Prof. Dr. Türkkaya Ataöv - "Dachau cehennemi"ni gördüm
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Gökçe Fırat
Atatürkçü Parti'ye çağırıyor
ALİ ÖZSOY
Allah Allah diye
cami bombalayan Şeriatçılardır
KAYA ATABERK
Deniz Gezmiş'in düşmanı katillerin dostu
Arslan Bulut
TEVFİK KAYMAZ
Gülden gelinlik giydireceğiz güzel vatana
OKAN İŞBECER
Taraf'tan itiraf:
Türk milleti Atatürkçü
TUĞRUL ÇELİK
Halepçe ve Kürt ihaneti
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Şubat'ı karşılarken
 
TÜRKKAYA ATAÖV
"Dachau cehennemi"ni gördüm
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Türk etnojenezi
ve mezhepler (2)
EYKAN CAN
Annan'ı da al git!
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (18)
 
 

Prof. Dr. Türkkaya Ataöv
"Dachau cehennemi"ni gördüm

1933 başında iktidara gelen Alman Nazi Partisi ilk resmî toplanak olan Dachau’u aynı yıl 22 Mart’ta açtı. Bu bir devlet kuruluşuydu ve orada yapılanlardan ötürü devlet doğrudan sorumluydu. O tarihte yalnız Münih polisinin başında olan Heinrich Himmler bunun “ilk” olduğunu resmen açıkladı. İlk 18 gün Bavarya Devlet Polisine bağlı kaldı, ama 10 Nisanda SS örgütü yönetimi üstlendi ve terör hemen başladı. Dachau terörü belirli amaçlara yönelik olarak devletçe örgütlenmişti. “Seçkin Korumacılar” anlamına gelen “Schutzstaffel” birleşik sözcüğünün ilk harflerinden oluşan SS çalıştırma ve ölüm toplanaklarının yönetimini ele geçiren siyasal polisti; başka bir deyişle, iktidardaki Nazi partisinin polis koluydu. “En Üstün Önderi” (Oberster Fuehrer) Hitler’in kendiydi; SS’in başı da H. Himmler’di.

12 Nisanda ilk kıyımı yaparak işe başladı. Savaştan sonra oluşturulan Nuremberg Yargı Kurulu SS’i Yahudileri toptan kıyıma uğratmaktan, işgâl altındaki topraklarda uluslararası hukukla bağdaşmayan eylemlerden, köle düzeyinde tutuklu çalıştırmaktan ve savaş tutsaklarını öldürmekten suçlu buldu.


Kormacıların mitralyöz ateşi
11 Ağustos 1940'ta Dachau'dan kaçmağa çalışırken (resimdeki Josef Stessel gibi) vurulanlar

29 Mayıs 1940'ta (Fransız Rabanda gibi) elektrikli tel örgülerde takılıp kalanlar

Dachau’da günde üç kez yoklama, çok ilkel barınaklar, çok kötü beslenme ve yetersiz giyimin yanı sıra, işkence yerleri, hapishaneler, gaz odaları ve insanların yakıldıkları fırınlar da vardı. Buradan yalnız bir kişi kaçmayı başardı. Meclisin (Reichstag) komünist milletvekillerinden Hans Beimler. Kimileri öldürülürken, insanlık-dışı muameleler kimilerini çıldırttı ya da intihara sürükledi. İlk gelenlere bir “hoşgeldin!” töreni gibi önce en az 25 kırbaç vurulurdu. Buraya 15 Mayıs 1933’de getirilen Yahudi Wilhelm Arpon ve Louis Schloss bu “tören”den sağ kurtulamadılar. Yönetimi SS ele alınca ilk bir-buçuk ayda 13 tutuklu öldürüldü. Bu toplanakta var olma koşulları uygulanan kurallardan açıkça anlaşılıyordu.

