Kaya Ataberk - Deniz Gezmiş'in düşmanı katillerin dostu Arslan Bulut
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Gökçe Fırat
Atatürkçü Parti'ye çağırıyor
ALİ ÖZSOY
Allah Allah diye
cami bombalayan Şeriatçılardır
KAYA ATABERK
Deniz Gezmiş'in düşmanı katillerin dostu
Arslan Bulut
TEVFİK KAYMAZ
Gülden gelinlik giydireceğiz güzel vatana
OKAN İŞBECER
Taraf'tan itiraf:
Türk milleti Atatürkçü
TUĞRUL ÇELİK
Halepçe ve Kürt ihaneti
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Şubat'ı karşılarken
 
TÜRKKAYA ATAÖV
"Dachau cehennemi"ni gördüm
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Türk etnojenezi
ve mezhepler (2)
EYKAN CAN
Annan'ı da al git!
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (18)
 
 

Kaya Ataberk
Deniz Gezmiş'in düşmanı katillerin dostu
Arslan Bulut

 

Bir “küçücük arslancık” da bizim ba­sın camiamızda var. O da atlıyor, zıplıyor, koşuyor, oynuyor. İlk bakışta, yazdıklarının düzeyi ve mantıksızlığı açısından onun da dünyadan ha­bersiz olduğu izlenimi doğuyor ama bu “arslancık”ın durumu biraz farklı. Birileri oyna deyince oynuyor, konuş deyince konuşuyor, yaz deyince de yazıyor...

Basınımızın “küçücük aslancığı”

“Bir küçücük arslancık varmış kırlarda koşar, oynarmış.”

Bir zamanlar okullarda çocuklara öğretilen şarkıda bir küçücük arslancık vardı. Ormanlar kralı aslanın oğluydu. Dünyadan haberi olmadan koşar, oynardı zavallıcık...

Bir “küçücük arslancık” da bizim basın camiamızda var. O da atlıyor, zıplıyor, koşuyor, oynuyor. İlk bakışta, yazdıklarının düzeyi ve mantıksızlığı açısından onun da dünyadan habersiz olduğu izlenimi doğuyor ama bu “arslancık”ın durumu biraz farklı. Birileri oyna deyince oynuyor, konuş deyince konuşuyor, yaz deyince de yazıyor...

Hem de o birilerinin tam istediği gibi, tam istediği şekilde ve hep de mükemmel bir zamanlamayla...

Evet, doğru tahmin ettiniz. Bahsettiğimiz zat-ı muhterem Yeniçağ gazetesinin ülkücü yazarı Arslan Bulut’tan başkası değil. Uzun zamandır hem bize hem de Türkiye’ye unutturmuştu kendini. Aslında hayırlı bir iş de yapmıştı. Onu o kadar unutmuştuk ki o fikir ve ideoloji membaı(!) yazılarından mahrum kaldığımızın farkında bile değildik artık.

Arslancık da bunu gözlemlemiş olmalı ki kendisini yeniden gündeme getirmemin bir yolunu buldu. Bir yolunu buldu dedik ama aslında o kendisini hep aynı yöntemle bize hatırlatır. Ne zaman unutulduğunu fark etse; açık ya da kapalı bir şekilde sola, devrimcilere, ulusal bağımsızlıkçılara saldırır. Biz de “gene kulağı kaşındı galiba” diyerek o çok duymak istediği (!) gerçekleri dile getirmek zorunda kalırız.

Bizim Arslancık oynuyor. Bir ev kedisinin kendisine sarkıtılan ipi yakalamak için hoplayıp, zıplaması gibi şekilden şekle giriyor. İpin ucunu kimin tuttuğunu bilmem söylememize gerek var mı?

Aslancığı, anmak zorunda kalışımızın sebebi hikmetine gelince... Aslancık, ülkücü gazetedeki köşesinden “Cuntacılar çok yaşıyor, olan gençlere oluyor” başlıklı bir yazı yayınladı geçen hafta. Gerçi Arslan, bu yazısına benzer şeyleri daha önceden de kaleme almıştı ve biz de ona gereken cevabı vermiştik. Ama herhalde aldığı cevaplarla doymamış olacak ki gene Deniz Gezmiş’i ve 68 kuşağı devrimcilerini cuntacılıkla suçlamaya, Ağca ve diğer ülkücü katilleri aklamaya, tüm bunları yaparken de çaktırmadan AKP-ABD ekseninde Ordu karşıtlığı yapmaya kalkmış.

Derin devletten, cuntalardan, kontrgerilladan en son şikayet etmesi gereken kesim olan ülkücülerin sözcülüğünü üstlenen Arslan’ı yönlendiren şey kendi cinsine has, kronik sol düşmanlığı mı sadece, yoksa başka yönlendiricileri de mi var? Biz meselenin biraz daha karmaşık olduğunu düşünüyoruz.


