Yunus Yılmaz - CIA tetikçisi Ağca ve Amerikan kontrgerillası
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
“Na’vi”ler Türk mü?
KAYA ATABERK
Gazeteci katili Ağca’yı kahraman yapan gazeteciler!
ÖZGÜR ERDEM
Can Dündar’dan
terörist propagandası
YUNUS YILMAZ
CIA tetikçisi Ağca ve Amerikan kontrgerillası
ALİ ÖZSOY
AKP’ye ve Tayyip’e
kardeş geliyor:
ABD’nin Sarıgül’ü
TUĞRUL ÇELİK
Luther, Reform’u
Türklere karşı mı yaptı?
OKAN İŞBECER
CHP’den gerdek açılımı!
TUĞRUL ÇELİK
Deprem mi daha öldürücü yoksa kapitalizm mi?
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
2010 Görünümü
 
TÜRKKAYA ATAÖV
1933 sonrasında Almanya
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Türk etnojenezi
ve mezhepler (1)
İLYAS SALMAN
Sevdiklerim
ERGİN KONUKSEVER
İran-Irak Savaşı - 2
EYKAN CAN
Vekâleten tedrisat
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (17) - (18)
FEHAMET YALÇINKAYA
Yaşam çeşitlemeleri
 
 
 

Yunus Yılmaz
CIA tetikçisi Ağca ve Amerikan kontrgerillası

 


Başta Ülkü ocakları başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve yardımcısı Abdullah Çatlı gibi ülkücüler tarafından kullanılan “Tanrının oğlu” Malatyalı Hazreti Ağca

Ağca, Ergenekon, Kontrgerilla…

Milliyet gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi’nin katili Ağca hapisten çıktı. Bugünlerde yurtsever insanların “Ergenekoncu”, “derin devlet adamı” denilerek içeriye tıkılmak istendiği bir dönmede Ağca’nın serbest kalması son derece ilginç. Öyle ya Ağca’dan daha derin adam mı var ki Ağca serbest kalıyor?! Alın işte size en derin adam, tam da Ergenekon’dan içeriye alınacak adam. Herkes Ağca’nın sırlarını ifşa edip etmeyeceğini merak ediyor! Tabii bir kuklanın ifşa edebileceği ne kadar bilgisi olabilir o da meçhul bir konu.

Ağca’nın Kartal Maltepe cezaevinden kaçışını planlayan CIA ajanı Frank Terpil, Ağca’nın Bulgaristan üzerinden Avrupa kentlerine geçmesinde ve Beyrut’ta terörist kamplarında eğitilmesinden rol oynadığını itiraf etmişti. Ağca’yı kullanan bu CIA ajanının ülkemizde komando kampı kuran Sancak Tül’ün sahibi MHP’li Murat Bayrak’la iş bağlantısı var. Ve bunun gibi birçok ülkücü ile bağlantısı mevcut Ağca’nın. Ama en dikkat çeken bağlantısı ise Papa’ya suikasttan yargılanan Ağca’nın avukatının aynı zamanda SİSMİ adlı İtalyan Haber Alma Örgütü’nün yargılanan çalışanlarının avukatı olmasıdır ki, bu yargılananlar SİSMİ’nin ikinci başkanı Musimici’nin çalışma arkadaşlarıydı.

Musimici’nin Ağca ile görüştüğü biliniyor. Musumici P2 Mason locası üyesi ve Loca başkanı Gelli ise anarşi ve terör ortamı yaratarak askeri diktatörlük kurmak suçundan aranmaktaydı. İtalyan mafyasının önde geleni Carboni ile Banker Calvi’nin birbirleriyle bağlantıları mevcut ve yakın dost idiler. Ve yine Banker Calvi’nin Vatikan’la mali ilişkileri mevcuttu. Aynı zamanda P2 Mason locası ile Vatikan arasında da bağlantı mevcut. Ama daha önemlisi bu ismi geçenlerin Papa dahil hepsinin komünizmle mücadele konusunda yeminli olmaları ve aralarındaki çıkar bağlantıları sonucunda işlemiş oldukları suç ilişkisinin ortaya çıkmasıdır. Ve tüm bu ilişkiler içinde Ağca ne hikmetse Papa’ya suikast düzenliyor. Sonrasında ise Calvi bir köprüye asılı halde ölü olarak bulunuyor.

