![]() |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Okan İşbecer
Ortaylı, MHP’nin siyaset okulunda, başta Kürt açılımı olmak üzere, AKP politikalarını eleştirince Tayyip ve hempalarının tepkisini çekti. Önce konu ile ilgili “Tayyip’in sevdalısıyım” diyen Ethem Sancak’ın sahibi olduğu Star gazetesindeki haberden bir özet geçelim ki, ne demek istediğimiz tam olarak anlaşılsın: “MHP’nin siyaset okulunda konuşan Prof. Ortaylı’dan şok açıklamalar: ‘Biz asker milletiz. Asker düşmanlığı pomplanıyor. Açılım lafları boştur. Sivil siyaset olmazsa darbe normaldir.’ Prof. Dr. İlber Ortaylı, ‘asker millet’ olmanın Türklerin en önemli vasfı olduğunu belirterek, ‘Askeri vasıflarını kaybetmiş Avrupa, bizde bulunan bu vasfın da yok olmasını istiyor’ dedi. MHP’nin Siyaset ve Liderlik Okulu’nda partililere konuşan Ortaylı, hükümetin demokratik açılımını da eleştirdi. Ortaylı, son yıllarda Türkiye’de milliyetinden utanma duygusunun, asker düşmanlığının körüklendiğini iddia etti. Bunu Avrupa’nın da kışkırttığını ima eden Ortaylı, şöyle konuştu: ‘Türk toplumunun militarist olmasından Belçika’nın, İsviçre’nin ne zararı olabilir?’ Ordu’nun siyasete karışmasının da kaçınılmaz olduğunu, bunun tarihsel gerçeklik taşıdığını savunan Ortaylı, ‘Sivil siyaset kendini geliştiremezse darbe kaçınılmazdır’ diye konuştu. Ortaylı, Doğu ve Güneydoğu’da üniversiteye giriş sınavlarında açık şekilde kopya çekildiğini öne sürerek, ‘Böylelikle iyi okullara ehil olmayan öğrenciler geliyor. İmtihanların asayişini iyi kontrol etmeliyiz,’ dedi. ‘Bütün kentlere üniversite açılması ahlaksızlıktır’ diyen Ortaylı ‘Ankara’ya 20 okul aç, Doğulu çocuklar buranın kültürün görsün’ dedi. Ortaylı taşraya üniversite açılmasının zararını ise şöyle anlattı: ‘Evvela bakkal çakkal çocukları kandırıyor. Ondan sonra oradaki ev sahipleri kazıklıyor çocukları. Ondan sonra her şehirde vardır onlardan bir sürü pis herifler genç kızları kovalıyor.’ Demokratik açılım çalışmalarını da eleştiren Ortaylı, sözlerine şöyle devam etti: ‘Açılım boş laftır. Açılım isteyenler gitmez de durmaz da. Kimse kimseye kitle dalkavukluğu yapmak için, sempatik görünmek için konuşmasın. Türklere karşı tez geliştirmek için arşive giren kaçıncı ecnebi Türk taraftarı oldu, onlar anladı, bizdekiler anlamıyor. Bunlar tehlikeli işler, belediyeciliğe benzemez.” Buna benzer haberler diğer yandaş yayın organlarında da yer aldı. “Ortaylı şok etti!”, “Dinleyenleri şaşırttı”, “MHP’lilerin karşısında coştu”, “Şaşırtan sözler”, “MHP’lileri mest etti” başlıkları avada uçuştu. Tabii ki yorumlar da hemen peşi sıra geldi. Neymiş efendim “İlber Hoca milletvekilliği için MHP ile anlaşmış” da ondan AKP karşıtlığı yapıyormuş. Tayyip de yandaşlarından gazı alınca Salı günkü grup konuşmasında İlber Ortaylı’ya verdi veriştirdi: “Ben neye üzülüyorum biliyor musunuz? Zaman zaman bakıyorsunuz kariyeri olan, önünde ‘Prof.’ olan bazı zevat ‘Her ile niye üniversite?’ diyor. Yani bunun sosyolojik değerlendirmesini yaparak bu ifadeyi kullandıklarını zannetmiyorum. Veya böyle bir dertleri olduğunu da zannetmiyorum. Ama benim Hakkari’deki yavrumun, Van’daki yavrumun, Muş’taki yavrumun, Ardahan’da, Kars’taki yavrumun, Rize’deki, Artvin’deki yavrumun üniversite okuyabilmek için İstanbul’a Ankara’ya gidebilme imkanı var mı? Bunun hesabını yapmıyor. Oradaki yavrularımızın bu imkanlardan mahrum oldukları için üniversite eğitiminden mahrum olduklarını düşünüyorlar mı? Efendim yurt yaparsın oraya girer. Biz gelen kadar Türkiye’de yurtlar noktasındaki açığı hiç araştırdın mı hoca efendi?” Görüldüğü gibi Tayyip kendisinden beklenen üslupla İlber Ortaylı’ya da cevabını vermiş. Her ile ayrı üniversite başka bir tartışmanın konusu ama 81 ilde 81 üniversite, Türkiye’nin şu anki konumunda ancak bütün işsizlerin üniversite mezunu olmasına yarar. Tabii okuyabilirlerse. Bir de zaman zaman gazetelerde gördüğümüz “bir profesörlü üniversite” başlıklı haberlerin artmasını sağlarsın. Çünkü ülkede o kadar üniversiteyi donatacak ne öğretim üyesi kadron var ne de teknik imkanın. Zaten kendisinin de bir zamanlar belirttiği gibi “Her üniversite okuyan iş sahibi olacak diye bir şey yok”. Öyle değil mi? Bir de Kars’taki, Ardahan’daki öğrencinin hakkını savunuyormuş ayağına yatıyor. Madem oralardaki öğrencilerin öğrenim hakkını bu kadar düşünüyorsun, şu İmam-Hatiplilerle ilgilendiğinin yarısı kadar ilgilenip oradaki öğrencinin de Türkiye’nin batısındaki en iyi üniversitelerde okuyabilmesi için gerekli düzenlemeler yapsan ya. Tayyip, yandaşlarıyla ne kadar iftihar etse azdır. İlber Ortaylı AKP’yi eleştirdi diye anında linç mekanizmasını devreye sokup yalan yanlış haberlerle adamı karalamaya çalıştılar. Yandaş medyaya güvenenler, bu son örnekten sonra bir daha düşünsünler. Yarın aynı şey onların başına da gelebilir. Dink davasında gizli tanık skandalı
Zaten ilk gün ailelerle ilgili yoğun haberlerin ardından ikinci gün davada yaşanan komedi ile ilgili haberler yer almaya başladı. Geçtiğimiz hafta yapılan Dink davasının 11. duruşması gizli tanık skandalına sahne oldu. Davada dinlenmesi gereken “Gizli Tanık-1” mahkemeye getirilmediği için dinlenemedi ve mahkeme de gizli tanığın dinlenmesine karar vererek sona erdi. Gizli tanığın mahkemeye getirilmemesi üzerine de bazı iddialar ortaya atıldı. Önce gizli tanığın unutulduğu yönünde haberler çıktı. İddiaya göre polis gizli tanığı mahkemeye getirmeyi unutmuştu. Mahkeme Başkanı, mahkemenin gizli tanığı beklediğini, gizli tanığın da evinde polisi beklediğini belirterek, “Polis de burada gizli tanığı bekliyor” diye sitemkar bir açıklamada bulundu. Emniyet Müdürlüğü ise gizli tanığın mahkemeye getirilmesi yönünde kendilerine herhangi bir yazı gelmediği yönünde açıklama yaptı. Böylelikle gizli tanığın dinlenememesinde polisin ihmali olduğu yönündeki iddialar düşmüş oldu. Bunun üzerine tekrar açıklama yapan Mahkeme başkanı Erkan Canak, gizli tanığın Türkçe bilmediğini ve Ermenice bilen tercüman da ayarlanmadığı için söz konusu duruşmaya katılmadığını açıkladı. Ancak bu açıklamada da bir sorun vardı. Çünkü söz konusu gizli tanık, savcılığa ifadesini Türkçe vermişti. Yani gizli tanığın dinlenmesi için tercüman bulunmasına falan gerek yoktu. Anlaşıldığı kadarıyla gizli tanığın dinlenmesinde birilerinin ihmali olduğu aşikar. Ancak bu ihmalin mahkeme başkanlığından mı yoksa emniyetten mi kaynaklandığı hâlâ tespit edilemedi. Söz konusu dava da o kadar “Hrant’la dalga geçirtmeyelim” çığlıklarına rağmen yine komik bir nedenden dolayı ertelendi. Medya camiasının akıl küpü Ertuğrul
