Hatta biz bunu çok çok öncesinden yazdık. Bakın, Türkiye’de ulusal güçler bu olayları tartışırken, daha 2003 yılında, artık asker merkezli bir direniş modeli kurulamaz, Türkiye’yi siviller kurtaracaktır diye yazdık. Niçin yazdık? Çünkü birileri Ordu bu işin merkezinde olsun, Türkiye’yi Ordu kurtarsın diyordu. Bakın, biz o zamandan bile bu politikaların hepsine karşıydık. TÜRKSOLU: Ordu’nun siyaset üzerinde denetleyici bir rolü mü olmalı? GÖKÇE FIRAT: Denetleyici demiyoruz, Yasama organı yasalarını yapar, Yürütme organı uygular, Yargı denetler. Ordu denetlemez. Ama Ordu’nun kararların alınmasında belli bir söz hakkının olması gerekir. Milli Güvenlik Kurulu’nda bu böyleydi. Nasıldı? Diyelim ki terör örgütlerine ilişkin veya ülkenin ulusal güvenliğiyle ilgili bir karar alınacaksa neden Ordu’ya danışılmasın? Ordu bu ülkenin düşmanı mı ki fikir beyan etmesin? Yani bu ülkenin Cumhurbaşkanı, bu ülkenin Başbakanı, bu ülkenin Genel Kurmay Başkanı, bu ülkenin Savunma Bakanı bir araya gelseler, hepsi fikirlerini ortaya koysa, ortak bir noktaya varsalar, kötü bir şey mi olur? İstediğimiz şey bu. Ordu’yu tasfiye edip Fethullahçı Gestapo kuracaklar TÜRKSOLU: Şöyle bir düşünce de var: MGK gibi kurumlar 12 Eylül kalıntısı kurumlar. 12 Eylül’de Asker kendi vesayetini devam ettirmek için bu kurumları oluşturdu ve bu kurumlardan kurtulmadan da 12 Eylül tam olarak tasfiye edilemez. GÖKÇE FIRAT: Bakın, şimdi kurumlar meselesine geldiğiniz zaman, devlet bir kurumdur zaten. Bir ülkenin askeri de olacaktır. Polisi de olacaktır. Zabıtası da olacaktır, bunları ortadan kaldıralım, geçmişte çok kötü şeyler yaptılar diye saçma sapan bir şey olmaz. Devletsiz bir düzene mi geçeceğiz? Kaldı ki siyaset boşluk tanımaz. Ordu’yu kaldırdınız, yerini neyle dolduracaksınız? Bakın şimdi Türkiye’de Ordu tasfiye ediliyor, yerini neyle dolduruyorlar? Yerini çok açık bir şekilde Fethullahçı bir örgütlenmeyle dolduruyorlar. Bunu mu istiyoruz? Hiçbir yasaya tabi olmayan gizli kapaklı bir istihbarat teşkilatı şu anda Türkiye’nin altını üstüne getirmiş durumda. Tanıyor muyuz bunları? Tanımıyoruz. Bulabilir miyiz? Bulamayız. Yargılayabilir miyiz? Yargılayamayız. Ama Ordu söz konusu olduğunda, görüyorsunuz, en üst düzey komutanı bile yargılayabiliyorsunuz. Bir kurum olması her zaman için denetlenebilir olması anlamına gelir. Şu anda Türkiye’de bu kurumları ortadan kaldırıp tümüyle Fethullahçı bir ağ örüyorlar ve bunları denetleme imkanımız da yok artık. Bunlar tıpkı Hitler’in Gestapo’su gibidir. Bulamazsınız, bulsanız bir şey diyemezsiniz, deseniz yargılayamazsınız. Türkiye’de bir Gestapo rejimi kurdular. Siz darbe olduğu zaman bile Sıkıyönetim Komutanlığı’na gidip hakkınızı arayabiliyordunuz. Şimdi arayabileceğiniz hiçbir yer yok. TÜRKSOLU: Yani şu an Türkiye’nin durumu 12 Eylül ve 12 Mart’tan da daha mı kötü? GÖKÇE FIRAT: Evet. Bin kat kötü durumda. Şu an