Okan İşbecer - Yurttan
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Gökçe Fırat
Atatürkçü Parti'ye çağırıyor
ALİ ÖZSOY
Allah Allah diye
cami bombalayan Şeriatçılardır
KAYA ATABERK
Deniz Gezmiş'in düşmanı katillerin dostu
Arslan Bulut
TEVFİK KAYMAZ
Gülden gelinlik giydireceğiz güzel vatana
OKAN İŞBECER
Taraf'tan itiraf:
Türk milleti Atatürkçü
TUĞRUL ÇELİK
Halepçe ve Kürt ihaneti
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Şubat'ı karşılarken
 
TÜRKKAYA ATAÖV
"Dachau cehennemi"ni gördüm
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Türk etnojenezi
ve mezhepler (2)
EYKAN CAN
Annan'ı da al git!
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (18)
 
 

Okan İşbecer
Taraf’tan itiraf: Türk milleti Atatürkçü

Taraf gazetesi malumunuz okyanus ötesinden yönlendirilen, adı gazete olan ama gazeteden çok CIA bülteni gibi çıkan bir manipülasyon aracıdır.

Kocası CIA’da çalışan Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı sayesinde bütün gizli bilgilere vakıf olan, Fethullah’ın haftalık dergisi Aksiyon’dan yetişme “muhabiri” aracılığıyla kendilerine bir şekilde gelen bilgileri yayımlamaktan çekinmeyen bu gazete, yaptığı şey açıktan ajanlık faaliyeti olduğu halde bir de üste çıkıp millete gazetecilik dersi falan vermeye kalkar. O kadar da benim diye geçinen gazeteci var piyasada, bir Allah’ın kulu da çıkıp bunlara bir laf etmez.

Her neyse, bu Taraf gazetesi, geçtiğimiz hafta anketçi Adil Gür ile bir röportaj yaptı. İki gün süren röportajın ikinci günü olan çarşamba günü Taraf öyle bir başlıkla çıktı ki, şaşırdık açıkçası.

Sürmanşetten “Halkın yarısı Atatürkçü” başlığıyla verilen röportaj aslında Taraf’ın çaresizliğinin de bir tür itirafı olarak değerlendirilmeli.

Adil Gür biliyorsunuz son zamanlarda yaptığı anketlerle gündeme gelmişti. AKP’nin oyunun düşük görüldüğü anketleri nedeniyle Tayyip’le bir gerginlikleri bile olmuştu. Halbuki bugüne kadar iyi geçiniyorlardı.

Adil Gür’ün araştırmasına göre her iki seçmenden biri kendini Atatürkçü olarak nitelendiriyormuş. İkinci ortak payda olarak milliyetçilik, üçüncü olarak ise laiklik geliyor. dindarlık ise dördüncü sırada yer alıyor.

Taraf’ın sırtını dayadığı Amerika ve Amerikancılık ile ilgili ise hiçbir şey yok. Ama biz yine de bir bilgi verelim. Taraf belki yayımlamak istemiyordur ama Türk milletinin en güvenilmez bulduğu ülke, %90 küsürle hâlâ Amerika.

Adil Gür’ün araştırmasından çıkan sonuca göre AKP’nin oyları düşmeye devam ediyormuş. Ama hâlâ birinci partiymiş. Çünkü anketten çıkan sonuca göre AKP’nin alternatifi yokmuş.

Adil Gür bir de kehanette bulunmuş Türk halkı bundan sonra da muhafazakar ve dindar partiler tarafından yönetilecek diye. Hangi müneccimle nasıl bir ilişkisi var bilemeyiz ama Adil Gür biraz fazla uçmuş.

Taraf da Adil Gür de merak etmesinler. O alternatif çok yakında geliyor. AKP’nin de diğerlerinin de tozunu atacak.

Tabii Taraf’ın da.


Siz ancak PKK’lılara merhamet edersiniz

Geçtiğimiz haftanın en ilginç çıkışlarından birini Maliye Bakanı Mehmet Şimşek yaptı. Mehmet Şimşek, TEKEL işçileri ile ilgili öyle bir açıklama yaptı ki, insanın içinden “insafınız kurusun” diyesi geliyor.

Biliyorsunuz TEKEL işçileri uzun zamandır Ankara’nın ayazında çadırlarda AKP’nin polislerine, belediye görevlilerine ve valiliğe rağmen direnişlerini sürdürüyorlar. Tayyip de son olarak yaptığı açıklamalarda TEKEL işçileri için “avucunuzu yalarsınız” demişti sanki mahalle kahvesinde ağız dalaşı yapıyormuş gibi.

