Hüseyin Adıgüzel - Geçmişten günümüze açılımlar ve sonuçları
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Tayyip'in sloganı:
Ya tam susturacağım
ya kan kusturacağım
GÖKÇE FIRAT
Ergenekon tertibiyle Ordu'yu tasfiye edip Fethullahçı Gestapo kuruyorlar
ALİ ÖZSOY
AKP Apo'nun yolunda: Güney Afrika Modeli
ÖZGÜR ERDEM
Bu ülkede herkes susacak bir tek Tayyip konuşacak
İNAN KAHRAMANOĞLU
Doğramacı'nın cenazesi Amerikancı düzenin cenazesi olsun!
HÜSEYİN ADIGÜZEL
Geçmişten günümüze açılımlar ve sonuçları
OKAN İŞBECER
Bahçeli 28 Şubat'tan hesap sordu
TUĞRUL ÇELİK
Fidel ölmedi
ARİF BAKIR
Kaos mu
doğum sancısı mı?
NURAY TÜRK GÜNAY
Kahraman Türk kadınının
8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun
FAHAMET YALÇINKAYA
Bakmak ve görmek
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Dikensiz gül bahçesi
TÜRKKAYA ATAÖV
Antika hırsızlığı
ERGİN KONUKSEVER
Kanlı Pazar- 4
EYKAN CAN
Şehir havası
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (19-0,10)
 
 

Hüseyin Adıgüzel
Geçmişten günümüze açılımlar ve sonuçları

Dün Girit’te bugün Anadolu’da

Girit Resmo’nun Babalimno köyünde Rumlar tarafından öldürülen bir Türk.

AKP hükümetinin başlattığı ve birbiri arkasına açmaya çalıştığı açılımlar, Türk milletinin önüne ilk defa gelmiyor. Birazcık yakın çağ tarihi okuyanlar, bu tür açılımların, Türk milletinin başına neler açtığını iyi bilirler. Tarih, yalan söylemez ve tarih ders alınırsa tekerrür etmez. Ders alınmazsa tekerrür eder durur…

Bugün Batılı ve devletlerin ve stratejik ortağımız(!) ABD’nin dayatmaları ile, milletimizin önüne getirilen açılım paketleri -Kürt ve Ermeni açılımı- Osmanlı’nın son dönemlerinde başarı ile uygulanmış ve istenilen sonuca ulaşmış, taktiksel bir olgudur.

1839 tarihinden itibaren, Tanzimat Fermanı ile benliğini yitirmiş devlet adamlarının basiretsizliği, bilgisizliği ve bağlı oldukları mahfillerin isteği doğrultusunda bir çok açılım paketi hazırlanmış ve bu paketler kısa zamanda 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması ve yıkılması sonucunu getirmiştir. İşin garip yönü, devleti yıkmak isteyenler, bu açılım paketleri ile bizi bize kırdırmışlar, burunları bile kanamadan devletin yıkımını gülerek seyretmişlerdir. Bugünler, o günlerden pek farklı değildir. Dün Kıbrıs’ta, Girit’te, Makedonya’da, Bulgaristan’da, Yunanistan’da oynanan oyun, bugün Anadolu için yeniden sahneye konulmuştur.

Aktörler, bir fazlası ya da bir yer değiştirme ile yine aynı aktörlerdir. Dün açılım dayatanlar İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve Rusya’ydı, bugün açılım dayatanlar yine İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, yani AB’nin ağabeyleri ve hepsinin ağabeyi ABD’dir. Açılım dayatılan ise dün Osmanlı İmparatorluğu idi, bugün Türkiye Cumhuriyeti devletidir.

Dün, aynı söylem ile, “Girit’te, Balkanlar’da akan kanı durduralım” diye ortaya çıkanlar, bugün “anaların göz yaşlarını dindirelim – Akan kanı durduralım” diye ortaya çıkmaktadırlar. Dikkat ederseniz, aynı duygu sömürüsü, aynı terane… Akan kanı durduralım. Kim ister kan akmasını, kim ister insanların gencecik yaşlarda öldürmelerini ve ölmelerini? Kim ister anaların ağlamasını?