Türkiye’de bir korku hakimdir. Şu an Türkiye’de hukuksuzluk hakimdir. Bakın Ergenekon operasyonunu yürüten Başsavcı benden habersiz hiçbir şey yapmayın diyor polise ve jandarmaya. Demek ki ondan habersiz yapılıyor her şey. Hani hukuk vardı? Başsavcı diyor ki, benim haberim olmadan operasyon yapılıyor. Şimdi bu duruma geldi Türkiye. Veya bir başsavcı bir savcı tarafından tutuklanabiliyor. Şimdi bunlar kabul edilemez uygulamalardır. Bu kabul edilemez uygulamalar 12 Eylül döneminde bile yoktu. 12 Eylül döneminde bir savcının başsavcıyı gözaltına alabileceği gibi bir durum olamazdı. Devlet suçlu ilan ediliyor Böylece PKK aklanmış oluyor TÜRKSOLU: Ancak PKK’yla mücadele edilirken, birtakım hukuk dışı uygulamaların yapıldığı ortaya çıkıyor. Örneğin faili meçhul cinayetler var. Kemikler bulunuyor. Bunlar da mı soruşturulmasın? GÖKÇE FIRAT: Elbette soruşturulsun ama soruşturulurken gerçeği bulmak için mi yapılıyor bu soruşturma, yoksa zaten bunları Ordu yaptı, biz bunları tespit edelim diye mi yapılıyor? Bakın, bir soruşturma gerçeği bulmak için yapılır. Ama elde hazır bir gerçek var bugün. Deniyor ki tüm faili meçhulleri devlet işledi. Nereden biliyorsunuz? PKK işlemiş olamaz mı? Başka kuvvetler işlemiş olamaz mı? Şu anda devlet topyekün doğal bir suçlu konumuna getirildi. Potansiyel suçlu ilan edildi. Herkes de buna göre hareket ediyor. Devletin bu cinayetleri işlediği ispat edilmeye çalışılıyor. Böyle bir şey olmaz. Hukukta delillerden suçluya gidersiniz. Şu an suçlu belli, bu suçluya uygun deliller uydurulmaya çalışılıyor. Kaldı ki bölgedeki faili meçhullerin çok çok büyük bir kısmını çok açık söyleyelim PKK yaptı. PKK bizzat Apo’nun ağzından bunları zaten kabul ediyor. Bölgeye kan kusturan bir terör örgütü bu sayede aklanmış olacak. TÜRKSOLU: Öyleyse, bu soruşturmada faili meçhullerin üstüne gidilmesinden belli kesimler niye çekiniyor? GÖKÇE FIRAT: Kimse bundan çekinmiyor. Zaten tüm operasyon ilerliyor. Her yer açık. İsteyen istediği kuyuyu açıyor, isteyen istediği yeri kazıyor, hiçbir şey de bulamıyor. Niye bulamıyorlar? Çünkü böyle bir uygulama yok. TÜRKSOLU: Peki birtakım askerler PKK’yla mücadele ediyoruz diye kendilerine belli çıkarlar sağlamış olamaz mı? Belli yasadışı işlere girişmişlerdir, belli mevkiler oluşturmuşlardır belki. GÖKÇE FIRAT: Bu tüm mevkiler için geçerlidir. Asker için de geçerlidir. Polis için de geçerlidir. Siyasetçi için de geçerlidir. Oradaki belediyeler için de geçerlidir. Şahsi olarak herkes suçlanabilir. Herkesin peşine düşülebilir. Ama kanunlar, hukuk ortadan kaldırılmadan. TÜRKSOLU: Peki Ordu içerisinde kimi subayların PKK terörünün artmasından memnun olduğu, hatta bunu kışkırttığı bile söyleniyor. Hatta PKK’yı bizzat Ergenekon’un kurduğunu söylüyorlar. GÖKÇE FIRAT: Bunlar fantazi şeyler. Bunlara inanması için bir insanın deli olması gerekir. Deli saçması şeyler. Ülkenin bu komplo