Eykan Can - Süpersonik aydın
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
İlker Başbuğ'u
kim tutuklayacak?
GÖKÇE FIRAT
Amerikasına da Avrupasına da
Rusyasına da karşıyız!
ÖZGÜR ERDEM
Fethullahçıların
yargıya kafes planı
ALİ ÖZSOY
Avrupa Birliği Yunanistan'ı havaya uçurdu
KAYA ATABERK
CHP kimlerin partisi: Ardahan'ın mı
Suadiye'nin mi?
OKAN İŞBECER
Tayyip'in yeğeni uyuşturucudan tutuklandı
TUĞRUL ÇELİK
Afganistan'ın gözbebekleri
NİZAM AYDIN
Atatürkçü parti'ye doğru yürürken...
SEVGİ BİLGİÇ
Kürt açılımı safsatası
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Yargıya saldırı
TÜRKKAYA ATAÖV
Batı'nın ırkçılığı ve Türkler
İLYAS SALMAN
Faşo ağalara karşı birleşelim!
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Tekel direnişi ideolojik mi ekonomik mi? (2)
ERGİN KONUKSEVER
Kanlı Pazar- 2
HİDAYET SARI
Ver kurtul ve sat kurtul politikalarının sonucu
MUSTAFA İZBERK
Kuşdili üzerine söylev
EYKAN CAN
Süpersonik aydın
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (18,75)
 
 

Eykan Can
Süpersonik aydın

“Bu elindeki gasete hangisi Mahir?”

“Bilmiyon mu Fahri emmi, muhtar Kerim gasete çıkarıyor artık.”

“Vay anasını, bir o eksikti zaten. Nerden bulmuş parayı da gasete çıkarıyor bu deyyus?”

Fahri emminin bu sözlerinin hemen sonrasında muhtar, kahvenin kapısından yanaklarında güller açmış gelinlik kızlar gibi sekerek girdi.

“Karasulak medyasının temellerini atıyoruz Fahri emmi. Bugünleri de gördük yarabbim.”

“Bir gün çarpılcen ulen, neysem. Sen bu medya işine babanın hayrı için girmezsin. Kim çıkarıyor gaseteyi sen onu de hele.”

“Elbette günümüz medya camiasında parasız olmuyor bu işler. Sadi bey sağ olsun, Karasulak’ın bu eksiğini görüp mali destekte bulunurum dediydi. Dediğini de yaptı zaten. Yapmadığını görmedik bugüne bugün, değil mi ahali!”

Köylüden cevap alamadı muhtar, ama o aynı hızla devam etti.

“Yahu adam köyümüz için o kadar iyilik yapıyor, gene yaranamıyor! Bakın hele bir gaseteyi açın. Köyümüzün sorunlarına nasıl eğilmişler, nasıl sesimizi duyurmaya çalışıyorlar!”

“Benim anlamadığım şey,” dedi Kısmet dayı ekledi.

“Köyde bir tek İsmet’in kendi çıkardığı gasete vardı, onu biliyoz. O gaseteyi de sabi, eliyle yazıp fotokopi çekiyor. Sonra gasetenin muhabiri de yazarı da her şeyi o. Şimci bu sizin gasete Karasulak’ın ise çalışanları kimler? Madem bizler için yazıyorlar, ortalıkta görmemiz lazım onları değil mi?”

“Kısmet dayı, elbet yeni bir gasete, o kadar çalışanı yok henüz. Sadece,” dedi muhtar sonra kısık sesle ekledi.

“Ben varım.” Sesini yükseltti ardından.

“Şimdilik tabii canım.”

“Ne dedin duyamadım Kerim!”

“Şimdilik dedim Fahri emmi.”

“Ondan öncesine gel, kim var dedin?”

“Ben,” dedi yine kısık sesle. Sonra aynı şekilde yükseltti sesini.

“Yahu senin kulaklarda ayvayı yedi iyicene Fahri emmi.”

