![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Ünver Sel Ukrayna’nın bilinen tarihi Kiev Slavlarının 9. yüzyılda kurdukları şehir devletine kadar uzanmaktadır. Bugünkü Ukrayna’nın Karadeniz’in üstünde bulunan bozkır toprakları ve Kiev çevresi 13. yüzyılda Tatarlar’ın eline geçmiştir. Daha sonra Kiev ve üstü topraklar Polonyalılar ve Litvanyalılar tarafından işgal edilmiştir. Bugünkü Ukrayna’nın o günkü nüve devleti, 1654 yılında Moskova Rusları ile yapılan Pereyaslav Anlaşması sonucu Rusya’nın toprağı olmuştur. Ukrayna Kozakları olarak nitelenen topluluk, 1648-1654 ve 1670’li yıllarda kısa sürelerle Osmanlı İmparatorluğu’nun himayesine girmiştir. Ukrayna milliyetçilerinin 1917 yılındaki Kiev ve Livov merkezli; Almanya ve Polonya ile kısmi olarak Osmanlı Devleti destekli bağımsızlık hareketi başarılı olamamıştır. Bolşevik hareketinin bölgede başarılı olması ile birlikte, 1922 yılında Ukrayna, Sovyetler Birliği’ni oluşturan ana cumhuriyetlerden birisi olmuştur. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Ukrayna, Almanya’nın işgalini yaşamıştır. Bu yıllarda on binlerce Ukraynalı Almanya’nın faşist Hitler iktidarının gestapo lejyoner birliklerinde görev almıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrası Sovyetler Birliği’nin toprakları genişlemiş ve Ukrayna’nın sınırları da büyümüştür. Ukrayna, tarihi Boğdan ve Transdinyester bölgesini Moldova’ya vermesinin karşılığı olarak; sanayisi gelişmiş ve yeraltı kaynakları zengin olan bugünkü Doğu Ukrayna topraklarını Sovyet Rusya Federasyonu’ndan almıştır. Kırım ve Ukrayna Kırım Tatarlarının tarihi toprağı Kırım, binlerce yıldır her bakımdan önemli stratejik bir topraktır. Bu topraklar 1774 yılındaki Küçük Kaynarca Anlaşması’na kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun himayesinde Kırım Hanlığı’nın toprağı olarak kalmıştır. Kırım, 1783 yılında Çarlık Rusyası tarafından önce işgal ve daha sonra ilhak edilmiştir. Kırım’da Çarlık rejiminin son yıllarında fikri zeminde yeni siyasi akımlar çıkmıştır. Kırım’daki bu siyasi akımların partileşme süreci ile birlikte; sağ ve sol kanatları olan; milliyetçi, demokrat, Marksist ve İslâm akımlarını içinde barındıran “Milli Fırka” yapılanması Kırım Tatarlarını “Kurultay” denilen organizasyonla bağımsızlık yönünde örgütlemiştir. O yıllarda Osmanlı Devleti, Almanya ve belirli derecede Polonya’nın desteğini alan bu bağımsızlık teşebbüsü başarılı olamamıştır. Kırım’ın o dönemdeki siyasi geleceği Ukrayna gibi olmuş ve 1921 yılında Sovyet Rusya Federasyonu’na bağlı Kırım Otonom Cumhuriyeti kurulmuştur. Sovyet rejiminin ilk yıllarında Kırım’da, başta Yahudiler olmak üzere pek çok milletli bir yapılanmaya yer açmak için Kırım Tatarlarına baskılar yapılmıştır. Bu programın önünü kesen Kırım Otonom Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı Veli İbrahimov ve onun destekçisi Sultan Galiyev gibi siyasi önderler, Sovyet sistemi tarafından tasfiye edilmiş ve yok edilmiştir. Stalin’in Kırım Tatarlarına uyguladığı sürgün Nihayet Kırım Tatarları Nazi Almanyası ile işbirliği yaptığı bahanesiyle Kırım’dan