![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Tuğrul Çelik Açın 1960’ların gazetelerini, Küba Devrimi’nin Latin Amerika’yı sarstığı, Küba Devrimi’nin birçok ülkeye örnek olduğu dönemleri... O dönemlerde bile Amerika ikide bir “Fidel Castro öldü” tarzı haberlerini el altından yayıyordu. Yanılmıyorsam en son bir-iki yıl önce de Fidel’i öldürmüşlerdi(!) Ama Fidel ölmedi! Sapasağlam, ayakta! En son Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva, Havana’da Fidel’i ziyaret etti. Görüşmenin ardından Lula, Fidel için “Göreve hazır” yorumunu yapmış. “Kendisi yarışa hazırlanan bir atlet gibi. Sanırım Fidel yakında Küba’daki siyasi ve dünyadaki tarihi rolünü üstlenmeye hazır. İnanılmaz berraklığa ve kusursuz bir sağlığa sahip.” Herhalde Lula’nın bu yorumu “Fidel öldü” haberlerine de tokat gibi yanıt olmuştur. İki buçuk saat görüşen görüşmenin en önemli yanı ise ziyareti Lula da Silva’nın yapması. Brezilya her ne kadar bütün Latin Amerika Zirvelerine katılsa da, birleşik bir Güney Amerika için kolları sıvayan Venezüella, Bolivya ve Ekvador gibi tam anlamıyla Bolivarcı bir sol siyaset yürütmüyor, diğer liderlere göre ABD’ye karşı daha ılımlı duruyordu. İşte son ziyaret hem Brezilya hem de Latin Amerika açısından gidişatın iyi olduğunun bir göstergesi. Lula-Castro görüşmesi Brezilya’yı Venezüella, Bolivya ve Ekvador’a daha da yaklaştıracak süreci de başlatmış olur umarız. Hacı hacıyı Mekke’de, hoca hocayı tekkede, Tayyip Berlusconi’yi...
Neden mi? Gerek Tayyip gerekse Berlusconi başından beri yargı söz konusu olduğunda hazımsızlık içindeler. Her fırsatta yargıyı hedef alan ikili, birçok konuda olduğu gibi bu konuda da birbirlerini aratmıyorlar. En son Berlusconi “kendisini devirmek”le suçladığı yargıçlara yüklendi. Bilindiği gibi Berlusconi’nin hakkında birçok yolsuzluk davası açılmış durumda ve kendisi bunların bir kısmından yargılanıyor. Tayyip ise bu konuda ondan bir adım önde. Berlusconi her fırsatta, başbakanı olduğu ülkenin anayasasına dayanılarak açılan davaları kendisine yönelik bir devirme girişimi, altında solcuların olduğu bir provokasyon olarak değerlendiriyor. Berlusconi son olarak yargıçları hedef alarak onlara Taliban benzetmesi yaptı. Torino’da yaptığı parti toplantısında yaptığı Tayyip’i aratmayan, daha doğrusu Tayyip’i andıran konuşmasında şöyle demiş: “Ülkeyi polis devletine çevirdiler. Bir grup savcı ve hakim, demokratik hükümeti devirmeye çalışıyor. Egemenlik artık millete değil, savcılara ait. Hepsi Taliban çetesi mensubu gibi. Caniler ve yolsuzluk yapanlardan daha beterler. Umuyorum ki, iyi yargıçların sayısı artacak.” Nasıl ama, birkaç ifadeyi değiştirin, bu konuşmayı kim yaptı diye sorun. Alacağınız yanıt şüphesiz ki Tayyip olacaktır. Yargıyı siyaset yapmakla suçlayan Tayyip, kapatma davası sürecinde de tıpkı Berlusconi gibi milli irade kavramına sarılmıştı. El attıkları her konuda karşılarına çıkmakla suçladığı yargıyı “Ciğerlerimize kadar bize kan ağlatıyorlar, kan.” diyerek suçlayan Tayyip, Yılmaz Özdil’in bir yazısındaki tabiriyle “Yargı’tayyip”, “Danış’tayyip” ve “Sayış’tayyip”li bir ülke istiyor. Berlusconi’nin beklediği “iyi yargıçlar” misalı, Tayyip de önceden yetişme ve örümcek ağı gibi etrafı saran “iyi savcı”larıyla yola devam ediyor. Karadzic’den inciler:
