![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İnan Kahramanoğlu
Kılıçdaroğlu ne kadar haklı? Kemal Kılıçdaroğlu’nun son açıklamaları vesilesiyle “sol öldü mü” tartışması bir kez daha gündeme gelmiş bulunuyor. Tartışma bir açıdan artık kabak tadı veren ve sonuç alıcı olmaktan da oldukça uzak bir klişeye dönüştüğü için anlamsız görülebilir. Ama AKP faşizminin bu denli egemenlik kurduğu bir ülkede her şeye rağmen bir sol tartışmasının açılmış olması ve meselenin son noktada buraya gelip dayanması da gösteriyor ki Türkiye’nin gerçekten de sola ihtiyacı var! O nedenle Kılıçdaroğlu’nun topuna girmek gerek. Kılıçdaroğlu diyor ki: “Sol sokağı göremedi. Oturduk sıcak evlerimizde gazete okuduk. Rahata alıştık, tatillere gidiyoruz. Türkiye’de CHP dışındaki sol öldü. Sol yok, sağımız güçlü, bu yüzden sağa gidiyoruz. Çünkü oy alacağız, kimden alacağız?” Her şeyden önce, Kılıçdaroğlu’nun hiç de haksız olmadığını söylemek gerek. Kaldı ki TÜRKSOLU sayfalarında da yıllardır Türkiye’nin Atatürkçü kesimlerinin neredeyse Atatürk’ün ölümünden itibaren başlayan bir süreç içinde elitleştiği, halktan koparak seçkinci bir zümreye dönüştüğü ve sonuç olarak evinde oturup televizyon seyretmekten başka bir şey yapmayan, kendi rahatını ve lüks yaşantısını korumak dışında da bir kaygısı bulunmayan ve toplum ve ülke sorunlarına ilgisiz bir garip “Atatürkçü” tipinin eleştirisi yapılıyor. Kılıçdaroğlu da artık rüyasında ak sakallı bir dede görüp birden hidayete mi erdi de bu gerçekleri ifşa ediyor, yoksa bir şekilde TÜRKSOLU’nun açtığı tartışmaya mı dahil oluyor, orası belirsiz. Ama bayram değil, seyran değil nereden çıktı bu sözler diye de ister istemez soruyoruz. Kılıçdaroğlu’nun seçim döneminde gazete ve televizyonlardan inmediği günlerde bir kez bile bu mümtaz fikirlerini açıklamayıp şimdi birden solun ve Atatürkçülerin gerçek sorununu tespit etmiş bulunması gerçekten de ilginç… Ancak Kılıçdaroğlu’nun yaptığı tespitler ne kadar doğruysa Türkiye’yi ve solu bu noktaya getiren merkezin, CHP’nin, en tepesindeki isimlerden birisi olarak bu sözleri söylemesi de bir o kadar komik. Bu ülkede solculuk “öldü” denilecek noktaya geldiyse bunun gerçek sorumlusu CHP’nin ta kendisidir. On kişiyi öldürmüş bir katil çıkıp adam öldürmenin ne kadar yanlış bir iş olduğunu söylediğinde ne kadar komik olursa, Kılıçdaroğlu’nun kalkıp “sol öldü” demesi de herhalde en az o kadar komik olmaktadır. Kim öldürdü diye sorarlar adama! Ayrıca Kılıçdaroğlu bu sürecin bir sorumlusu olarak değil, duyarlı bir vatandaş edasıyla ve öylesine de rahat konuşuyor ki; ya CHP’nin bu konudaki sorumluluğunu göremiyor ya da görüyor da söylemekten imtina ediyor. Ama her iki durumda da söylediklerinin bir kıymeti harbiyesi kalmıyor açıkçası.
