Eykan Can - Vasiyet
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Ergenekon tertibi
Amerika Kürdistan'ı kurduğu gün biter
GÖKÇE FIRAT
Ekonomide
mucize reçetemiz
Atatürk devletçiliği
ALİ ÖZSOY
Bahçeli'ye çağrı:
AKP yetmez
PKK'yla koalisyon yapın
ÖZGÜR ERDEM
ABD Kongresi
sözde Ermeni soykırımını 1894'te kabul etmişti
İNAN KAHRAMANOĞLU
Ya AKP kapatılacak,
ya Cumhuriyet yıkılacak!
OKAN İŞBECER
Ergenekonculara
Aylin Duruoğlu taktiği
TUĞRUL ÇELİK
AB'ciler bakın;
Venüs size ne yapıyor
TEVFİK KAYMAZ
Siyaset neden yapılır?
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Demokrasi Terbiyedir
TÜRKKAYA ATAÖV
ABD, Mezopotamya Uygarlığının da
'ırzına geçti'
İLYAS SALMAN
Yaşamın bize sunduğu renkler
ERGİN KONUKSEVER
Kanlı Pazar- 3
EYKAN CAN
Vasiyet
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (18,75)
 
 

Eykan Can
Vasiyet

Ben Faik oğlu Fahri Sıtalaç,

Memleket hallaç pambığı gibin atılmışken, gerçekte konuşması gerekenler susarken, ahmak iti yol kocatır misali, önüne gelen devşirmenin peşine el alem takılmışken, ben Faik oğlu Fahri, ben yeğit bir efenin torunu olan, Kıbrıs gazisi Fahri, söyleyiverceklerim torunlarıma ve onların çocuklarına vasiyetimdir.

Hasan, bu vasiyet neyin nerden çıktı baba der, durur tepemde. Geç bile kaldım bunu yazıvermekte ama neysem.

Bu kocamış hayatımın ilk on yılı pek güzeldi kızanlarım. Hiç bişiyin farkında olmadığımızdan mı nedir, ilk on yıl tüm hayatıma bedeldi. İlk vasiyetim size, on yaşına kadar elinizden geleni ardına koymayın. Bazınız kazık kadar oldu. Niye daha önce söylemedin dede diycekler şimci. Olsun sıpalar siz de yaşadınız yaşıyceğinizi.

Sonraki yıllarda sürekli her kafadan bi ses çıkıvercek. Görceksiniz. Ağzı olan konuşcek. Duyceksiniz bunları hep. Kim neyi niçin söyledi anlamıyceksiniz çoğu zaman. Mevlana’nın, Ziya Gökalp’in, Yunus’un, koca Gazi Paşa’nın sözleri havada uçuşcek. Herkes kendine yontcak bunları. Bunun için evvela bu insanların hayatlarını okuyceksiniz. Neyi niçin söylemiş olduklarını öğrenceksiniz. Tabii sizin zamanınızda doğru bir kaynak kalır mı bilmem ama... Neysem, öğrenmezseniz ayvayı yediniz. Yoksa her ağzını açanın peşine takılırsınız.

Tarihinizi öğrenceniz. Öğrenmeyene hakkımı helal etmem haberiniz ola. Bu memleket nasıl kurtulmuş, koca Gazi Paşa devrimleri niye yapmış bilceniz.

Bunu bilmezseniz ne mi olur kızanlar? Belki sizin zamanınızda her yeri satıp sıvamaya kalkcekler, önüne gelene kapı açcekler. Açılmadık bir yer bırakmayanlarla dolu olcek belki memleket. Vere vere kendilerinden başka verecek bişiyi kalmıyen doplar sayesinde gıçınıza kadar söğüşlenceniz. Bu satıp sıvama işini iyice milletin gözüne sokup belki memleketin orta yerine tabela çakıp, koskoca ‘Satılık’ yazcekler. İşte böyle bir duruma baktığınızda, memleket doplar memleketi olmuştur artıkın. Yapcek bi şiy kalmaz.

Bildiğiniz halde yine de başınıza bunlar mı geldi? O zaman bilmekle onu yaşamak arasındaki farkı anlamamışınız demektir.

Birileri kalkıp siz Türkler faşistsiniz diycek. Kesip biçmediğiniz kalmamış diycekler. El el üstünde oturup ahkam kescekler. Azınlık olmadığı halde azınlığım ben diye tutturanlar olcek; azınlık olup kendi haklarına hak eklemek isteyenler de. İçerden dışardan bastırcekler. Ha babam siz şöylesiniz, böylesiniz diycekler. Bilim adamlarını gıçlarına takmıycekler, biz en doğrusunu biliriz, resmi tarih bir safsatadır, uydurma tarih baştacımız diyip, bir poh bilmiyonuz diye ekşiycekler başınıza.

Bu nedenlerle tarihinizi bilceniz. Ben bunların hepsini biliyom ama yine de böyle konuşuyorlar mı diyonuz. E ben ne diyim size, demek neyin gerçekte önemli olduğunu göremediniz. Feysbuklarda gezip tozarken siz, sanal alemde devrim yaşanır mı sandınız, a kafasız deyyuslar! İşiniz üç nalla bir ata kalmıştır artık. Onla da Allah kerim, nereye kadar gidersiniz kim bilir!

