![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Kaya Ataberk
Kılıçdaroğlu’ndan sonra Gürsel Tekin de sahnede CHP cephesinde sular yeniden bulanmaya başladı. Geçtiğimiz hafta CHP’nin ağır toplarından Kılıçdaroğlu konuşmuştu. Bu haftaysa Gürsel Tekin’e sıra geldi. Kılıçdaroğlu, “sol öldü” tespitleri yaparak CHP’nin neden sağa yönelmesi gerektiği üzerine konuşunca herkes “ne oluyor” diye sormuştu. Söz sırası Gürsel Tekin’e gelince o daha da açık konuştu ve CHP’nin önümüzdeki dönem gidişatı hakkında soru işaretlerine tümden giderdi! Gürsel Tekin, CHP’nin sağa yönelmenin de ötesinde özellikle Kürtlere ve İslamcılara sesleneceğini açıkladı. Vatan gazetesindeki röportajında, Kılıçdaroğlu’nun söylemek isteyip de söyleyemediklerine de açıklık getirmiş oldu. Şimdi “birinin söylediklerini nasıl diğerinin sözleri netleştirebilir” diye sorulabilir tabii... Türkiye’de siyasi hafızamız biraz zayıftır. Kimin ne olduğunu, kimlerle beraber nerede durduğunu çabuk unuturuz. Bu nedenle ister istemez şöyle bir geriye dönüp geçen yılki yerel seçimler dönemini, CHP’de yaşananları ve o dönem TÜRKSOLU’nun yaptığı uyarıyı hatırlamamız gerek. Hatırlanacağı gibi Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na adaylığını koyduğunda onunla bir ekip olarak ön plana çıkan kişi yine Gürsel Tekin’di. Bu iki isim o kadar ön plandaydılar ki Deniz Baykal bile onların rüzgârına yetişemiyordu. CHP örgütleri İstanbul’un çeşitli semtlerinde çarşaflılara rozet takarken ve bu durum kamuoyunda “çarşaf açılımı” adını alırken bu işin mimarının Gürsel Tekin-Kemal Kılıçdaroğlu ikilisi olduğu da ortaya çıkmıştı. İkili sadece çarşaf açılımıyla Şeriatçılara göz kırpmakla kalmıyordu. Aynı zamanda ikisi de Kürt kökenli olduklarını vurgulayarak Kürtçü kesimlere de olumlu sinyaller veriyorlardı. Tekin-Kılıçdaroğlu ikilisine ek olarak yılların PKK destekçisi Murat Karayalçın’ın da Ankara’da belediye başkan adayı olması CHP’nin hangi tehlikeli sularda yüzdüğünü iyice açığa çıkartıyordu. İşte tam da böylesi bir ortamda TÜRKSOLU, CHP’de planlanan Kürtçü darbe tezgâhını kapağa taşımıştı. Tabii CHP’ liler hemen savunmaya geçerek partilerinin çarşaf ve Kürt açılımlarını cansiperane korumuşlardı. Fakat aslında sahip çıktıkları her iki açılım politikasının da aslında AKP’nin politikaları olduğunu onlara göstermemiz bile yeterli olmamıştı. Çoğu gerçekten de samimi olan bu kesimler, partilerinin hâlâ “Atatürk’ün partisi” olduğu söylemiyle kendilerini rahatlatmaya devam etmişlerdi. Şimdi aradan geçen bu kadar zaman sonra, tam da CHP kurultayı yaklaşırken Kürt-İslam ikilisi CHP kazanını yeniden kaynatmaya başladı. “Değişim beklentileri” koduyla anılan süreçte neler olacağını acaba CHP’liler az çok tahmin ediyorlar mıdır acaba? Pek zannetmiyoruz. Biz gene de Tekin’in açıklamalarına biraz daha yakından bakalım. Bunların bir tane adamın hezeyanları değil de geniş kapsamlı bir ideolojik saldırı olduğunu göreceğiz. Sol