“Ulen deyyus kimle dans ettiğini sanıyon sen! Bir gasteci olmadığın kaldıydı başımıza. Onu da Sadi Beyciğin yapıvermiş işte.”

“Fahri emmi daha gaseteyi okumadan bile bana demediğini bırakmadın. Neler yazıyor, neler yapmışlar diye hiç değilse bir göz gezdir.”

Muhtar hemen bu sözlerini takiben elindeki gazeteyi Fahri emminin olduğu masaya açtı.

“Bu ne?” dedi Fahri emmi, muhtarın açtığı sayfaya bakarak.

“Benim üstün gayretlerim sonucu ve elbette Sadi Bey’in aracılığı ile ilk baskımızda süper aydın Altan Dönergil ile yaptığım bir röporıtaj.”

Muhtar gerindi, bırak küçüğü büyüğü tüm dağları ben yarattım havası ile ekledi.

“Oku bak neler yapmışız. Tüm memleket bizi duycek. Bundan büyük gastecilik olur mu!”

“Kemal, sen oku. Gözlüğümü evde unutmuşum. Oku da görelim şu deyyusun maharetinin boyunu!”

Kemal, gazeteyi önüne çekti ve okumaya başladı. Kahvedekilerde dikkat kesmiş röportajı dinlemeye başladı.

– Sayın Altan Dönergil, ilk önce gastemizin yayın hayatına sizle birlikte başlıyor olmaktan çok mutluyuz. Sağ olun bizi kırmadınız bir röporıtaj için zaman ayırdınız.

– Rica ederim, bir demokrasi savaşçısı olarak özgür basını desteklemek arkasında olmak vazifemiz.

– Memlekette demokırasi için savaş veren sizin gibi insanların sayısı azaldı zati sayın Dönergil Bey.

“Çok şanslıyız bir tanesi de bizde!”

“Öyle Fahri, gözümüzün nuru muhtar Kerim.”

“Ne demezsin Kısmet! Sen devam et Kemal. Arada gireriz lafa, yaşlılığımıza ver.”

Kemal gülümsedi, kaldığı yerden devam etti.

– Çoğaltacağız başka bir çözüm yok. Statüko mütotüko benzeri kavramlar bizim gibilerin bir araya gelmesi ile yıkılacak. Bu önemli bir mücadeledir. Herkes elini taşın altına sokacak.

– Nasıl sokcek? Bir örnek verirseniz gasetemizin okurları da öğrenir.

– Şöyle; öncelikle halk iradesini ortaya koyacak! Yeter artık diyecek bu köhnemiş, bizi 5. sınıf vatandaş sayan, özgürlüklerimizi gasp eden beyaz Türklere karşı örgütlenecek. En önemlisi bizlere kulak verecek, değindiğimiz gerçekleri içselleştirecek kandırıldığının farkına varacak. Bilmem anlatabildim mi?

– Eh işte anlamaya çalışıyom. Şimci bunu hep duyuyoz. Beyaz Türkler ile diğerleri arasında bir ayrım varmış. Diğerleri siyah Türkler mi? Birde ne bu beyaz Türkler olayı, biraz açsanız diyom sayın Dönergil bey.

– Şimdi güzel kardeşim bu beyaz Türkler seni sömürüyor. Sana eziyet ediyor. Senin haklarını gasp ediyor. Sen bir nevi kölesin. Özgürlük diyorsun özgür bırakmıyor. Her şeyine müdahale ediyor. Yani anlayacağın köle İzaura oluyorsun. Bunlar elitlerdir. Bunların kazanımları vardır. Kaybetmek istemezler bunun içinde seni ezerler.

– Yani beni mi eziyorlar, vay anasını. Aklıma beni ezen kimse de gelmiyor tanıdığım ama. Aha, aslında bir kişi geliyor ama şimci onun adını söylersem Karasulak yerinden oynar. Ben az çok anladım ne demek istediğinizi. Bu beyaz Türkler gerçekten pek bir fena canım. Her adıma taş koymakta üstlerine yok. Yanlış anlamamışım değil mi?

“Kim ki bu?”