İtalya’da ve Türkiye’de yabancı istihbaratçılarla işbirliği içinde olan Ağca, yani en Ergenekonluk adam bugünlerde serbest sizin anlayacağınız. 80 öncesi olayları bile Ergenekon’a mal eden Ergenekon savcıları değil miydi? Ağca da 12 Eylül öncesi birçok olaylara karışmış, Kontrgerilla tarafından kullanılmış bir adam olduğuna göre kesinlikle Ergenekon’la bağlantısı olmalı! Fakat ne hikmetse 80 öncesi sağ terör mağduru solcular ve Atatürkçüler bugün derin devletçi olmakla suçlanırken; başta Ülkü Ocakları Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve yardımcısı Abdullah Çatlı gibi ülkücüler tarafından kullanılan “Tanrının oğlu” Malatyalı Hazreti Ağca gibi diğer kuklaların adının Ergenekon’da geçmediğini görüyoruz.

Bu nasıl davadır ki doğru dürüst bir ülkücü, İslamcı ve Nizamı Alemci kişi yokken; Atatürkçü ve diğer yurtseverler içeriye alınıyor. Ergenekon davası içinde bu ülkede komando kampı adı altında kamp kurup ülkücü terörist yetiştirenler var mı? Yok. Komünizmle mücadele derneği kuranlar var mı? Yok. Komünizme karşı kurulan Amerikan 6. Filosu’nun yanında devrimcilerin karşısında olan Siyasal İslamcıların yetiştiği İlim Yayma Cemiyeti üyeleri var mı?

Yok.

Demek ki tüm Amerikancılar bu davanın dışında ama sözde derin devlet çökertilmeye çalışılıyor! Bu ülkede komünizme karşı Kontrgerilla tarafından örgütlendirilen ülkücüler, İslamcılar, sağcılar değil miydi? Onlar yargılanmıyorsa o zaman çözülen ne, yargılanan ne? Bu cevaplanması gereken bir konu, ama asıl cevabı bulunması gereken konu ise derin devlet olayıdır. O nedenle bu ülkede gerçekten derin devlet var mıdır onun cevabının bulunması gerekiyor.

Kontrgerillanın mahkemelerinde yargılanan, sokak ortasında Kontrgerillanın silahlı güçleri tarafından katledilen Devrimciler, “Tam bağımsız Türkiye” istemenin bedelini ağır ödedi ve hain ve namussuz olmakla suçlandı bu ülkede. Ama kökü dışarıda olan gizli servislerin işbirlikçisi Ağca’lar, Çatlı’lar, Yazıcıoğlu gibiler ise vatan kahramanı ilan ediliyorlar bu memlekette. Kıbrıs çıkartmasına karşı olan sözde milliyetçi cepheciler, milliyetçi; Kıbrıs’ta kardeşlerimizin hakkını savunan devrimciler milliyetsiz ilan edildi. İşte Kontrgerilla akı böyle kara yaptı. Peki bu sözde milliyetçiler bu vatan uğruna ne yaptılar? Düşmana kurşun sıkıp vatanı kurtarmak yerine devrimcilere kurşun sıkıp düşmanı sevindirdiler.

Derin devlet ve Kontrgerilla gerçeği

Ama maalesef bu ülkede gerçekten derin devlet var mı sorusuna vereceğimiz cevap yoktur olacaktır. Çünkü derin devlet denilen olay o ülkenin resmi ideolojisini korumakla görevli bir örgütlenme biçimidir. Örneğin tüm sözde ileri kapitalist ülkeler, kendilerini sosyalist akım ve oluşumlardan korumak için bu örgütlenme biçimine gitmişlerdir. Çünkü adamların resmi ideolojisi kapitalizm, ama bizim gibi Üçüncü Dünya ülkeleri ileri kapitalist ülkelerin uydusu durumuna sokulduğu için kapitalist olmamamıza rağmen, rejiminin sosyalist bir düzene kaymaması için emperyalist güdümlü gizli örgütlenmeler kurulmuştur. O zaman bize ait olmayan bir örgütlenme bizim nasıl resmi ideolojimizin ürünü olabilir? Yine o nedenle Kontrgerilla gibi kökü dışarıda olan bir örgütlenme biçiminin adına derin devlet denilmez, Kontrgerilla denilir.

