![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Hüseyin Adıgüzel
Avatar ve Türkler Avatar filmi gerçekten izlenmesi gereken bir film! Kurgusu, görselliği ve ışık oyunları mükemmel olan ilgi çekici bir film! Zaten izlenme rekorları kırması da bunun göstergesi. Flimin esas unsuru: Pandora gezegeninde, doğa ile bütünleşmiş, doğanın parçası olduğuna inanmış bir ilkel kabile... Olayı ise, onların kıymetli maden zengini ülkelerini ele geçirmek isteyen, teknolojik olanakları son derece yüksek saldırganların, bu kabile ile mücadelesi ve kabilenin zaferidir. Konusu itibari ile anti-emperyalist, çevreci, bağımsızlık yanlısı bir film olarak nitelendirilebilir. Flim elbette, bir takım efsanelere, mitlere dayandırılmış. Esas olan, filmin dayandığı bu efsanelerin, mitlerin nereden alındığı sorusunu yanıtlamaktır. Gazetemizin 268. sayısında başyazarımız Gökçe Fırat, bu efsane ve mitlerin Türk mitolojisiden alınmış olabileceğini “Hayat Ağacı ve ok atan Na’vi kadını” benzeşmelerini kullanarak göstermeye çalışmış ve “Na’viler Türk olabilir mi?” şeklinde bir soru ile yazısını bitirmiş... Kesin olarak Na’viler Türk’tür dememiş, filmden çıkardığı sonuçlara göre “Türk olabilirler” demiş. Mitoloji ve dolayısıyla efsaneler, bir topluluğun milletleşme sürecinin önemli araçlarındandır. Genelde folklorik bir ağırlık taşırlar; etnik yapı, kültürel yapı ve sosyal yapıyı aksettirirler. O toplumun inançlarını, yaşam tarzını, yaşama bakışını, yaşamı algılayış ve yorumlayışını gösterirler. Bu bağlamda, toponimleri (yer adları), hidronimleri (nehir, göl adları), etnonimleri (halk adları) vermesi de, o günlerden günümüze ışık tutma olarak kabul edilir. Filme mitolojik ve efsanelere dayalı konusu üzerinden baktığımız zaman, ister istemez, kendi toplumumuzun efsanelerine uzanmak zorunda kalıyoruz. Gökçe Fırat’ın yazısında işaret ettiği gibi, “Hayat Ağacı” “At üzerinde ok atan kadın”, “doğa ile bütünleşme”, “doğayı sahiplenme” gibi motiflerin, Türk mitoloji ve efsanelerinde geniş yer aldığını eldeki verilere bakarak söylemek mümkündür. Türk mitolojisi ile Avatar arasındaki benzerlikler “Hayat Ağacı” motifi; Türk mitolojisinde, bilhassa, Altay, Hakas, Tuva destanlarında yer ile göğü birleştiren inanılmaz büyüklükte, dalları ile gökyüzünü, kökleri ile toprağı kucaklayan, kutsal bir ağaçtan söz edilir. Burada ağacın yerin altından göğe kadar uzanması, Türklerdeki Gök Tanrı inancının bir göstergesinden başka bir şey değildir. Gök Tanrı inancına göre, gök ve yer birlikte ve ikisinin ortasında da insan yaratılmıştır. Yani, gök ve yer Türk inanç sistemi içerisinde birbirinden ayrılmayan ve kutsal sayılan kavramlardır. Göktürk kitabelerinde Bilge Kağan’ın “Gök ile yer yaratıldığında ara yerde atam İstemi Kağan yaratıldı” sözleri de bu inancın bir ifadesidir. Yer ve gök ilk yaratılanlar olduğu için, Türkler arasında kutsal varlıklar, kült olarak saygı görmüştür. İslam’dan önceki Oğuznamelere göre, Oğuz Kağan’ın ikinci eşi bir ağacın içinde yeryüzüne gönderilmiştir. Yani ağaçtan doğmadır. Ağaç, Türklerin anasıdır. Bir Uygur destanında, Uygurları yeniden yaşama döndüren prenslerin bir ak kayın ağacının gökten gelen ışıktan hamile kalması ile doğdukları anlatılır. Divan-ı Lügat-ı Türk’te ağaç ile ilgili yüzlerce atasözü vardır. Hâlâ kullandığımız “Yaş ağaca balta vuran el onmaz” kargışı, “yaş kesen baş keser” öğüdü, Türklerin ağaca verdiği değerin ne kadar yüksek olduğunun kanıtlarıdır. Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu, Osman Gazi’nin rüyasında, göğsünden çıkan ağaç (Hayat Ağacı) görmesi bir rastlantı değildir. Dede Korkut hikayelerinde de ağaca verilen önem açık olarak görülür. Bugün bile Altay’da, Saha’da ve Çuvaşistan’da, Gök Tanrı dininin ayinleri etrafı tahta barikatla çevrilmiş bir ak kayın ağacının altında yapılır. Türklere ait tarihi belgeler, mitler, efsaneler, atlı göçebe olan Türklerin her zaman su kıyılarında ve ağacı bol olan alanlarda yerleştiklerini gösterir. Yerleştikleri yerlerde doğa ile bütünleşirler, hiçbir canlıya zarar vermezler. Bu Gök Tanrı inancının gereği olarak yerine getirilen bir inanç sisteminin varlığının ve bunun içinde ağaca verilen önemin ifadesidir. Amazon kadınları, onların yaşam tarzları antik dönem tarihçileri Heredot ve Strabon tarafından eserlerinde anlatılmıştır. Genelde çıplak atların üzerine binen bu kadınlar, Türk’ün en büyük özelliği olan, geriye dönerek ok atmada oldukça becerikliydiler. Filmdeki Na’vi kadının at üzerinde geriye dönerek ok atması, Türk mitoloji kahramanları hakkında azıcık bilgisi olanları dahi Amazonlara götürür. Kaldı ki, yazısında Gökçe Fırat, bunlar Amozonlardır, demiyor, ok atış şekillerine, ata binişlerine bakarak “.... tipik bir savaşçı Amazon kadınını andırır" diyor. Benzetme çok yerinde ve doğru olarak yapılmıştır.
