![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Kaya Ataberk Oybirliğiyle Gürsel Tekin…
Geçtiğimiz pazar günü CHP’nin 33. İstanbul İl Kongresi yapıldı. Kongrenin gündeme gelişi haftalar öncesinden Kemal Kılıçdaroğlu-Gürsel Tekin ikilisinin gazetelerin manşetlerini ve röportaj sayfalarını işgal etmeleriyle olmuştu. Kürtçü-çarşafçı ikilinin başlattığı yeni sağcı ve Kürtçü dalga basın tarafından desteklendi. Okurlarımızın bildiği gibi biz de CHP’deki gidişatın içeriği ve kuvvetle muhtemel sonuçları konusunda TÜRKSOLU sayfalarında uyarılarımızı tekrarladık. Geçen hafta da belirttiğimiz gibi mesele artık CHP’nin yanlışlardan kurtarılması değil. Bu seçenek olanak dışı... Tabii bu yeni bir durum değil ama artık daha ayan beyan ortada. Bundan sonra, solun ve Atatürkçülerin CHP açısından tek kaygısı, CHP’lileri CHP’den kurtarmak olabilir. Kimi CHP’liler hâlâ CHP’nin Gürsel Tekin ve onun yolundakilerden ibaret olmadığını, CHP’nin Kemalist bir yaklaşıma kısa zamanda döneceğini iddia edebilirler. Hatta bize kızabilirler de... Ama İstanbul İl Kongresi’nin sonuçları hiç de öyle demiyor. 14 Şubat Pazar günü, Gürsel Tekin kongreye tek aday olarak katıldı. Tüm delegeler onu ayakta alkışladı. Baykal ve Kılıçdaroğlu kongreye gelip, Tekin’e destek oldular. Yapılan seçim sonucunda da Gürsel Tekin, geçerli 460 oyun tümünü alarak “oybirliğiyle” yeniden CHP İstanbul İl Başkanı oldu! İnsanın sorası geliyor: CHP’de hiç mi muhalif kalmadı? CHP İstanbul delegeleri arasında çarşaf, türban ve Kürt meselelerinde Gürsel Tekin’den farklı düşünen bir Allah’ın kulu da mı yok? Yok, hayır… Adam seçim falan da kazanmadı. En azından “neden biz İstanbul’da yine kaybettik” diyen de yok. Üstüne üstlük, CHP’liler ön sıralarda ezelî PKK destekçisi Eşber Yağmurdereli’nin oturmasını da alkışladılar, sahnede Kürtçü Yılmaz Erdoğan’ın abisi Mustafa Erdoğan’ın “Anadolu Ateşi” grubunun dans gösterisini de… Kongrenin bir yerinde de Gürsel Tekin, türbanlı kız kardeşiyle beraber sahneye çıktı: “Madem çarşaf-türban açılımı yapıyorsunuz, burada türbanlılar nerede” diye soran gazetecilere yanında bulunan kız kardeşiyle cevap verdiğini söyledi. Buraya kadar olanlar CHP’deki Kürtçü ve sağcı dönüşümün kapsamını, boyutlarını ve CHP’nin genel başkanından, delegesine kadar tüm kademelerinde gördüğü kabulü vurgulaması açısından önemli. Fakat gelin biraz da bu dönüşümün altında yatan sakat mantığı inceleyelim. Bu mantığın solla bağının ne kadar koptuğunu görmek gerekli. Suadiye’de doğmak, Ardahan’da doğmak Gürsel Tekin, türban üzerine sorulan sorulara şöyle yanıt veriyor: “Benim ailemdeki insanlar kapalı ne yapayım şimdi? Ne olmuş yani? Ne zararı, ne ziyanı var? Ablamla bir gazeteci röportaj yaparken, ‘Keşke Suadiye’de doğsaydım’ dedi. Çok mu isterdi Ardahan’ın dağında doğmak? O bölgenin yaşam tarzı o. Ona da herkes saygı duyacak.” Görüldüğü gibi Gürsel Tekin, ablasının başının kapalı oluşunu açıklarken bunun yaşadığı, doğduğu bölgenin yaşam tarzı farklılığından kaynaklandığı üzerinde durmuş. Yani Ardahan’da doğan bir kadının başının kapalı olması, Suadiye’de doğan bir kadının da başının açık olması adı anılan iki yer arasındaki yaşam tarzının farklılığından ileri geliyor Tekin’e göre. Tabii burada Tekin’in “yaşam tarzı”ndan ne anladığını görmeliyiz. Tekin, bunu ekonomik-toplumsal ilişkilerden soyutlayarak bir kültürel farklılık olarak algılıyor. Gerçekten, Gürsel Tekin’in de çeşitli partilere ve gazetelere dağılmış olan tüm Kürt-İslamcıların da temel yaklaşımı da böyle… Kimi insan başını örter çünkü bu onun kültürel farklılığıdır. Kültürel farklılığını yaşamak ve savunmaksa en büyük özgürlük olarak tanımlanır. Böylece en büyük demokratlık da kadınların başını kapatmasını savunmak olur. Yok, “bu ülkenin kadınları çağdaşlaşsın, ben türbana, çarşafa