Siyasal İslamcılara bakacak olursak bu ülkenin resmi ideolojisi denilen şeyin Kemalizm olduğunu iddia ediyorlar. Bu mantığa göre ülkemizde derin devlet olduğu iddia edilen örgütlenmenin Kemalist olması gerekiyor. Ve bu örgütün tüm anti-Kemalist oluşumlara karşı mücadele etmesi ve ortadan kaldırması gerekmektedir. Oysa ortadan asıl kalkan ve tasfiye olan Atatürkçülüğün kendisidir. Ve ne hikmetse Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı gibi Atatürkçülerimiz bu ülkede acımasızca katledilebildi. Eğer gerçekten böyle bir derin devletimiz varsa pek ciddiye almamak gerekiyor! Ama dediğimiz gibi gerçekten derin devlet yok. Keşke olsaydı, o zaman bu Atatürkçülerimiz katledilmezdi!

Görüldüğü gibi sözde Kemalist derin devletimiz ise bu aydınlarımızı koruyamıyor! Çünkü Kontrgerilla Atatürkçüleri ve Atatürkçülüğü korumak için oluşturulmamıştır bu ülkede. Asıl Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında Sovyet Azerbaycanı gibi komünist ülkelerin desteğini alarak devletçilik ve milliyetçilik üzerine inşa edilen Türk devletinin sol anlayışını tasfiye etmek için kurulmuştur. O nedenle “Son sosyalist devleti yıktık” diyen Tansu Çiller gibiler bu Kontrgerillanın hizmetinde oldukça. Amerikan güdümlü Kontrgerilla hizmetinde sözde “Bu devlet için kurşun atan da yiyen de şerefli” olduğu sürece, ülkemizde derin devletin değil, Kontrgerillanın mevcut olduğunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz.

Peki, nasıl oldu da Atatürk’ten sonra devletin sol anlayışı ortadan kalkabildi? Yine aslına bakacak olursak Atatürk’ün döneminde Atatürk ile sözde hemfikir olanların aslında daha Atatürk yaşarken karşıt fikirde oldukları gerçeğini görmemiz gerekiyor.

Bugün Atatürkçü kesimi darbecilikle suçlayıp sözde Ergenekoncu ilan edip ve İttihat ve Terakki zihniyeti arasında bağlantı kurmaya çalışanlara şunu hatırlatmak isteriz. İttihat ve Terakki zihniyetine en çok karşı çıkan iki kişi vardı. Biri Gazi Mustafa Kemal Atatürk diğeri ise TKP’nin Başkanı Mustafa Suphi’dir. Atatürk İzmir suikastı ile İttihat ve Terakki zihniyetini ortadan kaldırmaya çalışsa da en büyük İttihatçılar Atatürk’ün yanı başında olanlardı. Bu gerçeği gören Mustafa Suphi ise Anadolu yolculuğu sırasında Bakü’ye çekmiş olduğu mektupların birinde Ankara’da kurulan TKP üyelerinin değerlendirmesini yapmaktadır. Üyelerin hepsinin İttihat ve Terakki partisi zihniyetinde olduğunu gören Mustafa Suphi, bunların aslında gerçek solcu olmadığını tespitini yapmıştır ki, bu tespitini yaptığı kişilerin içinde Cumhuriyet gazetesi başyazarı Yunus Nadi de vardır. Şimdi ise birileri şaşırıyor Atatürk’ün vefatından sonra Yunus Nadi yönetimindeki Cumhuriyet gazetesi nasıl olur da İkinci Dünya Savaşında Hitler faşizmini desteklemiştir. Eğer Yunus Nadi gibiler gerçek solculuğu ve cumhuriyetçiliği değil de, İttihat ve Terakki zihniyetini devam ettiriyorsa; Hitler faşizmini de, her türlü faşizmi de destekler.

