![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Nizam Aydın
1921 yılında Milli Mücadele tarihimizin en zorlu ve sorunlu günleri ardı ardına yaşanırken Fransız gazeteci Madam Berthe Georges-Gaulis, Anadolu’dan Batı kamuoyuna şu gözlemini aktarıyordu: “Türk Milli Harekâtı düşmanı mutlaka yenecektir. Çünkü o harekât yüksek bir ideale dayanıyor; çünkü bu harekâtı yönetenler kendi şahsi çıkarlarını unutmuşlardır; çünkü onlarda büyük bir ruh ve iman vardır…” Fransız gazeteci, yapmış olduğu bu gözlemini kuşkusuz somut bazı verilere dayanarak ileri sürecekti. O, Milli Mücadele’ye sempati ile bakan Batılı hümanist bir entelektüel olarak sadece bir temennisini belirtmiyordu. Öyle ki, 1920’lerin o çetin koşulları altında her türlü olanaktan yoksun olarak Milli Mücadele’yi başlatan o bir avuç kadrodan başka hiç kimse bu davanın başarıya ulaşacağına inanmıyordu. Dahası, o kadroların bile önemli bir kesimi kurtuluşu ancak manda ve himayede arıyordu… Bu kutsal davayı zafere ulaştıracak o az sayıdaki kadro tarihin kaydettiği ilk anti-emperyalist savaşı yürütürken emin oldukları tek şey herhalde örgütlü olmadan bu kavgadan galip çıkılamayacağıydı. Milletin kendiliğinden ortaya koyduğu tepkilerin sonuçsuz kalacağını görüyorlardı. Keza tarih, siz ona müdahale etmedikçe, o apayrı bir yoldan ‘oluş’u tamamlamak isteyecektir. O halde şu soruyu sormak gerekiyor: Tarihi yapan ve ilerleten temel ve belirleyici ilke nedir? “… Tarihsel olaylar ne kadar düzçizgisel görünse de, arkalarında nedenin etkiye, etkinin nedene dönüşlü ve birbirini besleyici bir dinamizmin bulunduğu da anlaşılabilir. Böylece, tarihi çizgisel-nedensel açıklamalarda bırakmayıp anlam boyutuna taşımanın bir yakıştırma olmadığı, anlamın kendisinin ‘çok etkenli dönüşümsel nedensellik’ olduğu kavrayışına da ulaşılabilir.” (1) Tarihsel olguları meydana getiren karmaşık süreçler bütünü içinde bazı yapılar sürecin hangi yönde ilerleyeceğine dönük tayin edici etkide bulunurlar. Jeo-stratejik, jeo-politik yapı, ekonomi-politik, ideoloji, din, dil, nüfus ve demografik yapı, sosyal-kültürel düzey, bilim-teknoloji, sanat-estetik, vb. unsurları topluca ele almak gerekir. Hiçbir olgu birbirinden bağımsız hareket etmez. Her birisi arasında dolaylı ya da dolaysız sayısız ilişki kurulur. Bu karmaşık süreçler bütününü bozmadan ona bakabilmek, nesne-özne bağıntısını doğru kurabilmek, öncelikle bir ideoloji sorunudur. Fransız gazeteci yaptığı gözlemi aktarırken nesne ile dolaysız bir bağ kurmuştur. Ancak, öte taraftan Türk Milli Harekâtı’nın düşmanı mutlaka yeneceğine ilişkin tezine, onu bu bilgi’ye ulaştıran özne’nin kendisinden doğru ulaşmış olduğunu söylersek, ideolojik sapmaya düşmüş olmayız. Keza, saf determinist bir yorum ya da kaba materyalist bir bakışın, son tahlilde idealizme varan çok bilinen bir hastalık olduğunu biliyoruz. Tarihsel materyalizmi tarihsel determinizm olarak gören sakatlıklar nedeniyle tutarlı bir tarih bilinci oluşamıyor. Şimdi, Madam Gaulis’in gözlemine tekrar dönersek; o, bu sonuca ulaşırken sadece savaş medyalarında ve cephelerdeki asker ve mühimmatın niceliksel durumuna bakmıyordu. Dahası, sürecin her aşamasında var olan özneyi de yakalamadan ulaşılacak sonucun bilgiyi oluşturan unsurlardan birini ölümcül bir biçimde ihmal etmek olacağını belki de bilmiyordu. Belki son derece naif bir değerlendirme olarak da görülebilir. Dürüst ve ahlaklı davranmaya çalışmış olmalı ki, şu evrensel ilkeye koşulsuz teslim olmuş: Maddi koşullar bilincimizi oluşturuyor. O bilinç, dönerek verili koşulları değişime uğratıyor. -I- Tarihi olduran-var eden, daha başka bir deyişle tarih arabasının altına takılı iki tekerden herhangi birisi diğerinden daha iri değildir. Olmakta olan ile olacak olan arasındaki diyalektik bağ bize gelişmelerin alacağı yeni öz ve biçimi doğru olarak yansıtır. Gözlemlerimiz tüm kaynağını burada bulur (Nesne-özne bağıntısı). Bu bağıntıyı doğru bir biçimde kurabilmenin bilimsel yöntemi diyalektik ve tarihsel materyalizmdir. Yönteme dair bu kısa hatırlatmadan sonra, varmak istediğimiz yeri anlaşılır hale getirmek kolaylaşıyor. Tarihsel oluş sırasında özne’ye bakmak, öznenin tarihsel rolünü irdelemek; işte sizi götürmek istediğim yer tam da burası… Neden Parti? “Tarihsel oluş”un kendiliğindenci serüvenini hizaya sokan irade maddi bir temelden asla bağımsız değildir. İrade (örgüt/örgütlenme