Tuğrul Çelik - Dünya
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Türk-Kürt kardeşliği palavrasına inanmıyorum!
GÖKÇE FIRAT
3000 yıllık Türk diyarı: Hindistan
ALİ ÖZSOY
PKK'lı teröriste barış, Türk işçisine savaş
KAYA ATABERK
CHP'de Kürtçü
ve sağcı dalga
İNAN KAHRAMANOĞLU
Uğur Mumcu'nun kemiklerini sızlatanlar
OKAN İŞBECER
Tayyip ve hempalarından İlber Ortaylı'ya linç girişimi
TUĞRUL ÇELİK
Navilerin dönüşü
ve çıplak protesto
TEVFİK KAYMAZ
Zenginler, yoksullar, robotlar ve Markurtlar
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Karmaşa
 
TÜRKKAYA ATAÖV
Yahudi soykırımı
ve Ermeniler
İLYAS SALMAN
TEKEL işçilerinin
şanlı direnişi
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Tekel direnişi ideolojik mi ekonomik mi?
ERGİN KONUKSEVER
Kanlı Pazar
ÜNVER SEL
Türkiye-Ukrayna ilişkileri ve bölgede yaşanan çelişkiler
EYKAN CAN
Medeniyet dediğin
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (18,5)
 
 

Tuğrul Çelik
Navilerin dönüşü ve çıplak protesto


Navi mi dedik. Son zamanlarda çokça tartışıldığı için ağzımız alıştı. Mavilerin dönüşü diyecektik, ağzımızdan Navi çıkmış.

Ama protestocularda bir sorun yok. Onlar gerçekten (yeşil bantlar dışında) çıplaktı.

Ukrayna ve seçimler denilince ilk akla gelen şüphesiz 2004 yılında yapılan başkanlık seçimi ve yaşanan Turuncu Devrim.

2004 yılındaki olayları hatırlarsak:

21 Kasım 2004 seçimlerinde oyların %49.42’sini, şimdiki seçimlerin de galibi Rusya yanlısı Viktor Yanukoviç alırken; % 46.69’unu Avrupa yanlısı Viktor Yuşçenko almıştı.

Az bir farkla seçimi kaybeden Yuşçenko taraftarları siçim sonucunun açıklanmasından sonra seçimde hile yapıldığını öne sürerek itiraz ettiler.

Olaylar sırasında Kiev’deki Bağımsızlık Meydanı bir anda turuncuya boyanmış, Ukrayna Parlamentosu da yapılan gösterileri bahane ederek seçimlerin yenilenmesne karar vermişti.

26 Aralık 2004’te tekrarlanan seçimlerin yeni galibi % 51.99’la Yuşçenko olurken, bir önceki seçimin galibi Yanukoviç %44’te kalmıştı.

Bu kez Yanukoviç’in seçimlere yönelik itiraları gelmiş ancak Yüksek Mahkeme tarafından reddedilmişti. Ukrayna’da Turuncu Devrim başarılı olmuştu.

Ukrayna seçimleri işte bu yüzden önemliydi.

En son seçimin iki turunda da Turuncu Devrim’in liderlerinden Ukrayna Başbakanı Timoşenko’yu geride bırakan Turuncu Devrim’in mağduru Yanukoviç % 50 oy alarak seçimin galibi oldu. Turuncular ise % 44’te kaldı.

Seçim sonuçları Ukrayna açısından bir eksen değişimine neden oldu. 2004’te Turuncu Devrimle iktidar olan Avrupa yanlılarının turuncu Ukraynası, yerini Rusya yanlısı mavilerin iktidarına bırakmış oldu.

Seçimin galibi Yanukoviç, 2004’ün intikamını alırken, Turuncu Başbakan Timoşenko’nun istifa etmesi gerektiğini belirtti.

Seçimi kaybeden Turuncu Devrim’in lideri ve Devlet Başkanı Viktor Yuşçenko “Halkımız her halukarda pişman olacak” diyerek meseleye bakışını belirtti. 6 yıl önce etrafı turuncuya boyayan kitle artık yoktu.

Ukrayna’da iktidara Rusya’ya yakın Yanukoviç’in gelmesi tam da Rusya’nın yeni güvenlik stratejisini belilediği günlere denk geldi.