Kılıçdaroğlu’nun söyleyemedikleri... Türkiye’nin Atatürkçü kesimlerinin bu denli düzen içi bir konuma gelmesinde sorumlu kim acaba? Kılıçdaroğlu bu sorunun cevabını da vermek zorunda. Bu ülkede solculuk ve Atatürkçülük arasında aşılmaz duvarlar örülmesinin başlıca sorumlusu yıllardır solculuğu ve devrimciliği telaffuz etmekten kaçınıp “biz sosyal demokratız” diyerek yan çizen CHP değil midir? Ne yani, CHP bugüne kadar devrimci bir program izlemiş, gerçek anlamda Atatürkçü ve sol bir parti örgütü yaratmış ve insanlara da devrimcilik çağrısı mı yapmış ki şimdi Kılıçdaroğlu kalkıp bu düzen Atatürkçülüğünü eleştiriyor? Bu ülkenin aydınından tutun da sokaktaki sıradan vatandaşına kadar Atatürkçülük iddiasındaki herkesin tam da Kılıçdaroğlu’nun eleştirdiği insan tipine dönüşmesinde bir numaralı sorumlu CHP ve onun yaydığı düzen Atatürkçülüğü değil midir aslında? Atatürk’ün ölümünden sonra hızla bir halk partisi olmaktan çıkıp düzen partisi haline gelen CHP bugün artık tipik bir müteahhit-sanayici partisine dönüşmüştür. Kendisine oy veren milyonlarca insanı da Atatürkçü olmaktan çıkarıp çıkarcı, lüks düşkünü, paraya tapan ve kendi geleceğini kurtarmaktan başka hiçbir amacı bulunmayan tipik birer liberal birey haline dönüştürmüştür. AKP’ye kadar gelen sağcı çizgi nasıl makarna ve kömür için oyunu satan bir kitle yarattıysa, yetmiş yıllık sağcı CHP çizgisi de daha lüks bir yaşam için yaşadığı toplumu ve ülkesinin geleceğini elinin tersiyle bir kenara iten ve sadece kendi rahatı için yaşayan bir başka bencil kitle yaratmıştır. Bu ise toplumsal çürümedir. Toplumumuz sağcısı ve solcusuyla çürümüştür. Halkçılığın ve devletçiliğin unutulduğu, devrimciliğin tu kaka ilan edilip bireyciliğin tek kutsal değer haline getirildiği bir ülkede, böylesi bir toplumsal çürümeden başka ne beklenebilirdi ki zaten. Piyasaya tapınan, kapitalizme gönülden bağlı, liberal, özelleştirmeci, AB’ci, ABD’ci bir CHP ve onun peşindeki büyük bir kitleden bahsediyoruz sonuçta. Ve yetmiş yıllık bir dönüşümden; CHP düzen içine girdikçe toplumu da düzen içine çekmiş, düzen içine çekilen toplumun yarattığı kadrolar da CHP’yi daha fazla düzene bağlamıştır. Sonuç; düzen savunucusu bir CHP ve onun yarattığı düzen içi bir Atatürkçü kitle. O nedenle, ne Kılıçdaroğlu’nun hakkı vardır bu garip Atatürkçü tipini eleştirmeye; çünkü o tipi bizzat kendileri yaratmışlardır. Ama ne de bu Atatürkçü tipinin Kılıçdaroğlu’nu eleştirmeye hakkı vardır; çünkü onlarda da bugüne kadar hiç ses çıkarmadan ve memnun bir halde CHP’nin bu hale gelmesine yardımcı olmuş, oy verip destekleyerek bu sürece katkı sunmuşlardır. Sorumluluk çift taraflıdır. CHP’yi ve onun yarattığı çarpık Atatürkçü tiplemesini eleştirmeye gelince; bunu ancak devrimci bir parti ve devrimciler yapabilir. Ve bu çarpık manzarayı yıkacak ve yeniden kuracaklar da yine bu ülkenin devrimcileridir. Solun katili CHP’dir Ama şunu da açıkça söylemek gerek; CHP var olduğu sürece bu topraklarda gerçek bir sol, devrimci bir Atatürkçülük hiçbir zaman yeşeremeyecektir. Kılıçdaroğlu’nun eleştirdiği insan tipinden kurtulmamız da mümkün olmayacaktır elbette. Gerçek ve iktidara aday bir sol ancak CHP’nin yok olduğu bir Türkiye’de mümkün olacaktır. Özlenen bir toplum ve birey de yine ancak devrimci bir partinin iktidarı