1992-1995 yıları arasında 312 bin kişinin öldüğü Bosna’da 20 bin kişinin ölümünden tek başına sonumlu olan Karadzic verdiği savunmasında öyle şeyler söyledi ki... Mahkeme, Karadzic’i sorumlu tuttuğu olayları sırasıyla ele alırken, Karadzic’in yaptığı savunma tüm suçlamaları reddeder nitelikte. 1994 yılında Saraybosna’daki kuşatmayı ve bir pazar yerine yapılan bombalı saldırının Sırplar tarafından yapılmadığını belirten Karadzic, olayı bir komplo olarak değerlendirdi. “Saraybosna kuşatması bir kuşatma değildi. Bosnalı genç Müslümanlar yabancı müdahalesini haklı kılmak için kurnazca bir strateji uyguladılar. Kendi halkları üstüne top ve keskin nişancı ateşi açtılar.” Mahkemenin “Soykırım yaptınız mı?” sorusuna verdiği cevap da “Hayır” olmuş. Yapılan Sırpların 500 yıldır süren özgürlük mücedelesinin devamı ve Sırpların “adil ve kutsal dava”sından başka bir şey değilmiş! Karadzic kendisini şöyle savunmuş: “Burada sizlerin huzuruna, bir fani olarak şahsımı savunmak için değil, asıl, Bosna Hersek’teki küçük bir ulusun yüceliğini savunmak için çıktım. Bu ulus 500 yıl çile çekti ve büyük bir alçakgönüllülük ve dirençle özgürlüğe ulaşmaya çalıştı.” Karadzic’in Srebrenica Katliamı için söyledikleri de bu kadar olmaz dedirtecek cinsten: “Srebrenica Soykırımı bir efsanedir. Bununla ilgim olmadığını kanıtlamam çok kolay.” Meğer Karadzic sütten çıkmış ak kaşıkmış. Bir komplo kurbanı, hatta bir özgürlük savaşçısı! Karadzic’in efsane dediği Srebrenica Katliamı’nda 7 bin, komplo dediği Saraybosna Kuşatması’nda da 10 bir Müslüman katledilmişti. Karadzic’i attığı yalanlar için Nobel ödülüne aday göstermek gerekiyor. Obama’nın “barış” ödülü aldığı günümüzde Karadzic’e de Nobel’i çok görmezler herhalde. Suriye’den yanlış imza (!)
Ardından bizim “ritmik diplomasi”nin kıvrak oyuncusu Davutoğlu İran’ı ziyaret etmiş ve Tayyip’ten aldığı emirle üstü kapalı da olsa İran’ı tehdit etmişti. Davutoğlu lafı, yaşanan gerginliğin İran tarafından tırmandırıldığını söylemeye getirmişti. Daha soraki günlerde yaşanan Cundullah lideri Rigi’nin yakalanması olayının ardından da mevcut gerginlik üzerine farklı yorumlar yapılmaya başlandı. Rigi’nin ABD tarafından desteklendiğini açıklamasının ardından, “acaba ABD gerilen ilişkileri yumuşatmaya mı çalışıyor” soruları sorulmaya başlanırken, İran tarafı başından beri Rigi’nin yakalanmasının İran istihbarat yetkilileri tarafından gerçekleştirildiğini belirtiyor. İran diplomasisinin Batı tarafıyla ilgili en son gelişmeleri böyle... Öte yandan Ahmedinejad’ın son ziyareti İran tarafının da boş durmadığını gösteriyor. Ahmedinejad-Esad buluşmasından bahsediyoruz. Ahmedinejad’dan önce Esad’ın ilk misafiri Hillary Clinton olmuştu hatırlanırsa. Hillary’nın bölge ülkelerini İran’a karşı konumlandırma çalışmasının ürünü olan gezilerinin bir durağı da Suriye olmuştu. Hillary açıkça Esad’a Tahran ve Lübnan’daki Hizbullah’la ilişkilerin kesmasini ve İran’dan uzak durması gerektiğini söylemişti. Ancak ikilinin görüşmelerinden anlaşılıyor ki gelişmeler hiç de ABD’nin istediği gibi olmayacak. Esad ilk olarak Hillary’nin dayatmalarını cevaplamış. “Bir yandan bölgede barış ve istikrarı sağlamaktan söz ederken bir yandan iki ülkenin arasına mesafe koymaya çalışmaları beni şaşırtıyor.” “Kimseden ders almaya niyetimiz yok” diyen Esad’a Ahmedinejad da iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlü olduğunu ve bunu kimsenin bozamayacağını dile getirerek destek oldu. İsrail’i de es geçmeyen ikili, bölge halklarının İsrail’in karşısında duracaklarını belirttiler ve iki ülke arasında vize uygulamasını kaldırdılar. Görüşmenin en ilginç noktası şüphesiz Esad’ın ABD’yi alaya aldığı anlardı. Kendisine Hillary’nin ikna ziyareti hatırlatılan Esad, mevcut gelişmeyi şakayla karışık yanıtladı: “Aslında biz, İran’dan uzaklaşma anlaşması imzalayacaktık. Yanlışlıklar oldu ve vizeyi kaldıran anlaşmayı imzaladık.” Nazarbayev: “Kapitalizme izin vermem”