Medvedev, Rusya’nın güvenlik stratejisini belirlerken öncelikli tehdidin NATO olduğunu açıklamıştı.

ABD’nin eski Doğu Bloğu ülkelerinden Romanya ve Polonya’ya radar sistemleri yerleştirmesi de aynı dönemlere rastlıyor.

En az Turuncu Devrim’in sona ermesi kadar akıllarda kalacak bir diğer olay da çıplak protestocular!

Eski Başbakan Timoşenko’nun geçen haftalarda Yanukoviç’i kastederek “Demokrasinin ırzına geçmesine izin vermeyeceğim” sözü bu kez çıplak protestocu kızların pankartlarındaydı:

“Ukrayna’nın ırzına geçmeyi bırakın!”

Feminist Femen örgütüne mensup 4 gösterici iki adayı da desteklemediklerini, sadece Ukrayna’da “demokrasinin bitmesi”ni protesto ettiklerini belirtmişler.

Onlar da fotoğrafta görüleceği üzere yeşil rengi tercih etmişler.


Dikkat Chavez çıkabilir!

Alo Başkan’la her hafta Venezüellalıların karşısına çıkan Chavez, bu kez yeni bir projeyle geliyor.

Venezüella Ulusal Radyosu bundan sonra “Aniden Chavez’le” adlı programla dinleyicilerin karşısına çıkacak. Adından da anlaşılacağı gibi “Aniden Chavez’le”, günün herhangi bir saatinde önceden haber verilmeksizin yayınlanacak.

Chavez de programı tanıtırken “Gece yarısı veya şafakta, her an yayınlanabilir” demiş. Neden böyle bir programa ihtiyaç duyduğu sorulduğunda da “Söyleyecek çok şeyimiz var” yanıtını vermiş.

Gerçekten de Chavez’in Venezüellalılara, onların da başkanları Chavez’e söyleyecek çok şeyi var.

Chavez’in muhalif televizyon kanalı RCTV’yi kapatmasının ardından muhalefetin başlattığı olaylarda biri Chavez yanlısı iki kişi ölmüş, muhalif medya her zamanki gibi olaydan Chavez’i sorumlu tutacak bir kampanya başlatmıştı.

Chavez’in muhalif kanalları kapatmasını kutlayan halk ise, en son 4 Şubat’ta 100 bin kişilik bir kalabalıkla Chavez’in 1992’de iktidardaki Amerikancı Carlos Perez’i indirmeye çalıştığı sivil-askeri hareketin 18. yıldönümünü kutladı. Kutlamayı “Bolivarcı Devrim’i savunmak” parolasıyla yürüten halkın bir kısmı da “Muhalif faşizmine hayır” diyerek yürüdü.

Amerika ve işbirlikçilerine artık uyku yok anlaşılan. Günün her saati herhangi bir anda Chavez’in sesiyle irkilebilirler.

Dikkat etsinler, her an Chavez çıkabilir!


İran’da İtalya protestosu

Geçtiğimiz hafta Berlusconi’nin İsrail ziyeretine değinmiştik.

İsrail’i AB üyesi olarak görmek istediğini ve İran’a karşı İsrail’in yanında yer aldığını belirtmesinin ardından, İran’daki İtalya Büyükelçiliği Berlusconi ve İsrail yanlısı politikaları hedef alınarak protesto edildi.

İran, İslam “Devrimi”nin 31. yıldönümünü kutlarken, bir taraftan da Batının İran aleyhine yürüttüğü saldırı kampanyasıyla uğraşıyor.

Bir yandan Körfez’deki işbirlikçi ülkelerin ABD tarafından silahlandırılması, diğer yandan İsrail’in tatbikatları (ki başarısız olmuştu) ve en son olarak da Berlusconi’nin İsrail’i ziyaret ederek İran aleyhinde açıklamalar yapması, en son yaşanan olaylarda İtalya’yı hedef tahtasına oturttu.

İtalya hükümeti, Büyükelçilik önünde yapılan protestonun, İran nükleer sorunuyla ilişkisi olduğunu belirtmiş.

Tabii bunun için müneccim olmaya gerek yok.