Mayıs-1944’de Sovyet rejimi tarafından sürülmüştür. Nazilerle işbirliği yapmak bir milletin sürgün sebebi ise, Ukraynalıların neredeyse tamamının o yıllarda sürgün edilmesi gerekmekteydi. Çünkü on binlerce Ukraynalı, o dönemde Nazi uniforması ile Alman ordusunda lejyoner olarak görev almıştı. Fakat tam tersi oldu ve Ukrayna, savaştan topraklarını genişleterek çıktı. Diğer taraftan Kırım Tatar sürgünün ileriki yıllarda hesabının verilmesinden çekinen Sovyet yönetimi, 1954 yılında Kırım’ı Ukrayna’ya hediye etti. Böylelikle Ukrayna, tarihinde hiçbir zaman sahip olmadığı topraklara; Sovyet sisteminin tanıdığı imkanlarla sahip olmuştu. Sistemin çökmesini hesaplamayan Sovyet idarecileri, Ukrayna’ya karşı çok bonkör davranmışlardı. Sovyetler yıkıldıktan sonra Ukrayna ve Kırım Sovyet sistemi bilenen sebeplerle 1990’lı yılların başında dağıldı. Dağılma süreci ile birlikte 1991 yılında Ukrayna bağımsızlığını ilan etti. Yaşanan siyasi gerilimler içerisinde 1996 yılında Ukrayna’da yeni anayasa kabul edildi. Kırım, Ukrayna’ya bağlı otonom cumhuriyet ilan edildi. Ukrayna’daki siyasi rejimin yönünü Batıya dönerek çoğulcu demokrasi ve serbest piyasa ekonomisine yönelmesi, Türkiye’nin mevcut siyasi rejimi ile örtüşmesi gerçeği ile birlikte Türkiye-Ukrayna ilişkileri ivme kazanmaya başladı. Ticari imkanların önünü açma maksadı taşıyan Türkiye-Ukrayna ilişkileri bu yıllardan sonra pek çok ikili anlaşmanın yapılmasına sebep oldu. Batı eski Sovyet ülkelerini nasıl parçaladı Sovyet rejimin dağılması süreci; Batı merkezli demokrasi hareketlerini önce Balkan coğrafyasına ve daha sonra Karadeniz ve Kafkaslara ve nihayet Hazar ötesine uzanan bir dizi yeni renkli devrimci hareketleri bizlere gösterdi. Bu süreç onlarca yıla dağıtılarak ve topluma sindirilerek gerçekleştirildi. Çekoslovakya’nın devletlerarası uzlaşma ve pazarlıklarla Çek ve Slovak Cumhuriyetleri olarak bölünmesi, Polonya ve Macaristan’da Katolik kiliselerinin iktidarı değiştirmesi sessizce gerçekleştirildi. Romanya’da, Stalin’in son temsilcisi Doğu Avrupalı bir siyasi kimlik olan Nikolay Çavuşesku’nun yok edilmesi alkışlarla karşılandı. Türkiye’nin de içinde bulunduğu bir konsorsiyum, Yugoslavya’nın parçalanmasında rol aldı. Başta ABD, İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya’nın aktif görev aldığı Balkanların yeniden dizayn edilmesi süreci halen sürmekte. Balkan coğrafyasında oluşturulan şehir devletlerine en son Kosova’da katılmış oldu. Kosova’nın bağımsızlığı ile birlikte Arnavut milletinin köylü tabakası da masa başında büyük devletlerin desteği ile bir devlet kurmuş oldu
Ukrayna’da Turuncu Devrim Bu süreçte ABD’nin Avrupa Birliği ile birlikte NATO destekli demokrasi ihracı faaliyetlerinin en aktif şekilde uygulandığı devlet, şüphesiz ki Ukrayna oldu. Ukrayna Leonid Kravçuk ve Leonid Kuçma’nın cumhurbaşkanlığı dönemlerinde sonra “Turuncu devrim” olarak tarihe geçen bir dönemi yaşadı. Bu yıllarda Ukrayna hem iç ve hem de dış siyasetinde çalkantılı bir dönem yaşadı. Bu dönem pek çok kişinin siyasi hayatının bitişini başlattı. Nitekim geçen dönemde halkın sokağa