teorilerine inanacak hali yok. Niye kursun PKK’yı Ergenekon? Böyle bir saçma sapan mantık mı olur. O zaman ben de şunu söyleyebilirim aynı mantıkla. Ergenekon’u da Tayyip Erdoğan kurdu. Değil mi? Ergenekon’la yönetiyor bu ülkeyi, akşam yatıyoruz Ergenekon, sabah kalkıyoruz Ergenekon! O halde ben şunu söyleyebilirim, Ergenekon’u kuran da Tayyip Erdoğan’dır. Çünkü yönetecek uygun bir zemin hazırlamak için Ergenekon denilen bir örgüt kurmuştur. Şimdi buna inanır mısınız? Aynı mantık. TÜRKSOLU: Mesela Şemdinli’de bir kitabevini bombalarken birtakım astsubaylar yakalandı. Ama onların soruşturulması bizzat Genelkurmay tarafından engellendi. GÖKÇE FIRAT: Hayır, o soruşturma yapıldı, insanlar yargılandı, ceza aldılar. Kimse kimseyi de engellemedi. Ama siz gelip de Kara Kuvvetleri bir çetedir diye bir iddianame hazırlayamazsınız. Şimdi bakın, Tayyip Erdoğan, şehitlere kelle dediği için ceza aldı. O savcı şöyle bir iddianame yazsaydı, Başbakanlık adında bir çete ve reisi Tayyip Erdoğan deseydi, Türkiye kabullenir miydi bu nu? Kabullenmezdi. Şimdi görevden alınan savcı bunu yazdı. Kara Kuvvetleri Komutanı çetenin başıdır dedi. Siz bunu yazarsanız elbette görevden alınırsınız. TÜRKSOLU: Peki bütün bu süreçte Ergenekon operasyonu mesela BDP’liler, PKK’lılar tarafından da destekleniyor. GÖKÇE FIRAT: Elbette destekleyecekler. Türk Ordusu’nu yok edecek bir operasyonu PKK desteklemeyecek de kim destekleyecek? TÜRKSOLU: Ergenekon operasyonu aynı zamanda bir sindirme operasyonudur diyorsunuz. Bütün muhalif güçleri sindirdiklerini söylüyorsunuz. GÖKÇE FIRAT: Nitekim sindiler. Şu an Türkiye’de muhalif bir ses kaldı mı? Kalmadı. Neden kalmadı? Türkiye 3 sene önce dünyanın en büyük mitinglerini yapan bir ülkeyken şu an niye ortalık süt liman? Bunun için. Artık insanlar korkuyorlar. TÜRKSOLU niye Ergenekon’da yok? TÜRKSOLU: Peki Ergenekon tertibinde bütün muhalif kesimler alınıyorsa, sizi niye almıyorlar? GÖKÇE FIRAT: Bu sorunun muhatabı biz değiliz. Bunu Ergenekon savcılarına sorabilirsiniz. Şimdi diyorsunuz ki, Silivri’ye siz niye alınmadınız? Niye size operasyon yapılmıyor? Bundan 3-5 sene önce de siz niye diğer kesimlerle, ulusalcılarla bir araya gelmiyorsunuz diye soruluyordu. Dün bir araya gelmediğimiz, birlikte eylem yapmadığımız, birlikte fikir üretmediğimiz, hiçbir ortak noktamız olmayan insanlarla bugün aynı davadan yargılanmamız abes olurdu. Eskiden bize deniyordu ki siz çok dar bakıyorsunuz, diğer kesimlerle birleşin, niye yalnız kalıyorsunuz. Bırakın şimdi de dışarıda yalnız kalalım. TÜRKSOLU: Sırf sizi susturmak için böyle bir yönelime giremezler mi? GÖKÇE FIRAT: Her zaman girebilirler. Buyursunlar. Böyle şeylerden korkacak insanlar değiliz. Ama bizi susturmak için bile, bizi şu davaya bağlamak için bile, ellerinde bazı şeyler bulunması gerekir. Bulamıyorlar. Çünkü herkes çok iyi bilir ki, şu an içeriye toplanmış insanlarla