![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Gökçe Fırat
Türk yurdu Hindistan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Hindistan gezisine çıkarken Başbakan Tayyip Erdoğan Türkiye’nin Osmanlı’nın mirasçısı olduğunu dolayısıyla içine kapanamayacağını, dışa açılmak zorunda olduğunu açıklıyordu. Kıbrıs’ta ver-kurtul, Güneydoğu’da ver-kurtul diyen zihniyetin, Türkiye’yi bölmek için çabalayan bölücü bir anlayışın bu dışa açılma açıklaması elbette gülünç kaçıyor. Fakat çok daha önemlisi Osmanlı mirası ve dışa açılma gibi misyonları söyleyen bu Şeriatçı zihniyetin Türk tarihi üzerindeki bilgisizliği. O halde biraz başa dönelim binlerce yıl önceye gidelim. Bundan yaklaşık 5 bin yıl önce Türklerin Orta Asya’dan dünyanın dört bir yanına büyük göçleri başladı. Orta Asya merkezinden doğuya doğru Mançurya’ya, Çin’e, Kore’ye, batıya doğru Anadolu’ya, Horosan’a, İran’a, Arabistan yarımadasına, kuzey batıya doğru Kafkasya’ya ve Doğu Avrupa’ya ve güneye doğru, Hindistan’a binlerce yıl sürecek büyük bir göç dalgası başlamıştı. Efsaneye göre önlerinde gök yeleli bir bozkurdu izleyen bir Türk boyu, Himalayalar’ı aştı ve Hindistan’a ulaştı. Burada bozkurt birden gözden kayboldu. Bunun üzerine Türk boyu ilerlemeyi bıraktı, bunun kendilerine bir işaret olduğunu düşündü ve burayı kendisine yurt edindi. Türklerin bu yeni yurdu Hindistan’dı... Hindistan’a gelen Türk boylarının hikayesi dünya uygarlık tarihinde bambaşka bir ekolü oluşturacaktı. Türkler Hindistan’ın yerlisi Bugün Hindistan’ın yerlisi denilen Hinduların Hindistan’daki tarihi de aslında çok da yerli değildir. Hindular bilinen tarihe göre bugünkü Kafkasya dolaylarından göç eden Arilerdir ve Hindistan’a yerleşmişlerdir. Yani onlar da Türklerin izlediği yolu izlemişlerdir. Bir yabancılık varsa ikisi de Hindistan’a o kadar yabancıdır, bir yerlilik varsa ikisi de o kadar Hinidstan’ın yerlisidir. Ama çok daha önemlisi, bilinen tarihte Hindistan’ı hep Türkler yönetmiştir. MÖ 10 ile 8. yüzyıllar arasında başlayan Türk hakimiyetinin adı İskitlerdir ve 8 yüzyıl sürmüştür. Hemen ardından Yüeçiler’in bir kolu olan Kuşanlar MÖ 60’ta bir devlet kurmuştur. Ardından Alanlar gelmiş ve Ganj ırmağı kıyısında devletleşmiştir. Milattan sonra 5. yüzyılda ise Akhunlar Hindistan’a gelmiş ve hakimiyet kurmuştur. 9. yüzyılda ise Müslüman Türklerin hakimiyeti başlamıştır. İlk önce Gazneliler devleti kurulmuştur. 950 ile 1200 yılları arasında yaklaşık 250 yıl boyunca Hindistan’ı Gazne hanedanları yönetmiştir. Gazneliler Devleti Büyük Selçuklu devleti ile giriştiği mücadele sonunda yıkılacaktır ama Hindistan’da hakimiyet başka bir Türk boyu olan Memlüklere geçecek ve Delhi Türk Sultanlığı kurulacaktır. 1200 yılından 1550’lere kadar 300 yıldan fazla Hindistan yine bir Türk devleti olarak kalacaktır. Hindistan’da bir kadın sultan Delhi Türk Sultanlığı son derece güçlü bir devlettir. Özellikle devletin kurucusu Aybek ve ondan sonra gelen İltutmuş büyük liderlerdi. İltutmuş liderliğinde Cengiz Han’ın ordularını durduracak bir direnç yaratılacaktır. İltutmuş son derece ileri görüşlü bir devlet adamıdır. Bir oğul istemiştir ve onun adını bile Celaleddin olarak belirlemiştir. Celaleddin ismi büyük Türkmen savaşçı Celaleddin Harezmşah’ın adından alınmıştır. Ancak İltutmuş’un bir kızı olur: Raziya. Yine de Celaleddin adını verir ona ve o artık Celaleddin Raziya’dır. İltutmuş daha sağlığında devletin varisi olarak kızını açıklar. Raziya Sultan babasının ölümünden sonra 4 yıl devleti yönetecektir. Tarihte bilinen ilk Müslüman kadın devlet başkanıdır. İyi savaşçıdır, ordunun başında savaşır. Tüm halk Raziya Sultan’ı desteklemektedir ve sevmektedir. Bir kadın olmasına karşın, başı açıktır, at üzerindedir hatta file binmektedir. Ama Müslüman halk Raziya Sultan’ı benimsemiştir. Raziye Sultan daha sonra taht mücadelesinde tahttan indirilecek ve idam edilecektir. İlk kadın Müslüman lider böylece idamı da tadacaktır bir kadın olarak. Delhi Hükümdarlarından bir diğeri ise Alaaddin’dir. Alaaddin Müslüman bir liderdir ama laik anlayışa o dönemde erişmiştir. Bu sözler onundur: “Dinin devlet ile hiçbir ilgisi yoktur. Din şahısların özel hayatının tesellisidir.” Delhi Türk devletinin yıkılışı birden bire olmadı eriyip gitti. Onu eriten ise yeni doğan güç Babürlülerdi. Babür İmparatorluğu ile birlikte Hindistan’da 1520’lerden 1870’ lere kadar sürecek yeni bir Türk devleti kurulmuş oldu.