Mehmet Şimşek’in açıklaması ise Tayyip’inkinden beş beter bir açıklama. Bakan Şimşek TEKEL işçileri ile ilgili açıklamasında, “Hükümetimizin bir hatası varsa o da merhametli olduğumuzdan kaynaklanıyor” demiş. Benim adım Okan İşbecer değil de Osman Baydemir olsaydı bu açıklamayla ilgili yorumum iki kelimeden ibaret olurdu. Ama Okan İşbecer olarak o kelimeyi yazsam 301’lik olurum herhalde.

Her neyse, Bakan Şimşek gerçekten de komik adammış. Bence kamuoyu önüne daha sık çıkmalı. AKP ve “merhamet” kelimeleri yanyana bile iyi durmazken Bakan Şimşek’in hükümeti nasıl merhametli olarak gördüğünün çok da önemi yok aslında. Hele hele söz TEKEL işçileri olunca bu laf iyice anlamsızlaşıyor. Çünkü TEKEL işçilerine AKP’nin yaptığı zulüm günlerdir gözümüzün önünde. Abdi İpekçi Parkı’nda biber gazına boğulan, coplanan, havuza atılan işçilerle merhamet yan yana büyük bir tezat oluşturuyor.

“Merhamet” kelimesinin AKP’liler için ancak PKK’lılarla birlikte telafuz edildiğinde bir anlamı var. Sözde barış elçileri Habur’dan girerken ortaya çıkan görüntüler, AKP merhametinin en bariz haliydi.

PKK’lıların ayaklarına devletin savcısını gönderirsiniz, polisi taşlayan, bayrak yakan terör örgütü beslemesi çocuklara çikolata, top, meyve dağıtırsınız ama Türk işçisi hakkını aramaya çalıştığında gelsin biber gazı, gelsin cop.

Türk çiftçisine “ananı da al git”, bölücüye “merhamet”.

Türk askerine “askerlik yan gelip yatma yeri değildir”, PKK’lıya “dağdan inerken onurlarını incitmeyelim.”

Şehit aileleri, sefalet içinde yaşamaya çalışsın, siz dağdan inen PKK’lılar iş-güç kursun diye tahsisat ayırın.

AKP ve merhamet ha.

Sizin merhametiniz ancak Türk düşmanlarınadır.


El Kaide operasyonundan Vakit çıktı!

Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi, geçtiğimiz hafta El Kaide örgütünün Türkiye ayağına yönelik bir dizi operasyon gerçekleştirdi. Geçtiğimiz hafta çökertilen 57 kişilik şebekede aralarında öğretmen, iki imam, iki eşcinsel, iki kadın satıcısı gibi birbirinden ilginç meslek grubundan kişiler gözaltına alındı. Bir de Şeriatçı Vakit gazetesinin eski yazarlarından Mustafa Kaplan. Ancak biz bu haberi yayına hazırlarken Mustafa Kaplan’ın hangi meslek grubuna dahil olduğu netlik kazanmamıştı.

Şaka bir yana Vakit gazetesi eski yazarı Mustafa Kaplan’ın El Kaide’nin Türkiye ayağının önemli isimlerinden biri olduğu iddia ediliyor. Şebekenin fikir babalarından olduğu iddia edilen Mustafa Kaplan’ın adı da “ideolog”muş zaten.

Her önüne çıkana çamur atan, hazzetmediği kişileri hedef göstermekten bile çekinmeyen Vakit gazetesi meğersem içinde ne cevherler saklıyormuş da haberimiz yokmuş. Çocuk tacizcisinden sonra bir de bu radikal İslamcı militan ideoloğu. Hem de Ladin için “öncü komutan” falan lafları eden cinsten.

Vakit, operasyondan sonra “mütedeyyin insanlar töhmet altında bırakılıyor” şeklinde yayına başladı. Kendi adamları olunca başladılar salya sümük ağlayıp mazlum ayağına yatmaya.

Ergenekon operasyonu yapılırken aslan polis, kaplan polis; insanlar yıllardır cezaevlerinde nedenini bilmeden yatıyorlar, onlara bir şey yok. Kendi adamları gözaltına alınınca mütedeyyinler töhmet altında bırakılıyor.

Ey Vakitçiler; bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!


Mahsun’dan şimdi de Fethullah filmi

Son olarak “Güneşi Gördüm” filmiyle gündeme gelen Mahsun Kırmızıgül, bu kez de yeni çevireceği filmle ilgili tartışılmaya başladı.