dökülmesi ile gerçekleşen Turuncu Devrim lideri Viktor Yuşçenko, bir dönem yaptığı Cumhurbaşkanlığı süresinde devamlı iktidarları ve bakanları değiştirerek iktidarını sürdürmek istedi. Fakat, Yuşçenko’nun Ukrayna’nın bir gerçeği olan denge siyaseti yerine Batı merkezli siyaseti kayıtsız ve şartsız sürdürme gayreti, bugün kendisinin silinmesine sebep oldu. Balkanlar-Karadeniz-Kafkasya üçgeninde güçler mücadelesi Günümüzde Türkiye’nin içinde bulunduğu Balkanlar-Karadeniz-Kafkasya üçgeninde, dünyaya hakim güçler arasında büyük bir hakimiyet mücadelesi sürdürülmektedir. Bu mücadelenin birinci kısmının galibi şüphesiz ki ABD ve Avrupa Birliği olmuştur. AB içinde de büyük pay Almanya ve İngiltere arasında paylaşılmıştır. Söz konusu mücadelenin birinci kısmı ile birlikte Balkan coğrafyası yeniden şekillenmiştir. Romanya ve Bulgaristan AB’ne katılmanın yanında NATO’ya katılmıştır. Romanya, Karadeniz’deki deniz avantajı ve NATO ile birlikte ABD’ye tanıdığı imkanlarla bölgede giderek etkin olmaya çalışmaktadır. Hatta Ukrayna ile yaşadığı Karadeniz’deki Yılan Adası sorunu ve tarihi Eflak-Boğdan birlikteliği amaçlı Moldova’nın lağvedilerek “Büyük Romanya” oluşturma projesinin sesi giderek yükselmektedir. Hatta Romanya’nın düzenlediği uluslararası ABD, NATO ve AB destekli “Karadeniz Konferansı” bölgenin şekillenmesinin sona ermediğinin bir ispatı oldu. Bu konferansta yapılan konuşmalara müteakip olarak, Kosova’nın bağımsızlığı Rusya’ya rağmen ilan edildi. Bu konferansta Litvanyalı diplomatların inisiyatif alıcı konuşmaları, Litvanya’nın bölgedeki tarihi emellerinden vazgeçmediğinin bir göstergesi olarak algılandı. “Toplama ülke” Gürcistan Diğer taraftan Ukrayna’dan önce renkli devrimlerin yaşandığı en önemli ülke muhakkak ki Gürcistan’dır. Kafkasya coğrafyasının toplama ülkesi Gürcistan, küçük otonom devletleri içinde barındıran ve sınırları bütünlük arz etmeyen bir ülkedir. ABD, NATO ve AB destekli politikalar sürekli Gürcistan’ın bütünlüğünden bahsetmektedir. Fakat gerçekte Gürcistan bir bütünlük taşımamaktadır. Nitekim, Kosova’nın rövanşı olarak Gürcistan’da Güney Abhazya ve Güney Osetya krizleri yaşanmıştır. Rusya’nın oldu bitti olarak gerçekleştirdiği bu operasyon bölgedeki yeni siyasetin ipuçlarını bize göstermektedir. Gürcistan’da ileride yaşanacak bölünme bölgesi olarak Acaristan sırada beklemektedir. Gürcistan’ın, Hıristiyan Acaralar üzerinden götürdüğü siyaseti Müslüman Acaraların rahatsızlığı ile su yüzüne çıkmıştır. Acaristan Otonom Cumhuriyeti’nin tarihi bayrağının değiştirilerek “Haç” ihtiva eden bayrağın resmiyet kazanması Müslüman Acaraları rahatsız etmiştir. Tarihin geçmiş sayfaları Kafkasya’da, Abhaz ve Oset halklarının Rusya’ya yakınlığını bize açıkca göstermektedir. Sovyet sistemi içinde oluşturulan hayali devletler, günümüzde sorunlu bölgeler olarak karşımıza gelmektedir. Batının mikro-milliyetçi ve parçalanma amaçlı siyaseti giderek kendi aleyhine gelişmekte ve ayağına dolanmaktadır. Eski Sovyet coğrafyasında “Kürt istilası” Sovyet sisteminin dağılması ile birlikte Türkiye, bölgede istikrarlı bir siyaset