Gökçe Fırat - 3000 yıllık Türk diyarı: Hindistan
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Türk-Kürt kardeşliği palavrasına inanmıyorum!
GÖKÇE FIRAT
3000 yıllık Türk diyarı: Hindistan
ALİ ÖZSOY
PKK'lı teröriste barış, Türk işçisine savaş
KAYA ATABERK
CHP'de Kürtçü
ve sağcı dalga
İNAN KAHRAMANOĞLU
Uğur Mumcu'nun kemiklerini sızlatanlar
OKAN İŞBECER
Tayyip ve hempalarından İlber Ortaylı'ya linç girişimi
TUĞRUL ÇELİK
Navilerin dönüşü
ve çıplak protesto
TEVFİK KAYMAZ
Zenginler, yoksullar, robotlar ve Markurtlar
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Karmaşa
 
TÜRKKAYA ATAÖV
Yahudi soykırımı
ve Ermeniler
İLYAS SALMAN
TEKEL işçilerinin
şanlı direnişi
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Tekel direnişi ideolojik mi ekonomik mi?
ERGİN KONUKSEVER
Kanlı Pazar
ÜNVER SEL
Türkiye-Ukrayna ilişkileri ve bölgede yaşanan çelişkiler
EYKAN CAN
Medeniyet dediğin
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (18,5)
 
 

Gökçe Fırat
3000 yıllık Türk diyarı: Hindistan

 


Üstte filin
üstünde büyük Türk İmparatoru ve Hindistan’ın hakimi Ekber Şah, en üstte ise Abdullah Gül file el sallarken görülüyor...

Türk yurdu Hindistan

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Hindistan gezisine çıkarken Başbakan Tayyip Erdoğan Türkiye’nin Osmanlı’nın mirasçısı olduğunu dolayısıyla içine kapanamayacağını, dışa açılmak zorunda olduğunu açıklıyordu.

Kıbrıs’ta ver-kurtul, Güneydoğu’da ver-kurtul diyen zihniyetin, Türkiye’yi bölmek için çabalayan bölücü bir anlayışın bu dışa açılma açıklaması elbette gülünç kaçıyor.

Fakat çok daha önemlisi Osmanlı mirası ve dışa açılma gibi misyonları söyleyen bu Şeriatçı zihniyetin Türk tarihi üzerindeki bilgisizliği.

O halde biraz başa dönelim binlerce yıl önceye gidelim.

Bundan yaklaşık 5 bin yıl önce Türklerin Orta Asya’dan dünyanın dört bir yanına büyük göçleri başladı.

Orta Asya merkezinden doğuya doğru Mançurya’ya, Çin’e, Kore’ye, batıya doğru Anadolu’ya, Horosan’a, İran’a, Arabistan yarımadasına, kuzey batıya doğru Kafkasya’ya ve Doğu Avrupa’ya ve güneye doğru, Hindistan’a binlerce yıl sürecek büyük bir göç dalgası başlamıştı.

Efsaneye göre önlerinde gök yeleli bir bozkurdu izleyen bir Türk boyu, Himalayalar’ı aştı ve Hindistan’a ulaştı. Burada bozkurt birden gözden kayboldu. Bunun üzerine Türk boyu ilerlemeyi bıraktı, bunun kendilerine bir işaret olduğunu düşündü ve burayı kendisine yurt edindi.

Türklerin bu yeni yurdu Hindistan’dı...

Hindistan’a gelen Türk boylarının hikayesi dünya uygarlık tarihinde bambaşka bir ekolü oluşturacaktı.

Türkler Hindistan’ın yerlisi

Bugün Hindistan’ın yerlisi denilen Hinduların Hindistan’daki tarihi de aslında çok da yerli değildir.

Hindular bilinen tarihe göre bugünkü Kafkasya dolaylarından göç eden Arilerdir ve Hindistan’a yerleşmişlerdir.

Yani onlar da Türklerin izlediği yolu izlemişlerdir.

Bir yabancılık varsa ikisi de Hindistan’a o kadar yabancıdır, bir yerlilik varsa ikisi de o kadar Hinidstan’ın yerlisidir.

Ama çok daha önemlisi, bilinen tarihte Hindistan’ı hep Türkler yönetmiştir.

MÖ 10 ile 8. yüzyıllar arasında başlayan Türk hakimiyetinin adı İskitlerdir ve 8 yüzyıl sürmüştür.

Hemen ardından Yüeçiler’in bir kolu olan Kuşanlar MÖ 60’ta bir devlet kurmuştur.

Ardından Alanlar gelmiş ve Ganj ırmağı kıyısında devletleşmiştir.