fikri), determinizmin kaos haline son vermek için bir ilke (disiplin) ortaya koyar. Determine olmuş hareket, gelişmeleri meydana getirecek olanı/oluşu hazırlar. Oluş, doğrusal bir hareket olarak değil, sarmal bir süreçte meydana gelir. Birbirini tekrar edip durduğunu sandığımız tarihsel oluş, her defasında bunu daha yüksek düzeyde gerçekleştirir. Tarihsel olgulara bakarken onun determinist yanını saptamak; tarihin ‘nesne’sini algı düzeyinden başlayarak akla-uygun kavramlaştırma aşamasına taşımak ve süreci teorileştirmek için bir ’özne’ye gereksinim duyulur. Tarihi yapacak ve onu ilerletecek olan kuvvet bu diyalektik bağı doğru bir biçimde kurmalıdır. Burada ifade edilen kuvveti siz örgütlenmiş irade olarak ele alın… Ya da siz buna en iyisi PARTİ deyin… Fransız gazetecinin çok doğru bir biçimde yaptığı tahlilden doksan yıl sonra benzer bir tahlili bugün için yeniden yapmak sadece pratik bir ihtiyaca yanıt vermiyor; bu aynı zamanda hareketimizin yürek kasılmalarının ortaya çıkardığı ritmik seslerin yakın bir gelecekte vücuda getireceği dinamizmi de bağıra bağıra duyuruyor. Bilindiği ve duyurulduğu üzere TÜRKSOLU yazarları ve okurları 18 Mayıs 2009 tarihinde İstanbul’da yapmış olduğu geniş katılımlı bir toplantı ile ATATÜRKÇÜ PARTİ kurma çalışmalarını başlatma kararı almıştı. Bugün için varılan nokta, o toplantıdan çıkan kararların şimdi bizi yeni bir aşamaya taşıdığını gösteriyor. Tarihin öznesi, adım adım şekilleniyor. Tarihin öznesi, düşünceden eyleme sıçrıyor. Türk, tarihsel görevini hatırlıyor, ve “oluş”u daha yüksek düzeyde gerçekleştirmeye doğru yürüyor. O’nun görevi bellidir: “Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti’ni ilelebet muhafaza ve müdafa etmektir.” Kuvveden fiile çıkmak… “Atatürkçü Parti Geliyor” başlığı ile hazırlanan broşürümüz tüm yurt sathına gücümüz ölçüsünde ulaştırıldı. Bir “oluş”u başlatan özne artık somut maddi bir güce dönüşüyor. Atatürkçü Parti, lideriyle geliyor… Politik kadroları ve örgütsel mekanizmaları ile geliyor… Kitlesiyle geliyor… Önümüzde duran ilk görev bu “oluş”u tamamlayacak ve onu daha ileriye taşıyacak olan Parti’yi yapılandırma ve anti-emperyalist Türk Milli Harekâtı’nı başlatmaktır. Amaç, Türk milleti kendi ulus çıkarlarını savunmaya doğru yürürken, ortaya çıkan düzensiz ve kendiliğindenci arayışlarını, Genel Başkan Gökçe Fırat’ın teorize ettiği ULUSAL SOL İDEOLOJİ (Devrimci, Milliyetçi, Sosyalist) ile buluşturma ve tek bir siyasal merkez altında toplamak ve esas olarak da politik alana çıkmaktır. Var olan sorunlar ancak önder kadroların sürece müdahale etmesi ile aşılabilir. Tarih yapıcı özne bu aşamada öncelikli olarak örgütünü kurmak zorundadır. Tarih arabasının eksik olan ikinci tekerini yerine takmak ve onu ileriye doğru itmek gerekiyor. -II- Özne, bu eyleme yönelmeden, kendisini var edemez. “Parti” fikri esas olarak daha en başından itibaren sürecin kendiliğindenliğine karşı koyuştur. Sadece bir fikir hareketi zaman zaman ancak o fikir etrafında kuru ve örgütsüz bir kitle meydana getirir. Parti, bu kendiliğindenci arayışlara bir son vermek için “kuvveden fiile çıkar”. Bitirirken… Çıkılan bu yolda gelişebilecek her türden sorunla başa çıkabilmek, özne’ yi koruyabilmek yaşamsal önemdedir. Milli Mücadele tarihimizin önemli safhalarından birisi olan Ali Galip hadisesi akıllardan çıkarılmamalıdır. Daha Milli Mücadele’nin en başında Sadrazam Damat Ferit Paşa, Elazığ Valisi olan Ali Galip’i, Sivas Kongresi’ni basarak, başta Mustafa Kemal olmak üzere Heyet-i Temsiliye azalarını ortadan kaldırması ve Milli Mücadele’yi durdurması için görevlendirir. Hedef bellidir: Doğrudan öznenin kendisi… “İnsaf ve merhamet dilenmekle ulus işleri, devlet işleri görülemez.. Ulusun ve devletin şeref ve bağımsızlığı korunamaz. İnsaf ve merhamet dilenmek gibi bir ilke yoktur. Türk ulusu Türkiye’nin gelecekteki çocukları, bunu bir an akıllarından çıkarmamalıdırlar.” (2) Düşman yolumuzu “Irak” etmek için her türlü yöntemi kullanacaktır. Biz de Türkleşmek için… Yola çıkarken, sahip olduğumuz asil kan’ın, bize verdiği kuvvet’le Türk Milli Harekâtı’nın yeni bir zaferini daha tarihin sayfalarına ekleyeceğimize olan inancımız tam, ruh’umuz engin ve iman’ımız sağlamdır. Yeni zaferlerde buluşmak dileği ile… Dipnotlar: (1) Uluğ Nutku, Felsefelogos, 2000/1, s:21 (2) Atatürk, Nutuk, s: 324
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||