Olayın ardından İtalya, Dışişleri Bakanının ağzından, Roma’da düzenlenen bir toplantıda, İran’a yaptırım uygulama zamanının geldiğini belirtmiş.

Dünya ülkelerinin İran’a yaptırım uygulamaması durumunda, uluslararası toplumun etkisiz kalmış olacağını savunan İtalya, İran’a yönelik Batılı kamuoyunu genişletmeyi planlıyor.

İtalya, İran’da büyükelçililiğe açıkça bir saldırı yapıldığını iddia ederken, Hollanda ve Fransa elçiliklerine de saldırılar yapıldığını belirterek cepheyi genişletmeye çalışıyor.

İran ise olayın sadece bir protesto gösterisi olduğunu belirtti.


Tayyip de muz yer mi?


Tayyip de aynı yöntemi dener mi diye insanın aklına gelmiyor değil. Hani seçim de yaklaşıyor ya...

İngiltere Başbakanı Gordon Brown’la ilgili bir haber İngiliz basınında epey yer bulmuş.

Brown, çok sevdiği çikolata yerine eşinin de zorlamasıyla seçimlere artık günde 9 muz yiyerek hazırlanacakmış.

Seçimlere kadar muz yiyecek olan Brown böylece seçime kadar enerjik bir yapıya kavuşacakmış.

İngiliz basını olayı espri konusu haline getirirken, Başbakanlık da açıklama yapmak zorunda kalmış.

Başbakanın dengeli beslenmeye çok önem verdiğini, bu yüzden meyve yediğini, meyvenin de sağlık açısından çok önemli olduğunu belirtmiş.

Görüldüğü kadarıyla söyleyecek bir şey bulunamayınca Başbakanlık işi diyetisyenliğe vurmuş.

İngiliz Başbakanı Brown seçime hazırlık için muz yiyedursun, acaba Batı hayranı Tayyip de aynı yöntemi dener mi diye insanın aklına gelmiyor değil? Hani seçim de yaklaşıyor ya...

Acaba neler olur bir düşünsenize?

Tayyip, elinde bir muz, grup toplantısında konuşur mu acaba?

“Bundan sonra tüm yönetici kadromuz muz yiyecek.”

Yandaş medyanın halini düşünmek bile istemiyorum.

Uçakta Tayyip’in arkasına sıralanmış yandaş medyanın genel yayın yönetmenlerinin de ellerinde birer muz, poz veriyorlar...

Yandaş gazetelerde çıkan “kalbin dostu muz” ya da sürekli çıkan “Bilmem nerede halk akın akın İslam’a koştu” tarzı haberleri aratmayacak “İnsanlar akın akın muz tüketmeye başladı” haberleri...

Üstelik muz asabiyete de iyi geliyormuş. Tayyip’in danışmanları da “Başbakınımız bu sakinliğini(!) muza borçlu” dedi mi, değme gitsin.

Bizimkisi bir acaba tabi?

Türkiye seçime giderken, bakalım neler olacak hep birlikte göreceğiz.


Küresel değil parasal ısınma

İklim Değişimi üzerinde en çok konuşulan meselelerden birisi. İnsanın doğayı ve kaynakları bilinçsizce tüketmesinin bir sonucu olarak doğaya verdiği onarılmaz zararın üzerine birçok uluslararası toplantı ve konferanslar düzenleniyor.

Tabii bu konferanslarda konuşanlar da sömürdükleri doğaya en fazla zararı veren “gelişmiş” kapitalist ülkeler.

Her sene olduğu gibi en son yapılan Kopenhag İklim Zirvesi de temennilerden başka bir karar alamadan dağıldı. Hatta sırf toplantının yapılması için yapılan düzerlemelerle bile doğaya epey zarar verildiği açıklanmıştı.

Küresel ısınma var mı, yok mu tartışması içinde dönen oyunlar geçenlerde ortaya çıktı.

Küresel ısınmanın olmadığını yani doğaya insanoğlunun zarar vermediğini dile getiren “bilim” çevrelerinin dünyanın enerji devlerinden para aldıkları ortaya çıktı.

ABD’deki Atlas Ekonomik Araştırma Vakfı ve İngiltere’deki Uluslararası Politika Ağı gibi kuruluşların dünyaca ünlü petrol şirketi ExxonMobil’den yüz binlerce Sterlin para aldıkları ortaya çıktı.

