![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Umut Yalım Merhaba Sağdıç, nasılsın? Yine, bir ara konuşma mı bu? Yoksa, kendimle mi konuşuyorum? Şimdiden 3 soru imi ettiğine göre, durumum içre açıcı değil pek. Velhâsıl, konuşmamız gerek... Gitgide dostlarımdan ayrı bir hava soluduğumu düşünüyorum. 55- 65 arası bir modelim. Şevrole- Elvis ya da Masteng- Zeki Müren cinsinden. Beni eski buluyor herkesler. Ya da hepsinden “klâsik” olacak kadar yeni ve özgünüm. Bu, mutsuz olduğum sürece, beni ilgilendirmiyor özünde. Özgünlük, insana neşe ya da mutluluk vermiyor. Hatta ve hatta mutsuzluk veriyor insana. Ben, mutlu bir Şevrole görmedim ömrümde. Ya da mutlu bir Masteng, ya da mutlu bir Elvis, ya da mutlu bir Zeki Müren. Ben, mutlu bir mutluluk bile görmedim. Ben, Ben’i bile görmedim ömrümde. Sen, Ben’i hiç gördün mü, Sağdıç? Gördüysen lütfen söyle. Adresini yaz. Telefon et benim yerime Ben’e. Çok makbule geçer. Makbule Hanım bile mutlu olur (O da kimse işte?). Gitgide dostlarımdan ayrı bir hava soluduğumu düşünüyorum. Bir kişi dışrasında. O’nun kim olduğunu sana söyleyemem, Sağdıç. “Ben miyim?” Dedim ya, diyemem diye. Lütfen üsteleme. Sen olmuş, başkası olmuş ne farkeder; özür dilerim, ne fârkeder? Sonuçta, bir kişi. Tek bir kişi. Benim dışramda :Tek bir kişi :Tek 1 kişi. Bu, ne büyük bir yük! Hayatta 1 kişinin yükü, milyon kişinin yükünden daha ağırdır. O tek kişinin yükü daha uzundur, daha kalındır milyon kişinin yükünden. Çünkü, O, beni anlayan tek kişi. Ancak, çok uzak uzunlarda şu ân. Ya da, ben öyle sanıyorum. Geçende, Salinger öldü ya. Çok üzüldüm. Çevremdekiler : ‘Neden üzgünsün?’ ‘Çok sevdiğim biri öldü.’ ‘Ne?’ ‘ “Ne?” yanlış soru. “Kim?” demeniz gerekti. Ya da... Belkiyse, evet, “Ne?” daha doğru bir soru olabilir. Salinger de, bu “Ne”yi yeğleyebilirdi “Kim” yerine.” ‘Ne diyorsun yahu?’ ‘Salinger öldü ve ben çok üzgünüm çünkü en yakın 2. yakınımı yitirdim.’ ‘Oğlum, hasta mısın? Bir yazar için bu denli üzülür mü insan?’ Sağdıç, görüyorsun! Ben ne diyorum, çevremdekiler ne diyor! Salinger öldü ve kimse acıma saygı duymadı. Oysa, her acıya saygı gösterilmeli; hatta, her acıya sevgi de gösterilmeli. Bunu, kimseler anlamıyorlar. Belkiyse, boşuna konuşuyorum insanlarla. Belkiyse, yalnızca tokalaşmam yeterlidir. Ya da “Merhaba!” demem yeterli olacak. Konuşmak yarar getirmiyor insanlarla. Konuştukça, beni anlamıyor insanlar çünkü. Sussam, beni daha iyi anlıyorlar. Sussam, daha iyi anlaşılıyorum; tıpkı, Holdın gibi. Çok mu Salinger ve Gönülçelen’e (Çavdar Tarlasında Çocuklar) gönderme yapıyorum? Belkiyse, beni anlayan tek kişi :Gönülçelen’dir. Beni anlayan tek kişi, belkiyse, bir kitâptır. Bana da bu yakışırdı zaten. Anlaşılmak için, susan birine, bu yakışırdı zaten :Beni anlayan tek kişinin bir kitâp olması. Başka kim olabilirdi ki? Yoksa, yine yanılıyor muyum? Hâni, bir de en yakın 3. yakınım Attilâ İlhan’ı yitirmiştim, o zaman da neden üzgün olduğumu anlamamıştılar. Bön bön yüzüme bakmıştılar. Salinger ya da Attilâ İlhan’ı yitirmek, br yurt yitirmek gibi bir şey. Salinger ya da Attilâ İlhan’ı yitirmeyi kim önemsemez; kim Salinger ya da Attilâ İlhan’ı yitirmeye üzülmez? Yurdunu yitirmeyi önemsemeyen, yurdunu yitirmeye üzülmeyenle aynı kişi :Vatan Hâini. Vatan hâini, kendisi dışrasında kimseyi ve hiçbir şeyi önemsemez ve kimseye ve hiçbir şeye