![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Siyaset sinirle yapılabilecek bir iş değildir. Günümüz Başbakanı yurt içindeki davranışlarının kendisi hakkındaki olumsuz kanıları artırıp pekleştirdiği yetmiyormuş gibi Davos’ta İsrail Cumhurbaşkanı’na yaptığı türden bir sert çıkışı da AB Büyükelçilerine verilen öğle yemeğinde yineledi. Oysa AB’nin ve Avrupa Parlamentosu’ nun tutumlarındaki amaçlı yaklaşımlar Türkiye adına verilen ödünlerden kaynaklanmaktadır. Almanya ve Fransa’ nın belirgin karşıtlığı yanında son raporun sırıtan dayatmaları da gösteriyor ki “imtiyazlı ortaklık” bile söz konusu olamayacak. Türkiye’yi AB’ne almak istemiyorlar. Bu duruşun nedeni Türkiye Cumhuriyeti’nin iktidarlarındaki zayıflıktır. Avrupalılar almaya alıştıklarından, Türkiye de vermekte duraksamadığından bastırmaktadırlar. Şimdiye kadar konuya bakışımızdan karşıtlık anlamını çıkaranlar sanırız biraz kendilerine gelmişlerdir. AB’nin ikilemleri karşısında Başbakanın “Kör müsünüz?” sorusu eleştirilerimizin doğrulanması anlamındadır. Yalnız bu mu? Yeni Dışişleri Bakanı’nın dört yöne açılması, Cumhurbaşkanı’nın gezilerinin de ortaya koyduğu gerçekler birleştirildiğinde, dış ilişkilerde duygusal ve dinsel bir yakınlaşmanın amaçlandığı, iş adamlarına kimi olanaklar sağlamaktan ötede ulusal bağlamda yararlı bir sonuç kazanılmadığı saptanmaktadır. Dört yanımız karşıtlarımızla çevriliyken Silâhlı Kuvvetlere saldırılar iktidar güvencesinde sürmekte, komutanların yakınma ve uyarıları nedense alaya alınmaktadır. Eski DTP’li Hatip Dicle’nin “Hakimlerin ayarlandığı” sözü yeni tartışmaları gündeme getirmiştir. Olayların gelişimi endişeleri artırmakta, üzülecek savları doğrulamaktadır. Bir karabasan ya da ahtapot gibi toplumu kolları arasına almak isteyen baskı ve sindirme operasyonları yayılarak sürmekte, Kürtçülerin devleti tehditleri giderek artmaktadır. Apo’nun yol haritası, avukatları eliyle dışarı çıkarıldığı söylenen kışkırtma ve kimi yapay yakınmaları toplumu karıştırmakta, sokak olaylarıyla kundaklamaları kışkırtmaktadır. Ekonomik durumdaki bozukluklar avutma ve aldatmalarla sürmektedir. İyileşme olmadığı gibi olması da güç görülmektedir. Tekel işçilerine iktidarın yaklaşımı, kendileri gibi düşünmeyenlere yaklaşımlarıyla aynıdır. Siyasal inat, ülkeye pahalıya mal oymakta, toplumsal barış her gün biraz daha ağır yara almaktadır. 4/C’de direnen iktidar zor kullanma sayılacak tehditleriyle kimi işçileri yanına çekebilmişse de büyük çoğunluk hak arama savaşımının dayanışması içindedir. Başbakan “ay sonunda polis kullanarak sonuç alacaklarını” söylemektedir. Geçici başarılar gerçek başarı değildir. Yandaş basının kamuoyunu yanıltması, yandaşlığa geçeceklerin kimi röportajlarla şirin gösterme çabaları her an tepebilir. Kimi kurumların, organların, kişilerin güvenilir olmaktan çıkması ulusal yapı için tehlikeli bir görünümdür. Partizanlık ve kadrolaşmanın tehlikeli boyutları Adli Tıp Kurumu’na kadar uzamıştır. Kurum hakkındaki yakınmalar, raporların kuşkuyla karşılanması, uzmanlık tartışmaları giderek artmaktadır. Devletin herhangi bir organının ya da biriminin olumsuz değerlendirilmesi tüm yapıyı etkileyen bir bozulma belirtisidir. Danıştay’a karşı eleştiri ve saldırılar, hukuk