Sade bunları bilmekle kalmıyceksiniz elbet. Geometri terimlerini de öğrenceniz. Teğet, kiriş, asimetrik, parabolik, çap nedir bilceniz. Bir gün karşınıza bunları içeren söz söyleyenler çıkabilir. Bilmezseniz ağzı açık ayran budalası gibi apışıp kalırsınız.

Matematik, demokırasi için çok mühimdir ayrıca. Seçimlerde oy oranlarını belirlemek, kafa sayısına göre değildir unutmayın. Öleni bile diriltip oy verdiren süper demokırasimiz olduğu için matematiğiniz zehir gibi olcek. Gözünüzü açık tutup, seçimden sonra mahallenizden fazladan beş on oy çıkınca, ‘amanın bu insanlar öte taraftan mı oy verdi,’ dememek için, iyi hesap bilceniz. Hoş sizin zamanınızda seçimler hâlâ olur mu bilmiyom ama... Neysem, tarihi, geometriyi ve aritmetiği de halledince geriye birde edebiyat kalıyor.

Edebiyat çok mühim bir diğer konudur. Yazılanı söyleneni anlıyceksiniz. Birisi çıkcek bişiy diycek mesela. Sonra ben öyle demek istemedim, sözlerim çarpıtıldı, kesildi makaslandı, o oldu, bu oldu, diye veryansın etcek. Veya uzun bir cümle duycen tivideki sunucudan:

“İhbarcının ihbarının ihbarı üzerine henüz ele geçemeyen kesin delillerin ışığında sorgulanan sanık, gizli tanığın tanığının tanığı ile yapılan kesinleşmiş delil sayılan görüşme doğrultusunda mahkemece suçlu bulunmasına ramak kalmış, ramak kaldığından dolayı dışarı salıverilmesi tehlikeli olceğinden tutuklunun yargılanmasına bir on beş yıl daha devam edecektir.”

İşte eğer böyle cümleleri duyup ne demek istediklerini gerçekten anlamazsan, gıçını başını toparlayaman ömrün billlah.

Sonra, ne olmak istediğinize karar verdiğinizde en çok sevdiğiniz mesleği seçceniz. Sevmediği bir işi yapandan o işin erbabı olmaz. Ne kendinize ne millete faydanız olur. Ha yaparsınız da ittire kaktıra gider.

Memleketin umumi durumuna bakıp en çok para bu işte var diye balıklama onu isterseniz, para için kendinizi satılığa çıkarmışınız demektir. Tabii sevdiğiniz meslek diye bişiy kalır mı sizin zamanınızda onu da bilmiyom. Paranız olur mu üniversiteye gitmek için onu hiç bilmiyom... Neysem, siz yine de bu dediklerimi unutmayın. Size bırakacak param pulum yok; biraz toprağım ve bu yazdıklarımla size öğrettiklerim dışında.

Çok insan tanıdım hayatımda. Her biri ayrı bir cinsti. Bazısı, ki çoğunluğu aslında, zaman neyi gerektiriyorsa onu yaptı. Onlara gelişim yanlısı dediler hep. Bir de diğerleri vardı benim gibi. Sabit fikirli dediler bize, geri kafalı. Bunu derken öyle mutluydu ki diğerleri. Farkına varamadılar sonra her gelenin gideni aratceğini. Ama öyle alışmıştılar ki sürekli gömlek değiştirmeye onun bile farkına varamadı zavallılar. Camın dışına bir tatarcık yapışmış ben bunları yazarken. Bakıyorum da şu garibana, o bile bunlardan daha onurlu bir şekilde yaşıyor. Yaydığı hastalığın o bile farkındadır, şu küçücük haliyle.

Diyeceğim o ki sizlere, çok insan tanıyceniz ömrünüz yettiğince. Avuç alaması kadar az da olsanız kendinizden şüphe etmeyin. Yorulmak üzere yola çıkmadınız, unutmayın!

Biz hep uğraşıp didincez mi dede, gün yüzü görmiycez mi diye soruyonuz değil mi?

Görceniz desem yalan olur. Salın gitsin o sebeplen, kasmayın, kabullenin. Hayatınızı ona göre şekillendirin artıkın. Selim olsa şimci, genetikle zati dayanıklılık elde etmişlerdir Fahri emmi, bilimsel olarak gelecekte bu soruyu sormazlar, gibi bişiy derdi. Amanın bende mi bilimsel oldum o sıpayı dinleye dinleye. Neysem, sizin Türk olarak doğmuş olmanız gıçınızın asla rahat etmiyceğinin en büyük delilidir. Bir Türk asla rahat etmez. Sürekli bir sorun vardır önünde çözülmesi gereken. Diğerlerine göre bunlar sorun değil paranoyadır ama.

Mesela, terör sorunu vardır gerçekte ancak ona başkaları, özgürlük mücadelesi veren ezilenlerin savunucuları derler.