TÜRKSOLU grubunun herhangi bir irtibatı hiçbir dönem olmamıştır. Silivri’de ajan provaköterler var TÜRKSOLU: Yani siz şu an içeride olanların olumsuzluklarının olduğunu mu söylüyorsunuz? İddialarda gerçeklik payı var anlamına mı geliyor bu? GÖKÇE FIRAT: Elbette gelmez. Ama ortada bazı garip şeyler olduğunu da söylememiz gerekir. Ergenekon tertibinin temel dayanağı olan bir siyasi şahıs var ortada ve anlaşılan bu adamlar Ordu’ya büyük bir tuzak kurmuşlar. Bakın bu adamla el sıkışan herkes içeri alınıyor. Neden alınıyor diye sormak lazım. Bence bu grup Ergenekon savcılarıyla, CIA’yla ortak bir şekilde çalıştı ve Ordu aleyhinde kanıt yaratmaya çalıştı. Şimdi içerde aslanlar gibi direniş destanları yazmaya çalışıyorlar ama bu adamların aynı uğursuz ajan provakatör rolü 12 Mart ve 12 Eylül’de de oynadığını biliyoruz. Ben şahsen bu zavallı adamla her ne sebeple olursa olsun bir araya gelen Ordu mensuplarına sadece üzülüyorum. Büyük bir tuzağa çekildiler. TÜRKSOLU: Bunun için elinizde bir kanıt var mı? GÖKÇE FIRAT: Kanıt bu adamın geçmişi. Ama çok daha garip bir durum var ortada. Bakın şimdi Ergenekon savcısı 5 bin sayfalık iddianame hazırlıyor. Bu hazırlık neden? Davanın uzaması için. İçerdeki insanlara bakıyoruz, diyorlar ki bu dava bir tertip ve biz zaten baştan suçlu ilan edildik. Burada adil bir yargılama yok. O zaman aklıma şu geliyor, madem tertip, madem sonuç baştan belli, o zaman neden hepiniz onar onbeşer gün savunma yapıyorsunuz? Yüz sanık on gün savunma yapsa bin gün eder. Yani savcının tam da istediği şey, uzadıkça uzayan bir dava. TÜRKSOLU: Ya ne yapsalardı, kendilerini savunmasalar mıydı? GÖKÇE FIRAT: Aynen öyle, iddianame okunurdu, sonra tüm sanıklar kalkar ve tüm iddiaları reddeder, beraatini isterdi. Bir ayda mahkeme heyeti karar almak zorunda kalırdı. Ceza çıkarsa Yargıtay’a başvurulurdu ve Yargıtay da zaten bu hukuksuz duruma son verirdi. Hepsi şu anda dışarıda olurdu. Ama birileri sanıkları içerde tutmak için iyi bir kumpas kurdu ve içeriyi örgütledi. O nedenle şimdi yıllarca sürecek bir yargılama devam ediyor. Bilinçli bir şekilde davanın Yargıtay’a gidişi geciktiriliyor ve bu süre içerisinde AKP zaman kazanıyor. Eğer Yargı reformu dedikleri şeyi de gerçekleştirirlerse zaten Yargıtay’ı da ele geçirecekler. O zaman bu dava Yargıtay’da da aklanır. TÜRKSOLU: Peki tutuklular sizce bunu göremiyor mu? GÖKÇE FIRAT: Tutuklular bunu gördüklerinde çok geç olacak onlar için. Bakın dediğim ajan dışarı çıkar ama komutanların hepsi içeride çürür. TÜRKSOLU: Tam böyle bütün muhalefetin de sindirildiği, bu korku ortamında siz yeni bir güç olarak ortaya çıkıyorsunuz. Niye mesela mevcut güçlerle birleşmek, zaten dağılmakta olan güçleri toparlamak yerine, yeni bir güç oluşturmak gibi bir yönelime giriyorsunuz? GÖKÇE FIRAT: Türkiye, bu dağılan güçlerle bir adım bile atamaz. Eğer bu güçlerin direnme potansiyeli olsaydı