devletine yaraşmayan çıkışlar iktidar öncülüğünde olmaktadır. İşlerine gelen kararı alkışlayan iktidar ve yandaş kesimi, hukuktan anlıyorlarmış gibi kararı gelişigüzel değerlendirmektedirler. Bunun terbiye ve eleştiri sınırlarını aşması ayrı bir kötülüktür. Eleştirilse bile uymak zorunluluğu açıkken kışkırtıcı, saptırıcı söylem ve eylemler hukuka saygısızlık yanında iktidar kendi dayanağını yadsıması anlamındadır. İktidarın Ermenistan’la imzaladığı protokolların evsahipliğini yapan İsviçre’nin soykırımı reddeden üç Türk’ü cezalandırmasına ilgisizlik de böyledir. Demokratik ölçülerin dışına çıkan, anlatım özgürlüğüne temelden aykırı karar, ABD’nin baskısıyla saatler sonra imza için masaya oturan Ermenistan ile bir şeyler yapmış görünmek için konuşmasından vazgeçmek zorunda kalan Dışişleri Bakanı’mızı düşündürmelidir. En sakıncalı olaylar yargıdaki işlemler ve tartışmalardır. Ergenekon soruşturmasının ucu açıklığının gündeme getireceği sorunlara değinildiğinde tepki gösteren iktidarcılarla yandaşları geçirdiğimiz hafta ortasında yaşanan krizi de sömürmektedir. İsmailağa cemaatine, Fethullah Gülen açılımına el atan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı’nı yasalara, daha önce doğal saygı kurallarına aykırı biçimde suçlayıp tutukevine göndermede iktidarın yargıya karşı ikileminin neden olduğu açıktır. Ergenekon yakınmalarını “Yargı bağımsızdır” diyerek karşılamaya çalışan iktidar kesimi, yargının yetkili kurullarıyla yüksek yargı organlarını Erzurum Özel Yetkili Savcısı için karar almaları ve açıklamaları nedeniyle karşısına almıştır. Bu gerçekte, partisel ve kişisel dikta eğilimlerine engel olan yargıya karşı siyaset darbesinin adımlarıdır. Osman Kaçmaz, Faruk Eminağaoğlu ve Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı Cihaner hakkındaki işlemler ve söylemler siyasetin yargıya ağır elatması (müdahalesi) olduğu gibi tarikatlara verilen ödünlerin en tehlikelisidir. Yüksek Hakimler Kurulu tam yetkilidir. Kararnameler nedeniyle tutumu belli olan Adalet Bakanlığı’nın, Bakanın sözünden çıkmayan, siyasal bir temsilci gibi davranan Müsteşarının Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu engellemek için ellerinden geleni yaptıkları anlaşılmaktadır. Kurul, Erzincan-Erzurum olayları için gerekeni yapmıştır. İşin korkutucu yanı bakanlığın aldığı Hakim ve Savcı adaylarının stajlarını tamamlayıp görev yerlerine vardıktan sonra izleyecekleri tutumdur. Büyük kesiminin iktidar yandaşı olduğu-olabileceği söylentileri yaygındır. Bakanlığın adı “Mustafa Kemal” olduğu için sözlü görüşmede (Mülakatta) yargıçlığa kabul etmediği avukatın ikinci kez mahkemeye başvurduğu öğrenilmiştir. “Yargıya darbe” nitelemelerinin yanlış olmadığı açıklık kazanmaktadır. Hukuk devletinin yönetimi yargı ve ordu karşıtlığıyla eleştirilmektedir. Anayasa Mahkemesi devlet karşıtlığıyla cezalandırmıştır. Bunlar küçümsenip geçiştirilecek durumlar değildir. İktidarın yargıyı güçlendirmek, bağımsızlığını sağlamak yerine yok etmek biçimindeki tutumu bugüne değin görülmemiş biçimde bir ölçüsüzlükle sürmektedir. Yargıya saygısı olmayan, güveni sarsan iktidarlar kimseden saygı görmez ve böyle iktidarlara kimse güvenmez.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||