Topraklarımızda yabancıların gözü vardır. Olur mu hiç dünya gıloballeşti ulus devlet yok artık zati derler. Bakarsın adamlar âlâsından ulusçudur, burunlarından kıl aldırmazlar. Bize gelince, içerdeki ve dışarıdakiler koro halinde paranoyaksınız siz der. Çaktırmadan da yuvalanmış yabancı bankalara borçlanmış köylünün elinden topraklar gider. Ya da alenen, belediyelerden evlere yabancı dilde fatura yollanacak şekilde koskoca ilçeler dönüşmüştür çoktan.

Asker sesini çıkarmasın demokıraside üniforma mı olur derler. Lakin kimse imam cübbesini görmez. Günde beş vakit cemaat karşısında siyaset yapılır; ama görülmez. Milletin dinine laf mı söylüyon derler.

Kafasına bağladığı şey yüzünden, benim okuma hakkımı elimden alıyor diye bağırırlar. Dinimi yaşıyom, özgürlüğüm nerde derler. Kimsenin aklına, tamam bağla da madem dinin için bu, niye şu bağlama şeklinden vazgeçemiyon, bu şekil senin dininin önünde mi diye sormayı akıl edivermez. Yazmalı analar, nineler, köylüler, senden dinsiz mi diye sormaz. Bunları söyleyince seni tek kalemde demokırasi düşmanı ilan ederler.

Ülkenin bazı bölgeleri fakirdir, onların kalkınmasına hiç izin vermediniz sizler, diye yazıp çizerler: “Türkler buralarda yaşayanlara hep düşmanlık etmiştir, kendi dillerini konuşturmamış, silindir gibi ezmiştir. Türkler kafatasçıdır, rezildir, ilelebet barbardır.” Bunları az bile diyom, bunların dışında neler derler bilseniz. Ama bunu yazanlar ordakilerin başındaki ağalık düzenini sormaz, sorgulayıvermez. Tek düşman Türklerdir onlar için. Fakirlik dedim de fakirlik de ikiye ayrılır. Karasulak gibi bir yerde yaşıyorsan, açsan bile fakir değilsindir. Ama oralarda kesin fakirsindir. Vergini verirsin Karasulak’ta, elektriğe suya boru gibi para dökersin. Oralarda ödemezsin, ahıra bile hayvanlar ısınsın diye kaçak elektrik çekilir de kimse gıkını çıkarmaz. Eşitlikten başka söz bilmeyenler, onların da eşit olarak borcunu ödemesi gerektiğinin üstünde bile durmaz. Çünkü müstahaktır bu Türklere her bişiy. Hem ordakiler gariban fakir, başlarında ağa neyim de yok onları ezen, sömüren, bir Türkler var sorun olan. Kalkıp bir de fatura derdine mi düşcekler memlekette bunca keriz varken.

Tüm İslam ülkeleri ile kanka olunur. Zati din değil midir bizi bir araya getiren! Madem din bir araya getiriyor, allasen bu Araplar niye bize ucuzundan petrol satmazlarda İngilizle kol koladır hep demezler. Biri bile kalkıp Kıbrıs’ı tanımaz. Yahu bu işte bir iş var, dinle kardeşlik olur mu dersen, tepene çıkarlar. Ellerinden gelse seni aforoz etcekler. Tarihim, kültürüm, dilim, niye beni önce kardeş yapmaz dersen hele, iyice beter olursun. Çünkü her yıl nisanda kafanda Demoklesin kılıcı gibi Ermeni tasarısı dikilir. Sanki Karabağ işgal edilmemiş, Hocalı katliamı yaşanmamıştır!

Yani dediğim gibi, gıçınız asla rahat etmiycektir. Rahat ederse de şüphelenin kendinizden. Kesin bir sakatlık vardır bu işte.

Ben Faik oğlu Fahri Sıtalaç, aslında daha çok şey yazıvercektim ama yoruldum. Yaşlandık gari. Tüm bu sözlerimi kulağınıza küpe edin. Bu sözlerimi artık nasihat mi bellersiniz yoksa başka bişiy mi bilemem. Size dediğim gibi bırakacak pek fazla bişiyim yok. Ama şunu bilin ki ben burada yaşamaktan hep mutlu oldum. Başka bir memlekette başka biri olsaydım böyle bir hayatım oluvermezdi.

Kimi zaman Bedrettin yeğitleri gibi hissettim kendimi, kimi zaman yorgun bir asker. Kafama, yüreğime yatmayan hiç bişiyi hazmetmedim. Koyun olmadım, sürüye de katılmadım. Başım dikti.

Diyeceklerim bunlar size. Gerisi size kalmış.

Hepinizin gözlerinden öperim sıpalar.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Gençliğe Hitabe'nin Fahricesi olmuş. Tek sözcükle harika!

Anonim, İstanbul
5 Mart 2010


Harika,tek kelime ile.Tebrik ediyorum sizi bu Hikaye icin.

Erdem, Almanya
1 Mart 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40