![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Özgür Erdem Bu ülkede işçi konuşmayacak
Eylem çadırı kuran TEKEL işçisi misiniz? Tayyip’e göre “işgalci”sinizdir. İşçinin hakkını araması soygundur: “Kusura bakmayın ben devletin kasasını soydurmam.” “İşçiler depolarda yan gelip yatıyor”dur, ne maaşı, ne zammı! “Amaç hak arayışı değil, hükümete karşı aleni bir kampanya”dır zaten. Öyle ya, bir işçi hükümete karşı kampanya mı düzenlermiş? Dünyada nerede görülmüş işçinin hükümetine karşı çıkması!.. 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak isteyen işçi de büyük düşmandır Tayyip için. Haşa... “Ayakların başları yönettiği yerde kıyamet kopar” çünkü... Köylü de konuşmayacak Mersin’de “Anamız ağladı” diye sızlanan çiftçi “Ananı da al git” diye azarlanır. Olacak şey mi Tayyip’e tepki göstermek? Hele hele herkesin ortasında! Tayyip taktı mı takar... “Anasını alıp da gitmediği” görülen Mersinli çiftçi Kemal Önel, Tayyip Mersin’e bir kez daha gittiğinde karakolda gözlem altına alınıverir. Peki ya Erzurum’da mazot fiyatlarından yakınan çiftçiler? Onların da ağzının payını verir Tayyip: “Mazot desteği almıyor musun? Bir de hâlâ ‘Çiftçi ne olacak’ diyorsun. Yahu bu millet yatıp kalkıp size mi çalışacak?” Ya Afyon’da yine mazot fiyatlarından yakınan kadıncağız? O da Tayyip’in şu sözlerini hak etmiştir: “Oldu olacak yemeği de ağzınıza biz koyalım.” Memur da konuşmayacak İş bırakan memurlar da Tayyip tarafından tehdit edilir: “Yapılacak iş yasal bir iş değildir. O zaman da tabii neticesine katlanırlar.” Tabii, yasalarda memur sendikalarının grev hakkı yok ya, “Hukuk aşığı” Tayyip de buna gönderme yapıyor: “Yasal olmayan herhalde bir hak olamaz.” İşsiz de konuşmayacak İşçisi, memuru, köylüsü böyle. Peki ya işsizler? Onlar da Tayyip’ten hak ettikleri yanıtı alırlar. “Benim oğlum işsiz” diye yakınan babaya şu yanıtı yapıştırır Tayyip: “Senin oğlun da işsiz kalsın. Otur!” Adamcağız da ne yapsın, oturuverir yerine. Tek umudu artık seçim döneminde gelecek iki kilo bulgur, üç kilo kömürdür... Öğrenci de konuşmayacak Bugünün işsizlerine muamele böyle. Ya geleceğin işsizleri? Yani öğrenciler. Üniversitelisi, liselisi, öğrenciler de susturulur Tayyip döneminde... “Ampul Tayyip” diye slogan atan liseliler için şikayetçi olur Tayyip. Öğrenciler mahkeme mahkeme sürünürler. Ya TEKEL işçilerine destek için eylem yapan üniversiteliler? Onlar için de soruşturma açılır. Öyle ya. Bu ülkede TEKEL işçisi bile kendi hakkı için eylem yapamazken, üniversiteli mi yapabilecekmiş? Yok öyle yağma... Ne demişti Tayyip? “Milletimin hakkını bir avuç işçiye yedirmem.”