Muhsin Yazıcıoğlu


Abdullah Çatlı


M. Ali Ağca


Ogün Samast

Arslancık, ülkücüleri aklamanın derdine düş­müş. Sa­dece geçmiş yılların katillerini değil bugünün katillerini de “yürekli genç”lere, “harcanmış çocuk”lara dönüştürüvermiş:
“Bugünün gençleri biraz akıllarını kullansınlar diye çaba sarf ediyorum! 1971 ve 1980’de olduğu gibi gençler a­rasında lider veya ağabey konumunda bugün de görevliler var! İşte Alpaslan Aslan’ın durumu böyledir. Sadece bir hakimi katlettirmediler o­na; yürekli bir gencin hayatını da mah­­vettirdiler. Ya Ogün Samast? Ağ­ca da böyle harcanmış bir çocuk değil miydi?”
Peki; sevgili Arslancık; Ağca’nın da, Çatlı’nın da, Alpaslan Aslan’ın da, Ogün Samast’ın da Erhan Tuncel’in de ülkücü olması, tümünün de bağlantısının dönüp dolaşıp Muhsin Yazıcıoğlu’na dolayısıyla ülkücülerle, tarikatların kesişim noktasına çıkması tesadüf müydü?
O dönemde 12 Eylül faşizminin ze­minini hazırlayan eylemleri yapanlarla, bugün AKP faşizmine çanak tutan cinayetleri işleyenlerin aynı çevrelerin adamı olmasını nasıl açıklayacaksın? Ha bir de unutmadan; ken­dini bu ilişkilerin neresine koyacaksın?

Arslancık, Ağca’yı ve ülkücü katilleri aklamanın derdinde

Geçtiğimiz hafta ülkücü katil Mehmet Ali Ağca, yıllar sonra serbest kaldı ve Türk basını bu gazeteci katilini kahramanlar gibi, “Mesih” gibi karşılamakta birbiriyle yarıştı. Bir taraftan da Devlet Bahçeli başta olmak üzere tüm MHP’lileri de bir telaş aldı yürüdü... Hatırlarsınız bu Ağca’nın ilk serbest kalışı değil. Daha önce de 2006 yılında Ağca serbest bırakılmış, sonra kararda bir yanlışlık olduğu söylenerek gerisin geri hapse atılmıştı. 2006 yılına geri döndüğümüzde yine Ağca’nın bırakıldığı o günlerde medyada bir derin devlet tartışması çıkmıştı.

O dönemde başyazarımız Gökçe Fırat, durumu değerlendirirken şunları söylüyordu:

“Ülkücü katil Ağca’nın serbest bırakılması da operasyonun parçasıdır. Yıllarca ülkücüleri kullanan ABD, şimdi ülkücüler üzerinden Türk Devletini karalamaktadır. Oysa ülkücü hareket kuruluşu itibariyle, Amerikancıdır. CIA’nın imalatıdır.” (TÜRKSOLU, sayı 99, 16.01.2006)

Tam da bu dönemde Arslancık, ülkücüleri aklamanın derdine düşmüştü. ABD’nin sadece ülkücüleri kullanmadığını, devrimcilerin de “Gladio” tarafından kontrol edildiğini iddia etmeye başlamıştı. Arslancık, o kadar heyecanlanmıştı ki “devrimcilere Amerikan subaylarının komünizm eğitimi verdiğini”, “Dev-Genç’in CIA’nın avucunun içinde olduğunu” iddia edecek kadar yoldan çıkarak kendisine sadece kargaları değil, “bu kadar da olmaz artık” diyen itleri bile güldürmüştü...

Bakalım Arslancık yeni aklama işlemlerini nasıl yapıyor:

“Korkut Eken, Abdullah Çatlı’nın hem 12 Eylül öncesinde hem 12 Eylül sonrasında devlet tarafından kullanıldığını açıklamıştı... Ancak, 12 Eylül öncesi ve sonrasında sadece Çatlı ve ekibi kullanılmadı. Solda her fraksiyonda bu tip ekipler vardı. 12 Eylül’e doğru hızla artan cinayetler başka nasıl izah edilebilir?”

Yani aslında ülkücü hareketin hiç suçu yokmuş. Sadece Çatlı ve arkadaşları ülkücülerin içine sızmış bir ekipmiş. Zaten onlar da devlet tarafından kullanılmışlar, sonra da harcanmışlar. Onlar da suçlu değilmiş. Hem aynı ekiplerden sol fraksiyonlarda da varmış. Demek ki neymiş? 80 öncesi yılların Türkiye’ye kan kusturan ülkücü terörü aslında yokmuş. Olan bir grup kandırılmış gencin (!) kullanılmasından ibaretmiş...