İki taraflı bir sorunda, tek tarafın isteği ile sonuç alındığı hiçbir zaman görülmemiştir. Sen istediğin kadar iyi ol, sonuç almak mümkün olmaz! Böyle bir ortamda iki tarafın da kanı durdurma isteğinin olması gerekmez mi? Gerekir değil mi?

Fakat bizim aslan hükümetimiz, tek yanlı olarak bu işe soyunmuştur ve akan kanı tek başına durduracağını zannetmektedir.

Ama, tarih bize gösteriyor ki, bizim kanı durdurma isteğimiz, bizim insanlarımızın kanlarının daha fazla akmasını istemek ile eşdeğerdir. Bunu, Kürt açılımının ilan edildiği günden bugüne, teröristlerin öldürdüğü askerlerimizin ve vatandaşlarımızın artan sayılarından ve bütün büyük şehirlerimizi savaş alanına çevirmelerinden anlamak çok kolay olmasına rağmen, zeka özürlülerin bunun farkına varmayışı diye bir şey söz konusu bile olamaz. Onlar da işin farkındalar, ama emir yüksek yerden…

Siz bakmayın, Başbakan’ın, Genelkurmay Başkanı’nın “terörist de insandır”, “Teröristin anası da anadır!” gibi sözlerine…

Terörist olan birisinin insan olması mümkün müdür?

Bu soruyu insan olan herkese soruyorum: Mümkün müdür?

Hedef gözetmeden, asker, sivil, çocuk, kadın, ihtiyar demeden herkesi öldüren, sivil alanları bombalarla savaş alanına çeviren, öldürmekten başka hiçbir insani duygu taşımayan bu kişileri insan saymak, insanlığa hakaret etmek demek değil midir?

Dünyanın hemen tüm ülkelerinin terör listelerine aldığı bir katiller sürüsü ile oturup konuşmanın kime ne sağlayacağını iyi düşünmek gerekir.

Girit ve Balkanlar’da yüz binlerce Türk öldürüldü

Biraz nostalji yapalım ve geriye doğru gidelim. Yakın tarihimizin en acılı olaylarından biri olan Girit olaylarına ve Balkanlar’a şöyle bir bakalım. Bu yerler nasıl elimizden gitmiş, bunu öğrenelim.

O günün “Düvel-i Muazzama”sı, bugünün Avrupa Birliği’dir. Osmanlı’nın Düvel-i Muazzama dediği İngiltere, Fransa, Almanya ve Rusya devletleri idi. Bu devletlerle, bazen toptan, bazen teker teker yaptığımız savaşların sonunda imzalanan anlaşma metinlerine şöyle bir baktığınız zaman, hepsinde ortak bir maddenin varlığını gözü açık olan herkes görebilir. “Osmanlı devleti, şu, şu topraklarda, şu, şu bölgelerde ya da şehirlerde reform yapacaktır.” Bu madde, her anlaşma metninde yer almıştır. O günün reform sözü, bugünün açılım sözüdür. Yani, Düvel-i Muazzama reform diyordu, AB ise açılım diyor. Aralarında anlam olarak hiçbir fark yoktur. Reformların sonucunda, yüzbinlerce Türk; Bulgar, Rum, Yunan, Sırp, Ermeni çeteleri tarafından yok edildi, yetmedi, milyonlar evinden ocağından zorla göç ettirildi. İnsanlık tarihinin gördüğü en büyük trajediler, reform sözünün gizemli anlamı içinde Türklere oynatıldı. Hiç kimse, Balkan savaşında, savaştan önce Balkanlar’da, Girit’te, Midilli’de, Rodos’ta, Eski Zağra’da, Sovanlık’ta, Deli Orman’da, Sofya’da, Anadolu’nun içinde kaç yüz bin Türk’ün yok edildiğinden, milyonların zorla göç ettirilmesinden söz etmiyor. Girit’te Resmo’da caminin içine doldurularak önce top ateşine tutulan, sonra da yakılan insanları anlatmıyor. Eski Zağra’da kapandıkları evleri toptan ateşe verilerek yakılan insanları hatırına bile getirmiyor. Üsküp’ü, Kalkandelin’i, Gostivar’ı, Sofya’yı, Pazarcık’ı, Van’ı, Bitlis’i, Selanik’i, Pire’yi hiç dillendirmiyor! Batı Anadolu’yu işgal eden Yunanlıların, İzmir’de, Manisa’da, Aydın’da, Balıkesir’de yaptıklarının lafını bile etmiyor! Çünkü, oralarda öldürülenler insan değildi, Türk’tü…

Girit ve Balkanlar nasıl elden çıktı?