İş Kürtlere gelince demokrat, komünistlere gelince anti-demokrat kesilen Kâzım Karabekir’den tutun da; Atatürk’ün yolundan gittiği zannedilen İsmet İnönü’ye kadar birçok İttihat ve Terakki zihniyetli paşalar mevcuttu Atatürk’ün yanında. Ve yine ne tesadüftür ki Atatürk bu paşaların hepsiyle kavgalı olmuştur. Çünkü bu paşalarımızın hiçbiri Atatürk ile hemfikir olmadığı gibi; Atatürk’le mücadele etmeyi göze alamayanların ise Atatürk’ün vefatından sonra İttihatçı olduğu ortaya çıkmıştır. Ve o nedenle Atatürk’ün “Tek Adam” olmasının altında yatan neden de budur. Ve yine o nedenledir ki, Atatürk’ün İttihat ve Terakki zihniyetiyle neden mücadele etmeye çalıştığı şimdi daha da iyi anlaşılmaktadır.

Gerek CHP olsun gerek TKP ve o zamanın diğer partileri olsun, bu partilerin içinde Atatürk’ü anlayan ve onun gerçekten fikrinde olanlar bir elin parmağını geçmeyecek kadar azdı. İşte o nedenle de devletin resmi ideolojisinin Kemalizm olduğu yahut sözde derin devletin Kemalist olduğu bir palavradan ibaret olduğu gibi; bugün darbecilikle yargılananlarında birçoğunun maalesef gerçek Atatürkçü olduğunu da söylemek güçtür.

Siyasal İslamcılarla sözde milliyetçilerin çekişmesi ve de Atatürkçülerin durumu

Gözden kaçan diğer bir husus ise solu darbecilikle suçlayanların ise bir zamanlar bu Kontrgerilla denilen oluşumla bağlantılarının olmasıdır. Bugün “darbeciler var” çığırtkanlığı yapan Fethullahçılar, Fethullah’ın bir zamanlar komünizmle mücadele adı altında gizli servislerle bağlantısı olduğu gerçeğini gözardı etmeye çalışmaktadırlar. Yine daha düne kadar kendi dergi (Aksiyon) ve gazetelerinde Abdullah Çatlı’ları yere göğe sığdırılamaz iken şimdilerde yine kendi basın ve yayın organlarında yermektedirler.

Bugün Ergenekon davası içinde yargılanan Irkçı-Turancı-ülkücülerle daha düne kadar birlikte komünizmle mücadele savaşı veriyorlardı. Şimdi ise kendi kirli emellerine ulaşmakta engel gördükleri anti-komünist kardeşlerini tasfiye etmeye çalıştıkları görülmektedir Fethullahçıların. Eee, boşuna dememişler dinsizin hakkından imansız gelir diye. Demek ki Amerikancının daha Amerikancısı, işbirlikçinin de daha işbirlikçisi olabiliyormuş!

Atatürkçü ve solcu kesimde yapılan en büyük yanlışlık ise dün kanlı bıçaklı olduğu Amerikancıyı daha Amerikancısına karşı desteklemektir ki, bu devrimci bir tavır olmadığı gibi Atatürkçü bir tutum da olmamaktadır. Kendisine güvenmeyen ve örgütlenmeyen bir sol 70-80’li yıllarda nasıl yargılanmaktan kurtulamamış ise 2000’li yıllarda da kurtulamamaktadır.

Amerika her işbirlikçiyi kullanır ve sonrasında harcar. Sağcı geçinen ülkücü ve Turancılar kullanılmıştır. Amerika artık yeni Kontrgerillasını oluşturmuştur. 80 öncesi ülkücüler; Amerika’nın 80 sonrası yeni Kontrgerillası artık Siyasal İslamcılardan, Kürt ve İslamcılardan oluşmaktadır.

O nedenle sol artık Ordu, Yargı gibi devletin bazı kurumlarına güvenmek yerine kendine güvenerek yani örgütlenerek yeni Kontrgerilla ile mücadele etmelidir. Ve artık yıllar geçmesine karşın hâlâ Kemalistlerin, devrimcilerin ortadan kaldırılmak istendiğini görmelidir.