“Onu muhtara soralım Latif. Röporıtajı kendisi yapıverdi.”

“Şey.”

“Sen gene şeylere başladın. İşimiz iş demektir. Bu bahsettiğin ben değilsem ne olayım.”

“Yok Fahri emmi olur mu hiç?”

“Böyle dediysen zati kesin benim. Beyaz Türkler kadar, o ben oluyorum ya, aha işte benim kadar başına taş düşsün Kerim!”

“Ayıp ediveren Fahri emmi.”

“Başlatma deyyus. Sen devam et Kemal. Yoğusam elimden şimci kaza çıkcek.”

– Doğru anlamışsın. Ayağına takılan taş parçası dahi bunların işidir. Yeter ki siz rahat etmeyin. Rahat yüzü görmeyin. Her şeyin sebebi onlardır. Onlar ki su da balık toprakta karınca... Pardon bu kısım yanlış oldu. Eskiden biraz solculuk vardı da bende, o günlerden kalmış. Bu kısmı baskıda çıkarırsanız sevinirim. Gaza mı geldik nettiysek.

– Yok estağfurullah olur mu hiç, sözleriniz memleket insanı için ne kadar kıymetli bilemezsiniz. Bizde sizin gibi on adam olsa çoktan kalkındırmıştık memleketi. Ama nerde! Kalkınma demişken, nasıl kalkıncek memleket, siz ekonomi, hukuk, sosyoloji, bunu tam okuyamıyom bilgilerinizden, hah okudum pisikoloji alanlarında çok bilgilisiniz, bu yüzden nasıl kalkıncez anlatır mısınız?

– Biz bunları anlatıyoruz ama bir türlü anlamıyorlar, çünkü bu insanlar içe kapanık yapmak istiyorlar sizi. Bir kere bu ülke insanı rahat etmeli, psikolojik açıdan rahatlamalı. Bu neyle mümkün, stresi azaltacaksın. Bunu nasıl yapacaksın, insanları karınca gibi çalıştırmayacaksın! Bunun için ne yapacaksın? Fabrikaları satacaksın, satacaksın ki insanlar sömürülerek kullanılarak stres altına kalmasın. Bunu size uyarlarsak. Düşün şimdi siz tarım yapıyorsunuz. Ne işinize yarıyor? Hiçbir işe yaramaz emek ziyanı. Sizin ürettiklerinizi dışarıdan alabiliyoruz. Tarım arazileri üzerimizde bir yüktür! Bu yükten kurtulmak lazım. Açacaksınız topraklarınızı şirketlere yatırımcılara. Onlar sizin için altın arayacak, uranyum arayacak, bor arayacak sizi zengin kılacak... Hem siz de topraklarınızı sattığınız parayla gül gibi geçinip gideceksiniz. Bu iş soğan patatesle olmaz biraz ufku genişletmek lazım. Ama tabii nerde, sizi düşünen mi var!

– Ben de öyle diyom zati Karasulak'ta. Dünya gılobal artıkın, büyük düşünün diyom ama dinleyen kim. Şimci bu röporıtajı okuyunca anlayacaklar benim de haklılığımı. Kimse düşünmüyor bizim gibi pek doğru söylediniz. Bir de memlekette darbe yapcek Ordu denilmekte. Bu konu hakkında ne düşünüyonuz?

“Sata sıvaya elde bişiy kalmasın değil mi! Yuh olsun emi sana muhtar! Almışsın elin yardakçısını karşına bir de karşılıklı kıvırtmışın. Yuh olsun! Sanki kendi malınız gibi kafadan satın sıvayın her bişiyi.”

“Sakin ol Fahri.”

“Elim ayağım kesilmek üzere kendimi zor tutuyom Kısmet. Kemal oğlum sende çabuk çabuk okuyuver şunu da...”

“Tamam emmi, hemen.”

– Düşünülecek bir şey yok. Ordu demek darbe demek. Reddeden darbecidir. Cuntacıdır. Faşisttir. Odur budur, şudur. Başka söze ne hacet! Demokrat insan hep karşısında olacak.

