![]() |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İnan Kahramanoğlu AKP faşizmi cumhuriyeti yıkıyor! Sekiz yıllık AKP iktidarı altında sürekli bir kriz rejiminde olduğumuz göz önüne alınırsa, başsavcıların tutuklandığı, kuvvet komutanlarının gözaltına alındığı ve Genel Kurmay Başkanının bile tutuklanmasının konuşulduğu bu yeni süreci yine kriz sözcüğü ile tanımlamak, sürecin ağırlığını ve vehametini azaltmak olmaz mı? Açıkça söylemek gerek; AKP cumhuriyeti yıkma operasyonunda son ve öldürücü darbeyi vurmak üzeredir artık. Yaşadığımız süreç ne yazık ki budur. Demek ki, mesele bir rejim krizini çoktan aşmış, rejimin toptan yıkılması noktasına gelmiştir. Bu noktada da yapacak çok az şey kalmıştır aslında. Bu aşamadan sonra artık ya AKP cumhuriyete son darbeyi indirecek ve Türkiye Kürt-İslamcı bir faşist diktatörlüğe dönüşecektir ya da AKP bu süreçte yok olup gidecektir. AKP faşizmi bu nihai hesaplaşmadan galip ayrılmak için her türlü komployu pervasızca uygulamakta ve hukuku da katlederek karşısına çıkan her şeyi yok etmek için saldırmaktadır. Ergenekon’la başlayan komplo ve tasfiye süreci şimdi Balyoz’a dayanmıştır. Bu komploların devamının geleceği konusunda da herkes hemfikirdir. AKP bununla da kalmamaktadır; ipe sapa gelmez komplolarla Ordu’yu tasfiye etmeye çalışırken önündeki en büyük engellerden birisi olan Yargı’yı da hedef tahtasına koymaktadır. Her fırsatta hukukun üstünlüğünden bahsederek göz boyayan AKP iktidarı “yargı reformu” adı altında hukukun tümden ortadan kaldırıldığı bir rejime geçiş hazırlıkları yapmakta, yandaş olmayan savcı ve hakimler tutuklanıp hedef gösterilirken ülkenin en yüksek yargı organları olan Yargıtay ve Danıştay gibi kurumlar iktidar tarafından açıkça tehdit edilmektedir. Ordu’nun ve Yargı’nın tasfiye edildiği bir ortamda ise AKP’nin faşist diktatörlüğünün önünde hiçbir engel kalmayacaktır. Görüldüğü üzere AKP kartlarını çok açık oynamakta ve hiçbir koşulda geri adım atmamaktadır. Nitekim geri adım attıkları anda kaybedeceklerinin ve kendilerinden bütün bu sürecin hesabının sorulacağının farkındadırlar. O nedenle AKP gemileri yakmıştır artık; ya cumhuriyeti yıkılacaktır, ya da AKP yıkılacaktır! Faşist rejim için faşist hukuk Böylesine bir nihai hesaplaşmada AKP karşıtı cephenin de gardını alması ve “hodri meydan” demesi gerekmektedir. En azından olması gereken, beklenen budur. Ancak olması gerekenle olan çok farklıdır. Anayasa Mahkemesi tarafından “laiklik karşıtı hareketlerin odağı” olduğu gerekçesiyle cezalandırılan bir partinin kapatılmayıp bugüne kadar tek başına iktidarda tutulması bile başlı başına bir komedidir; ama şimdi bu komedi rejimi ve Anayasa’yı ortadan kaldıracak kadar vahim bir noktaya evrilmiştir. O halde yapılacak şey bellidir; hiç zaman kaybedilmeden AKP aleyhinde yeni bir kapatma davası açılması ve demokratik sistemin acilen korunması gerekmektedir. AKP artık laiklik karşıtı hareketlerin odağı olmayı da aşmış, açıkça demokrasiyi, hukuku ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya yönelmiştir. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in yüksek yargıyı ve basını hedef alan açıklamaları, AKP’li YÖK Başkanı’nın Danıştay’ın defalarca bozduğu katsayı değişikliğini “Etrafından dolaşırız” diyerek yeniden dayatma çabaları, AKP’li milletvekilleri Avni Doğan’ın “Şimdi de biz laikleri fişliyoruz” ve Ahmet Aydoğmuş’un “AKP’ye karşı çıkanların kanı bozuk” çıkışları da göstermektedir ki, AKP artık açıkça hukukun dışına çıkmakta, kendi faşist hukukunu kurmakta ve bir adım sonra da hukukun tümden ortadan kaldırılması için zemin yoklamaktadır. Bütün bunlara bir de terörle mücadele eden komutanların hapse tıkılıp Habur’daki çadır