altında hayat bulabilecektir. CHP bugünkü o hantal ve düzen savunucusu kimliği ile öylesine büyük bir yer işgal etmektedir ki gerçek bir Atatürkçü ve sol harekete bırakın yaşam hakkı tanımayı, nefes bile aldırmamaktadır. CHP’nin solculuğu hatırladığı dönemler genellikle toplumsal alanda devrimci muhalefetin güçlendiği, sendikal hareketlerin ya da gençlik muhalefetinin en üst düzeye çıktığı dönemlerdir. Bu dönemlerde CHP hemen solcu kılığına girip hem mevcut sol yükselişin parsasını toplamış ve bunu oya dönüştürüvermiştir, hem de yükselen solu bu şekilde boğmaya hizmet etmiştir. Örneğin TİP’in ortaya çıktığı ve ülkede solun güçlendiği dönemlerde CHP birden “ortanın solu”nda olduğunu açıklama gereği duymuş, böylelikle TİP “aşırı sol” olarak gösterilip tasfiye edilirken solun yarattığı birikim CHP’ye kanalize edilmiştir. Benzer bir örnek de 27 Mayıs Devrimi’nin ertesidir. Ordu-gençlik-aydın ittifakıyla gerçekleşen 27 Mayıs’a karşı çıkan CHP 27 Mayıs’ın yarattığı ortamdan faydalanıp iktidarı ele geçirme fırsatını ise kaçırmamıştır. Tabii bu iktidar ancak ilk seçime kadar sürmüştür ama o sırada CHP 27 Mayıs’ı da tasfiye ederek rolünün gereğini yapmıştır. Dolayısıyla Atatürk sonrası CHP sol bir parti olmadığı gibi solun da katilidir aslında. CHP’den kurtulmak! Bu gerçekler ışığında şunu hiç çekinmeden söylemek gerek; Türkiye gerçek bir Atatürkçü ve sol iktidara AKP’den önce CHP’den kurtularak kavuşabilir. Bugün CHP hala hayatta olduğu içindir ki, Türkiye’de gerçek bir sol hareket ortaya çıkamamaktadır. Türkiye yarın AKP’den kurtulsa bile CHP gibi bir muhalefet söz konusu oldukça AKP’nin yerini yeni bir AKP, Tayyip’in yerini yeni bir Tayyip alacaktır. Ama Türkiye’nin Atatürkçü ve sol bir iktidara kavuşması yine mümkün olmayacaktır. Türkiye, AKP ve Tayyip’ten önce de pek çok sağcı ve faşist parti ve lider görmüştür. Menderes’in DP’sinden Demirel’in AP’sine, Özal’ın ANAP’ından Tayyip’in AKP’sine sağcı dikta yıllardır Türkiye’de Atatürkçülüğü yok etmek için çalışmaktadır. Bunların karşısındaysa sahte muhalefetçilik oynayan ve sağın payandası olarak rol alıp gerçek solun önünü tıkayan bir CHP bulunmuştur hep, ama nedense bu rolü pek fark edilmemiştir. Bunu fark edip söylemeye çalışanlarsa hemen aforoz edilip dokuz köyden kovulmuştur. Ama artık kral çıplaktır! Kılıçdaroğlu gerçekten de önemli şeyler söylemektedir ama bırakın CHP’nin bu süreçteki sorumluluğunu söylemeyi CHP’nin adını bile telaffuz etmemektedir. Fakat bazı gerçekler artık gizlenemeyecek kadar açık olarak ortadadır. Herkes bugünkü tablonun sorumlularının kimler olduğunun ayırdına varmaya başlamıştır. Baykal ve Kılıçdaroğlu’nun yönettiği CHP ile Atatürk’ün CHP’si arasında bir isim benzerliğinden öte hiçbir şey kalmamıştır bugün. Atatürk’ün kurduğu CHP, Türkiye’nin temel sorununun Türkiye’nin geri toplumsal yapısı olduğunu tespit etmiş ve bu toplumsal yapıyı devrimci bir müdahale ile dönüştürmeye girişmiştir. Atatürk’ün devrimcilik ilkesi de sadece yönetsel alanda bir devrimcilik değil toplumu oluşturan bütün fertlerin ve en başta da parti kadrolarının devrimcileştirilmesini içermektedir. Hatta öyle ki, devrimcilik Altı Ok’tan birisi olarak Anayasa bile girmiştir. Ancak bugün bıraktık devrimciliği, CHP’de Kılıçdaroğlu da dahil olmak üzere kimse