üzerinde hangi oyunun nasıl oynandığını bu açıklamalarda tespit edebiliriz. Yoksulların değil “ötekilerin partisi” CHP Gürsel Tekin, CHP’de değişimin kaçınılmaz olduğunu söylüyor. Bu değişim bizce de kaçınılmaz. Tekin’le ortak düşündüğümüz tek nokta bu. Yalnız bu kaçınılmazlığın nedeni konusunda ayrışıyoruz. Ona göre CHP kaçınılmaz olarak değişmezse yani Kürt-İslamcılaşmazsa bitecek, bize göreyse CHP on yıllardır girdiği yolun son durağında zaten kaçınılmaz olarak Kürt-İslam durağına ulaşacağı için mecburen değişecek ama yine de bitecek... Bunu yapmak için de solu sol yapan esas kavramların tümünden vazgeçecek. Solcu bir parti yoksulların partisi olarak mücadele edecekken CHP başka birilerinin partisi olarak öne çıkacak. “Değişim”in mantığını Gürsel Tekin’den dinleyelim: “Dünya değişti, CHP de değişecek. 1980 öncesi sendikalı işçi sayısı nüfus 45–50 milyonken 2 milyon sekiz yüz bindi. Şu an 75 milyon nüfusumuz var, sendikalı işçi sayısı 650 bin. Solun en büyük eksiği kendini yenileyememiş olması, haklısınız. Biz de çıkamadık bu işin içinden, diğer sol partiler de çıkamadı. Ötekileştirilmiş insanların en kolay oy verebileceği partiler sol partilerdir ama yıllarca bize oy vermediler. Biz bunu İstanbul’da fark ettik ve çalıştık, ne yazık ki insanlar çok farklı şeylere umut bağlamıştı.” Gürsel Tekin’in yaptığı sağcıların klasik “sol bitti çünkü artık küreselleşmeyle beraber işçi sınıfı bitti” mantığının bir tekrarı… Ama sadece bundan ibaret değil. Avrupa solu küreselleşmeci tezleri kabul ettiği andan itibaren solun temel kavramlarını da bir anda terk etmişti. Gerçi Batıda sol hiçbir zaman antiemperyalist olamadı hep kendi Beyaz Adam cephesinde kaldı. İşçi de olsalar beyaz işçiler oldular. Batıda bu düzeyde bir solculuğa bile gerek kalmadığında “öteki” tezler ortaya atılmaya başlandı. Bunlara göre artık sol, kendini ezilenlere göre değil “öteki” adı verilen mağdurlara göre tanımlayacaktı. Bizim açımızdan ezilenler denildiği zaman her şeyden önce dünyanın ekonomik anlamda sömürülenleri ve yoksulları söz konusudur. Bu da solun en temel mihenk taşı. Ezilen uluslar da ezilen sınıflar da hep bu noktadan yola çıkılarak tanımlanır. Fakat “ötekiler” denilen kesimler açısından bu geçerli değildir. Çok güncel bir örnekle Türkiye’deki “ötekici sol” açısından Emine Erdoğan, GATA’ya türbanla giremediği için en “mağdur” insandır. Toplumsal, ekonomik ve siyasal koşullarının hiçbir önemi yoktur. Ve işte Gürsel Tekin’in kriterleri de bu mantıkla işler. Onun ve CHP’nin gündeminde artık halk, yoksullar gibi kavramlar yoktur. O daha farklı kavramlarla düşünür, daha farklı kesimlerin sözcülüğüne soyunur. Şeriatçı, elit ve burjuva olmasına rağmen mağdur olduğu ve ötekileştirildiği düşünülenlerin temsilcisidir artık o… Mesele halkın yoksulluğuna gelirse daha da sığlaşacaktır. Ortada herhangi bir sol ya da devletçi ekonomi programı kalmadığı için önerilebilecekler komiklik derecesinde kalır.
