![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Ali Özsoy
PKK’ya dost, işçiye düşman Ve inanılmaz olan gerçekleşti. AKP, PKK’ya karşı çıktı(!) AKP bakanı Hayati Yazıcı işçilere saldırırken hızını alamadı ve “PKK’lısı da dahil bu işe fitne sokmaya başladılar.” İyi ya işte, PKK işçilerin arasına karıştıysa, AKP’nin buna sevinmesi gerekmez mi? Örneğin işçileri kapı dışarı edip, özlük haklarını elinden almak isteyen hükümet, onlara dağdan gelmiş PKK’lılar gibi maaş bağlamayı bir proje olarak düşünemez mi? AKP ne zaman PKK’ya karşı çıktı? Siz PKK’ya toz konduramazdınız. PKK her kan döktüğünde, Mehmetçiği her kurşun sıktığında, halka bomba attığında siz değil miydiniz “bunu PKK yapmış olamaz, karanlık güçler yapmıştır” diyen, kendinizi PKK’lılara siper eden? PKK’lı teröristler Habur sınır kapısından davulla zurnayla, çiçek böcekle karşılanırken, savcılarını ayaklarına gönderen, “hayırlı gelişme” diye teröristleri alkışlayan siz değil miydiniz? Aynı günlerde elinde Türk bayrağı taşıyan TEKEL işçisinin üstüne bütün köpekleri salan, al bayrağımızı yerlerde süründüren, insanları coplatan siz değil miydiniz? “Biz PKK’lı olmadığımız, Türk bayrağı taşıdığımız için mi bu muamele yapılıyor” demişti TEKEL işçileri. Evet, gerçekten de doğruydu. Bu iktidar PKK’ya dost, işçiye düşmandı. Çünkü PKK Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’ne saldırıyor, işçi ise o cumhuriyetin fabrikalarını ve milli ekonomisini savunuyordu. Cumhuriyet düşmanı AKP başka ne tavır alabilirdi ki! Ancak şimdi başları sıkıştı. Birden bire halkın PKK’ya düşman olduğunu hatırlayıverdiler ve işçiye “PKK’lı” demeye cüret edebildiler. İyi de o zaman halk size sormaz mı: PKK’lılarsa otur anlaş, hep yaptığın bu değil mi? Tayyip PKK’lıları hep masaya çağırdı. İşçileri ise tehdit ediyor. Tayyip diyor ki: “Şu anda yapılan eylem, yasal değildir. Ne Abdi İpekçi’de ne de Türk-İş önünde yapılan... Bunlar yasal değildir. Fakat biz şu anda bu demokratik davranışımızı, bu ay sonuna kadar sürdüreceğiz. Bu yasal olmayan sürece, bu ay sonuna kadar sabrediyoruz. Ama bu ay sonu, 4-C ile ilgili işlem bittikten sonra yasal olan adım neyse, bu adımı bu defa biz atacağız. Bunu da ayrıca söylemek isterim. Çünkü, kusura bakmasınlar. Bu ülke yolgeçen hanı değil, bu ülkenin sahipleri var.” Habur sınır kapısını PKK’lıların yol geçen hanına çeviren Tayyip, işçiye Ankara sokaklarını yasaklıyor. Basın açıklaması, toplantı ve yürüyüş hakkı böylelikle Tayyip tarafından “yasadışı” ilan ediliyor. Çünkü o işçilerin elinde PKK paçavrası, Apo posteri değil, Türk bayrağı Atatürk resmi var. Bu ülkenin sahibi kim? Tayyip’e göre AKP’liler ve PKK’lılar. Çünkü burası onların yolgeçen hanı... İşçiler ise Türk milletine farklı bir mesaj veriyor. “Hayır, bu vatan bizim” diyorlar. Tayyip’i çileden çıkartan da bu… “10 bin lirayla köşeyi dönen işçi” Maliye Bakanı Şimşek ise işçiyi açgözlülük ve nankörlükle suçluyor: “Yani bizim hükümetimizin varsa bir hatası, özelleştirme sonucu açıkta kalan işçilerimize karşı merhamet beslemesi... Eğer bir hata varsa o da merhametimizden kaynaklanıyor.” Yurtdışı basın ve büyük medya Şimşek’i hep parlatır. Yoksul Kürt köyünden çıkmış. Londra borsasında uluslararası sermayenin yareni olmuş. En sonunda Türk ekonomisinin tepesine binmiş paranın dahi Kürt çocuğu. Ancak bakan kendini hâlâ bir Kürt köyünde zannediyor. Kendisi bir Kürt ağası, Türk işçileri de maraba… Merhamet buyuruyor, marabaya ekmek atıyor. Ama öfkelenirse tepelemeye hazır. Cahil adam. Bakan olmak kolay ama adam olmak zor. İşçiye senin