Kısaca Girit’in nasıl elden çıktığını, binlerce insanın nasıl yok edildiğini ve zorunlu göçe tabi tutulduğunu anlatalım. İlk Girit isyanı 1866’da çıktığı zaman Düvel-i Muazzama beş aşamalı reform paketi hazırladı.

Reformun birinci aşamasında isyancılara genel af istendi. İkinci aşamada, yerlilerin adanın emniyet gücü olması dayatıldı. Üçüncü aşamada Rumcanın resmi dil olması dayatıldı. Dördüncü aşama özerklik dayatıldı. Ve beşinci aşamada ada Yunanistan’a bağlandı.

Bunları kabul eden Tanzimat kafaları, Girit’te öldürülen on binlerce Türk için ağıt bile yakmadılar. Zorla göçe tabi tutulan insanlar için sığınacak bir mesken bile vermediler. Sadece, Batılıların istedikleri reformları yaptılar. Balkanlar için de, hatta Ermeniler için de Doğu Anadolu vilayetlerinde reformlar yapıldı. Balkan reformlarının sonucu Balkanlardan milyonlarca insanımızı toprağa gömerek ayrılmak oldu. Doğu Anadolu reformu yapılamadı. Çünkü, Birinci Dünya Savaşı başladı.

Balkanlar’da başlatılan ve zaman içinde Adalar’a, oradan da Anadolu’ya uzayan reform paketlerinin sonucu, bir Kurtuluş Savaşı yapmak oldu.

Bugün açılım adı altında yaptırılmak istenen Kürt reformuna şöyle bir göz atalım, yapılması istenenlere şöyle bir göz atalım. Tabii ki hükümetin söylediklerinden değil, Apo’nun yol haritasından.

Girit İsyanı ile PKK terörü tıpatıp aynıdır

Birinci aşama genel af, ikinci aşama yerli emniyet güçleri hatta Ordu, üçüncü aşama Kürtçenin resmi dil olması, dördüncü aşama özerklik ve beşinci aşama Kuzey Irak’a bağlanma.

Benzerlik ilginç değil mi? Bu bir rastlantı mıdır sizce? Değil, değil mi? Çünkü, reformları hazırlayanlar ile açılımları hazırlayanlar aynı devletler ve aynı zihniyettir. Birkaç benzerlik daha söyleyelim: Girit Rumları, Etniki Eterya Cemiyeti ve Rum çetecileri ile siyasi Kürt hareketi ve PKK, Girit isyanına Batılıların karışması, yardımları, PKK olaylarına Batılıların karışması ve yardımları, insan hakları, demokrasi söylemleri gibi…

Dün 1866 yılında Girit’te başlatılan reformların sonucunda binlerce Girit Türkü katledildi, adadan göçe zorlandı ve ada 1913 yılında resmen Yunanistan’a bağlandı.

Bugün, başlatılan açılımın sonucu yukarıda işaret ettiğimiz Yunan-Bulgar ve Girit reformundan başka bir sonuç getirmeyecektir. Yine binlerce Türk ölecek, göç edecek ve Kürtler istediklerini elde edeceklerdir. Durum maalesef budur! Tarih bunu böyle göstermektedir.

Bu sadece Kürt açılımı ya da Ermeni açılımı ya da Girit reformu değildir. Bu, Batının Türk milletine duyduğu bitmez tükenmez kinin, günümüze aksedişidir. Bu kini anlamak mümkün değildir belki, ama şunu anlamak zorundayız: Batı bütünüyle, Türk milletinin iflah kabul etmez düşmanıdır ve Türk milletini yok etmek istemektedir.