Şarkıcı olarak piyasaya çıkıp oyunculukla devam eden, son zamanlarda ise yönetmen koltuğuna oturan Mahsun Kırmızıgül, üst üste çevirdiği Kürtçü filmlerden sonra bu kez kulvar değiştirmişe benziyor.

“New York’ta Beş Minare” ismini verdiği yeni filminin çekimleri bir taraftan sürerken diğer taraftan da filmle ilgili tartışmalar hızlandı.

Filmde Mahsun Kırmızıgül ile birlikte Haluk Bilginer ve Mustafa Sandal gibi ismler de rol alıyor.

Yayımlanan bir-iki dakikalık tanıtım filminden anlaşıldığı kadarıyla Haluk Bilginer’in oynadığı Deccal isimli karakter, Türkiye’den kaçıp New York’a yerleşen azılı bir radikal islamcı. Mahsun da onun peşine düşen bir emniyet görevlisi ya da her neyse işte.

Filmin tanımında ilginç ibareler var. Mesela bir sahnede Deccal isimli “Hocaefendi”, “dünyadaki sorunların 3 temel sebebi vardır: ayrımcılık, fakirlik, cehalet” diyor. Bu sözler ise Said-i Kürdi’ye ait.

Tanıtım filminde ayrıca açıktan “Hocaefendi” deniyor, “bu adam laik cumhuriyetin düşmanı, bu adam terörist” deniyor.

Şu anda Amerika’da yaşayan Türkiye’den göçme laik cumhuriyet düşmanı olarak bizim aklımıza bir tek Fethullah geldi. Gerçi o New York’ta değil ama olsun. Kurguda her şey illa ki aynı olacak diye birşey yok.

Bir sahnede de Hoca Brooklyn Köprüsü’nün altında Özgürlük Anıtı’na karşı namaz kılıyor. Bunlar kırk yıl önce de 6. Filo’yu kıble yapıp namaz kılmışlardı. Ya kırk yıldır birşey değişmedi ya da Allah’ın işi işte kıble tam Özgürlük Anıtı’na denk geldi.

Filmde Haluk Bilginer’in canlandırdığı Deccal, tıpa tıp Fethullah’ın kopyası. Aradaki müthiş benzerlik hemen dikkati çekiyor. Öyle ki, Hürriyet yazarı Ahmet Hakan, “Fragmandan anladığım kadarıyla Mahsun kardeşimiz, Kürt sorunundan sonra laiklik sorununa el atmış... Fakat benim dikkatimi ‘Amerika’ya yerleşmiş ve tehlikeli sayılan bir Türk hoca’ tiplemesi çekti... Haluk Bilginer’in canlandırdığı bu hoca tiplemesi, şekil şemal olarak ne kadar da Fethullah Gülen’e benziyordu...”

Mahsun ve filmi hakkında tartışmalar devam ederken cemaatin yayın organlarının bu tartışmayla hiç katılmaması da dikkat çekici.

Mahsun Kırmızıgül, “Güneşi Gördüm”de teröristliği ve eşcinselliği şirin gösterme çabasına girmişti. PKK terörünü kardeş kavgası gibi gösteren Mahsun, bolca ezilmişlik ve zorunlu göç edebiyatı yapmıştı. Ancak bu girişiminde başarısız oldu. Hatta bu filmle Oscar alacağını falan söyleyip gaza getirdiler garibanı ama filmi Amerikan Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi, En İyi Yabancı Film dalında açıkladığı 9 filmlik “kısa liste”ye “Güneşi Gördüm”ü almadı.

Böylece Oscar hayalleri suya düşen Mahsun da bir Fethullah filmi çekip şansını yeniden denemek istemiş olabilir?


Tayyip’i kim(ler) gaza getiriyor?


Hasan Cemal

Mümtez'er Türköne

Cengiz Çandar

Ahmet Altan

Tayyip geçtiğimiz hafta bazı köşe yazarlarına hitaben “Bize gaz vermeyin. Biz ne yapacağımızı iyi biliriz” dedi ve gerginliği tırmandırmaya çalışan gazetecileri uyardı.

Özellikle son birkaç yıldır medya camiası farklı bir kimliğe bürünmeye başladı. Bizim kesim çok sever “Mütareke Basını” tabirini. Ancak bugünkü ortamda bunlar mütareke basının da geçmişlerdir. Şimdiki durumun şöyle bir farkı olabilir belki, o da şimdikilerin işbirlikçiliğin de ötebine geçip daha da bir yıkıcı olmaları.

Her neyse, Tayyip’in kulağını çektiği isimler tabii ki yandaş medyanın libero-faşist kalemleri. Hasan Cemal’inden Ahmet Altan’ına, onun küçük biraderinden Yeni Şafak ve Zaman tayfasına kadar aklınıza hangi gazeteden kim gelirse potanın içinde.