üzülmez. Salinger’i, Attilâ İlhan’ı, Nâzım’ı, Zeki Müren’i, Elvis’i hiçbir vatan hâini sevemez; tıpkı, Türkiye’yi, Türk’ü ve Atatürk’ü hiçbir vatan hâininin sevemeyeceği gibi. Birbiriyle ilgisi yok gibi görünüyor ancak var. Çünkü Salinger de, Attilâ İlhan da, Nâzım, Zeki Müren ve Elvis de yapmacıksız, özgün, özlü, köklü, mert, ciğerli, serdengeçti ve kimselere yaranmayan kişilerdir. Tıpkı, Türkiye, Türk ve Atatürk gibi. Hiçbir vatan hâini yapmacıksız, özgün, özlü, köklü, mert, ciğerli, serdengeçti ve kimselere yaranmayan kişileri sevemezler çünkü kendi doğalarına aykırıdır. Bu noktada, Salinger ve Türk birleşir. Ne tuhaf değil mi, Sağdıç? Türk’le Salinger’in birleşmesi. Türk’ü seven Salinger’i de sever. Türk’ü sevmeyen, Salinger’i de sevemez. İşte... En ummadığın zamanda, en ummadığın kavram ve kişiler böyle buluşurlar aynı noktada. Bunu, kimseler anlamıyorlar. Ben, bunu arıyorum. Ben, bunu anlıyorum. Bunu, anlamamı kimseler anlamıyor ve anlamak istemiyorlar. Abarttığımı ve uçtuğumu düşünüyorlar. Alay ediyorlar. Ve Ben bir yurtsever olarak daha yalnız duyuyorum kendimi; tıpkı, bir Salingersever gibi. Holdınvâri bir yalnızlık bu. Yalnızlığın namusunu korumak için yapmacıklığa düşmemek. Yapmacık insanlara karşı yalnızlığı bir kılınç gibi kullanmak. Bu yalnızlıkla övünmek. Ancak, yine de, bir soluk istiyor insan yanında. Duygularının başkalarınca da duyumsandığını bilmek, insana büyük bir hayat veriyor. Gitgide dostlarımdan ayrı bir hava soluduğumu düşünüyorum. Bence, Kemâl de böyleydi. Kemâl’in de böyle olması bana güven, gurur ve huzur veriyor özünde. Doğru yolda olduğumu gösteriyor bu. İğneli beşik gibi bir yol. Bu yolda yürüdükçe, yol etlerime batıyor. Kanıyorum. Ancak acı yok. Acıya saygı ve sevgi gösterilmeli çünkü. Bu acı bana gurur, güven ve huzur veriyor. Çünkü atalarımın çektiği aynı acıyı çekiyorum. Köklerim salkım salkım ve dolu. Bu kök, kırık duygularıma değnek oluyor ve düşmüyorum yere. Sürünmememi bu köke borçluyum. Belkiyse, çevremin kısır olması bu yüzden. Bir ayırdında olma durumu. Ben yalnız olduğumun fârkındayım, başkaları değil. Bu başkalarının da epey bir oylumu olduğundan, yalnız olmalarına karşın, yalnızlık duymuyorlar. Çünkü kalabalıklar benden. Ancak bilmiyorlar ki :Kalabalıklar, 1 kişiden daha yalnızdır. Çünkü yalnız olduklarını bilmezler. Ben yalnız olduğumun ayırdındayım ve yalnız değilim özünde. Yalnızca, tek kişiyim. Başkaları ise tek kişi bile olamadıkları için, daha vâhim durumları. Tıpkı, Kemâl gibi. Belkiyse, bundan, Kemâlciyim ve bundan, Türk’üm. Kalabalık olmak istemediğim için. Tek tabanca ve tek yürek bir vâziyette ilerleme durumu kalabalığa karşı ve bir bayrak gibi açılmak kalabalığın içresinde. Salinger de böyleydi, Zeki Müren de. Vatan hâini olan biri Salinger okuyamaz, Zeki Müren dinleyemez. Salinger, Atatürk’ü tanısaydı, kesin severdi. Atatürk, 20 yıl daha yaşasaydı, kesin Elvis dinlerdi. Böyle düşünceler uç veriyor işte, Sağdıç. Böyle düşünen düşünceler. Gitgide dostlarımdan ayrı bir hava soluduğumu düşünüyorum. Ortak yönlerimiz köreldi. Kalmadı. Daha düşünesim var ancak konuşasım yok. Biraz sonra devâm ederim. Neyse, Sağdıç, sözü kısa ve özü uzun tutalım. Seni, umut ve muhabbetle gözlerinden öperim. Kolay ve rastgele, Sağdıç. İyi akşamlar. İyi yaşamlar... Haydi hayırlısı...
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||