Milattan sonra 5. yüzyılda ise Akhunlar Hindistan’a gelmiş ve hakimiyet kurmuştur.

9. yüzyılda ise Müslüman Türklerin hakimiyeti başlamıştır.

İlk önce Gazneliler devleti kurulmuştur. 950 ile 1200 yılları arasında yaklaşık 250 yıl boyunca Hindistan’ı Gazne hanedanları yönetmiştir.

Gazneliler Devleti Büyük Selçuklu devleti ile giriştiği mücadele sonunda yıkılacaktır ama Hindistan’da hakimiyet başka bir Türk boyu olan Memlüklere geçecek ve Delhi Türk Sultanlığı kurulacaktır.

1200 yılından 1550’lere kadar 300 yıldan fazla Hindistan yine bir Türk devleti olarak kalacaktır.

Hindistan’da bir kadın sultan

Delhi Türk Sultanlığı son derece güçlü bir devlettir. Özellikle devletin kurucusu Aybek ve ondan sonra gelen İltutmuş büyük liderlerdi. İltutmuş liderliğinde Cengiz Han’ın ordularını durduracak bir direnç yaratılacaktır.

İltutmuş son derece ileri görüşlü bir devlet adamıdır. Bir oğul istemiştir ve onun adını bile Celaleddin olarak belirlemiştir. Celaleddin ismi büyük Türkmen savaşçı Celaleddin Harezmşah’ın adından alınmıştır.

Ancak İltutmuş’un bir kızı olur: Raziya.

Yine de Celaleddin adını verir ona ve o artık Celaleddin Raziya’dır. İltutmuş daha sağlığında devletin varisi olarak kızını açıklar.

Raziya Sultan babasının ölümünden sonra 4 yıl devleti yönetecektir.

Tarihte bilinen ilk Müslüman kadın devlet başkanıdır.

İyi savaşçıdır, ordunun başında savaşır.

Tüm halk Raziya Sultan’ı desteklemektedir ve sevmektedir.

Bir kadın olmasına karşın, başı açıktır, at üzerindedir hatta file binmektedir.

Ama Müslüman halk Raziya Sultan’ı benimsemiştir.

Raziye Sultan daha sonra taht mücadelesinde tahttan indirilecek ve idam edilecektir.

İlk kadın Müslüman lider böylece idamı da tadacaktır bir kadın olarak.

Delhi Hükümdarlarından bir diğeri ise Alaaddin’dir.

Alaaddin Müslüman bir liderdir ama laik anlayışa o dönemde erişmiştir. Bu sözler onundur:

“Dinin devlet ile hiçbir ilgisi yoktur. Din şahısların özel hayatının tesellisidir.”

Delhi Türk devletinin yıkılışı birden bire olmadı eriyip gitti. Onu eriten ise yeni doğan güç Babürlülerdi. Babür İmparatorluğu ile birlikte Hindistan’da 1520’lerden 1870’ lere kadar sürecek yeni bir Türk devleti kurulmuş oldu.

“Son Timurlu”, Timur’un torunlarından Babür Şah’ı anlatmaktadır.
Babür, henüz 13 yaşında babasının ani ölümü üzerine tahta çıkmak
zorunda kalacak ve ölümüne kadar 40 yıl sürecek inanılmaz bir mücadele verecektir.
Semarkand’dan Delhi’ye kadar uzanacak bu serüvende büyük yenilgilere uğrayacak, günü gelecek yalınayak dağa çıkacak ve her şeyden vazgeçecek ama her seferinde ayağa kalkacak ve mücadele edecek büyük bir insanı tanıyacaksınız: Babür.
1500’lerde kurulan ve İngiliz emperyalizmi tarafından 1871’de yıkılana kadar Hindistan’da aslında bir Türk devleti olduğunu görüp tarih bilginizi sorgulayacak, Babür’ün şiirleri ile kimi zaman coşacak kimi zaman melankoliye kapılacak, Portekiz sömürgecilerini Hindistan’da karşılayacak, Babür’ün torunu Ekber’le bir ateist Türk hükümdarın laikliği ilanına şaşacak, Tac
Mahal’i yine bir Babür torununun yaptığını keşfedeceksiniz. Maveraünehir’de başlayıp Hint Okyanusu’na kadar sürecek 350 yıllık bir serüvende kendi
ruhunuzu bulacak, tarihimizdeki büyük hazineyi keşfedeceksiniz.

Babürlüler ve laik devlet

Babürlü İmparatorluğu’nun kurucusu Babür Şah başta olmak üzere büyük bir ilerici devlet kurdular.