mahkemesinde PKK ile anlaşmalı olarak teröristlerin serbest bırakılmasını eklediğinizde AKP’nin misyonu ve amacı daha da netleşmekte, suç dosyası da kabarmaktadır. AKP kapatılmadığı için bugünlere gelindi Nitekim, bütün bu gelişmeler üzerine de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın AKP hakkında yeni bir kapatma davası açacağı sinyalleri alınmaya başlanmıştır. AKP kanadı böyle bir kapatma davası ihtimali karşısında “Seçime gideriz” resti çekmiş ve Başsavcıyı da açıkça tehdit etmiştir. Yandaş medya da parti kapatmaların ne kadar antidemokratik olduğundan dem vurup kapatma davasının hukuksuzluk olacağı propagandasına başlamıştır. Demek ki, AKP ve yandaşları hiç de partilerinin kapatılmasını istemiyorlar. AKP ve yandaş kesimlerin bu denli paniklemesi ve saldırıya geçmesi normaldir ama asıl ilginç olan AKP karşıtı cephenin bu konudaki tavrıdır. Yandaş medya ve AKP kanadından çok muhalif kesimler karşı çıkmaktadır AKP’nin kapatılmasına! Böylesine bir komedi herhalde bir tek Türkiye’de olur ama durum, ne yazık ki, böyledir. Neymiş; AKP hakkında açılacak bir kapatma davası AKP’nin yeniden mağduru oynayarak oy toplamasına yol açarmış! Bu sözde muhalif propagandanın neresinden tutsanız dökülmektedir aslında. Her şeyden önce Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı görevini yapmakta ve suç delillerini toplayıp bir kapatma davasının koşulları oluştuysa dava açmaktadır. Bu Başsavcı’nın görevidir ve bu görevi ona Anayasa vermektedir. Şimdi her kim olursa olsun birilerinin kalkıp “sakın kapatma davası açma” diyerek Başsavcı’yı etkilemeye çalışması ya da aba altından sopa göstermesi açık bir hukuksuzluk değil midir? Madem hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığından dem vurulmaktadır, bırakın da Başsavcı görevini yapsın; ortada suç varsa suçlu cezasını çeksin, yok eğer ortada bir suç yoksa zaten korkacak bir şey de yoktur. Üstelik, bu muhalif bir propaganda gibi görünmesine karşın aslında tipik bir AKP propagandasıdır. AKP muhalefete böyle bir yem atmaktadır ve muhalefet de bu oltaya gelmektedir. Siz hiç kapatılmak istenen bir parti gördünüz mü, bırakın Türkiye siyasetini dünya siyasi literatüründe böyle bir durum yaşanmış mıdır? Hem, AKP’liler olası bir kapatma davasının kendilerine yarayacağını düşünüyorlarsa neden kapatma davası açacak olan Başsavcı’ya bu kadar ateş püskürüyorlar? Nedir bu AKP’deki panik havası? Madem kapatma davası kendilerine yarayacak, bıraksınlar da kapatma davası açılsın, AKP de erken seçim kararı alsın ve iktidarını sağlamlaştırsın! İşin tirajikomik yanıdır bu ama, Türkiye AKP iktidarı altında daha kaç seçim görür zannediliyor acaba? AKP’nin açık bir faşizme yöneldiğini kabul eden muhalif çevreler nasıl bir akıl tutulması içindeler bilmiyoruz ama faşist rejimlerde seçim diye bir şeyin olmadığını birilerinin onlara hatırlatması gerek. Dolayısıyla ülke faşist bir rejime giderken meseleyi ileriki bir seçime endekslemek ve bu seçimde “kim ne kadar oy alır”ı tartışmak büyük bir gaflet olacaktır. Örneğin Hitler faşizmi altında yapılacak bir seçimde halk faşistleri iktidardan indirirdi kuşkusuz, ama ne yazık ki Hitler seçimleri ortadan kaldırmıştı! Türkiye AKP iktidarı altında tam da Hitler faşizmine rahmet okutacak bir faşist rejimin eşiğindedir bugün ve bu eşik aşıldığında AKP’yi iktidardan indirecek bir seçim de olmayacaktır ne yazık ki. O nedenle tartışmayı seçim-oy ekseninde yürütmek sadece AKP’nin işini kolaylaştıracaktır. Kaldı ki AKP karşıtı cephe denklemi tersinden kurmaktadır. Türkiye bugünkü sürece AKP kapatılmadığı için gelmiştir, yoksa kapatma davası açıldığı için değil. AKP 2002’de iktidara geldikten sonra Refah Partisi’nin devamı