verdiğinin adı sadaka değil. Yüzyıllardır dünyada “ücret” diye bir kavram var. Cumhuriyet angaryayı yasakladı. Emeğin karşılığı ücrettir. Saat başı, günlük, haftalık veya aylık… Ücret denir buna. Hani sizin gibi kapitalistlerin hep kırpmak istediği, “maliyet unsuru” denen, iktisatçıların eğrilerini çizen, arz-talebin talebini belirleyen, işgücünün fiyatı… Daha anlatalım mı? Kapitalist düzen de ücret “merhametin” değil, işveren ve işçi arasındaki iş sözleşmesinin doğrudan sonucudur. Türkiye’nin en çok kâr eden KİT’lerinden birini (siz onu “babalar gibi” bedavaya satana kadar) ayakta tutan TEKEL işçisi çalışmış, karşılığında elbette ki hakkını, ücretini alacak. Kamu işçisinin aldığı ücreti, Tayyip’in aç bıraktıklarına dağıttığı “sadakayla” nasıl karıştırırsın? “Sadaka geleneğimizde vardır” diyen Tayyip, meğer insanları aç bırakıp, marabalaştıran Ortaçağ geleneğine gönderme yapıyormuş. Ancak Bakan Şimşek’in “merhametli” kapitalizmi mucizelere kadir… AKP aslında işçileri işten atmıyormuş, onları işadamı yapıyormuş. İşçiler nankörmüş çünkü: “İşçiler ortalama 41 bin lira kıdem-ihbar tazminatı alacak. Birçok işadamı biliyorum o işadamları iş hayatlarına 10 bin lira ile başlamış.” Adamı hem işten atıyorsun hem de kıdem tazminatına göz dikmişsin. Bir de onu vermeseydiniz. Ancak bir konuda Bakan Şimşek haklı… Etrafında 10 bin lira sermayeyle köşeyi dönen binlerce AKP’li olabilir. Örneğin kendisi de bir ara belediye işçisi olan Tayyip sırf sünnet düğünlerinde topladığı altınlarla bu işi başardı. Nice zenginler yarattılar… 10 bin liraya bile gerek yok. Ama tabii onlar Allah’ın ve AKP’nin sevgili kuluydular. Bu yüzden Tayyip’e “hayır namazı” kılarlar. Oysa işçiler “şeytanla” anlaşmış. Doğal olarak gelecekten kaygılılar. İşten atılınca eve ekmek nasıl götürecekler? İşçiye Ergenekoncu da diyecekler İşçilerin eylemi devam ettikçe, halkın desteği arttı. TEKEL işçisi, AKP’nin yönettiği Türkiye’de son yıllarda işten atılan milyonlarca emekçinin adeta temsilcisi, sesi oldu. Demek ki bir yol daha varmış. Direnerek, sonuna kadar hakkını savunarak yaşamak… İşte bu AKP için çıldırtıcı bir olasılıktır. Direnmek ve hakkını savunmak “sadaka” dağıtanı öfkelendirir. Eğer insanlar kömür, patates, un kuyruklarında beklemek yerine emeklerini ve vatanlarını savunmaya karar verirse bu çark bozulur, AKP düzeni yıkılır. Bu yüzden Tayyip ve bakanı Şimşek ağızlarındaki baklayı çıkardılar. Mesele salt ekonomik değildi. Çünkü aynı AKP TEKEL işçilerine ayıracağı paranın çok daha büyük bir miktarını zaten seçimlerde oy satın almak için harcıyordu. Ama eğer işçi işini korur ve emeği karşılığı ücretini alırsa, o zaman AKP’nin kulu olmaz. Vatandaş olur. Emekçi olur. İşçi sınıfının onurlu bir üyesi olur. Tayyip bunu iktidarına doğrudan bir kasıt olarak görüyor: “Buradaki olay hak arayışı içinde, masum talepler peşinde bir işçi eylemi olmaktan çıkmış, Hükümete karşı yeni bir senaryonun parçası olmuştur… Amaç, hak arayışı değil, Hükümete karşı aleni bir kampanyaya dönüşmüştür. Çetelerin yapamadığını, hukuk dışı örgütlenmelerin yapamadığını, kirli senaryoların başaramadığını şimdi bu türden olumsuz olayları abartarak, ajite ederek, kışkırtarak başaracaklarını zannediyorlar.” Şimşek ise tehdidin adını koyuyor: “TEKEL işçilerin eylemi hak aramaktan çıkmıştır. Hükümete karşı komploya dönüşmüştür. Siyasi istikrara tehdit etmeye başlamıştır.” Faşistin kafası hep böyle çalışır. Hayat komplolardan ibarettir. Kendisi de bu yüzden iktidarını komplolarla kurar. İşçilerle dayanışma için bir günlük greve giden