sürdürme imkanı bulamadı. Doğal olarak önüne gelen Türk ve Müslüman dünyası ile işbirliği ve beraberlik siyasetini istenilen seviyede gerçekleştiremedi. Türk siyasetçiler eski Sovyet coğrafyasında yaşayan kardeşlerini anlamada büyük zorluk çekti. Hatta kendi içindeki Kürtçü bölünme sürecini bu coğrafyaya da taşıdı. Türkiye’nin kendi içinde yaşadığı ulus devlete sahip çıkma veya çıkmama, ideolojik ve ırki çekişmeleri vb siyasi istikrarsızlıkları; bölge ülkeleri ve kardeş toplulukları arasında huzursuzluğa da sebep oldu. Kazakistan ve Azerbaycan’da önceki yıllarda yaşanan Kürt krizi bugünlerde Kırgızistan’da da yaşanmakta. Başta Ukrayna, Adige, Kabartay-Çerkeş ve Dağıstan bölgesine yapılan Kürt kökenli insanları yerleştirme ve göç ettirme süreci halen devam etmektedir. Ukrayna’da yaşayan Kürtler ağırlıklı olarak başkent Kiev, Odessa, Harkov, Nikolayev, Herson, Zaporojye, Donestk ve Kırım bölgelerinde yerleşmişlerdir. Ukraynalı yetkililerin kendi itiraflarına göre, ülkede bulunan bu müslüman halkın gerçek sayısı hakkında sağlıklı malumat bulunmamaktadır Bazı rakamlar, Kürtlerin Ukrayna'da 15-20 bin civarında olduğunu göstermektedir. AKP’nin dış politikası Türk Dünyasını kaybediyor Türkiye son aylarda dış siyasetinde büyük değişiklikler yaşamaktadır. Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanı olması ile birlikte “Sıfır Sorun” olarak nitelenen yeni siyasi program gündeme girmiştir. Fakat bu program ülkelere göre değişiklik gösterdiği için kendi içinde çelişki göstermektedir. Türkiye’nin bu siyaseti gereği Kafkasya ve Orta Asya’da öncelik gösterdiği ülke Rusya’dır. Türkiye’nin Rusya ile ilişkisi enerji ve ticari imkanların ötesinde bir birliktelik göstermektedir. Bu birliktelik siyaseti sürecinde ABD, NATO ve AB’nin desteği ile Türkiye, Kafkasya ve Orta Asya’yı Rusya’ya teslim etmiştir. Ermenistan açılımı ve sınır kapısı açma projesi Türkiye’yi Azerbaycan ile karşı karşıya getirmiş ve Azerbaycan-Ermenistan barış görüşmelerinde Türkiye’nin sahip olduğu imtiyaz Rusya’nın eline geçmiştir. Hatta dost ve kardeş Kazakistan, Türkiye’nin bu yeni sıfır sorun taşıyan sürecinde Rusya Federasyonu ve Beyaz Rusya ile sınırsal bütünlük ihtiva eden bir anlaşma imzalamıştır. Kazakistan’ın hazırlık yaptığı bölgede inisiyatifi ele alma siyasetinde Türkiye’nin Batı merkezli siyaseti ile karşı karşıya gelmesi muhtemeldir. Rusya’nın Gürcistan’da yaşanan kriz sonrası, Güney Abhazya ve Güney Osetya’daki destekleme siyaseti Gürcistan’ın toprak bütünlüğünün sona ermesine yol açmıştır. Gürcistan’ın geç kaldığı Ahıska Türklerini, Kura vadisindeki topraklarına yerleştirme siyaseti Türkiye ve ABD’nin desteğine rağmen başarılı olamamaktadır. Bölgedeki istikrarsızlık ve güvenlik sorunu Ahıska Türklerini korkutmakta ve tedirgin etmektedir. Diğer taraftan Rusya’nın Kafkasya açılımı çerçevesinde; Dağıstan, Çeçenistan, Karaçay-Çerkes, Adige ve İnguş otonom cumhuriyetlerini içine alan bölgeye “Kuzey Kafkasya Özel Koordinatör Valisi” sıfatı ile bir görevli bürokrat ataması dikkat çekmektedir. Geçmiş Rus ve Sovyet siyaseti dışında Kuzey Kafkasya