Şehit anası da konuşmayacak Ya şehit anaları? Şehit babaları? Onlar da bu vatanın evladı tabii. Bu sayede Tayyip’in muamelesinden onlar da yararlanır. Adı üstünde: “Adalet” ve Kalkınma Partisi! Tayyip de “adalet”li mi “adalet”li bir lider. Azarlarından kimseyi mahrum bırakmaz, herkese “adaletli” bir şekilde dağıtır. Şehit düşen oğlu için ağlayan babayı şöyle azarlar Tayyip: “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir.” Zaten Tayyip için şehitler “kelle”dir. Şehit cenazelerinde hükümeti protesto edenler de Tayyip’in hışmına uğrar. Bir kararnameyle şehidin akrabası olmayanlar cenaze törenlerine alınmamaya başlanır. Bu durumu sakın ha Türk milletine camiler bile yasaklandı diye anlamayın! Malum, Tayyip “mütedeyyin” bir lider. Camilerde siyaset yapılmasına gönlü asla razı olmaz: “Siyaset meydanlarda yapılmalıdır, şehit cenazelerinde değil.” Çünkü bu ülkede “şehit kanı üzerinden siyaset yapanlar vardır.” Danıştay da konuşmayacak Hükümetin hukuksuz icraatlarında yürütmeyi durduran Danıştay da Tayyip’in hedefindedir. Danıştay, İETT arazisinin bir Arap şeyhine peşkeş çekilmesini mi engelledi, Tayyip başlar azarlamaya: “Türkiye’ye ayak bağı olan ne varsa bunları kaldıralım. Türkiye’nin istikrarını, gelişmesini engelleyen ne varsa onunla birlikte mücadele edelim.” Böylece Tayyip Danıştay’a karşı mücadeleye başlar: Danıştay’ın hükümet icraatlarını denetlemesi “yetki gaspıdır.” “Bürokratik oligarşidir” Danıştay. Danıştay YÖK’ün katsayı uygulamasını iptal edince azarı yer yine: “Bu ülkenin paçasından çekmek anlaşılır bir durum değildir. Gelişime değişime engel olana yaklaşımın ülkeye ne faydası olabilir. Bu ülkenin ayaklarına pranga olmaya çalışanlara diyeceğimiz söz şudur. Gölge etmeyin başka ihsan istemez.” Yargı da konuşmayacak Hukuksuz soruşturma yürüten bir savcıyı görevden alınca HSYK da Tayyip’in hedefidir artık: “HSYK yasama organı değildir.” Bu da bir “yetki gaspıdır.” “Yargı bağımsızlığına darbedir.” Yargıtay’ın telefonlarının yasadışı bir şekilde dinlendiği ortaya çıkınca tepki gösteren Yargıtay Başkanı’nı da şöyle azarlar Tayyip: “Nasıl olur da benim partimle ilgili inceleme olur bunu çok çirkin bulurum. Kimse Ak Parti’ye yasa dışı bir şeyi yakıştırma hakkına sahip değildir. Hukuk dışında herhangi bir şey söz konusu olamaz.” Ya Anayasa Mahkemesi? Onlar da Tayyip’i engelledi mi hedef tahtasına oturuverirler. 2007’deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerini ünlü “367” kararıyla iptal edince Tayyip’in hışmına uğrarlar: “Karar yargı için yüz karasıdır.” “Demokrasiye sıkılmış bir kurşundur.” AKP’nin dümen suyuna girmeyen hukukçu emekli olsa da Tayyip’ten kurtulamaz. Sabih Kanadoğlu için şöyle der Tayyip: “Bazı emekli, tedavülden kalkmış tipler... Onursallık diye de bir sıfat almışlar kendilerine, bilmeden konuşuyorlar.” Ordu da konuşmayacak Tüm Türkiye susacak da Ordu mu konuşacak? Olur mu öyle şey... Televizyonlara çıkıp konuşan emekli subayları tehdit eder Tayyip: “Yaptıkları tek iş tahrik etmek, bunlar tahrik memuru olarak görev yapıyor. İster emekli ister muvazzaf olsun bu ülkenin birliğine beraberliğine saldırmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Televizyon televizyon gezip ülkenin birliğine kurşun sıkanlar karşısında bizi bulacaklar. Bunu böyle bilsinler.” Birileri Tayyip’in mesajını alır. Ve ülkede AKP karşıtlığıyla tanınan ne kadar emekli general varsa bir bir tutuklanır... Sen misin konuşan? Son bir yılda tutuklanan emekli-muvazzaf subay sayısı, tutuklanan PKK’lıdan fazla hale gelir... O derece... Emekli bir subayın bırakın siyaseti, uzman olduğu bir konu hakkında konuşması bile dayanılmazdır Tayyip için. Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin temizlenmesi tartışmaları sırasında “Bana beş altı tabur verseler bunu bir mevsimde temizler, teslim ederim” diyen emekli Yarbay Kemal Güner’i şöyle azarlar: “Bir defa haddini bil. Emekli olmuşsun, kenarda dur.” Atatürkçü konuşmayacak Türkiye’de AKP muhalifi bütün Atatürkçü kesimler, dernekler, vakıflar, aydınlar topun ağzındadır artık. Bir telefon konuşmasında AKP’nin devrilmesi gerektiğini söylemek bile Ergenekon soruşturmasında darbeci diye suçlanmak için yeterlidir. Böylece Türkiye’nin önde gelen Atatürkçü aydınları bir bir gözaltına alınır. Bir kısmı da tutuklanır. Atatürkçülük darbecilikle eşdeğerdir artık. Hatta ev ev, kapı kapı dolaşarak vatandaşa ulaşmaya çalışan Atatürkçü gençler, Tayyip tarafından hedef gösterilir: “Çeteler kapı kapı dolaşıyor.” Zaten Tayyip Atatürkçüleri de Atatürkçülüğü de bir türlü anlayamamıştır. Atatürk’e saygı duruşu yapanlara bile katlanamaz: “Ata’ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok.” Türk konuşmayacak Hrant Dink öldürüldükten sonra atılan “Hepimiz Hrant’ız, Hepimiz Ermeniyiz” sloganlarına tepki gösteren Türk milleti “Hepimiz Türk’üz Hepimi Mustafa Kemal’iz” sloganlarına sarılınca Tayyip’in hışmına uğrar. İçişleri Bakanlığı bu sloganların ırkçı olduğuna ilişkin bir genelge yayınlar. Tayyip bu sloganların stadlarda bile atılmasına çok sinirlenir: “Stadyumlar küfürden, hakaretten, çirkin tezahürattan arındırıldığı kadar ırkçı yaklaşımlardan da arındırmalı.” Böylece futbol maçlarında “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” pankartları ve Diyarbakırspor maçlarında atılan “PKK dışarı” ve “Kahrolsun PKK” sloganları ırkçı görülüp engellenir... Kürt Açılımına karşı çıkan Türk insanı da ırkçılıkla suçlanır: “Irkçılık temelli siyaset üretenler süreci engellemek istiyor. Biz ise bütün zorluklara göğüs gererek yolumuzda ilerliyoruz.” Basın yazmayacak Eeeee, Türkiye’nin bütün kesimleri susturulurken basına konuşma hakkı verileceğini mi sanıyordunuz? AKP’yi eleştiren basını “yıkıcılıkla” suçlar. “Bizi medya vaizlerinden kurtarın.” diye yakınır. Köşe yazarlarına tahammül edemez: “Köşe yazarları az yazarsa ülke o kadar huzur bulur.” “Yandaş” olmayan basını her fırsatta azarlar, hatta mümkünse tasfiye eder. Gazetelere el konulur, milyonlarca dolarlık vergi borçları çıkarılır. Tayyip’in son olarak gazete patronlarına yönelik muhalif yazarları gazeteden uzaklaştırın çağrısı bu yüzden hiç de şaşırtıcı değildir. Çünkü Tayyip yandaş medyada bile AKP’nin daha da ileri gitmesini isteyenleri “Bizi gaza getirmeye çalışıyorlar. Gaza gelmeyeceğiz.” diye eleştirebilen bir zihniyettir. Öyle bir faşist kafadır ki bu, AKP’nin eleştirilmesini ülkeyi germek olarak görür. Hatta edepsizliktir. Adapsızlıktır! “Bunu yazan gazetecilerin patronlarına sesleniyorum. ‘Ne yapayım köşe yazarı hâkim olamıyorum’ diyemezsin, sorumlusu sensin. O gazetecinin maaşını sen veriyorsun. Bu ülkeyi germeye hakları yoktur. Bunlar edebe adaba uymaz. Herkes fikrini söylemekte serbesttir ama bu insanlara kalemleri teslim edenler kusura bakma sana burada yer yok demelidir.” Bu ülkede herkes susacak bir tek Tayyip konuşacak Bu ülkenin işçisi, memuru, köylüsü, işsizi, emeklisi, öğrencisi, bürokratı, subayı, hakimi, savcısı, konuşmayacak. Basını istediğini yazmayacak. AKP’yi eleştiren yazarların patronları “sorumlu” tutulacak... “Yazarlarına hakim ol” diye tehdit edilecek. Kısacası, bu ülkede herkes susacak, bir tek Tayyip konuşacak. Ha, unutmadan... Bir de PKK’lılar konuşacak. Onlar için bölücülük propagandası yapmak da serbest... Dağa çıkmak da... Dağdan inmek de... Polise taş atmak da... İşte Tayyip’in hayalindeki Türkiye...
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||