Bu iki kuruluşun da sağcı “düşünce” ve “bilim” kuruluşlarına dağıttığı paralarla, küresel ısınmanın olmadığı yani insanoğlunun doğaya zarar vermediğinin bilimsel (!) nedenleri ortaya koyuluyormuş.

Küresel ısınmanın olmadığını savunan bu sağcı bilim adamları (sağcı bilim ve fikir adamı da nasıl oluyorsa) sanırım parayla ısındıkları için böyle fikirler üretebiliyorlar.

Mesele bilimsel değil gürüldüğü gibi tamamen duygusal!

Kapitalist sistem doğayı sömürdüğü gibi, ortaya attırdığı bilimsel(!) görüşlerle de yarattığı yıkımı gizlemeye çalışıyor. Ve sırf bunun için bir sektör de yaratmış bulunuyor.

Avatar filmiyle TÜRKSOLU Başyazarı Gökçe Fırat’ın gündeme getirdiği gökle yeri birleştiren “Hayat Ağacı” ve “Türklerin Çevreci Sosyalizmi” içinde önemli bir kavram olan toprak-su diyalektiğiyle birlikte düşünüldüğünde, doğayı katleden ama bunu yalanlamaya çalışan Batılının Türk düşmanlığının altında yatan gerçekler daha da netleşiyor.


Kızlarına bile işkence yapan ABD askerleri

ABD’nin terörle mücadele anlayışını tüm dünya Afganistan ve Irak’a yönelik işgalden sonra gördü.

Özellikle Irak’ta ABD askerlerince Guantanamo’da da CIA ajanlarınca uygulanan “sorgulama” yöntemlerinin fotoğrafları yayınlanmıştı. Tabii ki bunlar yeni görüntülerdi. ABD’nin işkence tarihi daha eskilere uzanıyor.

Yetmişli yıllarda Latin Amerika’da stadyumlara doldurularak işkenceden geçirilen solcular... 12 Mart ve 12 Eylül’de işkenceden geçirilen devrimciler... En son haber, ABD’nin işkencede sınır tanımadığının en iyi göstergesi.

Bir ABD askerinin, CIA tarafından uygulanan ve kafasına çuval geçirilmiş kişinin üzerine su dökülerek boğulma hissi yarattığı “waterboarding” işkencesinin mağduru bu kez askerin öz kızıymış. 4 yaşındaki kızına işkence eden ABD askeri babanın gerekçesi ise kızının alfabeyi öğrenememesiymiş.


Şeriat manzaraları

Bu haberimiz Dubai’den. Kimliği hakkında bilgi verilmeyen bir Arap ülkesinin büyükelçisi yaptığı evlilikte umduğunu bulamamış.

Neden mi?

Anlatalım.

Damadın annesi doktor olan gelin adayının sadece çarşaflı fotoğrafını görerek oğlunu evlendiriyor.

Artık nasıl görüp karar verdiyse... O da ayrı bir konu.

Düğün günü ise gelinin fotoğraftaki kız olmadığı ortaya çıkıyor. Fotoğrafın kızın kardeşine ait olduğu öğreniliyor.

Daha da kötüsü büyükelçinin bunu anlaması zor olmuyor; çünkü gerçek gelinin şaşı ve sakallı olduğu gerçeği ile yüz yüze geliyor.

Annesi de kendisi de aldatılan büyükelçi hemen Şeriat mahkemesine başvurarak boşanma davası açıyor, kızın ailesinden de tazminat istiyor.

Gelinin görüntüsüyle ilgili olarak bir davetlinin açıkalaması şöyle:

“Damat gelini gördükten sonra büyük bir dehşete düştü.

Aslında gelin güzel bir kişiliğe sahipti ancak yüzünü neden sakladığı da gayet kolay anlaşılabilir.”

Büyükelçi damat kim bilir ne ummuştu, ama kesinlikle bulduğu o değildi.

İşte Şeriatla yönetilen bir ülkeden insan manzaraları...

Bu tarz kazalar çokça yaşanıyordur sanıyorum.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Bu yazı hakkında henüz yorum yapılmamıştır.

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40