![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Dün akşam Cem TV’de idim. Kızım Devrim ve bağlama ustası hocası Ayla Karacan’la birlikte Aynur Haşhaş’ın türkü, şiir, muhabbet karışımı programının konuklarıydık. Kızımın halk müziği sanatçısı olduğunu yazmış mıydım bilmiyorum. Arabesk veya pop çirkinliğinin ucubelerinden biri olsaydı herhalde bahsi geçmezdi. Neyse türküler, şiirler okundu. Her kesimi ilgilendiren konular üzerinde muhabbet edildi. Yani açıkçası dün akşam yaran ile ülfette idik. Aynur muhabbetin bir yerinde lafı TEKEL işçilerinin direnişine getirdi. Tüylerim kabardı, kalktı. Bütün atomlarım harekete geçti. Bir baktım ki, yüreğimin birazı üşümüş, komşulardan gelecek tahta parçalarını, kömürü, battaniyeyi bekliyor. Bir yanı alev alev umutla kucaklaşmış halay çekiyor, horon tepiyor, atabarı oynuyor. Neden böyle olmayayım ki? Yıllardan bu yana beklediğim isyan bayrağı çekilmişti. Üstüne yüklenen bunca acıya rağmen kımıldamak bilmeyen işçi sınıfı ruhu pıhtılaşmışken ısındı, ılıdı, akar hale geldi. Acı-sevinç karışımı ile karşıladığım TEKEL direnişi benim için neden bu kadar önemli? Ankara’ nın soğuğunda ayağa kalkan bir avuç ruh beni neden üçüncü evreye geçmiş olan uykumdan etti? Şu geçen on yılı bir didikleyelim. Türkiye’de sınıfsal diyebileceğimiz en ufak bir kıpırtı dahi bulamayız. Peki soralım kendimize, TEKEL işçilerinin direnişi sınıfsal mı? Soruyu bir kalemde geçelim. Soruda da soranda da meymenet yok. Elbette tek sözcükle sınıfsal. Siyasi mi? Elbette, çünkü Ankara’nın ayazında direnen emekçiler yalnız üç beş kuruşluk zam için bu sıkıntıyla cebelleşmiyorlar. Ortaya konan eylem sınıfsal, sol, devrimci bir eylemdir ve kendini işçi sınıfının yanında gören ve gösteren tüm sol parti, dernek, sendika ve kişilere yönlendirilmiş devrimci bir bildirgedir. Orada direnen emekçiler ülkemizin sağ yanına çok ciddi ve direk bir yumruk atarken, sol yanını ise ciddi anlamda haydi hareket günüdür, ne duruyorsunuz babından silkeledi. Sol anlayışın tepe taşıymış gibi duran-durağan solcularımıza siyasi bir davetiyedir. Bu oluşumu ülkenin her tarafına bulabileceğimiz her türlü araçla taşımalı ve Ankara’da ateşlenen meşaleyi ülkenin dört bir yanında sönmüş halde duran diğer meşalelere dokundurmalı, her yanını saracak biçimde alevlendirmeliyiz. TEKEL işçileri ve samimi destekçileri (samimi destekçileri diyorum çünkü bu onurlu harekettin nemalanmak isteyen oturan boğalar yani sol örgütlenmenin başında olmayı devrim için yeterli gören, koltuklarında stabil bir şekilde nutuk atmayı devrimcilik sayan sade siyasi şefler bizi harekete davet eden bu samimi eylemi de koltuklarını koruma adına muğlak, amaçsız ve kadük hale getirebilirler) işte biz ayaktayız. Biz Haziranlarız... Biz Kavel’iz... Biz Zonguldak direnişinin bir devamıyız. İçten devrimcilerseniz kalkın rahat koltuklarınızdan. Hangi kalabalığı yönetiyorsanız, onlara bizi anlatın. Her türlü resmi ve sivil darbenin üzerini küllediği devrimci ruhumuz alesta bekliyor. Uyumakta direnen sahte solcularla hiç uğraşmadan (çünkü onlar statükodan ve sahtekarlıktan beslenirler) içten bütün insanların yanına gidin. Etnik ve dinsel lüzumsuz urbalarınızdan olabildiğince sıyrılın. Çünkü Kürt halkını “Bak senin için açılıyoruz, sen de biraz soyun” diye suni ve tali bir satha çektiler. Alevi Çalıştayı suratsızlığı ile Alevileri kendi girdabında boğulmaya davet ettiler. Sendikal hareket içinde kendini bulma mücadelesi veren memura bu özgürlüğü vermeden bordro mahkumu yaptılar. Müfredatları ile gençliği edilgen, kaderci, ipsiz-sapsız bir kütle haline dönüştürdüler. Kadınlarımızın büyük çoğunluğunu dini telkinlerle ve fetvalarla kendi kılık kıyafetinin kölesi yaptılar. Bir kısmını ise “Sen kadınsız erkeğin hakimiyeti yerine kadının hakimiyetini ikame etmelisin” diye insanlaşma yerine kadınlaşma labirentine soktular. Kadın hak ve özgürlüklerinin de sınıf mücadelesinin bir uzantısı olduğu gerçeğinden uzak tuttular. TEKEL direnişinin belgesi şudur. Yedek sanayi ordusu haline getirilen işsiz ve öğrenci gençliğinin temel hakları da bir türlü özgürleşemeyen kadınlarımızın temel hak ve özgürlükleri de emekçi sınıf ve katmanlarının devrimci mücadelesinin bir parçasıdır. Herkes tarafından böyle anlaşılmalı ve bütün özgürlüklerin oligarşiye karşı verilecek kavgadan sonra elde edileceğinin altı çizilmeli. İlk nefesi Hızır gibi yetişir
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||