![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Yahudilere ve Roman halkı gibi başkalarına soykırım uygulamış ve bu arada savaş kurallarını çiğneyip insanlığa karşı suçlar da işlemiş olan Alman faşistlerinin Avusturya’da kurdukları Mauthausen toplanağını kısa süre önce gördüm. Burası 1938-45 yılları arasında önde gelen bir acımasızlık, korku, yıldırma ve cinayet merkeziydi. Zorla çalıştırma yoluyla ölüm anlamına geliyordu. Ayrıca, gaz odaları ve fırınları da vardı. Oradan ve ona bağlı uydu toplanaklardan 195.000’in üstünde insan geçti ve yarısından fazlası orada öldü. Bağımsız bir devlet olan Avusturya’yı Almanların 13 Mart 1938’de kendilerine katmalarından hemen sonra, SS ve benzeri devlet görevlileri Mauthausen bölgesine gelerek bir toplanak için geniş bir yer seçtiler. Orası da “ana kamp” diye bilindi ve yakınlarındaki çeşitli yerlere zamanla benzeri 49 uydu yapıldı. Her birinin başında Alman devletinden bu iş için maaş alan kendi yöneticileri, daha doğrusu, cellâtları varsa da, tümü Malthausen’e bağlıydı. Bu 49’dan Ebensee’ye 18.437, Gunskirchen’e 15.000, Gusen II’ye 12.537, Melk’e 10.314 ve Zeltlager’e de 10.000 kişi getirilmişti. İrili, ufaklı ötekilerin her birinde çalışanların sayıları farklıydı. Örneğin, Bachmanning’deki en küçüğünde yalnız marangozluk işleri yapılıyor, ama karşı çıkmanın en ufağını gösterenlere ya da işe yaramayacak derecede güçsüzlere gene aynı genel kurallar uygulanıyordu. Bunların 19’u Nazi ordusuna silâh ve başka savaş gereçleri yetiştirmek için oluşturulmuş olan yerlerdi. Melk’deki merkez bu silâh yapım yerlerini yeraltı yollarıyla birbirine bağlıyordu. Roket yakıtı için kullanılan sıvı oksijen de buraya bağlı Redl-Zipf tünellerinde üretildi.
Schlier denen yer Almanya’nın savaşın son yılında yapmağa yöneldiği V-füzeleriyle sahte para üretimine yönelmişti. Bu yeni silâhların “V” harfiyle anılmalarının nedeni Almanca (“Tepki Silâhları” anlamında) “Vergeltungswaffen” sözcüğünden gelmesidir. Bunlar Hitler’in “Mucize Silâhları” (Wunderwaffen) dediği yeni ürünlerdi. Onun çevresindekilere göre, Alman orduları tüm cephelerde geriliyorsa da, olağanüstü bu yeni silâh son zaferi getirecekti. Bunların gerçek üretim merkezi Peenemünde denilen yerdi. Toplanaklardaki çalıştırma bir tür destekti. 12 Haziran 1944’de ilk V-1 Fransız kıyısından Londra’ya doğru atılmıştı. Saatte 400 mil hızla önceden belirlenen bir hedefe yönelik pilotsuz ve jet motorlu bir bombaydı. İçinde bir ton patlayıcı vardı. Britanya başkentine sekiz gün içinde bunlardan 8.000 tane yollandı. İngilizler onu sesinden tanıdıklarından, adını “bız bombası” koymuşlardı. Birçoğu daha havadayken patlatıldı, ama yerde 75.000 yapı yıkıldı, 5.479 Londralı öldü, yaklaşık 40.00’i yaralandı. Üç ay sonra Hollanda üslerinden yollanan geliştirilmiş V-2 saatte 3.500 mili geride bırakıyordu. Daha önemlisi, görülemiyor, işitilemiyor ve uçarken düşürülemiyordu. Etkisi ve sonuçları çok büyük oldu, ama Hitler’e umduğu zaferi getirecek sayıda üretilmeleri söz konusu olamadı. Bunlardan ve onları hazırlayan birtakım bilim adamları ve uzmanlardan sonradan Amerikalılar ve Sovyetler yararlandılar. Her iki ülkede uzay programı ve