Krize yönelik yaptığı değerlendirmelerin en önemli noktası, kapitalist sistemin özüne yönelik eleştirileri oldu. Kazakistan’da “Kapitalizme izin vermem” diyen Nazarbayev, kapitalizmin yarattığı yıkımı ve kapitalist zihniyetin yarattığı insan tipinin verdiği zararı dile getirirken çok iyi bir kapitalizm eleştirisi de yapmış oldu: “Halkın değerlerinden uzak kalamazsınız. Allah var. O sizi görüyor. Kendi istediğiniz gibi sadece para kazanma düşüncesi ile hareket edemezsiniz. Kazakistan’da vahşi kapitalizme geçilmesi olmaz. Kazakistan’ın şartları buna uygun değildir. Kapitalizme ben izin vermem.” Görüldüğü gibi Nazarbayev, kapitalist sistemin sırf kâr amacına yönelik bakışını eleştirirken, kapitalistleri de uyardı. Bankacılık sektörü üzerinden eleştirilerini sürdüren Nazarbayev, kriz zamanı bankacılığın geleneksel tavrının bundan sonra devam edemeyeceğini ve alınacak bir dizi önlemle Kazakistan’da bundan sonra bankacılık krizinin yaşanmayacağını belirtti. Türk dünyasından gelen bu antikapitalist çıkış, umuyoruz ki tüm Türk dünyasının ortak bir tavrı haline gelir. Türkler için tam anlamıyla yeniden bir “öze dönüş”ü de simgeleyecek olan bu gelişme ileride mutlaka Galiyev’in “Sosyalist Turan”ına kadar uzanacak. Hamas’ın hain evladı
Gazeteye göre yaklaşık on yıl boyunca İsrail istihbaratı Şin Bet için çalışan Musab Hasan Yusuf Hıristiyanlığı seçip, ABD’de yaşamaya başlamış. ABD’de piyasaya çıkan Son of Hamas (Hamas’ın Oğlu) adlı kitabın da “Yeşil Prens” kod adlı Musab Hasan Yusuf’un hatıralarını içerdiği belirtildi. Yeşil Prens’in İsrail’in birçok operasyonunda yer aldığı, İsrail’e yönelik intihar saldırıları yapmayı planlayan birçok Filistinlinin ve Hamas’ın üst düzey yöneticilerinin tutuklanmasını sağladığı da söyleniyor. Hatta idialara göre Yeşil Prens’in yardımıyla yakalananlardan birisi de Mervan Barguti’ymiş. Haberin ardından gazeteyi arayan Musab Yusuf, eğer Gazze’de olsaymış, Hamas’ın elinde esir tutulan İsrail askeri Gilat Şalit’in kurtarılması için İsrail üniforması giyerek özel kuvvetlerin arasına katılacağını belirtmiş. Kaddafi İsviçre’ye cihat ilan etti
En son gerginlik ise Kaddafi’nin geçtiğimiz Mevlit Kandili dolayısıyla yaptığı konuşmasında İsviçre’ye cihat ilan etmesiyle ortaya çıktı. İsviçre’de yapılan referandum sonucu % 57’lik bir destekle getirilen minare yasağının ardından kendisinin de ailesiyle birlikte dahil olduğu 188 Libyalı kara listeye alınmış ve bunların İsviçre’ye girişlerinin yasaklanmıştı. Kaddafi, bu uygulamayı eleştirdiği konuşmasında, İsviçre’ye, Siyonizme ve yabancı saldırganlığına karşı cihat önerdi. “Dünyanın neresinde olursa olsun, İsviçre’yle işbirliği yapan her Müslüman dinden çıkmış sayılır; Muhammed’e, Allah’a ve Kuran’a karşı çıkmış sayılır.” Kaddafi’ye yaptığı bu konuşmasından dolayı epey tepki de geldi. BM, Kaddafi’nin sözlerini “kabul edilemez” bulurken, AP de “büyük bir talihsizlik” olarak yorumladı. Meselenin çözümü için AB’nin İsviçre’yle yakın çalışma yürüteceğini belirtti. Bakalım Kaddafi’nin yaptığı cihat çağrısına cevap veren ülkeler olacak mı?
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||