sıfatını içinde barındıran bir görev ismi verilmesi de ayrıca, Rusya’nın yeni siyasetinin ipuçlarını bize göstermektedir. Türkiye’nin, sıfır sorun siyaseti gereği çok aktif olduğu bu dönemde Rusya ile yaşadığı bu siyaseti diğer bölge siyaseti ile çelişki yaşamaktadır. Türkiye’nin ısrarla geçmişten bugüne sürdürdüğü Gürcistan’ın bütünlüğü siyaseti çoktan yok olmuştur. Türkiye aynı siyaseti Irak’ta da sürdürmesine rağmen, pratikte Irak’ın bütünlüğünden söz edilememektedir. Güney Kafkasya’da Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’da yaşanan gelişmeler Türkiye’nin aleyhine döndüğü bir dönemde; Türkiye, Kuzey Kafkasya’da siyaseti ise hiç yok gibidir. Maalesef ABD, NATO ve AB merkezli Türkiye’nin siyaseti bu bölgeyi Rusya’ya teslim etmiştir. Türkiye’nin bu bölgedeki etkinliği Rusya’nın aktifliği ile sona ermek üzeredir. AKP’nin çelişkili Ukrayna siyaseti Türkiye’nin Ukrayna’ya yönelik siyaseti ise kendi içinde büyük çelişkiler taşımaktadır. Ukrayna’nın 1991 yılındaki bağımsızlığı sonrası Türkiye, Ukrayna ile dengeli bir birliktelik süreci yaşamıştır. Bu süreçte Türkiye, Ukrayna’nın NATO ve AB’ne katılım politikasını dengeler içerisinde desteklemiştir. Karadeniz’de Türkiye’den sonra en uzun sahili bulunan Ukrayna, her zaman Türkiye’nin potansiyel olarak hem rakibi ve hem de dostudur. Türkiye ve Ukrayna’nın karşılıklı dengeler içerisinde sürdürdüğü siyasetin önemli bir parçası da şüphesiz ki, Kırım yarımadası ve Kırım Tatarları oluşturmaktadır. Türkiye’nin Kırım’a ve Kırım Tatarlarına ilgisi tarihin derinliklerinden gelmekte, eski bazı anlaşmalar ve özellikle Küçük Kaynarca Anlaşması ile bu ilgi açıklanabilmektedir. Ukrayna, Türkiye gibi Karadeniz ötesi enerji kaynaklarının Batıya aktarma koridorunda bulunmaktadır. AB, Rusya’ya karşı Ukrayna’da yaşanan “Turuncu Devrime” destek vermiştir. Fakat verilen bu destek AB’nin faydasına olmamıştır. Ukrayna’da yaşanan istikrarsızlık AB’nin aleyhine olmuştur. Bu tecrübeyi yaşayan AB, enerjinin aktarılması açısından bugün; istikrarlı bir Ukrayna’yı tercih etmektedir. Bu tercihlerini yapılan son Ukrayna Cumhurbaşkanlığı sürecinde her iki aday üzerinde açıkça göstererek her ikisini de desteklemişlerdir. Viktor Yanukoviç’in cumhurbaşkanı olması aslında AB’nin menfaatine bir gelişme olmuştur. Türkiye’nin ise bu süreçte nasıl bir siyaset yaptığı açıkça görülmemektedir. Enerji ve ticari siyaseti gereği Rusya ile yakınlaşan Türkiye, Ukrayna’da ise ABD ile birlikte hareket etmiştir. Türkiye’nin AB’nin ince siyasetini görememesi veya tavırsız olması kabul edilecek bir durum değildir. Dolayısıyla Ukrayna’da ABD yanlısı gruplarla yakınlaşarak sürdürülen siyaset Türkiye’nin lehine değil aleyhinedir. Türkiye’nin bölgedeki etkinliği ABD, NATO, AB ve Rusya faktörleri arasındaki dengeyi kendi menfaatlerine göre şekillendirme çerçevesinde, Karadeniz ve boğazların güvenliğine birinci derecede önem vermesi ile şekillenecektir. Türkiye, Ukrayna’nın siyasi istikrarı ve istikrarsızlığı arasındaki tercihini aklı selim olarak düşünmelidir.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||