Duyan da Bahçelievler’i, Maraş’ı, Çorum’u ülkücüler değil de solcular yaptı zannedecek. Ya da Abdi İpekçi’yi devrimciler vurdu sanacak. Katliam emirlerini verenler de Abdullah Çatlı ile Muhsin Yazıcıoğlu gibi Ülkü Ocağı reisleri değilmiş diye şaşıracak...

Ama Arslancık hızını alamamış. Sadece geçmiş yılların katillerini değil bugünün katillerini de “yürekli genç”lere, “harcanmış çocuk”lara dönüştürüvermiş:

“Bugünün gençleri biraz akıllarını kullansınlar diye çaba sarf ediyorum! 1971 ve 1980’de olduğu gibi gençler arasında lider veya ağabey konumunda bugün de görevliler var! İşte Alpaslan Aslan’ın durumu böyledir. Sadece bir hakimi katlettirmediler ona; yürekli bir gencin hayatını da mahvettirdiler. Ya Ogün Samast? Ağca da böyle harcanmış bir çocuk değil miydi?”

Peki; sevgili Arslancık; Ağca’nın da, Çatlı’nın da, Alpaslan Aslan’ın da, Ogün Samast’ın da Erhan Tuncel’in de ülkücü olması, tümünün de bağlantısının dönüp dolaşıp Muhsin Yazıcıoğlu’na dolayısıyla ülkücülerle, tarikatların kesişim noktasına çıkması tesadüf müydü?

O dönemde 12 Eylül faşizminin zeminini hazırlayan eylemleri yapanlarla, bugün AKP faşizmine çanak tutan cinayetleri işleyenlerin aynı çevrelerin adamı olmasını nasıl açıklayacaksın? Ha bir de unutmadan; kendini bu ilişkilerin neresine koyacaksın?

Deniz Gezmiş’in düşmanı Sarp Kuray ve Perinçek’in dostu

Arslancık bildiğiniz gibi sol adına her şeye karşıdır. Fakat iki isimle çok iyi geçinir yıllardır. Bunlardan birisi Doğu Perinçek diğeri de Sarp Kuray. Tam bağımsızlıkçı, Mustafa Kemal devrimcisi Deniz Gezmiş’e çok düşmandır Arslancık. Ona kalırsa Deniz’i de tüm devrimcileri de Gladio yönetmiştir! Ama Maocu, Çinci, Avrasyacı Doğu Perinçek’in de savunucusudur. Ki aynı Doğu Perinçek ve partisi de Doğu Türkistan’da yapılan Türk katliamında Çin’in Türkiye’deki sözcüsü olmaktan da geri kalmamıştır.

Yani Arslancık, Türk karşıtlarının dostudur, Türk katliamı yapan Çin’i destekleyenlerin arkadaşıdır ama 6. Filo’yu denize dökenlerin, İsrail Başkonsolosunu vuranların, Vietnam kasabı Komer’in arabasını ODTÜ’de yakanların düşmanıdır. Bu da doğaldır çünkü aynı eylemler olurken Maocular bu eylemleri engellemeye çalışırlardı. Arslancığın ağabeyleri de Şeriatçı arkadaşlarıyla berber Kanlı Pazarlarda devrimci katlederek Yankileri savunurlardı. Yani bu şirket yeni kurulmadı. Bu şirket çok eski...

Arslancığın, diğer ortağı da Sarp Kuray... Sarp Kuray’ı tanıyan daha azdır. Ama onlar Arslancıkla birbirlerini iyi tanırlar. Arslancık sola her saldırışında Kuray’ı tanık gösterir: “1997 yılındaki Gladio araştırmamda, 12 Mart 1971 öncesinde Deniz Gezmiş’lerin darbe zemini hazırlamak için kullanıldığını apaçık ortaya koymuştum. Sarp Kuray’a, Deniz Gezmiş’e bombaları general İrfan Solmazer’in verdiği bugün biliniyor... Mısır patlatır gibi bomba patlatan üç genç idam edildi. Kuray’ın başı hâlâ dertte.”

Peki kimdir bu Sarp Kuray? Arslancık neden onun için üzülür? Kuray eski Partizan Yolu örgütünün lideridir. Gerçekten de cunta bağları olan örgüt sonradan dağılmış, Sarp da borsaya girerek yükünü tutmuştur. Ardından da yurtdışında adı uyuşturucu kaçakçılığıyla beraber anılır olmuştur. Açıktan Apo’yu savunur. Apo da onu o kadar sever ki bir ara onu DTP genel başkanı yapmayı bile planlamıştır.

Fakat Sarp Kuray’ı asıl parlatanlar Fethullah medyasıdır. Onun “asker solu kullandı” içerikli röportajları Zaman’da, Aksiyon’da manşetlerde, kapaklarda yer almıştır. Sarp Kuray, Kürt-İslam faşistlerine Ordu karşıtı saldırılarında cephane taşımıştır. Fakat Sarp Kuray’ın tezlerine dört elle sarılan, “çocukcağızın başı hâlâ belada” diye üzülen de Arslancık’tan başkası olmamıştır.