Babür Şah çağının en ileri insanlarından birisiydi. Babür ve oğullarının diğer Türk devletlerinden üstünlüğü tüm Hint kıtasını birleştirmiş olmalarıdır. Bu tarih boyunca hiç gerçekleşmemiş bir birleşik Hindistan devletidir ve birleştiren de Türklerdir.

Babürlü devleti tarihte bilinen ilk laik devleti kurmuşlardır. Babür’ün oğlu Hümayun döneminde çıkartılan bir kararname ile cizye vergisi kaldırılmış böylece vergilendirmede Müslüman-gayrimüslim ayrımı ortadan kalkmıştır. Bu, Şeriatın rafa kaldırılmasıdır.

Ama daha önemlisi din adamlarının devlet yönetiminden uzaklaştırılmasıdır. Hümayun Kanunları’na göre devleti devlet adamları yönetir, din adamları ise devlet işlerine karışamaz.

Bunun nedeni ise o dönemin ünlü tarikatı Nakşibendilerdir.

Nakşibendi tarikatı Türkistan’da ilk olarak Babür’ün dedesi Uluğ Bey’in karşısına çıkmış ve onu öldürtmüştür. Çünkü Uluğ Bey, kız ve erkek çocuklara ortak eğitim veren okullar kuran bir bilim adamıdır.

Bilim ile tarikatların kavgası başlamıştır.

Babür Şah’ın Türkistan’da, Semerkand’daki hakimiyetini ortadan kaldıranlar da yine Nakşi destekli Şeybanilerdir.

Tüm bu deneyimleri yaşayan Türk liderleri olarak Babürlüler, gericilikle mücadele edeceklerdir.

Babür’ün torunu Ekber ise bunun doruk noktası olacaktır.

Ekber, Hindistan’da bugün de Büyük Ekber olarak anılır. Yenilmez bir hükümdardır ama çok daha önemlisi tüm dinlerin ve ırkların bir arada yaşamasını savunur.

Din adamları ile kavgasında tüm dinleri tek bir çatı altında toplayarak ilk adımı atacaktır.

Sonra bastırdığı paraların üzerine “Allah-u Ekber” yazdıracaktır. Allah-u Ekber Müslümanların “Allah tektir” sözüdür ama aynı zamanda “Ekber Allah’tır” anlamına da gelmektedir. Tarikatlar ne kadar köpürse de bir şey yapamazlar.

Babürlüler Hindistan’da son derece laik ve ilerici bir yönetim biçimini kökleştirirler.

Tac Mahal’i yaptıran aşk

Ekber’in torunlarından Şah Cihan döneminde Babürlü uygarlığı doruk noktasına ulaşacaktır. Şah Cihan da tıpkı büyük dedesi Babür gibi büyük bir devlet adamı, büyük bir sanatçı ve aynı zamanda büyük bir aşıktır.

Karısı Mümtaz Mahal, Şah Cihan’ın 14. çocuğuna hamiledir ve Şah Cihan sefere çıkar. Eşi onu seferde yalnız bırakmaz ancak bu hamilelik Mümtaz Mahal’ın ölümüne yol açacaktır.

Karısına aşkı dillere destan olan Şah Cihan iki yıl yas tutar ve karısının adını yaşatmak için dünyanın en büyük kubbesinin ve yapısının yapılmasını emreder.

Dünyanın yedi harikasından biri olan Tac Mahal işte bu büyük aşkın sonucudur ve bu büyük Türk’ün eseridir.

Abdullah Gül ve eşi Tac Mahal’in basamaklarına otururken acaba ne düşündüler?

Osmanlı’dan başka ufku olmayan bir Milli Görüş geleneği türbanlı bir eşi Çankaya’ya çıkartmış olabilir, buna seviniyor olabilirler.

Ama Hayrünnisa Hanım ve Abdullah Bey büyük Türklerin büyük aşkının eseri olan Tac Mahal’de sadece bir ziyaretçiler.

Tüm faniler gibi...

Nakşi tarikatının bugünkü temsilcisi olarak, kendi tarikatlarına savaş açan Babürlüler’in sanat eserleri sayesinde bugün Hindistan’a adım atabiliyorlar.

Abdullah Bey file ancak el sallayabilir ama Ekber Şah fillerin üzerinde savaşırdı.

Raziye Sultan da filin üzerinde savaşırdı.

O da Müslümandı ama başı bağlı değildi.

Kadındı ama ordunun başında, erkek askerlerin kumandanıydı...

2500-3000 yıldır Türklerin yurdu olan Hindistan’a en sefil ziyaretimiz bu.

Tarih boyunca Hindistan’a ilericilik götüren bir ulusun evlatları olarak 3000 yıl sonra düştüğümüz utanılacak durumun resmidir gördüğümüz.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


tesekkurler bize ogretilmeyen tarihimizi yayinladiginiz icin.