“Tutmayın beni!” diyerek Fahri emmi muhtarın üstüne yürüdü.

“Tutun tutun, gözü döndü Fahri emminin.”

“Tutsalar kaç yazar. Sen, bu Ordu eşittir darbe dedin ya, bittin sen Kerim! Bugün olmazsa yarını var bunun. Elbet yakalarım seni.”

“Yahu sıkı tutun şu beyaz Türkü.”

“Kerim sende yangına kürekle gitme.”

“Gitmesem de aynısı Kısmet dayı.”

“Doğru, bırakın beni tez elden şu işi halledeyim. Ulan deyyus sen binlerce yıllık kökleri olan kahraman ordumuza her fırsatta saldıranlar gibi nasıl laf atarsın!”

Kahvedekiler Fahri emmiyi kollarından tutmuşlardı. Sandalyeye güç bela oturttular. Hasan bir tuzlu ayran getirdi. Birkaç sakinleştirme çabası sonuç verdi ve Fahri emmi sustu. Muhtar Kerim de kahvenin en uzak noktasına gitti. Oradan dinlemeye devam etti.

– O zaman ordu gerçekten darbe hazırlığı içinde demek! Deliller sağlam mı diyonuz yani? Hani şu gömüler, cami bombalamaya kalkmalar?

– Demokrasilerde her şey sağlamdır! Olmayan şeyleri yazacak değil ya koca koca adamlar! Siz o koca koca adamlara yalancı yaftası yapıştıramazsınız. Hepsi birer demokrasi mücahididir. Allah hiçbirini başımızdan eksik etmesin.

– Ben yapıştırmıyorum sayın Dönergil bey, yanlış anladınız pek saygıdeğer süper aydınımız. Bunları yapıştıranlar utansın!

– Utansınlar tabi. Bu işler yargı sürecine aksetmiş biz konuşmayız bunları bir kere. Yargılansınlar her şey ortaya çıkar. İddianame uzunmuş falan. Gerekirse 30 yıl, 40 yıl, 50 yıl yargılanırlar. Mesele hukukun üstünlüğünü sağlamakta! Suçsuzlarsa çıkarlar zaten! Sürelere takılmamak gerek! Demokrasi için bunlara katlanmak lazım. Haksız mıyım?

– Çok, hem de çok çok haklısınız. Ne deseniz yerden göğe kadar hakkınız var. O zaman Ordu’daki görevli subayların sivil mahkemelerde yargılanması çok güzel bir gelişme değil mi? Eğer kendi kendilerini yargılasalardı aklayıverceklerdi darbecileri.

– Her şeyin sivili makbuldür! Darbenin bile! Hay Allah yine dilim sürçtü, bazen işte bilinçaltımızı aksettiriyoruz. Yorgunluğuma verin, bu kısmı da bir zahmet kırpıverin. İlk cümlem kafi gelecektir sanırım.

– Tabii tabii keseriz. Yargı diyoz sürekli sayın Dönergil bey, yargımız nasıl işliyor, ne dersiniz?

“O kısımlar baskı hatası olmuş. Yoğusam çıkarılacaktı onlar.”

“Hata olmamış işte ne güzel dökülmüş inciler Kerim.”

“Ofdıricorıd aslında onlar.”

“Of dı ney?”

“Sen anlaman Mahir, gesteci diliylen konuşuyom.”

“Biri şunu sustursun!”

“Tamam Fahri. Sen de sus Kerim artık.”

“Sustum, zati medya camiasına atıldığım için sizlen aynı dili konuşmuyoz artıkın. Çok yalnız kaldım ben.”

“Devam ediyorum,” dedi Kemal ve okumaya başladı yine.

– Yargı görevini yapıyor. Tabii bazıları bundan hoşnut değil. Kimdir bunlar, daha önce değindik beyaz Türklerdir! Bunlar aşılacak. Yargı yaracak tüm bu irini cerahatı! Ben güveniyorum tüm demokratlara! Siz de güvenin sivil irade işini bilir.