Halkçılık ve devletçilik yerine Geçtiğimiz dönemde bu “yolsuzlukla mücadele” CHP’nin tek ve temel politikası olmuştu. Bu politikanın şampiyonluğu da tabii ki Kılıçdaroğlu’ndaydı. Her gün yeni belgelerle ve dosyalarla rakiplerini ekran düellolarında yenmişti. Fakat bunun CHP’ye hiçbir şey kazandırmadığını da hep beraber görmüştük. Şimdi Gürsel Tekin’e yoksulluğa CHP’nin ne çözüm getireceği sorulduğu zaman yine “yoksulluk=yolsuzluk” formülüne sığınıyor ve kavramların etrafında dolaşıp aslında hiçbir cevap da vermemiş oluyor: “Bizim sıfır yoksulluk politikamız var. Her vatandaşın sosyal hakkı olacak, maaşı olacak, kendi bulgur mu alır makarna mı alır, ona kendi karar verecek. Bunları açıklayacağız.” Türkiye’de yoksulluk vardır. Neden? Çünkü yolsuzluk yapılmaktadır. Peki, insanlar neden yolsuzlukla karşılaşırlar? Çok kolay, çünkü Türkiye’de yoksulluk vardır bu da insanları yolsuzlukla kazanmaya iter! Ne güzel bir mantık değil mi? Daha doğrusu bir kısır döngü… Sol, sol olmaktan çıktığı anda başına gelecek şey de budur işte. Sol, ezilenlerin, ülkenin yoksullarının temsilcisi olmayı bırakırsa, ekonomik-sınıfsal sömürü ilişkilerini göz ardı ederse böyle gülünecek mantık dolambaçları içinde yolunu kaybetmez de ne yapar? Bu arada halk bulgur ve makarnaya talime devam eder… CHP ise Atatürk’ün Altı Okunu ambleminde tutmaya devam eder. Tabii bu oklardan hiçbiri artık gündemlerinde değildir. Halkçılık ve devletçilik çoktan unutulduğu için de CHP’nin sistem eleştirisi ancak yolsuzluk belgelerini toplamaktan ibaret olur. İşin özüne değinemez. Belki de değinmek istemez. Çünkü biraz derinleşse karşısında sömürücü sermayeyi, onun arkasında da maazallah Amerika’yı bulur. Bu da CHP’li “solcu” beyefendilerin hiç de işine gelmeyecektir… Kürt-İslam darbesinin yaratacağı CHP: Sol-AKP Tekin-Kılıçdaoğlu ekibinin yaratmak istediği CHP nedir? Bunu tam olarak tanımlamak için ancak “sol-AKP” gibi bir tanım kullanabiliriz. Tabii ki bu sol sadece görünüşte kalacaktır. Kürtçü, türbancı, Ordu düşmanı, Altı Okla simgesel bile olsa ilişkisi kalmamış CHP, AKP’nin sol görünümlü bir sürümü olmaktan başka ne anlama gelebilir ki? Aslına bakılırsa Tekin ve Kılıçdaroğlu, öyle iki kişiden oluşma bir Kürt-İslam cengâver ekibi değil. Uzun yıllardır ÖDP çevrelerinde başlatılan, Ufuk Uras’la üst noktalara vardırılan “Taraf”ın “etrafında” iyice ayyuka çıkan bir çalışmanın sonucudur CHP’li Kürt-İslamcılar… Bunlar CHP’yi ve ardından tüm solu AKP’ye ve PKK’ya eklemlemenin mücadelesini verirler. Solun özünden gelen antiemperyalist milliyetçiliği, Atatürk milliyetçiliğini “faşizm” olarak tanımlamayı görev bilirler. Aralarından çıkan Fuat Keyman gibi Koç Üniversitesi akademisyenleri Taraf’taki söyleşilerde AKP’ye karşı çıkmanın solculuk olmadığını savunurlar. Hatta PKK’lılarla ve Vakitçilerle yazdıkları kitaplarda AKP’yi solcu, sol partileri de gereksiz ilan ederler! “Sol” madem ki demokrasi mücadelesi verecektir, AKP’yi desteklemesi yeter de artar bile… Eğer demokrasi çok lazımsa onu da AKP düşünecektir zaten! Bunların