Peki, aynı yazıda Arslancık; hem Ağca’yı hem Çatlı’yı hem de Sarp’ı kurtarmaya çalışınca insanın aklına türlü türlü şey gelmez mi?

Adları etrafında mafya, kaçakçılık, uyuşturucu iddiaları dönen yarısı ülkücü, yarısı Kürtçü ama hepsi birden Amerikancı kortrgerilla ekseninin tam da bu noktadan geçtiği düşünülmez mi? Bizim Arslancığın her iki kesimle de iyi geçinip, onların avukatlığını üstlenmesi onun bu yapıdaki yerini de sorgulatmaz mı? Ha bir de işi Alpaslan Aslan, Ogün Samast gibi Kürt-İslam tetikçilerine getirince durumu daha da çetrefilleşmez mi?

Buyursun, Arslancık bunların cevabını versin de görelim...

Arslancık’ın yatağında kimler var?

Arslancığın öyle bir zamanlaması var ki cuntaya karşı yazı yazmak aklına tam da bu günlerde geliyor. Şimdi soralım;

Arslancık neden bir anda cuntalara karşı yazı yazma gereği duymuş olabilir?

12 Mart’ta cunta ülkücülere hiç dokunmamıştı. Kimse bize çıkıp 12 Mart’ta içeri girmiş, vurulmuş, kortrgerillanın işkence köşklerinden geçmiş bir tane ülkücü gösteremez. 12 Mart olduğunda ülkücüler ortalarda yoktu. Cunta onları görmezden gelmişti. Bir tanesi bile mahkeme karşısına çıkmamıştı.

Gladio deseniz, zaten MHP ve ülkücüler ABD’nin antikomünist paramiliter mücadele anlayışı içinde görevlerini sola karşı yerine getirmişlerdi. Yani aslında Arslancığın, Gladio düşmanlığı yapmasının da bir anlamı yok.

Aslına bakarsanız durum açıktır. Geçmişte sola karşı cinayetler işleyerek ABD’nin kullandığı ülkücüler bugün de ABD elinde Türk Ordusu’nun ve devletinin yıpratılması için kullanılmaktadırlar. O zamanlar ABD, solcuları hedef göstermişti şimdi ise tüm ulusal güçleri, ulusun bağımsızlığını ve egemenliğini.

Gladio’nun da ülkücülerin de tarihsel misyonu budur işte. Sola karşı hâlâ saldırgandırlar ama PKK’ya, Sarp Kuray gibilere sıra geldiğinde bir anda merhametli ve itidalli olurlar.

AKP vursun diye Taraf-Zaman ve diğerleri orta açarken Arslancık ve ülkücü gazetesi geri mi kalacaktı? Tabii ki hayır! Madem ABD, artık Ordu karşıtlığı yapın diyordu o da emre uyacaktı.

Ama ne oldu? Boyundan büyük işlere de kalkıştı. Sadece Amerikancılık yapmakla, ülküdaşlarını aklamaya, yıkamaya, yağlamaya çalışmakla yetinmedi. Tuttu yine, sola, devrimcilere, Atatürkçülere ve tüm bunların bayraklaşmış ismi olan Deniz Gezmiş’e sataştı.

Ama o kadar da kolay değil... Bu memlekette hâlâ gerçekleri söyleyecekler var. Sen Deniz’lere laf söylediğinde herkes Sarp Kuray ya da Doğu Perinçek gibi seni desteklemez.

Kullanılanlar, kullanılanlarla işbirliğine gider. Bu da doğaldır...

Peki, “Arslancığın tüm bu kullanma, kullanılma ilişkilerinin içindeki konumu nedir?” demiştik. O cevap veremez ama isterseniz biz verelim. Bilirsiniz eski bir sözümüz vardır, “arslan yatağından belli olur” diye. Siz de Arslan’ın yatağına bir bakın. Kimin onu nasıl kullandığı oradan belli olacaktır...


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


surasi su goturmez bir gercektirki ulkucu hareket turkculukden yola cikip abd emperyalizminin kucagina oturmus ulkede katliamlara varan eylemler yapmis turkculukden dem vurup tarikat ve meshep lerle ugrasmis birlestirici  olacagina ayristirici ve provokator olarak usakligini tamamlamistir.bu gunlerde gecmislerine gore daha iyi tutumlari olmasi herhalde doneklerin ve ajanlarin cogunun ulkucu hareketi terkedip ozal ve akp gibi abd usaklarinin yaninda olmalari ve bahcelinin abd usaklari ve provokotorlerini temizlemesi diye dusunuyorum.

Yaşar Salur, Karaman
3 Şubat 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40