![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Şu anki konjonktürde dinsel faşizmin daha doğru deyimle pan-İslamik faşizmin kalesi durumunda olan İran İslam Cumhuriyeti’nden (faşizminden) kaçan aydın, sanatçı daha açık söylemek gerekirse mevcut düzene muhalif olan herkesin kapak atmak istediği yer Türkiye Ilımlı İslam faşizmidir. Nedenlerini irdeleyelim. Aklıma sevgili Kemal Sunal ve Şener Şen’le birlikte oynadığımız (70’li yılların başı) Kibar Feyzo filminden bir sahne geldi. Filmi Antakya’nın Reyhanlı ilçesinin Harran Köyü’nde çekiyoruz. 70’lerin duvarlarında her an karşılaşabildiğimiz sloganlar Harran Köyü’nün kerpiçten evlerinin duvarlarında da boy gösteriyor. “Üreten biziz yöneten de biz olacağız”, “Kahrolsun Faşizm”, “Kahrolsun Komünistler”, “Müslüman Türkiye”, “Kürtlere Azadi”, “Tek Yol Devrim” gibi... Aralarında en dikkat çekici slogan kocaman kırmızı harflerle yazılmış “FAŞO AĞA” idi. Senaryo gereği köyün ağası Maho (Şener Şen) Kibar Feyzo’ya (Kemal Sunal) o sloganı göstererek soruyor. Ağa: Ya Feyzo. Tamam ağayı anladık da bu Faşo Ağa ne demek? Feyzo: Valla ağam, böyle puşt gibim, ibne gibim bir şey demektir. (Bunlar küfür gibi gelebilir ama senaryo gereği olduğu için sakınmadan yazdım.) Evet, aynen de İran’daki durum böyledir. Halkın üzerine karabasan gibi çökmüş olan İslam Faşizmi bütün çağdan yana, yenilikçi, aydınlık ve devrimci beyinleri ya hapishanelinde süründürüyor ya faili meçhul cinayetlere kurban ediyor ya da ülkeyi terke zorluyor. Anlayacağınız dini faşizm çağdaşlığa devrimciliğe tahammül edemiyor, çünkü asıl gıdasını karanlıktan alıyor. İşin garip tarafı kendileri de halkı Amerikancı Şah diktatoryasından kurtarmak için devrim vaad etmişlerdi. Mevcut fotoğrafa dikkatli bakarsak arz ettiği manzara şu: Aydın kafaların İran İslam faşizminden sıyrılabilmesinin yollarından bir de belki en önemlisi bütün dünyaya Ilımlı İslam’ı tavsiye eden Türkiye’deki iktidara sığınmaktır. Bu fotoğrafın bizce malum olan ama İran’dan görülemeyen yüzünde aklın alamayacağı kadar korkunç bir karanlık yatıyor olmasıdır. Ilımlı İslam sözcüğünün ısrarla aklamaya çalıştığı Hitler dönemi Almanya’sını ya da Evren dönemi Türkiye’sini aratacak bir teokratik diktatoryanın kapımızı çalmak üzere olduğudur. Gözden kaçırmayalım. Son zamanlarda yargı üzerinde oynanan oyunların ve AKP’nin yargıyı yandaş ve munis bir yargı haline döndürme çabalarını altında gelecek olan faşizmin gizlendiğini kimse gözden kaçırmasın. İran’da İslam Devrimi öncesinde Şah’a muhalif olan İslamcıların yanında yer almış olan komünistlerin (TUDEH), bağımsızlıkçı Marksist unsurların ağır bastığı (Fedai) ve küçük burjuva solcular olan Halkın Mücahitleri’nin devrimden sonra hangi acılara gark olduklarını bütün dünya gördü. İran’dan kaçan göçen unsurlar için sığınak gibi görünen rengi bozuk Ilımlı İslam Cumhuriyeti Türkiye ileride onların da tepesine kendi ülkelerindeki yöntemlerle çöktüğünde nasıl bir kurtuluş senaryosu üretecekler? Üç yaşındaki çocukları karanlık mahzenlerde Arapça eğitime tabi tutan, üniversite öğrencilerinin beynini dini hurafeyle dolduran “Huzur çağdaş insandadır” diyen bizlerin karşısına, cahil halkı da yanına alarak “Huzur İslam’dadır” sloganıyla ortaya çıkan demokratlığı kendinden menkul Tayyip ve avenesinin yönetimi devrilmediği sürece ülkenin yarınına umutla bakmanın olanağı yok. Bütün aydınlık insanlar burada tıkanıp kalıyorlar. Kurtuluş ama neyle ve nasıl? Hepimizin birleştiği tek nokta örgütlenmek. Ama nasıl bir karşı örgütlenme? Şu anda Meclis içindeki partilerin durumu ortada. Hepsinin hemfikir olduğu bir şey var. Kol kırılır yen içinde misali, Meclis içinde birbirimizi yiyelim, ama sonra Meclis lokantasında ihale masasının etrafında barışırız. Halka gelince o başını hangi taşa vurursa vursun. Meclis dışındaki sol partilerin tepesine dikilmiş tüy kılıklı liderler ise Marksist terminolojiden ezberledikleri sözcüklerin aynı ayete takılı kalmış imam bozuntuları gibi yineleyip duruyorlar. Her biri bir tepede kontluk kurmuş, Kızılderili iletişimi ile “Benim dumanın seninkinden iyidir”den farksız “Benim solum seninkinden iyidir” tekerlemesine takılıp kalmış durumdalar. Bu arada TÜRKSOLU sağdan soldan gelen karalama kampanyasına kulağını tıkamış Atatürkçü bir parti kurulmasının telaşı içinde. Açıklıkla söylüyorum ben bütün samimi sol çizgilere karşı iyi bir izleyici pozisyonundayım. Bir konuda inanın inadımı sürdürüyorum. Hangi meselede ayrı düşersek düşelim, elbette farklılıklarımız olacak, ama ayrıntıları ayrılığın temel nedeni haline getirmeyelim. Ayrılıklarımızın bence malum olan en büyük nedeni koltuk altı olmuş liderlerimizin egosantrik yapılarıdır. Bizler kitle olarak bunları birleşmeye zorlamazsak “Küçük olsun benim olsun” diyen bu Oturan Boğa’lar Anadolu solunu çürütecekler. Bu yazdıklarım çok basit. Herkesin dillendirdiği ve anladığı şeylerdir. Sorunların çözümü hiç de zor olmayan bir tek sözcükte yatıyor. BİRLEŞME. Ama ne yapalım ki, benleşme denilen hastalık yakamızı bırakmıyor. Anadolu’nun bütün devrimcileri birleşin!
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||