Kamp komutanı (SS Albayı) Theodor Eicke (1892-1943) ona sağlanan sıkıdüzen kurallarıyla cezaları daha da şiddetlendirdi. Birkaç hafta içinde tümgeneralliğe yükseltildi ve kurulmuş ve kurulacak tüm kampların denetmeni oldu. Örgütteki etkisinin Himmler’den hemen sonra geldiği söylenebilir. Cezaları tüm ayrıntılarıyla kaleme aldı. Buyruğu altındakileri daha ilk gün “yüreği yufka olan manastıra gitsin!” diye uyardı. “Uzun Hançerler Gecesi” (30 Haziran 1934) olaylarında acımasızlığıyla kendini gösterdi ve yükselme merdivenlerini tırmanmayı sürdürdü. Bu olay, Hitler’in buyruğuyla, kendi başına güçlenmekte olan SA örgütüne vurulan darbeydi. “Fırtına Birliği” (Sturmabteilung) anlamına gelen “SA” Nazi Partisinin özel ordusuydu. Eicke onun başkanı olan Ernst Röhm’ü (1887-1934) kendi eliyle öldürmüştü. Röhm yüzünde kurşun yarası olan basit bir sokak kabadayısı olarak işe koyulmuştu, ama 1933 sonunda iki milyon kişilik “parti ordusu”nu kurup başına geçince, Hitler’e “sen” (du) diye hitap etmeğe başlamıştı. Alman Silâhlı Kuvvetlerinin kendine katılmasıyla büyük bir sözde “halk ordusu” düşlüyordu. Toplumun sola kaymasından korkan Hitler Röhm’ün dinlenmek için gittiği Bad Wiessee’ye ulaşarak onun tutuklanmasını istedi. “Şerefli çıkış yolu” olarak başına sıkması için odasına bir tabanca da koydurttu. Röhm öneriye karşı çıkınca, sorunu Eicke çözdü ve bu “hizmetlerinden” ötürü 1943’de orgeneral oldu.

Dachau’a getirilenlerin sayısında bir ara azalma olduysa da, bir nedeni muhaliflerin susup oturmalarıydı. Ancak, Himmler bu toplanağa SS için hem siyasal, hem de ekonomik bir üs olarak bakıyordu. Bir yandan, “ırk sağlığına kavuşacak”, öte yandan da toplum serseriler, alkolikler, akıl hastaları, eşcinseller ve fahişeler gibi istenmeyenlerden kurtulacaktı. Ayrıca, sabahtan akşama çalıştırılan tutuklular yeni yapılar için gerekli taşları kırıp düzeltecek ve yeraltından maden çıkaracaklardı. Başkent Berlin’in graniti ve tuğlası buradan geliyordu. İşe yaramayacak denli zayıf olanlar dosdoğru gaz odalarına.

Savaş bulutları toplandıkça, yeni kamplar açıldı. Almanya Avusturya’yı kendine katar katmaz, oradaki Yahudiler ve başka istenmeyenler Dachau’un ya da benzerlerinin yolunu tuttular. Savaş patlamadan bir yıl önce, öldürülenler bir yana, yalnız Dachau’da çalıştırılanlar 15.000’in biraz altındaydı. Savaşın başlaması tutukluların bileşimini değiştirdi. Alman yurttaşlarının oranı azaldı. Savaş tutsakları da gelmeğe başladılar. Hiç bir tutsağın her hangi bir nedenle başvurma ya da itiraz etme hakkı yoktu. Tüm tutsaklar yönetimin elinde istedikleri gibi kullanılacak bir maldı sanki. “Köle sahibi” örgüt de SS’di ve hiçbir yere hesap vermeden öldürme yetkisi vardı. İşi baltalamak ya da kundaklamakla suçlananlar dövüle dövüle öldürülüyor ya da hemen asılıyorlardı. Getirilenler arasında ileride Nazizme karşı çıkma olasılığı bulunan, ama henüz hiç bir “suç” işlememiş olanlar da vardı.

Dachau’daki uygulamanın sonuçları ölüm oranının durmadan yükselmesinden anlaşılıyordu.