Altı Ok’tan herhangi birisini bile ağzına almamaktadır. Hem de o Altı Ok hala o partinin amblemi olmasına karşın! Kılıçdaroğlu’nun çözümü de aynı: Sağcılaşma Kılıçdaroğlu’nun çözüm olarak sağa gitmeyi önermesini de tartışmak gerek. Zira Kılıçdaroğlu sağı solculaştırmaktan değil, CHP’yi iyice sağcılaştırmaktan bahsetmektedir aslında. Bu da zaten CHP’nin yetmiş yıldır yaptığı şeydir; Atatürk döneminde sağcı ve gerici toplumsal yapıyı devrimcileştiren CHP, Atatürk’ten sonraki neredeyse 70 yılda bu sağcılaşma politikası yüzünden kan kaybeden bir partiye dönüşmüştür. Ancak bu kan kaybını engellemenin yolu-defalarca da yanlışlanmış olmasına rağmen-partinin daha da sağcılaştırılması olmuştur. Türkiye bugünkü gericiliğe biraz da CHP’nin bu gericilikle uzlaşma ve zamanla gericiliği desteklemeye kadar varan çizgisinin sonucunda saplanmıştır. Oysa CHP yönetimi kendi tarihlerini inceleme zahmetine girseler; bir tek Atatürk döneminde halkla buluştuklarını ve oy aldıklarını göreceklerdir. Bunun sebebi ise kimilerinin söylediği gibi tek parti rejimi değildir. Atatürk’ün CHP’si devrimci atılımlarla hem toplumu dönüştürmüş, hem de halkın güvenini kazanarak devrimlerin toplum tarafından destek bulmasını sağlamıştır. Atatürk sonrası dönem ise devrimciliğin terk edilmesi ve partinin sağcı-düzen içi bir konuma çekilmesidir. Bunun faturası ise CHP’nin halktan kopması, elit ve seçkin bir zümrenin partisi haline gelip geniş halk kitlelerinin gözünde güven duyulmayan ve oy verilmeyen bir parti haline gelmesidir. Kılıçdaroğlu ise şimdi sanki bunlar hiç yaşanmamış gibi, kalkıp bu yetmiş yıllık çürümüş reçeteyi bir kez daha önümüze koymaktadır. Oysa bırakın son yetmiş yılın tecrübelerini, CHP’nin AKP’nin sekiz yıllık iktidarı döneminde izlediği politikalar ve bunların yarattığı seçim hezimetlerinden bile çıkarılacak tonla ders vardır. Kılıçdaroğlu’nun bu basit dersleri bile çıkaramadığı görülüyor. Baykal’ın türbana özgürlük çağrılarından tutun da çarşafa rozet takması, ya da Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin ikilisinin yine çarşafı savunup bir de Kürt açılımına destek olana tavırları da dahil olmak üzere, “sağa gitmek” adına yaptıkları her sağcı hamle, sadece AKP iktidarının pekişmesine yaramıştır. Ve öyle görülüyor ki bu kafa Türkiye’yi daha uzun süre AKP faşizmine mahkûm edecektir. Altı Ok Kılıçdaroğlu’nun dosyalarına neden girmez? Tabii insan ister istemez Kılıçdaroğlu ve CHP’nin bugüne kadar ki yönetim kademesinin niçin bir kez olsun farklı bir yol deneyip şu Altı Ok’u yeniden gündeme getirmediğini soruyor. Öyle ya, Altı Ok’u amblem yapmış bir partide bir kişi de çıkıp “bunca yıldır yaşanan yenilgilerin sebebi Altı Ok’u gereği gibi savunmamış olmamız” demez mi? Ama ne dün, ne de bugün bunu söyleyecek tek bir kimse çıkmamıştır CHP’de. Ve ne yazık ki bunu söyleyebilecek birilerinin çıkmasını beklemek için de bir umut ışığı görülmüyor. O nedenle, ne kadar anlamlı olur bilmiyoruz ama yine de Kılıçdaroğlu çıkıp “çözüm Altı Ok’u yeniden uygulamaya koymaktır” diyebilir mi, diye soruyoruz. Ama Kılıçdaroğlu bırakın çözüm olarak göstermeyi, Altı Ok’u telaffuz bile etmemektedir. Yoksa Altı Ok’un Kılıçdaroğlu’nun dosyalarına gireceği günü boşuna mı bekliyoruz!
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||