anakaralar-arası balistik füzeler böyle başladı. ABD’de Jupiter-C roketini yapan, 1958’de “Explorer-1” uydusunu yörüngeye sokan, Saturn roketlerini geliştiren ve Amerika’nın aya ulaşma tasarısının her aşamasındaki uzman Alabama’daki (Huntsville) uzay merkezinin başkanı Wernher Freiherr von Braun (1912-77) Peenemünde’deki roket silâhı girişiminin başına 1937’de getirilmiş olan Almandı. Mauthausen’e dönelim. Zorla çalıştırılan ve hapishanedekilerden çok daha sert kurallar uygulanan tutsakların dış dünyayla bağları yoktu. Ellerinden kimlikleri bile alınmıştı. 1942 başından bu yana çoğunun koluna kazınan dövme sayılarıyla biliniyorlardı. Ayrıca, tutsak giysilerinin sol göğsü üstünde renkli bir üçgen vardı. Bu üçgenin rengine ve üstündeki harfe göre tutsaklığının hangi ayrımda olduğu ve neden tutuklandığı hemen anlaşılıyordu. Örneğin, siyasal muhaliflerin üçgeni kırmızıydı. Adi suçtan tutuklanıp buraya getirilenlerinki yeşildi. “Uyumsuz” sözcüğüyle ne olduğu belli olmayan bir suçlamayla getirilenlerin üçgenleri siyah ya da kahverengiydi. Üçgenin üstündeki harf tutuklunun milliyetinin belirtisiydi. Örneğin, “F”ler Fransız, “S”ler İspanyol, “P”ler Polonyalıydı. Yahudilerinki kırmızı üçgenin altında altı köşeli sarı Davud Yıldızıydı. Tutsağın numarası bu üçgenin altında ya da üstünde siyah ya da beyaz olarak yazılıydı. Mauthausen’de Yahudiler sayıca ağır basıyorlardı. 1 Ocak 1944 ile 3 Mayıs 1945 arasında bile, 22.940 Yahudinin geldiği anlaşılıyor. Bunların yaklaşık 12.400’ü yaşamlarını yitirdiler. Ama Almanya ve Avusturya’dan siyasal tutuklular, Burgenland’dan Roman halkı, İspanya’dan eski Cumhuriyetçiler, Mihver’in çiğneyip geçtiği Polonya, Belçika, Hollanda, Fransa, Çekoslovakya, Yugoslavya, Yunanistan, Arnavutluk, hattâ faşist dostları İtalya ve Macaristan’dan siyasal tutuklular, Sovyetler’den savaş tutsakları eksik değildi. Sık sık tren dolusu sanatçılar, aydınlar ve din görevlileri getiriliyordu. 18.015 Macar, 15.803 Polonyalı, 15.581 Sovyet, 3.179 Fransız, 2.791 Yugoslav, 2.263 İtalyan ve 2.184 İspanyol gibi kalabalıkların yanında, umulmadık uluslardan kişilere de rastlanmaktaydı. Örneğin, kimi kaynaklara göre 2, kimilerine göre 3, hattâ 5 Türk de vardı. Bu nedenle, iç duvarların birinde kırmızı yüzey üstüne beyaz ay-yıldızlı bir pano çakılmış durumdadır. Üçer Endonezyalı ve Bulgar, 2’şer Çinli ve Amerikalı, birer Mısırlı, Güney Afrikalı ve Kanadalı da görülüyor. Müttefikler bu kampa girdiklerinde, 15.046 çocuk ve genç bir deri, bir kemik oradaydılar. Tutsakların çoğu ilk tutuklandıkları yıl kampın yapımında kullanıldılar. Sabah 6’dan 12’ye, öğleden sonra da 1’den akşam 7’ye değin çalıştırılıyorlardı. Aradaki bir saatin içine iş yerine takım düzeninde gidip gelme de dahildi. Kış aylarında işe başlama saati sabah 5:15’ti ve hava kararıncaya değin sürüyordu. Silâh üretimi işindekiler günde 11 saat çalışıyorlardı. Yoklamalardan sonra yiyecek bir şey veriliyordu. Daha çok savaş gereçleri kolunda çalıştırılanlar Pazar günleri de işbaşı yapıyorlardı. 