Arif Bakır - Türkiye’nin yaşadığı kaos mu doğum sancısı mı
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Tayyip'in sloganı:
Ya tam susturacağım
ya kan kusturacağım
GÖKÇE FIRAT
Ergenekon tertibiyle Ordu'yu tasfiye edip Fethullahçı Gestapo kuruyorlar
ALİ ÖZSOY
AKP Apo'nun yolunda: Güney Afrika Modeli
ÖZGÜR ERDEM
Bu ülkede herkes susacak bir tek Tayyip konuşacak
İNAN KAHRAMANOĞLU
Doğramacı'nın cenazesi Amerikancı düzenin cenazesi olsun!
HÜSEYİN ADIGÜZEL
Geçmişten günümüze açılımlar ve sonuçları
OKAN İŞBECER
Bahçeli 28 Şubat'tan hesap sordu
TUĞRUL ÇELİK
Fidel ölmedi
ARİF BAKIR
Kaos mu
doğum sancısı mı?
NURAY TÜRK GÜNAY
Kahraman Türk kadınının
8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun
FAHAMET YALÇINKAYA
Bakmak ve görmek
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Dikensiz gül bahçesi
TÜRKKAYA ATAÖV
Antika hırsızlığı
ERGİN KONUKSEVER
Kanlı Pazar- 4
EYKAN CAN
Şehir havası
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (19-0,10)
 
 

Arif Bakır
Türkiye'nin yaşadığı kaos mu doğum sancısı mı?

Bir tarafta polisler, bir tarafta PKK yanlısı göstericiler... Birbirlerine taş atıyorlar.

Bu göstericiler geceleri de ellerinde molotof kokteylleri arabaları, otobüsleri yakıyorlar. Yanan arabalar, otobüsler vatandaşların yardımıyla söndürülüyor.

Daha önce de bir kızımız, bu göstericiler tarafından yakılarak öldürülmüştü.

Aslında bu göstericiler çok fazla değil. Ama ne hikmetse polis bunlarla bir türlü baş edemiyor.

Ve bu olaylar saatlerce bütün kanalların en önemli haberi oluyor. Bıkmadan yayınlanıyor.

Artık bunlarla kimsenin baş edemeyeceği gibi bir izlenim doğuyor.

İşçiler huzursuz.

Çiftçiler huzursuz.

Memurlar huzursuz.

Emekliler artık kaderine razı. Söyleyecek hiçbir şeyi kalmamış.

Birbiri arkasına subaylar intihar ediyor. Muvazzaf subayların tutuklanmaları devam ediyor.

Genel Kurmay Başkanı sabırlarının taşmakta olduğunu, kendilerinin de halkla paylaşacak şeylerinin bulunduğunu söylüyor.

Ekonomi bitmek üzere.

Hayvancılık ölmüş. Artık orta sınıflar et yiyemiyor.

Ama Tarım Bakanı’na göre tarımda herhangi bir sorun yok.

Yargıtay, Danıştay çığlık atıyor. Hukukun üstünlüğü, yargıç bağımsızlığı bitmek üzere diye uyarıyor.

Ve Cumhuriyet tarihinde bir ilk oluyor. Cemaatleri soruşturan bir savcı, daha kıdemsiz bir savcı tarafından tutuklanıyor.

Hiç kimsenin hukuksal bir güvence içinde olmadığı en yetkili kesimlere bile söyleniyor.

Bu gidişten muhalefet partileri de memnun değil.

Kurumlar birbirine girmiş. Kurumlar birbirine güvenmiyor. İnsanlar intihar ediyor. Subaylar intihar ediyor. Politikacılar fetret devrinden bahsediyor.

Bu bir kaos mu?

Öyleyse yönetim yönetmekte öyle acz içinde ki, her şeyi birbirine karıştırmış, ülke bir çıkmazın içine girmiş. Kaosun da kendi içinde bir dinamiği vardır. Bir müddet sonra yeni dengeler oluşmaya başlar. Bu doğa için de böyledir. Toplumsal sorunlarda da böyledir. Sorunlar yavaş yavaş kaybolur.

Ancak bizde sorunlar çözülmüyor. Bunun için en küçük bir gayret sarf edilmiyor. Sorunlar büyüyor. Hatta sanki gizli bir el vasıtasıyla sürekli büyütülüyor.

Fakat dikkat çekici bir nokta var.

Bu kadar mutsuz bir toplumda üst kurumlardan bir tek alternatif öneri gelmiyor. Herkes şikâyetçi. Ancak vatandaşa çözümü söyleyecek bir tek kişi çıkmıyor.

Evet, gidiş çok kötü. Ordumuz baskı altında. Hukuk da öyle. İşçiler, memurlar aç. Tarım, sanayi bitmiş. Ne yapalım o zaman? O zaman oturup hep beraber intihar edelim!

Gelinen noktada sanki yapacak hiçbir şey yokmuş gibi bir izlenim doğuyor.

Şimdi biraz beyin jimnastiği yapalım.

Bugün Türk toplumunun % 90’ı kimden nefret ediyor?

Amerika’dan.

Üstelik Batının ve Batılıların yaptırdığı istatistiklere göre bu böyle çıkıyor.

Silahlı Kuvvetler’e karşı asimetrik psikolojik bir saldırı yapıldığını söyleyen Genel Kurmay Başkanı bu saldırının gerçek sorumlusunu bilmiyor mu?

Sürekli yönetimi eleştiren muhalefet partileri ABD’ye, NATO’ya, IMF’ye hayır diyebiliyorlar mı?

İşçi sendikaları, meslek odaları, memur sendikaları, sivil toplum örgütleri, kamu kuruluşlarının satılmasına, özelleştirmelere hayır diyebiliyorlar mı? Emperyalizme açık tavır koyabiliyorlar mı? Yıllarca yalnız bırakılan işçiler, TEKEL işçilerinin inatçı direnişiyle toplumsal bir sahiplenmeye kavuşmuş ve yönetimi zorlar hale gelmiştir. Bu da gelecek için çok önemli bir olay.

Yönetim ise her konuda Amerika ile ittifak halinde. Hatta Başbakan, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nde eş başkan.

Halkımızın % 90’ı ABD’ye karşı, ABD’yi sevmiyor ama üst kurumlarımız ABD’yi çok seviyor. Bir de ülkemizdeki etniler ABD’yi çok seviyor. Eğer bu durum bir kaossa, bunun sebebi halkla bu üst kurumların çelişkisi olmasın?

Toplum ne kadar memnuniyetsizse, yönetim de o kadar memnuniyetsiz. Kimse halinden memnun değil.

Bu bir toplumsal kaos mu?

Yoksa bir doğum sancısı mı?

Evet, bu bir doğum sancısı… Türk milleti bir devrime gebe… Sancılar sıklaşıyor. Sancılar ağırlaşıyor.

1902’lerin Türkiye’sini yaşıyoruz. O zaman da Türk milletinin devrimi başlattığını Atatürk görmüş ve Nutuk’ta da belirttiği gibi devrimin mecrasında akmasının sağlayacak tedbirleri almıştı. En yakın silah arkadaşları bile bu devrimi bir türlü algılayamamıştı.

Mustafa Kemal bu devrimi gördükten sonra en doğru noktada durmuş ve bu noktada konumlanmıştır. Bu nokta da milletin sinesidir.

Karşı durulan ise emperyalizmdir.

Kemalist Devrim küllerinden yeniden doğmaktadır.

Sancılar, sıkıntılar bundandır.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Bu yazı hakkında henüz yorum yapılmamıştır.

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40