Açılımlara karşı Atatürkçü Parti saflarına

Dünden bugüne Batı Cephesinde değişen bir şey yok. Batı, hep bildiğimiz Batı! Değişen biziz, düzelteyim; değiştirilen biziz! Zorla -bu zor, borçtur, siyasi baskıdır, askeri baskıdır- ya da güzellikle; -bu güzellik, paradır, mevkidir, gelecek kaygısıdır, aldanmışlıktır- bütün maddi ve manevi değerlerimizi, yıllar boyu rendeleyerek ipek bir tül kadar incelttiler. Şimdi yok ediyorlar. Sonrası kolay, açılımlar sürecek ve sonuç, binler, hatta milyonlarca insan ya ölecek ya acı çekecek ya da zorunlu göçe tabi tutulacak!

Kendi milli değerlerine, ordusuna, yargısına bu kadar düşman olan bir yönetimi, tarih boyunca, hiçbir ülkede görmeniz mümkün değildir. Bizden başka hiçbir ülkede böyle kendi ordusunun düşmanı bir yönetim olmamıştır. İkinci defa bu hataya düşüyoruz: Birincisinde II. Mahmut, 1826’da Yeniçeri Ocağı’nı top ateşine tutarak ortan kaldırmıştı. Ama, başlayan Yunan isyanını bastırmak için Mısır Valisi Kavalı Mehmet Ali Paşa’dan yardım istemek zorunda kaldı. Sonra devletin ordusunun olmadığını gören Kavalalı da isyan etti. Koskoca devlet, bir valisi ile yaptığı savaşı kaybetti ve denize düşenin yılana sarılması gibi, Rusya’ya sarıldı. Binlerce insan kaybettik, binlerce kilometre kare toprak kaybettik, para kaybettik, donanmamızı kaybettik ve onurumuzu kaybettik! Bugün aynı duruma düşürülmek üzereyiz. Kendi ordumuzu, bize yok ettirecekler, sonra, yandı gülüm keten helva… Başımıza neler geleceğini ve neler kaybedeceğimizi bir düşünün…

Tarih tekerrürden ibarettir derler, ders alınsaydı hiç tekerrür eder miydi tarih? Tarihini bilmeyen milletler, başka milletlerin tuzağına çok çabuk düşerler. Bugün yaşadıklarımız, tarihin tekerrüründen ibarettir. Ders almamışız çünkü…

Dillerindeki demokrasi ve darbe sözcükleri sadece kandırmacadan ibarettir. İki vekilin sözlerini biliyorsunuz. Başbakan’ın söyledikleri ortada duruyor. Hangi demokrasi? Demokrasiymiş, hadi canım sende? Amaç açık, Türk ordusunu yıpratarak Türk milletini dayanaksız koymak! Yapılan bu!

Dünün reform paketleri, bugünün açılım paketleri için önümüzdeki en önemli belgelerdir. Açılımın sonuçlarını görebilmemiz, açılımın neler getireceğini ve götüreceğini iyi anlamamız için onlara bakmak yeterlidir. Var olma ya da yok olma aşamasının tam ortasındayız. Atatürk’ün Amasya genelgesinde söylediği gibi “Milleti, yine milletin azim ve kararı”ından başka hiçbir şey kurtaramaz. Öyle ise, bütün bu olumsuzlukları yok edecek Atatürkçü Parti’de birleşmeli ve elimizden geldiğinin iki-üç katı çalışarak bu iktidarı yerle bir etmeliyiz. Geldikleri gibi göndermeliyiz!


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Gerçekten çok iyi yakalamışınız sizi tebrik ediyorum.yıllardır yapılan sistemli göç sonunda son aşamasına gelmiştirki bunun en önemli nedeni sözde demokratik açılım. artık dayandıları güvendikleri bir güç varki ortada bunu çok rahat br şekilde yapabiliyorlar tabi bunun yanında medya gücünüde ele alıncada biz türkleri uyutuyorlar[biz hartiç] geçmiştede böyle olmuştu zaten o zamandan rumu ermenesi vs. vs. belli bir bölgede güç kazanmaya başladıktan sonra bu sizin dediğiniz reformlar adı altında bölüştürme olayı gerçekleşmiştir...
 inşallah bu oyunlara hep bereber dur diyebilirz yapacaklarımızla bu ülkeyi hakettiği yere taşıyabiliriz saygılarımla...

Latif Yenikomşu, K. Maraş
11 Mart 2010


.

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40