NAZİ KAMPLARINDA ÖLÜMLERDEN ÖLÜM BEĞEN

Toplu asılanlar

Kurşuna dizilenler

Beyne sıkılan kurşunlar

Baltayla başı kesilenler

Fırınlananlar

Örneğin, 1940’ın son on ayında 1.521, 1941 yılında 2.576 tutuklu öldü. Daha hızlı çalıştırmak için başvurulan yöntemler acımasızca dövmek ya da ellerinden asmaktı. Çalıştıktan sonra kampa ölüm derecesinde bitkin dönenler, bir de üstelik, yoklama için yaklaşık bir saat ayakta tutuluyorlardı. Kampta hasta bakımevi diye bir koğuş vardı, ama burası bir sağlık noktası değil, bir dehşet merkeziydi. Orada yalnız bir, iki ders görmüş sağlık memuru vardı, ama ilk ameliyatlarını orada deniyorlardı. Hem de gereği olmadan, iskelet gibi bedenler üstünde. Kimi zaman da SS buyruğuyla birilerini bir iğneyle öldürüyorlardı. Hastalar bu Azrail bozuntularının elindeydi. Ayak işlerine bakan görevli bir Alman bile istediğini öldürebilirdi. 1941 yılı Alman ordularının en başarılı dönemi olduğundan, Himmler Doğu Avrupa’daki Polonyalılar, Beyaz Ruslar, Ukraynalılar ve Ruslar gibi yerleşik halkların 30 milyonunu şu ya da bu yoldan ortadan kaldırmayı tasarlıyordu. Dachau’a tutuklu Doğu Avrupalı akımının bir nedeni buydu. Kamp görevlilerinin istediği onları yaşatmak değil, her birini limon sıkar gibi çalıştırdıktan sonra ortadan kaldırmaktı. Çalışamayacak olanlar hemen yok ediliyordu. Açlıktan ölenlerin sayısı çok yüksekti. Tutuklular arasında meslekten iyi doktorlar bulunuyorlardı, fakat onların sağlık odasında görev yapmaları yasaktı.

ABD Pearl Harbor deniz üssüne Japon saldırısının ardından savaşa girmesinden ve 1940’da Hollanda ve Belçika’yı çiğnemiş olan Alman Altıncı Ordusunun, 1943 başında savaş alanında 100.000 ölü bırakıp, komutanları General Friedrich von Paulus (1890-1957) ve tüm yüksek rütbeli subaylarıyla teslim olmasından sonra, Naziler ekonomilerini uzun sürecek bir savaşa karşı yeniden düzenlemek zorunda kaldılar. Hitler 1942 başında Albert Speer’i (1905-1981) silâhlanma bakanlığına getirdi ve Himmler’den silâhlanma endüstrisinde çalıştırılan tutsakların sayısını arttırmasını istedi.

Mimarlık eğitimi görmüş olan Speer kentleşme uzmanı ve devletin bu alandaki baş denetçisiydi. Devlet yapılarının, büyük spor salonlarının, dev stadyumların, anıtların ve geleceğin büyük kentlerinin çizimlerini o yapıyor, tasarılarından o sorumlu oluyordu. Kendi de mimar gibi resim yapan (ama Viyana Güzel Sanatlar Akademisine girememiş olan) Hitler bu gencin çizimlerine bayılıyordu. Ancak, Speer daha 1932’de polis örgütü olan SS’e üye olmuştu. Hitler’den 1938’de partinin altın madalyasını aldı ve 1941’de Batı Berlin’den Mecliste milletvekili de oldu. Hitler onu savaş üretiminden sorumlu bakan yaptı.

Değişmekte olan savaş koşullarından ötürü, Himmler’e de toplanaklarda köle gibi çalışacak daha fazla sayıda kişi bulmak kalıyordu. Kamplardaki ölüm oranları bir süredir çok yüksekti ve bu oran artıyordu. Himmler yeni tutuklama avı başlattı ve tüm kampların genel yöneticiliğine SS örgütünün ekonomi işlerine bakan Oswald Pohl diye birini getirdi. Bu arada, tutuklulara dışarıdan yiyecek paketi alma izni çıktı. Tutukların sayısı savaş talihinin döndüğü gerekçesiyle arttığı için Dachau’a ve öteki ana kamplara bağlı uydu kampların hızla kurulması da bu döneme rastlıyor. Ancak, temel ilkelerde bir değişiklik yoktu. Örneğin, çalışamayacak duruma gelenlerin gideceği yer gaz odalarıydı.

Daha önemlisi, 20 Temmuz 1944’de yeni bir buyruk geldi. Savaş dengesi artık Almanya’ya karşı kesin olarak değişmiş bulunduğundan, cephelerde ilerlemekte olan düşmanın önünden hızla geriye çekilemeyecek toplanaklardaki Yahudilerle tüm tutsakların öldürülmesi isteniyordu. Genel ilke şuydu: Hiçbir tutsak zafere doğru giden Müttefiklerin eline düşmemelidir. Örneğin, yürüyemeyecek olanlar ve hareketi yavaşlatanlar hemen gaz odalarına yollandılar. Bir bölümünü Baltık Denizi yoluyla geri çekmeyi tasarladılar. Bir olasılık onların kış aylarının yarattığı azgın deniz fırtınalarında boğulup gitmeleriydi. İçi tutsaklarla dolu ve Stutthof’tan yola çıkan Cap Arcona ve Theilbeck adlı gemileri de İngiliz uçakları Alman tekneleri diye bombalayıp batırdılar. Sachsenhausen ve Ravenbrück’ten yola çıkarılanları Sovyet askerleri kurtardılar.