solu gerçekten de baş aşağı duran bir “sol”dur. Sola biçtikleri görev, gericiliğin ve bölücülüğün avukatlığından ibarettir. Gürsel Tekin ve Kılıçdaroğlu’nu bu ekipten ayrı düşünmek olmaz. Üslup ve kavramlar bile artık aynı. CHP’deki Kürt-İslam darbesinin bu ikinci perdesinde yaratılacak olan CHP de artık sol bir AKP’den başka bir şey olmayacaktır. CHP’nin hedef kitlesinde bir tek Atatürkçüler yok! Gürsel Tekin, CHP’nin önümüzdeki dönem yapacaklarını şöyle özetliyor: “Kurultaydan sonra Edirne’den Ağrı’ya değişimi anlatacağız. Kürtlerin de Alevilerin de İslamcıların da en önemli sorunu yoksulluk. Yoksulluğun merkezi de yolsuzluk… Diyarbakır’ın neden CHP’ye kızgın olduğunu anlıyorum. Eksiklikleri anlatacağız. Onur Öymen’e rağmen Alevilerin değişmeyen adresi yine CHP olacak”. Nasıl ama? Neresinden tutsak elimizde kalıyor... Yolsuzluk ve yoksulluk üzerine tezlerin sığlığına tekrar değinmeyelim. Gerek yok. Sefaletin felsefesine değil felsefenin sefaletine ulaşırız. Fakat Türkiye’de sayılan kesimler dışında hiç mi yoksul yok? Ya da sayılanların hepsi de yoksul mu? Hiç Kürt burjuvası, toprak ağası yok mu? Şeriatçı sermaye bir hayal mi? Alevi baronları uydurma mı? Hadi bunları da geçtik diyelim. Gürsel Tekin, kafaya koymuş hem Şeriatçıları hem de Alevileri CHP çatısı altında toplamaya karar kılmış. Bu kadarına da pes doğrusu… Peygamber döneminden beri bir kez bile anlaşamamış olan iki kesimi birleştirme, bin yıllık bir kavgayı çözme görevinin kendisine verildiğini düşündüğüne göre Gürsel Tekin, anlaşılan kendini peygamber mertebesinde bir kıymette görüyor. Ne diyelim Allah kimseyi doğru yoldan şaşırtmasın! Diğer taraftan Onur Öymen meselesine gelirsek, Öymen’in açıklamaları 1938 Dersim Kürt ayaklanması üzerineydi ve Alevilerle ilgili tek kelime bile içinde yoktu. Fakat Tekin gittiği yoldan o kadar emin ki kendi parti arkadaşını bile bu uğurda satmaktan geri kalmamış. Bu da artık CHP’lilerin oturup düşünmeleri gereken başka bir durum… Peki ya Baykal bu ekibin karşısın da mı? Hiç sanmıyoruz. Yoksa hiç “CHP olarak bugüne kadar bize hiç oy vermemiş, sempati duymamış, destek vermemiş dahi olsa tüm vatandaşlarımdan kendi kimliklerini, değerlerini koruyarak ama Türkiye’nin derlenip toparlanması konusunda bizim görevlendirilmemize destek vermelerini, sahip çıkmalarını isteyeceğiz” der miydi? Son olarak Gürsel Tekin’den veciz bir ifadeyle bitirelim: “Alevilerin de Kürtlerin de İslamcıların da barınabileceği tek liman CHP…” Tabii ki böyle bir tablo aradan bir bin yıl daha geçse de gerçekleşmez ama dikkat çekmek istediğimiz bir başka şey var. CHP’nin hedefinde artık herkes var ama bir tek sıradan Türk vatandaşı, emekçiler ve de Atatürkçüler yok… Ama Gürsel Tekin’in hakkını da yemeyelim. Onun da zaten Türklük, emekçilik ve Atatürkçülük gibi iddiaları yok… CHP’nin de yok! Bir sözümüz olacaksa o da hâlâ partisini Atatürk’ün partisi sanan CHP’li kardeşlerimize olacaktır. Gözünüzü açın lütfen. Orası artık Gürsel Tekin’in partisi…
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||