karşıyım” derseniz en faşist, baskıcı siz olursunuz, çarşaf savunucuları da özgürlükçü olur. Hatta Gürsel Tekin gibi “solcu” bile olur… Fakat meseleyi bu kadar sığ bir şekilde değerlendirmeyip, Suadiye ile Ardahan arasındaki esas farkın yaşam tarzı mı, kültürel fark mı yoksa ekonomik farklılık mı olduğunu sorarsak işin rengi bir anda değişecektir. Sonuçta “solculuk nedir” sorusunun en basit cevabının insanların birbirini iktisaden sömürmesinin ortadan kaldırılmasına çalışmak olduğunu rahatça söyleyebiliriz. Buradan bakıldığında da dünyadaki kapitalist-emperyalist cepheyle, emekçi-mazlum uluslar cephesi şekillenir. Aslında tüm sol ideoloji de bu temel tespit üzerinde şekillenmektedir. Yani solculuk denilen siyasal akımın türevleri yüzyıllardır ekonomik farklılıkları gidermek, toplumsal iktisadi eşitliği sağlamak için çalışmaktadır. Aslında Ardahan’da doğan kadınla, Suadiye’de doğan kadın arasındaki temel fark da bu ekonomik farktır. Ardahan’da doğan, Suadiye’dekine göre yoksuldur, babasının, eşinin, erkek kardeşlerinin yanında eziktir, ekonomik olarak özgür değildir ve tüm bunların sonucu olarak da eğitimsiz ve türbanlıdır. Yaşam tarzını da kültürel farklılıkları da belirleyen şey bu ekonomik farklılıklardan başka bir şey değil. Fakat CHP’nin sağa açılan ekibi bunu bir türlü anlayamaz. Onlar zannetmektedirler ki sağa oy veren seçmen bu oyları türban için vermektedir. Ama gerçekteyse bu oy verişlerin de ekonomik-toplumsal bir anlamı vardır. Bu seçmene CHP hitap etmez çünkü bu kesimlerin ekonomik durumunu değiştirmek üzerinde CHP’nin fikri bile yoktur. Yani aslında CHP’nin halk kesimlerinden oy alamamasının nedeni sağcılar gibi türbancılık yapmaması değil, gerçekten solculuk yapmaması açıkçası ekonomik eşitsizliğe, sömürüye karşı çıkmaktan ısrarla kaçınmasıdır. Gerçekten de işin temelinde iktisat vardır ama CHP buradan kaçmaktadır. CHP ve toplumsal-ekonomik eşitlik Şimdi CHP’lilere ve Gürsel Tekin’e soralım: Suadiye ile Ardahan’ı ekonomik olarak eşitleyebilir misiniz? Bu iki yer arasındaki farklılıkları ortadan kaldırmaya yönelik bir ekonomik politika önerebilir misiniz? Vatandaşın karşısına böyle bir yaklaşımla çıkabilir misiniz? Solun ekonomik politikası her zaman olmuştu ama bugün CHP açısından gerçek bir ekonomik politikasızlık söz konusu. Ekonomik ve toplumsal eşitliği savunmak, CHP’yi antikapitalizme ve antiemperyalizme yöneltebilirdi. Fakat CHP’yi yönetenler bu noktaya varmazlar çünkü bu onların da üzerinde bulunduğu temeldir. CHP’de gerçek bir antikapitalizm korkusu var. Bu korkunun sonucunda da açık bir sağcılaşma geliyor. Ve doğal olarak da Türkiye’nin sağcılarının kaçınılmaz istasyonu Kürt-İslam sentezi… Gürsel Tekin’in ablası “keşke Suadiye’de doğsaydım” demiş. Yani “Ardahan’daki şartlar, ekonomik durum ve yaşam tarzı daha iyidir, ben de onun savunucusuyum” dememiş. Bu sözü şöyle de anlayabiliriz: “Ben de ekonomik olarak özgür olsaydım. Kocam, ailem bana karışamasaydı. Keşke, benim de başım kapalı olmasaydı.” Atatürk’ün ekonomik politikası halkçılığa ve devletçiliğe dayanıyordu. Kamusal ekonomiyle, Türk toplumundaki ekonomik eşitsizlikler halkın yararına çözüme ulaştırılıyordu. Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar ekonomik gelişim ulaştırılıyordu. Yabancıların elindekiler millileştiriliyor, olmayan yerli ekonomi de kamu iktisadi teşekkülleri olarak kuruluyordu. Onun kurduğu toplumda kadın da başta ekonomik olmak üzere toplumsal özgürlüklerine kavuşuyordu. Artık kimse ne babasının ne kocasının baskısına boyun eğiyordu. Toplumsal ve ekonomik eşitlik, kadın-erkek eşitliğini de getiriyordu. Demek ki mesele çok farklı… Biz Atatürk’ün halkçı, eşitlikçi, solcu politikasını uygulayacağız. Peki ya CHP? Siz ne yapacaksınız?
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||