Anlaşılan Tayyip de askeri yavaş yavaş uysallaştırmak varken askerle kesin bir muharebeye girmek istemiyor ki, bu arkadaşlara “ağır ol da molla desinler” düsturu çekti. Peki bu arkadaşlar ne yazdılar da Tayyip bile insaf dedi:

“Hesap Sorun”, Hasan Cemal (Milliyet-25 Ocak):

“Balyoz, bal gibi bir darbe planıdır. AK Parti'yi hedef alan ve demokrasiyi, millet iradesini, hukukun üstünlüğünü zerre kadar takmayan bir darbe planı... Ve darbe planlarının, tertiplerinin hesabını soramayan bir Türkiye’de, askerini hukukun içine çekemeyen bir Türkiye’de ne demokrasi olur, ne hukuk devleti, ne de siyasal istikrar... Sorun ‘asker sorunu’dur!”

“Kırmızı Kitap’a son”, Cengiz Çandar (Radikal-23 Ocak):

“Hiçbir demokratik hukuk devleti, ‘Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ ya da ‘Kırmızı Kitap’ adı verilen, yasal dayanağı bulunmayan, gizli belgelerle yönetilemez. ‘Kırmızı Kitap’a son...”

“Askere bırakılamaz”, Mümtaz’er Türköne (Zaman-24 Ocak):

“Milli Askeri Stratejik Konsept’in yeniden ve sivil irade tarafından acilen yenilenmesi ve askerin önüne konulması şart. Evet, bir ülkenin güvenliği sadece askerlere bırakılmayacak kadar ciddi bir iş.”

“İktidar daha fazlasını yapmalı”, Ahmet Altan (Taraf-24 Ocak):

“DTP’nin kapatılması karşısında sessiz durmak, hakkınızda açılacak yeni bir davanın alttan alta biçimlenmesine engel olmayacağı gibi, Anayasa’yı değiştirmemeniz de yeni planların hazırlanmasına engel olmaz. Artık bu ülkeyi değiştirelim.”

Bu arkadaşlar o kadar yoldan çıkmışlar ki, onları Tayyip bile yola getiremez. Çünkü aralarından bazılarının ipi Tayyip’in elinde bile değil!


Memleketimden insan manzaraları

Bu haftaki manzaramız, Güneydoğu Anadolu bölgemizdeki illerimizden biri olan Hakkari’den.

Havaların soğuması ve yoğun kar yağışı altında geçen bir hafta sonunda tüm Türkiye’de bembeyaz görüntüler oluştu.

Kar denince insanın aklına iki şey gelir: Birincisi kar topu, ikincisi ise kardan adam.

Ancak Hakkari’de Kürtler, kardan adam yaparken bile ırkçılıkta sınır tanımadıklarını bir kez daha kanıtladılar.

Evet yanlış okumadınız. Hakkarililer boyu iki metreyi geçkin bir kardan adam yapmışlar. Kardan yaptıkları Kürt adamın boynuna puşi de bağlayan Hakkarililer, kendi yaptıkları eserle övünürcesine yanında poz vererek resim de çektiriyorlarmış. “Oldu olacak eline de bir lahmacun dürüp verseydiniz” demiş Taraf. Biz aynısını yazdığımızda bize faşist diyenler şimdi akılları sıra dalga geçiyorlar ama gerçeklerden de kaçamıyorlar.

Yandaki resim 27 Ocak tarihli Taraf gazetesinden. Kardan Kürt adamın yanında poz veren Hakkarililer görülüyor.

Tıpkı kendi yaptıkları puta tapanlar gibi bir ruh hali var üzerlerinde.

Bu da içinde bulundukları aşağılık kompleksinin bir tür dışa vurumu aslında. Adamlar kardan adamı Kürtleştirerek kendilerince bir üstünlük kurma çabası içine giriyorlar. Olan ise Kürt kılığına sokulan güzelim kardan adama oluyor...
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


ATATÜRK ÇÜYÜZ taraf sen git amerikaya seni kızılderililer hadım etsin. sen türk askerine türk devrimcilerine türk soluna karşı tarafsın seni lime lime etmek biz atatürk çülerin en vazgeçilmez görevi dir. yaşasın türk solu .

Salman Hakkıdur, İstanbul
1 Şubat 2010


amerikada sadece fetullah yok.iskender ali mihr,edip yüksel,ahmed hulusi vesaire vesaire hepsi amerikada.

Mahmut, Bursa
1 Şubat 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40