– Yargı görevini yapıyor da sayın Dönergil bey yargının görevini yapmasını engellemiyorlar mı? Neden halkın iradesi yargıya yansıyamıyor?

– Engellemez olurlar mı? Engellemeye çalışıyorlar! Ama bunlar nafile uğraşlardır. Millet iradesi tecelli eder. Yüksek yargıda bir derdest ediliverse milli irade tamamen ortaya çıkacak ama ona da sıra gelir! Bunlar seçkinci elit! Hepsi öyle! Ama milli irade her şeyin iyisini bilir! Siz ona da güvenin! Ben güveniyorum!

– Milli irade için canımız feda zati sayın Dönergil bey, o olmasa ne yapardık! Açılımlarda milli irade ile mi yapılıyor?

– Milli irade ne isterse o olur! Demokrasi dediğiniz şey budur! Sandığa bakın! Göreceksiniz her şey ortaya çıkar! Millet isterse açar! İstemezse kapar! Ama kapamaz zaten, sivil irade ve müttefiklerimiz buna izin vermez! Neyse bu son kısmı da atalım yine bir zihin yanılması oldu!

– Kürt açılımı da milli iradenin işi mi yani sayın pek değerli aydınımız?

– Her şey milletin işidir! Hükümet millet içindir demokrasilerde! Sandığa bakın yeter! Her şey orada görülüyor. Çok tartışılacak bir konu değil!

– Peki son günlerdeki anarşist Tekel işçilerine ne diyorsunuz? Resmen yedikleri tasa etmezler mi? Onların aldığı ücretin yarısıyla çalışacak onlarca üniversite mezunu varken, neden şükretmesini bilmeyip isyan ediyorlar?

– Onlar zaten kullanılıyorlar. Beyaz Türkler onları kullanıyor. Alsınlar paralarını işlerine baksınlar! Halkın hakkını gasp etmekte ne oluyor! İşte bu işçiler falan hep demokrasi karşıtlarının ekmeğine yağ sürüyor. Bu tarz globallikten uzak çağdışı fikirlerden artık uzaklaşmak lazım. Emek emek diyip duruyorlar. Yan gelip yatıyorlar. Biri artık bu gidişe dur demeli!

– Ne çok yan gelip yatan var değil mi memlekette?

– Demokrasiler yan gelip yatmayı kaldırmaz. Alimallah sonrasında, Allah muhafaza darbe olur. Adamı ters köşeye yatırırlar. Yani sözüm meclisten dışarı. Burayı da atalım bence!

– Tabii tabii, merak etmeyin.

“Gene mi darbe konusu. Ulen ben sana asıl neden korkulur göstercem ama!”

“Yalan mı emmi! Herkes ordu darbe yapcek diye korkmuyor mu?”

“Yok vallaha bir sen varsın şu anda darbe diye tutuşan. Asıl darbeyi yiyince anlıyceniz ya hepiniz. Hani şu memlekete lazım gelen demokırasi savaşçısı olanlar. İşte hepiniz anlıyceniz de, atı alan Üsküdar’ı geçmiş olcek.”

“Emmi sen tamı tamına sitatükocu bir beyaz...”

“Beyaz ne?”

“Boşver, anlayan anladı,” diyerek gevrek gevrek güldü muhtar. Fahri emmi derin bir iç çekti. Kemal işareti beklemeden okumaya devam etti bu defa.

– Etmiyorum da hani yanlış anlaşılmayalım şimdi halkımızı doğru bilgilendirmek lazım değil mi canım...

– Sürekli darbe korkusuyla kabuslar görüyoruz zati. Bu kabuslardan nasıl kurtuluvercez? Bunun için Ordu’ya nasıl reforımlar yapmak gerekli?

– Aslında Ordu sadece bir ilimizin adı olarak kalmalı. Değiştirmek lazım! Nizamı Cedit, Sekbanı Cedit gibi model yapılanmalara gitmek lazım! Demokrasiler ancak böyle yapılarla müreffeh olur!