PKK’lı Kürt ırkçıları Bütün bunlar, filmdeki Na’vilerin Türk olduğu şeklinde elbette yorumlanması için yeterli kanıtlar olamaz. Fakat, Gökçe Fırat, zaten Na’vilerin Türk olduklarını söylemiyor, aradaki benzerlikleri göstererek “olabilir mi?” diye soruyor. Bu soru bile bir tartışma yarattı. Yazıya iyi niyetli yaklaşanlar olduğu gibi, her zamanki, yaygaracı tavırlarını ortaya koyarak ortamı kızıştırmayı, iftara atmayı yeğleyenler de oldu. Doğaldır, burada esas olan TÜRKSOLU’nun yeni bir tartışma başlatmasıdır. Haber Türk gazetesinde, Avatar filmi yeni bir tartışma yarattı şeklinde çıkan haber, muhabirin tüm iyi niyetine rağmen yanlış bir tespitin sonucu gibime geliyor. Çünkü, başlık olarak “Avatar’ın Na’vileri Türk mü Kürt mü?” sözünü kullanmışlar. Okuduğunu anlamadan yazı yazmaya kalkanlar, her yerde, her konuda Türklerle tartışmaya, vuruşmaya hazır PKK’cılar hemen harekete geçmişler ve Na’vileri Kürt yapıvermişler. Aynen, Zerdüşt’ü, Babek’i, Nurettin Zengi’yi, Selahaddin Eyyubi’yi Kürt yaptıkları gibi... Bu yetmiyormuş gibi, Avatarları da Türk yapmışlar. Gökçe Fırat’ın yazısında Kürtlerle ilgili tek bir söz bile yokken, neden böyle hemen olaya dalıyor ve bizim Türk mü acaba dediğimiz kişileri Kürt yapıveriyorlar? Çünkü, Türk sözüne tahammülleri yok. Türk çevrecidir desek, hayır olamazsınız diyorlar, Türk alicenaptır desek, hayır olamazsınız diyorlar. Sanki adamlar, Türk’ün ne olduğuna karar veren merciler... Onlar isterse Türk olacak, istemezse olmayacak. Bizi ırkçılıkla suçlayanlar, esas ırkçılığın burada yapıldığını atlıyorlar ve Kürt ırkçılığından söz etme cesaretini gösteremiyorlar. Adamlar, Türk ile yarışıyorlar sanki... Otur yerine ve önce boyuna, sonra kilona bir bak! Önemli bir husus da tartışmanın, belirli bir takım belgelerin ışığında yapılacak olması gerçeğidir. Belge olmadan tartışma yapılmaz. Kürtlerin “zılgıt çekmek ve Na’vileri PKK ile özdeşleştirmeye” çalışmaktan başka söyledikleri hiçbir şey yok. Yani, belgeli belgesiz, yalan doğru, biz “Na’viler Türk olabilir mi?” dedik ya, hemen sazan gibi atlayacaklar ve Na’vileri Kürt yapacaklar. İnanın sadece Türk dendiği için bunu yapıyorlar. Kaldı ki, bu filmle ilgili söylediklerinin dayandığı hiçbir temel de yok. Neymiş efendim, Na’viler zılgıt çekiyormuş. Halbuki filmi izleyenler görmüşlerdir ki, zılgıt falan çeken yok. Bir ibadet sırasında, o halkın kendine özgü bir rütieli var. Yani inandıkları şekilde birbirlerine olan destekleri söz konusu... Siz hiç zılgıt çekerken sakin duran ve ellerini yanındakilerin omuzlarına koyan Kürt kadınları gördünüz mü? Yanılmıyorsam zılgıt çekmek, üzüntünün ve sevincin ifadesidir. Halbuki burada dini bir ayin söz konusudur. Arasında nasıl benzerlik kuruluyor anlamış değilim. Hele, Na’vileri PKK ile özdeşleştirmeye çalışmak, tam bir zırva, tam bir deli saçması... Her halde yakın bir gelecekte, Spartaküs’ten, Kürşat’tan bu yana zulme, haksızlığa ve emperyalizme isyan eden tüm insanlara ve örgütlere “Örneği PKK’dan aldı” diyecekler. İş artık oralara