Babürlüler ve laik devlet Babürlü İmparatorluğu’nun kurucusu Babür Şah başta olmak üzere büyük bir ilerici devlet kurdular. Babür Şah çağının en ileri insanlarından birisiydi. Babür ve oğullarının diğer Türk devletlerinden üstünlüğü tüm Hint kıtasını birleştirmiş olmalarıdır. Bu tarih boyunca hiç gerçekleşmemiş bir birleşik Hindistan devletidir ve birleştiren de Türklerdir. Babürlü devleti tarihte bilinen ilk laik devleti kurmuşlardır. Babür’ün oğlu Hümayun döneminde çıkartılan bir kararname ile cizye vergisi kaldırılmış böylece vergilendirmede Müslüman-gayrimüslim ayrımı ortadan kalkmıştır. Bu, Şeriatın rafa kaldırılmasıdır. Ama daha önemlisi din adamlarının devlet yönetiminden uzaklaştırılmasıdır. Hümayun Kanunları’na göre devleti devlet adamları yönetir, din adamları ise devlet işlerine karışamaz. Bunun nedeni ise o dönemin ünlü tarikatı Nakşibendilerdir. Nakşibendi tarikatı Türkistan’da ilk olarak Babür’ün dedesi Uluğ Bey’in karşısına çıkmış ve onu öldürtmüştür. Çünkü Uluğ Bey, kız ve erkek çocuklara ortak eğitim veren okullar kuran bir bilim adamıdır. Bilim ile tarikatların kavgası başlamıştır. Babür Şah’ın Türkistan’da, Semerkand’daki hakimiyetini ortadan kaldıranlar da yine Nakşi destekli Şeybanilerdir. Tüm bu deneyimleri yaşayan Türk liderleri olarak Babürlüler, gericilikle mücadele edeceklerdir. Babür’ün torunu Ekber ise bunun doruk noktası olacaktır. Ekber, Hindistan’da bugün de Büyük Ekber olarak anılır. Yenilmez bir hükümdardır ama çok daha önemlisi tüm dinlerin ve ırkların bir arada yaşamasını savunur. Din adamları ile kavgasında tüm dinleri tek bir çatı altında toplayarak ilk adımı atacaktır. Sonra bastırdığı paraların üzerine “Allah-u Ekber” yazdıracaktır. Allah-u Ekber Müslümanların “Allah tektir” sözüdür ama aynı zamanda “Ekber Allah’tır” anlamına da gelmektedir. Tarikatlar ne kadar köpürse de bir şey yapamazlar. Babürlüler Hindistan’da son derece laik ve ilerici bir yönetim biçimini kökleştirirler. Tac Mahal’i yaptıran aşk Ekber’in torunlarından Şah Cihan döneminde Babürlü uygarlığı doruk noktasına ulaşacaktır. Şah Cihan da tıpkı büyük dedesi Babür gibi büyük bir devlet adamı, büyük bir sanatçı ve aynı zamanda büyük bir aşıktır. Karısı Mümtaz Mahal, Şah Cihan’ın 14. çocuğuna hamiledir ve Şah Cihan sefere çıkar. Eşi onu seferde yalnız bırakmaz ancak bu hamilelik Mümtaz Mahal’ın ölümüne yol açacaktır. Karısına aşkı dillere destan olan Şah Cihan iki yıl yas tutar ve karısının adını yaşatmak için dünyanın en büyük kubbesinin ve yapısının yapılmasını emreder. Dünyanın yedi harikasından biri olan Tac Mahal işte bu büyük aşkın sonucudur ve bu büyük Türk’ün eseridir. Abdullah Gül ve eşi Tac Mahal’in basamaklarına otururken acaba ne düşündüler? Osmanlı’dan başka ufku olmayan bir Milli Görüş geleneği türbanlı bir eşi Çankaya’ya çıkartmış olabilir, buna seviniyor olabilirler. Ama Hayrünnisa Hanım ve Abdullah Bey büyük Türklerin büyük aşkının eseri olan Tac Mahal’de sadece bir ziyaretçiler. Tüm faniler gibi... Nakşi tarikatının bugünkü temsilcisi olarak, kendi tarikatlarına savaş açan Babürlüler’in sanat eserleri sayesinde bugün Hindistan’a adım atabiliyorlar. Abdullah Bey file ancak el sallayabilir ama Ekber Şah fillerin üzerinde savaşırdı. Raziye Sultan da filin üzerinde savaşırdı. O da Müslümandı ama başı bağlı değildi. Kadındı ama ordunun başında, erkek askerlerin kumandanıydı... 2500-3000 yıldır Türklerin yurdu olan Hindistan’a en sefil ziyaretimiz bu. Tarih boyunca Hindistan’a ilericilik götüren bir ulusun evlatları olarak 3000 yıl sonra düştüğümüz utanılacak durumun resmidir gördüğümüz.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||