– Biraz daha açsek?

– Fazla açacak bir şey yok! Tarihimizde bu tarz reformlar var. Netice olarak reformu yapacaksınız, demokratik keyfinize bakacaksınız. Yoksa kabuslar peşinizi bırakmaz, bilmem anlatabildim mi? İşte o zaman sizde darbe kabusu görmek yerine, demokrasi rüyaları görürsünüz.

– Ancak sizin kadar zeki bir adam bunları söyleyebilir. Çok haklısınız sayın Dönergil bey. Son olarak, önümüzdeki seçimler için ne görüyorsunuz? Bir dakika buraya yazmıştım yanlış okudum. Ne öngörüyorsunuz olcekmiş.

– Millet iradesi 70’leri bulur! Gerisi de işte beyaz Türklerin kandırdıkları vatandaşlarımız arasında paylaşılır. Ama demokratlar %70’i aşacaktır, böylece sandık sandıklar içinde, çok şanımız var türküsünü rahatça söyleyeceklerdir! Şanlı demokratlar! Aslan demokratlar! Şevke geldim kusura bakmayın içimdeki demokrasi aşkı yine patladı!

– Sayın pek değerli süper aydınımız Altan Dönergil bey, röporıtajınız için ne kadar teşekkür etsek azdır. Okurlarımız daha ilk günden bilgi içinde yüzcekler. Sağ olun varolun.

– Ne demek efendim halkımızı bilgilendirmek bizim için bir onurdur! Demokrasi için ne yapıyorsak azdır. Her şey halkımız için!

“Bitti mi?” dedi Fahri emmi.

“Bitti,” dedi Kemal.

Fahri emmi yerinden kalktı yavaşça. Gazeteyi eline aldı. Katladı önce, sonra büktü iki ucundan.

“Gel bakalım Kerim. Bak sana ne diycem.”

“Ne diyceksen bu mesafeden de Fahri emmi!”

“Yok olmaz yakından demem lazım gelir, öylesi daha makbul!”

“Ben burdan da duyarım sen merak etme.”

“Duyup duymaman sorun değil Kerim, bunu yaşaman lazım!”

“Neyi emmi?”

“Bunu”, dedi ve ileri atıldı Fahri emmi. Bir hamlede muhtarı yakaladı, Kırkpınar güreşçileri gibi belinden tutarak savurdu. Köylüler onu tutmaya çalışırken Fahri emmi elindeki gazeteyi bir yandan muhtara indiriyor bir yandan da bağırıyordu.

“Ordu sadece bir il olarak kalmalıymış ha! Milli irade pek demokıratikmiş ha! Her yeri satcekmişiz ha!”

“Yahu adamın eli ağır. Allah’ını seven yardım etsin!”

“Süper aydınmış ha, ben yemişim onun süper aydınlığını, senin de gasteciliğini. Ulan memleket size mi kaldı deyyuslar! Ama eşeklik bizde. Adam yerine koyup okuyoz bunları!

Geri adım attı bunu söyledikten sonra Fahri emmi. Diğerlerine baktı hengamenin içinde. Kahvenin kapısına doğru gitti söylenerek.

“Doğru, eşeklik bizde...”


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

Attila İlhan üstadın söylediği gibi

''Türk aydını dediğiniz kişi, Batı’nın Türkiye’deki manevî ajanıdır. Kendi memleketini küçük görüyor.''

Türkiye'de medya Türk değil. Batı'nın yararına çalışıp, çökertme plânına çanak tutuyor.”
             
“Demokrasiyi tuzak olarak kullanıyor Amerika. Amerika, bütün medyayı ve siyasi partileri ele geçiriyor. Birçok sivil toplum kuruluşlarına imkân sağlıyor ve birçok üniversiteyi destekliyorlar. Demokratik olarak devlet satılıyor.”

Bence tüm bu görüşleri destekler ve mizahi anlamda doğrular bir yazı olmuş. Teşekkürler

Murat Bahadır, Ankara
22 Şubat 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40