kadar uzandı. Filmde Türk izi vardır ama Kürt izi yoktur Filmin baş kahramanı olan kişinin adı da dikkat çekicidir. “MAG-TOROK”. Sözler Türkçedir. Tarihin babası sayılan Heredot, Midiya topraklarında altı kabilenin yaşadığını yazar; Buslar, Paretakenler, Struhatlar, Arizanlar, Budiler ve Maglar. Heredot’a göre bu kabilelerden Buslar ülkenin siyasi kaderinde, Maglar ise dini yaşamında önemli rol oynuyorlardı. Heredot’un bahsettiği Magların, yapılan arkeolojik, etimolojik araştırmalar sonucu proto-Türk boylarından biri olduğu ispatlanmıştır. Rus alimi N. A. Baskokov “Türk dilleri” adlı eserinde Magları, Türkçe konuşan grupta göstermektedir. Mag sözü, Türkçe’de “Kahin, Kam” sözünün ifadesidir. Yani Mag, “kahin, din adamı” demektir ve Zerdüşt de bir Mag’dır. Mag sözü Hun-Macar diyalektiğinde ise Macar kabilesinin adı olarak kullanılmıştır. Yani neresinden bakarsanız bakınız bu söz bir Türk sözüdür. “Torok/Turuk” sözü ise, proto-Türkçe’de Türkler, yani Türk sözünün çoğulu olarak kullanılırdı. Türkler anlamında kullanılan bu sözün ve Mag sözü ile birleşmesi, Na’vilerin Midiyalılar ile bir ilişkisi olabileceğini akla getirmektedir. Bu bir benzerlik de olabilir, bir gerçeklik de! Sözün anlamı “Türklerin kahini” ya da Hun-Macar diyalektiğinde olan şekli ile “Macar Türkleri”dir. Filmde dikkati çeken önemli noktalardan birisi de Na’vi kabilesinin özgürlüğüne ve bağımsız yaşamaya olan düşkünlüğüdür. Bu husus Türk toplum yapısı ile birebir örtüşür. Ünlü Macar Türkolog La Laszlo Rosanyi Türkleri “Bağımsızlık ve özgürlük karakterleridir. Devletini, milletini ve vatanını kutsal emanetler olarak görürler ve bu değerleri korumak için canlarını vermekten çekinmezler.” diyerek tanımlar. Filmdeki Na’viler de, aynı karaktere sahiptirler ve teknolojinin üstünlüklerini kullanarak saldıran düşmanlarına teslim olmaktansa mücadeleyi tercih ettiler ve de mücadeleyi kazandılar. Yukarıdan beri söylediklerimiz, Na’vilerin Türk olduğu hakkında yeterli kanıtlar olabilir mi? Elbette olmaz, ama gerek Gökçe Fırat’ın yazısında, gerek bu yazıda gösterilen benzerlikler, şunu açık olarak gösterir; filmin senaryosu, Türk mitolojisi ya da Türk efsaneleri esas alınarak hazırlanmıştır. Çünkü, isimlerden tutun, dini ritüellere, yaşam tarzından yaşama bakışa ve algılayışa kadar olan benzerlikler rastlantı eseri olamaz. Senaryoyu hazırlayanlar kesinlikle Türk mitolojisinden ve efsanelerinden hem de biraz fazla olarak esinlenmiş ve yararlanmışlardır. Şimdi, Na’vileri sahiplenmeye çalışan Kürt milliyetçilerine şunu sormak gerekli hale geldi; Na’vilerin Kürt olduğunu gösterebilecek, zılgıt çekmek dışında, ki o da saçma bir benzetme, tarihinizden (var mı?), edebiyatınızdan (var mı?), dilinizden (var mı?) bir benzetme ya da örnek ortaya koyabiliyor musunuz? Hayır değil mi? Olmaz ve olamaz; çünkü, tarihiniz yok, edebiyatınız yok, mitolojiniz yok, efsaneleriniz yok? Yokun yokla çarpımı YOK eder, aynı sıfırın sıfırla çarpımı gibi...
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||