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli geçtiğimiz hafta Tayyipleşerek bir kısım medya patronunu tehdit etti. Meclis’te yaşanan “ikinci peygamber kavgasının” ardından açıklamada bulunan Bahçeli, “Mecliste yaşananların ardından güdümlü medya gücü tarafından partimize yönelik tek taraflı ve AKP’yi masum göstermeye çalışan çarpıtılmış haber ve yorumlar bu kirli ittifakın açık belgesi olmuş ve sözde tarafsız yayın yaptıkları iddiasında bulunanların ise kirli yüzlerini ortaya çıkarmıştır. Bu konuda AKP destekli hısım ve akrabalardan oluşan medyadan çarpıtılmış haberler beklenmek doğaldır. Ancak servetinin kaynağı şaibeli olan ve elindeki medya gücünü ticari faaliyetleri için iktidara kiralayan medya patronlarından Ahmet Çalık, Akın İpek, Turgay Ciner ve Ferit Şahenk’in elindeki haberleşme vasıtaları ve elemanları ile partimize yönelik karalamaların odağı haline geldikleri görülmektedir. Söz konusu olan medya temsilcilerinin gerçeğe aykırı ve ahlaken sorunlu yayınlarının devamı halinde, aziz milletimiz bunları affetmeyecek ve milliyetçi -ülkücü irade ise bu ahlaksızlığı asla unutmayacaktır.” şeklinde konuştu. Bahçeli’nin açıklamaları talihsiz olduğu kadar, özellikle ülkücülerin 80 öncesi karıştığı gazeteci cinayetleri de hatırlanacak olursa, tehlikeli de. Bahçeli’nin açıklamalarından sonra, kendisi de siyasi baskılar sonucu görevinden ayrılmak zorunda kalan Hürriyet’in sabık genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök, 9 Şubat günü “Ben Ahmet Çalık olsaydım” başlıklı bir yazı yazdı ve Çalık’a akıl verdi. Şöyle ki; “Mesela ben Sabah-ATV grubunun sahibi Ahmet Çalık olsaydım, o haber önüme geldiğinde, çok sakin bir değerlendirme yapmaya çalışırdım. Bahçeli’nin sözleri ağırdı. Çok ağırdı. Ama Türk siyaset ve basın tarihinde ilk değildi. Çok yakın tarihimiz, böyle konuşan bir siyasetçinin, elindeki iktidar imkânları ile neler yapabildiğini gösteren örneklerle dolu. Öyleyse ne yapmanız lazım. Bir. Ya yayın politikanızı tamamen değiştirir, ona göre davranırsınız. Biat edersiniz. Etmeyecekseniz ne yaparsınız? Ben olsam, hemen danışmanlarımı, yöneticilerimi, yazarlarımı toplar şu görüşü tartışmaya açardım. ‘Arkadaşlar, Anayasa değişikliği konusu gündemde. Daha demokratik bir anayasa istiyoruz değil mi? Daha demokratik bir ülkenin temel koşullarından biri nedir? Özgür medya değil mi?’ Tahmin ediyorum buna “Hayır” diyecek bir yönetici, köşe yazarı çıkmaz. O zaman hemen asıl fikrime geçerdim. ‘Öyleyse, Anayasa’nın değiştirilemez maddelerinin başına, ‘Basın hürdür ve sansür edilemez’ cümlesini koyalım.’ Öyle bir şey zaten var ama çok yakın tarih siyasi iktidarların nelere kadir olduğunu bütün dünyaya gösterdi ya; işte o nedenle bu maddenin altını doldurmak lazım. Anayasa’da ‘Özgür medya’ maddesinin a bendi şöyle olmalı: ‘Gelirler idaresi siyasi iktidarlardan özerk bir yapıya sahiptir ve bu değiştirilemez. Yani Maliye’nin vergi idaresi...’ Evet, samimi olarak bu maddenin Anayasa’ya girmesi için çaba harcardım.” Evet Ertuğrul’un konu ile ilgili müthiş planı buymuş. Şimdi diyeceksiniz ki sen kimsin birader? Çalık’ın derdi niye seni geriyor? Ertuğrul’un bu konrumacı tavrı sırf Çalık’ı düşündüğünden değil tabii. Başına gelenlerden ders mi aldı derseniz bence o da değil. Olsa olsa korku olabilir. Biliyorsunuz Ertuğrul can korkusundan 12 Eylül’ü bile sevinçle karşılamış biridir. Ülkücüler 12 Eylül öncesi gibi gazeteci, aydın öldürmeye başlarsa korkusu Ertuğrul’a her şeyi yaptırabilir. Her neyse, Çalık grubundan Ertuğrul’a yanıt gecikmedi. Sabah gazetesinin Başyazarı Mehmet Barlas, 10 Şubat günü yazdığı “Ben Aydın Doğan olsaydım ne yapardım” başlıklı yazısında; “Ertuğrul Özkök MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin dört medya patronunun adını vererek yaptığı açıklamayı yorumlayan Hürriyet’teki yazısında ‘Ben Sabah-ATV grubunun sahibi Ahmet Çalık olsaydım, hemen danışmanlarımı, yöneticilerimi, yazarlarımı toplardım’ dedikten sonra Ahmet Çalık’a şöyle konuşmasını önermiş: - Arkadaşlar, Anayasa değişikliği konusu gündemde. Daha demokratik bir anayasa istiyoruz değil mi? Daha demokratik bir ülkenin temel koşullarından biri nedir? Özgür medya değil mi? Özkök’ün Ahmet Çalık’a yol gösteren yazısı şöyle devam ediyor: ‘Tahmin ediyorum buna ‘Hayır’ diyecek bir yönetici, köşe yazarı çıkmaz. O zaman hemen asıl fikrime geçerdim. - Öyleyse, Anayasa’nın değiştirilemez maddelerinin başına, ‘Basın hürdür ve sansür edilemez’ cümlesini koyalım.’ Akıl gücünü Bahçeli’nin hedef aldığı diğer medya patronlarından Ferit Şahenk veya Turgay Ciner yerine, Ahmet Çalık’a sunduğu için Ertuğrul Özkök’e ‘Sabah-ATV Grubu’nun bir mensubu olarak teşekkür etmeliyim. Ayrıca bizim grubu bir ‘Kurucu Meclis’ gibi gördüğü ve kafasında Anayasayı bize yaptırdığı için de mahcup teşekkürlerimi iletmeliyim. Şunu da eklemeliyim. Ben de Aydın Doğan’ın yerinde olsaydım Ertuğrul Özkök’ü karşıma oturtup, şunları söylerdim. - Verdiğin akılların sonucu olarak ben Doğan Grubu’ndaki görevlerimi, sen de Hürriyet’te yöneticiliği bıraktın. Şimdi Ahmet Çalık’a akıl hocalığı yapacağına, bizim 28 Şubat’ta kartel kurup özgür medyayı buharlaştırmamızın bugüne de yansıyan sonuçları üzerinde bir çalışma yapsana. Bu konuda Dinç Bilgin’den akıl alabilirsin.” demiş. Ertuğrul o kadar akıllı olsaydı kendini ve çok sevdiği patronunu bu duruma düşürmezdi değil mi? Artistin daniskasısın
Yer TBMM AKP grup toplantısı. Bir zamanlar “çevrecinin daniskası” olmakla övünen Tayyip, aslında çevrecinin değil artistin daniskası olduğunu ispat etti. AKP grup toplantısında Nükleer santralleri protesto eden bir vatandaş, Tayyip’in hezeyanları arasında tekme-tokat salondan dışarı atıldı. Vatandaş dışarı atılırken Tayyip’in şöyle dediği duyuldu: “Elinde 2 tane paçavra ile gelecek, Türkiye’nin nükleer enerjiden faydalanmasını provoke etmek isteyenlere izin vermeyiz. Birileri ellerine 2 tane paçavra tutuşturuyor. Onlar da geliyor, bildiklerinden değil”. Bu arada olayı görüntülemek isteyen medya mensuplarına yönelik de “Medya mensuplarına açın kapıları. Açın gitsinler. Ülkemizin ciddi meselelerini takip edenler bizimle ediyor zaten. Etmeyenlere de açın kapıları açın gitsinler.” dedi. Tayyip’in medyaya yönelik tavrı bilindiği için o konuda artık bir yorumda bulunmuyoruz.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||