zaten dağılmazlardı. Sol birleşsin... Atatürkçüler birleşsin... Ulusalcılar birleşsin... Herkes bu sloganı söylüyor. Bu sloganı söylemenin bir faydası var mı? Yok. Bu slogan nerede gerçek oldu peki? Silivri’de gerçek oldu. Hepsini bir araya getirdiler. Buyurun size, bütün ulusal güçler birleşti! Nerede birleşti? Hapishanede birleşti. Peki dışarıda bunları destekleyen var mı? Yok. Niye yok? Bu soruyu sormanız gerekir. Türkiye’de yer yerinden oynayacak, Türkiye’de darbe yapacak denilen bir oluşum var. Bu oluşuma dahil pek çok sivil grup var. Hepsi içeride ama bunları destekleyecek dışarıda bir kişi bile bulunmuyor. Demek ki belli şeyler yanlış yapılmış.. CIA ajanlarını Ulusalcıların içine soktu TÜRKSOLU: Nedir o yanlış yapılan şeyler? GÖKÇE FIRAT: Biz şimdi içeriye alınan kesimleri, diğer kesimleri, Türkiye’nin tüm ulusal güçlerini zamanında uyardık. Bizim uyarılarımızı dinlemediler. Dedik ki, Atatürkçülük merkezinde birleşelim. Erken Kuvayı Milliyecilikten kaçınalım dedik. Niye kaçınalım dedik? Herkes kendini Atatürk sanmaya kalkarsa, herkes ülkeyi ben kurtarırım demeye kalkarsa, herkes bir yerlerden bir şeyler yapmaya kalkarsa, işte bugünkü duruma düşülür. Biz çok çok öncesinden, daha 2003-2004 yıllarında ulusal güçlere şunu söyledik. Birincisi artık Ordu merkezli bir siyaset anlayışından kurtulmak gerekir. İkincisi erken Kuvayı Milliyecilik türü oyunlara kimse kalkışmasın. Bu işler zarar verecek. Şu an girişilen tüm şeyler bu dediğimizin ne kadar doğru olduğunu gösteriyor. TÜRKSOLU: O zaman şunu soralım, siz bu Ergenekon denilen şeyi en baştan kestiriyor muydunuz? GÖKÇE FIRAT: Ergenekon demeyelim adına ama CIA’nın ulusal güçlere bir komplo kuracağı açık seçik ortadaydı. Biz de bu CIA operasyonunu sezdiğimizde gereken yayınları yapmıştık zaten. Bunları yapmak için de çok akıllı olmaya gerek yok. CIA için ulusalcılık bir tehditse en etkin yol o ulusalcılığı yanlış bir yola sürüklemektir. Bunun için en etkin şey de ulusalcılığın içine CIA’nın kendi adamlarını sokması, süreci manupüle etmesidir. Nitekim CIA bunu yaptı. Tıpkı 68’de olduğu gibi. Bakın 68’de de aynı ajan provokatör grup solun içine sokuldu ve sol ile Ordu’nun arasını açtı. O gün de Ordu düşmanıydılar bugün de. Her iki dönemde de Ordu ile halkın birleşmesini engelliyorlar. Çünkü ABD için halk saflarındaki bir Ordu büyük tehdittir. Buradan şu ortaya çıkar, en büyük ders de bu olmalıdır. Bırakın Ordu kendi işini yapsın, siyasetçiler de kendi işini. Eğer ulusal güçler güçsüzse, güçlenmek için Ordu desteğine ihtiyaç hissetmesin. Fikri birliğe tamam ama organik birlik her zaman başa beladır. İttihatçılığa karşı Mustafa Kemal’in neden tepkili olduğunu şimdi daha iyi anlıyoruz. Asker ve siyasetçi aynı örgütün içine girerse orada herşey bozulur ve bundan herkes zarar görür. (Gelecek sayıda devam edecek)
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||