Yaşar Salur, Karaman
19 Şubat 201

21. yüzyıl Türk milletinin yüzyılı olacaktır. Parçalanmış Türk Dünyasının uyanışı kendine gelmesi ve kendini yeniden keşfetmesi gerçekleşecektir. Türkiyedeki devşirme popülasyon sağdan soldan gelenler geldikleri yerlere gönderilecek ve Türki cumhuriyetlerle gerçek bir Türk Devleti kurulacaktır.

Murat, İstanbul
19 Şubat 2010


Türk milletinin ve tarihinin en acı dönemlerinden biri ne mutlu Türküm demekten rahatsız bir cumhurbaşkanı tarafından temsil edilmek Türk tarihinden bi haber Türkün kimliğine düşman biri tacmahalı ziyaretinde bir TÜRK uygarlığnın yapıtı olduğunu biliyormuydu sanmam . eşi hanımefendi Raziye sultanı Mümtaz Mahalı biliyormuydu Türklerde o dönemler kadın erkek eşitliğini laikliğin o uygarlığı yaratanlar tarafında ilk kez uygulandığını bilebilirmi aceba laikliğin ne demek olduğunu bilse temsil ettikleri millete ve Türk kadınına bu hakları veren ATATÜRK e saygı duyar cumhuriyete sahip çıkar ülkeyi dinci karanlığa çekmeye çalışmazdı unutmasınlarki laik olmak adam olmaktır onurlu olmaktır başında bulunduğu milleti iyi tanımaktır cumhuriyete sahip çıkmaktır kimliğne sahip çıkmaktır   Onurlu Türkün tarihini uygarlığını iyi bilen ve özümseyen varlığını Türk varlığına armağan eden yöneticilere biran önce kavuşmak dileğile

İsmet Durmaz, Antalya
17 Şubat 2010


Türk tarihi konusundaki büyük eksikliğimizi gideren bir bakış açısı sunmuşsunuz yine. Hindistan'da Hintliler ne kara yerliyse Türkler de o kadar yerliymiş.

Bir de Babürlüler zamanında Hindistan'ın imar edildiği ve bugüne dünyanın sayılı eserlerinin bırakıldığı düşünüldüğünde, Türklerin Hindistan'daki varlığının ağırlığı birkez daha ortaya çıkıyor.

Artık anlamalıyız ve her yerde savunmalıyız ki biz Türkler, Hindistan'ı fethetmedik yalnızca. Orada medeniyet kurduk.

Türk kadını Hindistan'da bundan asırlarca evvel devletin başındaydı.

O topraklarda Türkler, Babürlülerle gericiliğe karşı ilericiliğin savaşını veriyordu. Emperyalizme karşı Türkler, Hindistan'da 300 yıl direndiler.

O fotoğraf...

Gericilik yeniden Hindistan'a ayak basıyor. Hem de poz veriyor. Hem de Türkiye adına , Türkleri temsilen.

Abdullah ve türbanlı eşi nerde, Şah Cihan ve eşi Raziya Sultan nerde? Ne kadar geri gitmişiz. O fotoğraftan bunu görüyoruz.

Çağrıbey, Antalya
16 Şubat 2010


Gokce Fırat bu haftakı yazınız tam kelımeyle muthıs

Kısa bır sure once Son Tımurlu kıtabını okudum ve merak edıp o doneme aıt resım tasvırlere baktım hakıkattende kendılerını dındar ve osmanlının devamıı sanan turklerın harıcınde herkesın cumhurbaskanı olan kısı ve esının tac mahalın onundekı o resıme uzun uzun baktım

Sızın gıbı ve 750 yıl oncesıne gore ılerı gıdılecegıne aksıne bır okadar gerı gıtmısız soyledıgınız gıbı bu turklerın en acı zıyaretı olmus anyurduna.

Kemal Can, İstanbul
16 Şubat 2010


Benim için en acı şey ney biliyormusunuz. Bir Türk olarak bu adamların bizim temsilcimizmiş gibi ortalarda dolanmalarıdır.

Bunlar olsa olsa nakşilerin temsilcileridir. Uluğbey'i katledenlerin mirasçılarıdırlar, yünana, ingilize fransıza köpeklik yapanların mirasçılarıdırlar. Osmanlının mirasçılarıyız demeleri de ilahlaştırdıkları Abdülhamitin, Vahdettinin mirasının devamıdır. Nne Fatih'i ne de Kanuni'yi miras alırlar.

Hadi hayırlısı daha ne günler gereceğiz bakalım...

Dilek, İstanbul
15 Şubat 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40