1939’da sayıları 1.500 olan silâhlı korumalar 1944’de 9.000 kişiye ulaşmışlardı. Tümü Nazi partisine bağlı SS örgütünün buyruğu altındaydılar. Görevlerinden biri Yahudileri ve işgâl edilmiş bölgelerden getirilen Slavları topluca öldürmekti. Çok büyük bir alana yayılmış olan koca kampın tek bir giriş kapısı vardı. Toplanağın maskeli tanımı “koruma amaçlı alıkoyma kampı”ydı. Silâhlı nöbetçilerin eksik olmadığı kuleler her yanı gözetleyebilecek ve yukarıdan müdahale edebilecek yükseklikteydiler. Giriş kapısının sağında ve kulenin en altındaki odadakiler girip çıkanları denetleyenlerdi. Aynı yerdeki şimdiki görevliler ziyaretçilere hizmet veriyorlar. Soldaki kulenin iç duvarındaki demir zincir işkence için kullanılıyormuş. Kapıdan içeri girer girmez öne çıkan geniş avlu yoklamaların yapıldığı yer. Avluyu ve yolları düzlemek için kullanılan bir tonluk silindir tutsaklara çektirildi. Avlunun sağında ahşap ve tahta, solunda da yalnız ahşaptan tek katlı uzunlamasına yapılar var. Tutsaklar bu avluda sayılıyorlardı. 1943 Yazına değin günde üç, sonra da iki kez. Herkesin gözü önündeki idamlar da genelde orada oluyordu. Yapılardan bir numaralısı kimi görevliler içindi. İçinde bir ayakkabıcı dükkânı ve bir de on çalışan kadınıyla bir tür “genelev” vardı. Bu sonuncusu 1942 Sonbaharında yalnız Avusturyalı ve Alman görevliler için açılmıştı. Şimdi “5” sayısıyla gösterilen yapı Yahudiler ve hastalar içindi. Hasta sayısı 8.000’in altına hiç inmedi. Sağlık odası denen ilkel yerde beş kişinin bir yatakta yattığı oluyordu. Buraya getirilmiş olan Yahudilerin hemen hemen tümü öldürüldüler. “6” numaralı yapı bir tür yatakhaneydi. Yataktan çok yan yana sıralanmış tahtalardı ve her birinde çoğunlukla iki kişi birlikte yatıyorlardı. 16-19’uncu bloklar önce 1941-42 yıllarının Sovyet tutsaklarına ayrıldı, sonra kadın yatakhanelerine dönüştü. Şimdi, 10.085 kişinin toprağa verildiği gömütlüklerdir. “20” ile gösterilen yapı kesinlikle “Ölüm Bloku”ydu. Orası görevlilerin dilinde (“kurşun” anlamına gelen “Kugel”den) “K” diye bilinirdi. Kaçmağa çalışıp yakalanmış olan Sovyet asker tutsakları içindi. Önce çok iyi korunurlar, sonra da kurşuna dizilirlerdi. 21-24 sayılı olanlar kurtuluştan sonra yaşamını yitiren 2.804 eski tutsağın toprağa verildiği gömütlüklere dönüştürülmüştü. Kampın doğusundaki sekiz yapının suyu ve tuvaleti yoktu. Bedensel yönden en zayıf olan 1.400 kişi oraya tıkılmış, 560’ı gaz odasına götürülmüştü. Mauthausen’de üç fırın vardı. Ekmek yapmak için değil, insan yakmak için. Cesetlerin ağzından daha önce (varsa) altın dişleri sökülüp çıkarılıyordu. Buraya bağlı Gusen I, Ebensee, Melk ve Schloss Hartheim uydu kamplarında da fırınlar yapılmıştı. Gaz odalarının görünümü duşları olan yıkanma yerleri gibiydi. Sözde sağlık odası denen yapının alt katındaydı. Oraya getirilenlere duş yapabilmeleri için soyunmaları söyleniyor, tümü içeri doluştuklarında kapılar kapanıp sürgüleniyor, yandaki küçük odadan duş gibi görünen borulara siklon-B gazı veriliyor ve bağrışmalar on beş dakika içinde bütünüyle sona eriyordu. Mauthausen’deki ilk uygulama (görevli Martin Roth’un yöneticiliğinde) 1942 İlkbaharında başladı. Son kullanım tarihi de 28 Nisan 1945’dir. Bir gün sonra, gazı içinde tutan büyük kazan, odaya ulaştıran borular ve benzerleri söküldü. Ancak, büyük odalarda duşa benzeyen