Dachau ise, umutsuz biçimde kalabalıktı. Sağlık koşulları karayıkım düzeyindeydi. Zaten çok az ve çok kötü olan yiyecekten kimseye neredeyse bir şey düşmüyordu. 1944 sonunda bir de tifüs salgını çıktı. Ölenler toplu olarak Leitenberg Tepesine gömüldüler. Himmler’e bağlı güvenlik dairesinin başında olan ve Yahudilere karşı özel düşmanlığı bilinen Ernst Kaltenbrunner (1903-46) bu kampların Alman uçaklarınca havadan bombalanmasını ve tutsaklara zehirli yiyecek dağıtılmasını önermiş, böylece aklınca çarçabuk ‘çözüm’ getirecek yollar bulmuştu. Ancak, gene de 26 Nisan 1945’de binlerce tutsağı Alp dağları yönünde yürütme kararı alındı. Bu yola tifüs salgını sırasında başvurulmuş olması çevrede oturan tüm sivil halkı da ayrıca büyük bir tehlikeye atmıştı. Bu koşullarda, 28 Nisanda Dachau’da son çıkar yol ve son umut olarak bir direniş başladı. Ama birkaç saat içinde kanlı biçimde bastırıldı. Dachau’a iki gün sonra Yedinci Amerikan Ordusuna bağlı 42’nci ve 45’inci Piyade Tümenleri girdiler.

Yukarıda sözü geçen Kaltenbrunner’e ilişkin kısa bir bilgi yerinde sayılır. Belki Himmler’in, hattâ Hitler’in yerine bir gün geçme olasılığı bulunan genç Reinhard Heydrich’in (1904-42) öldürülmesiyle SS içinde güvenlik kolunun başına getirilmişti. İlk sivrilmesini Avusturya’daki SS örgütünün başı olmasına borçluydu. Altmış yaşından aşağı 5.000 Yahudiyi seçip Auschwitz’e yollayan, yerli halka Müttefik paraşütçülerine yerden ateş etmelerini söyleyen, Fransa’nın elden çıkacağını anlayınca Fransız fahişelerinin kurşuna dizilmeleri buyruğunu veren, (Alman Silâhlı Kuvvetleri haber alma dairesi başkanı, ama Hitler’e karşı suikast düzenleyen) Amiral Wilhelm Canaris’i (1887-1945) sorgulayan ve sonunda yenik düşeceklerini anlayınca (sonra ABD haber alma örgütü CIA’yı kuracak olan) Allen Welsh Dulles ile İsviçre’de temas olanaklarını araştıran oydu. Nuremberg’de savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan 16 Ekim 1946’da asıldı.

Babası (bir belgeye göre, Yahudi kökenli) ünlü bir müzisyen olan Heydrich Yahudiler için ilk “ghetto”ları kuran ve 20 Ocak 1942’deki Wannsee Toplantısında “Son Çözüm” kararını veren kurulun başkanıydı. Çek mukavemetçi Jan Kubis’in 27 Mayıs 1942’de arabasına attığı bombayla öldü. Hitler’in cenaze töreninde “demir yürekli adam” diye tanımladığı Heydrich renksiz Himmler’in yanında bir “Aryan sarışını” olarak göze batıyorsa da, dünya cinayet tarihinin en kötü adamlarındandı.

Münih’in 12 mil kuzeybatısında olan Dachau adı en kötüye çıkmış olanlardan ve ilk yapılan toplanaktı. 1933’de başlayan bu örnek Nazi yönetiminin niteliklerini gösteriyor ve geleceğe ayna tutuyordu. Olanları ve olacakları tasarlayanlar devletin en yüksek basamaklarındaki resmî görevlilerdi. En çok burada yoğunlaşan bir eylem de türlü tıp deneyimleriydi. Tutukluların birkaç yüzü kobay olarak kullanıldı. Örneğin, 1941-42 yıllarında sağlıklı görünen kişilerde yaklaşık beş yüz ameliyat yapıldı, kişinin sıtma gibi mikroplara ve soğuğa dayanıklılık derecesi ölçüldü. Bu deneyimlerden ulaşılan sonuçlar Alman üniversitelerinin ilgili bölümlerine yollandı. Kamp Müttefiklerin eline geçtikten sonra, doktorlar da kamp yöneticileri gibi yargılandılar.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Bu yazı hakkında henüz yorum yapılmamıştır.

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40