olduğu gerekçesiyle derhal kapatılsa, ya da 2007 seçimlerinden hemen önce kapatılsa ve seçime giremeseydi bugün belki de ortada AKP diye bir şey olmayacaktı. Ama görülüyor ki muhalif çevrelere 8 yıllık AKP faşizmi yetmemiştir. Ve bu saçma sapan tezlerle AKP’nin bir 8 yıl daha hukuku, demokrasiyi ve rejimi katletmesine göz yumulacaktır. Hem de ne uğruna; “mağduriyet oy toplar” gibi bir saçma ön kabul uğruna. Seçmen mağdura değil, güçlüye oy verir AKP karşıtı çevreler sanmaktadırlar ki vatandaş mağduru desteklemekte ve ona oy vermektedir. Bu mantıkla bakılırsa İlker Başbuğ’un hemen emekli olup tutuklanan komutanlarla birlikte bir parti kurması ve bu partinin de ilk seçimde tek başına iktidara gelmesi gerekmektedir. Sonuçta bu ülkede 8 yıllık AKP iktidarı altında en çok mağdur olanlar askerlerdir! Ya da aynı mantıkla 40 yıldır siyaset yapan ama bir türlü başbakan olamayan Baykal’a bir seçimde de gün yüzü göstermesi gerekmez miydi bu mazlum dostu seçmenin! Komik ama AKP karşıtı muhalefetin çapı işte ne yazık ki sadece bu kadardır. Oysa halk mağdur olduğu için değil, güçlü olduğu için oy vermektedir AKP’ye. AKP’nin iktidara geliş süreci de bunu kanıtlamaktadır. AKP, Refah-Yol iktidarının nimetleri ve özellikle belediyelerde kuruduğu çark sayesinde taban genişletmiş ve adım adım iktidara gelmiştir. Refah Partisi ise 28 Şubat’ın hemen sonrasında yapılan seçimde mağduru oynamış ama oy kaybetmiştir. Yumruğunu masaya vuran askerin Refah Partisi’ne seçimden galip çıksa bile iktidarı vermeyeceğini gören seçmen Refah Partisi’ni hemen terk etmiştir. Kapatılan Refah’ın yerine kurulan Fazilet Partisi ise Refah’ın oy oranının çok altında bir oy almıştır. Seçmen sadece Fazilet Partisi’ni değil, Refah Partisi’nin iktidar ortağı DYP’den de desteğini çekmiş ve DYP’nin oyu da düşmüştür. Dolayısıyla bugün kapatma davasıyla karşı karşıya kalacak bir AKP de mağduru oynayıp oyunu yükseltemeyecek, tersine sarsılacak ve oy kaybedecektir. Zaten AKP’nin kıl payı kapatılmaktan kurtulduğu kapatma davası sonrasında da oyu artmamış, aksine düşmüştür. Şimdi açılacak ikinci bir kapatma davası ise zaten düşme eğiliminde olan AKP’yi iyice tökezletecektir. Olası bir kapatma davasının AKP içinde pek çok gelişmeyi tetiklemesi de muhtemeldir. Parti içindeki hizip çatışmaları doruğa çıkacak, AKP’nin seçime girememesi, girse ve kazansa bile seçilmeden sonra kapatılması söz konusu olacağı için kemik tabanı dışındaki AKP’ye oy veren seçmen başka alternatiflere yönelecek ve zaten kan kaybetmekte olan AKP, iktidarı da kaybedecektir. İktidarı kaybettikten sonra ise kimsenin kuşkusu olmasın Türk siyasi yaşamında AKP diye bir parti olmayacaktır. AKP bölünme ve parçalanma bir yana bütün yönetici ve milletvekili kadrolarıyla birlikte Yüce Divan’da vatana ihanet ve Anayasal düzeni ortadan kaldırma suçuyla yargılanacaktır. Züğürt tesellisine son; AKP’yi kapatın! AKP’nin yaptıkları, yapacaklarının da teminatıdır. Türkiye’nin bütün muhalif kesimleri 8 yıldır AKP’nin bir noktada durmasına bel bağlamış ve bu züğürt tesellisi yüzünden Cumhuriyet yıkılması noktasına kadar gelmiştir. Türkiye artık Hitler faşizmi ya da Suudi Arabistan tarzı bir dinci faşizmin eşiğindedir. Ve böylesi bir faşist diktatörlükte kimse kalkıp seçimlerden, oy oranlarından bahsedemeyecektir. Tabii iş işten geçtikten sonra AKP’ye bir kapatma davası da açılamayacaktır. Çünkü AKP faşizminin kurulduğu bir Türkiye’de; Seçim olmayacaktır. Mahkemeler olmayacaktır. Muhalefet olmayacaktır. Türkiye bugün sadece bir rejim kriziyle değil, ya demokrasi ya faşizm tercihiyle karşı karşıyadır. Demokrasiyi korumak için de faşist AKP kapatılmalıdır.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||