ama su amacıyla kullanılmamış olan borular bugün de görülmektedir. “İdam köşesi” diye de bir yer var. Fırına yakıt veren aynı odanın içinde ve onun bir köşesinde. Tutsak sırtını duvara dayayarak ayakta duruyor. Boyunun uzunluğuna göre, arkadaki bir delikten hedeflenen tabanca ensesine kurşun sıkıyor. Tek tek idamlar burada gerçekleşiyordu. Örneğin, faşizme karşıtlığıyla tanınan Richard Bernaschek Nisan 1945’de boynuna arkadan sıkılan kurşunla burada öldürülmüştü. Onunla birlikte getirilen 14 mukavemetçi ise gaz odasına sokuldu. İple asılmalar da. Asma işlemi tutsaklardan birine yaptırılınca, ona bu “hizmet”i karşılığında üç tane sigara veriliyordu. Kampta 33 tane zindan da var. Biri 8.4 metre kare, geri kalanları 5.4 metre kare büyüklüğünde. Tutsaklar buralarda sorguya çekiliyordu. Sorgulamalarda acımasız işkence vardı. Birçoğu saatlerce, kimi zaman günlerce ayakta tutulurdu. Onlara bağlanan kalın demir halkalar duvara hâlâ çakılı olarak görülebilir. Bir tür “ağlama duvarı”. Buralarda şimdi birçok anı panoları var. Avrupa’nın birtakım tanınmış siyaset adamları da burada sorgulandı. Bu zindanlara getirilen 4.600 kişiden yaklaşık 4.200’ü öldürüldü. 16 Şubat 1945 gecesinde, Sovyet Generali Karbişev ve 200’ün üstünde Sovyet Kamp çevresi tel örgülü. Tellerin içinden yüksek akımlı elektrik geçiyordu. O yoldan kaçmak olanaksız. Sonu bir biçimde intihar. Ayrıca, yüksek kulelerde makineli tüfeği ve uzun ışıldakları kullanmağa hazır nöbetçiler bekliyordu. 2.500’den fazla tutsak gûya kaçarken öldürülmüş. Gene 1.500’ü de intihar etmiş. Ana kapının dışında SS üst düzey görevlilerinin oturdukları konutlar, onlar için bir hastahane ve depolar var. Bir spor yeri de hazırlanmıştı, ama burası görevliler içindi. Tutsakların kimileri kampın yanındaki uçurumdan aşağı atılıyordu. Hollandalı Yahudiler orada bu yoldan öldürüldüler. Görevliler bu uçuruma alaylı biçimde “Paraşüt Uçurumu” adını takmışlardı. Yandaki uzun merdivenin basamakları eğretiydi; düşenin üstüne kayalar da yığılabiliyordu. Yakılanların külleri de 15 sayılı yapının kuzeyindeki bayırdan aşağı atılıp savruluyordu. 1942 sonuna değin, toplu idamlar 20 sayılı yapının karşısındaki bayırda yapılıyordu; sonra fırınların bir yanına alındı. askeri o ayın ve saatin soğuğunda üstlerine ayrıca soğuk su dökülerek ayakta bekletildiler. Bu işkenceye hiçbiri dayanamadı. Tanıdıklarına mektup yazanlar sonuna şu tümceyi koymak zorundaydılar: “Çok iyiyim ve sağlığım da çok yerindedir.” 22 yaşındaki Çek Bohuslav Janousek de 19 Mayıs 1942 tarihli son mektubunu “iyiyim” diye bitirmişti, ama kamp komutanı 6 Temmuz 1942’de aynı adrese gönderdiği mektup da şöyle diyordu: “En iyi tıbbî bakıma ve hemşire ilgisine karşın, Janousek ölmüştür.” Mauthausen’de tutuklular üstünde tıp deneyimleri de yapıldı. Dr. G. Schenck’in yürüttüğü 370 deneyimden ötürü 116 tutsak bu sütreçte yaşamlarını yitirdiler. Kalanlardan 48’i bir süre sonra Hartheim kampında gazlandı. Alman görevlilerden Fleischmann verilen SS buyruklarını yerine getirmeyeceğini söylemişti. Avusturyalı tutsak Joseph Kohl da kamptaki mukavemet akımının en önde geleniydi.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||