sendikaları, Tayyip hükümeti yıkmak ve komploculukla suçluyor. Oysa demokrasilerde “hükümet yıkmak” bir suç veya komplo değildir. Grev hiç değildir. Bu en doğal endüstriyel eylemdir. Anayasal haktır. “Demokratik-sivil anayasa yapacağız” diyenler grev hakkını kullanmayı bile komploculukla itham ediyor. Kaldı ki sendikalar, meslek kuruluşları, medya ve diğer “sivil güçler” (en sevdiğiniz şey bu değil miydi?) bir araya gelip, pekâlâ hükümeti devirmek isteyebilirler. Demokrasilerde hükümetler sadece seçimle gelip, gitmez. Miting, grev, direniş ve protesto hakkı demokrasinin temelini oluşturur. Hükümetler istifaya zorlanabilir. Ancak Tayyip faşist düzen yanlısıdır. O her direnişte bir komplo arar. Çünkü o bir komplocudur. Yılın 365 gün, 52 haftası hangi ses kaydı medyaya sunulacak, hangi insanlar tutuklanacak, hangi kurumlara saldırılacak… İşi gücü bunu planlamaktır. İşçiye de yakında Ergenekoncu diyecekler. Sendikalarını basacaklar. Göreceksiniz. AKP ve PKK iktidarı komplonun anasıdır Komplonun ta kendisi, komploların anası Tayyip’in iktidara getirilmesidir. Ne çabuk unuttun Tayyip? Sene 2002. Ülkenin başbakanı şaibeli bir şekilde hastalanmış. Yatırıldığı hastanede durumu hep daha kötüye gidiyor. Medya harıl harıl çalışıyor. İktidarı yıkmak için herkes dört koldan saldırıyor. Partiler bölünüyor, yenileri kuruluyor. ABD yeni hükümet istiyor. TÜSİAD bastırıyor. ABD büyükelçisi fellik fellik dolaşıyor. Zaten Tayyip’le on yıldır görüşüyorlar. Seçimlere daha iki yıl var. Ama olmaz... İki yıl beklenemez. Irak’ın işgali çok yakın. Hükümet hemen gitmeli. Baskın seçim yapılmalı. AKP iktidarı kurulmalı. Siyasi yasaklı Tayyip için kanunlar çiğnenmeli. Çünkü daha o milletvekili bile olmadan Bush’un (birileri şeytandan mı bahsetmişti) elini sıkmıştır. Türk ve Irak halklarına ihanet etmiştir. Siirt’te seçim hilesi yapılmalı. Göz göre göre demokrasi ayaklar altına alınmalı. İşte Tayyip, işte böyle… Komplo böyle yapılır. Yeni kurulan parti bir yılda böyle iktidara getirilir. Muhtar bile seçilme hakkı olmayan “halkı kışkırtma” (birileri kışkırtmadan mı bahsetti) suçundan hapis yatmış bir hükümlü böyle tepeye oturtulur. Komplo budur. 7 yıldır komployu yaşıyoruz. Var olan tüm kanunlar ve Anayasa maddeleri çiğnene çiğnene yaşatılıyor bu komplo gerçeği… Ve komplocuların ilk işi PKK’ya hayat öpücüğü sunmak oldu. Çünkü komploların iktidarı ancak yıldırma ve şiddetle ayakta kalabilir. PKK halka saldırıyor. İnsanları yakıyor. PKK Mehmetçiğe saldırıyor, karakolları bombalıyor. Ama AKP ordu mensuplarını tutukluyor. İşçilere saldırıyor. Bayraklar yerlerde sürünüyor. Ya PKK eylemcileri yaktığı için, ya da o eylemcilere muz dağıtan AKP polisleri Türk işçisine hücum ettiği için. Tayyip işçilere diyor ki: “Kullanılıyorsunuz, tüyü bitmemiş yetimin vebali var.” Köylüye diyor ki: “Yahu bu millet yatıp kalkıp size mi çalışacak? Ananı da al git.” Askere diyor ki: “Yan gelip yatma.” Askere karşı teröristin, köylüye karşı işçinin(!), işçiye karşı köylünün(!), esnafa ve memura karşı herkesin, “tüyü bitmemiş yetimlerin”(!) hakkını savunuyor. 70 milyondan geriye kim kaldı? PKK’lılar ve 10 bin TL ile köşe dönen AKP’liler… Demek Tayyip’in millet dediği bunlar. Milletin hakkını savunan(!) Tayyip gün geçtikçe asabileşiyor. PKK’lı ve AKP’li “tüyü bitmemiş” köselerin başbakanı olmak kolay mı? Karşısında tam 70 milyon Türk, 70 milyon komplo(!) var. İlk seçimde hesaplaşacağız. O emekçiler ve işsizler “komplocu” oylarıyla geliyor. Sana buradan çıkış yok Tayyip.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||