Kontrgerilla Kemalist devrimci gençlere karşı

Yine Siyasal İslamcılara bakacak olursak Atatürk’ten beri Ordu Kemalist ve solcu. Oysa Ziverbey işkence evinde işkenceli sorgulamalar yaptıran, solu ezmeye çalışan 12 Mart komutanlarından Faik Türün’ün tarikat mensubu olmasını hangi Atatürkçülükle açıklayabiliriz? 12 Eylül darbesini gerçekleştiren Kenan Evren’in halk konuşmalarında Kuran’dan ayet okumasını ve Siyasal İslamcılığın büyümesindeki emeğini nereye koyacağız? Ülke yönetimini laik okullardan yetişenlere teslim etmeyip, İmam Hatip okullarından yetişenlere teslim etmeyi düşünen Genel Kurmay Başkanı ve Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ı nereye koyacağız? O nedenle bu saydığımız isimler Atatürk’ün değil olsa olsa İttihat ve Terakki zihniyetinden gelen bir Ordu’nun içinden gelmiş olmalıdırlar!

Aynı şekilde bu İttihatçı paşaların komünizme karşı Siyasal İslamcılığı desteklediğini de biliyoruz. Oysa Atatürk döneminde Atatürk’e açıkça karşı olduğunu söyleyen ve birçok gayri milli faaliyet içinde olan birçok komüniste, sadece hapis cezası verilmiş, hiçbirine idam cezası verilmemiş iken; Siyasal İslamcılık ve Kürtçülük davası güdenler idam cezasıyla yargılanıp asılmışlardır. Kurtuluş Savaşında desteğini hiç esirgemeyen komünizm milli bütünlüğü bozucu bir akım olarak kabul edilirken bugün; Kurtuluş Savaşına bırakın destek olmayı köstek olan Siyasal İslamcı ve Kürtçü akımlar hiç de hak etmediği bir konuma getirilmiştir. Nereden nereye... Ülkemizde sosyalist olmak halen bir ayıp ve suç iken Siyasal İslamcı ve Kürtçü olmak artık suç olmaktan çıkmıştır

12 Mart döneminde yargılanan Deniz Gezmiş’ler de mahkemede bu gerçeğe dikkat çekiyorlardı ve onlar sosyalist olmaktan dolayı Kontrgerillanın mahkemelerin de yargılanıp ilk asılan devrimciler olmuşlardır! Diğer devrimcilerimiz ise Kontrgerillanın havan ve silah mermileriyle katledilmiştir. El-Fetih örgütüne katılıp İsrail’e karşı savaşan devrimcilerimize sırf bu yüzden bile terörist muamelesi yapılırken; bu ülkede Mason bir aileden gelen Hiram Abas ve Mehmet Eymür gibileri MİT’in başına getirdik Onlar bu Yahudiseverliklerini Elrom’u öldüren Mahir Çayan ve arkadaşlarını katlederek göstermişlerdir.

Yine aynı şekilde “Burası Kontrgerilla örgütü burada Anayasa Babayasa yok” diyen Kontrgerillacılar bu ülkede Anayasayı yok sayarken, devrimciler sürekli olarak Anayasaya bağlılıklarını ifade ediyor ve bir bildiride şöyle diyorlardı: “27 Mayıs Devrimi’nin 8’inci yılında olmamıza rağmen egemenliğimize gölge düşüren tüm bağlardan tamamen kurtulmuş olduğumuzu söylemek güçtür. NATO, CENTO ve bunların doğurduğu ikili antlaşmalar, ülkemiz üzerine kurulmuş 101 Amerikan üssü, her Türk milliyetçisinin yüreğinde derin bir yaradır. Bunlar 27 Mayıs Devrimi’ne ve Anayasasına gölge düşürmektedirler.” (Milliyet, 28.05.1968, TMGT bildirisi)

Kontrgerillacılar tarafından milli bütünlüğü bozmak ve milliyetsiz olmakla suçlanan devrimcilerimiz bu bildiride görüldüğü gibi kendilerini Türk milliyetçisi olarak tanımlıyor ve o dönemde yayınlamış oldukları yine bir başka bildiride ise şöyle diyorlardı: “

Amerikan 6. Filosu yine geliyor... 1969 yılı içinde altı defa gelecek. Hani Kıbrıs’taki kardeşlerimize yardıma giden Türk donanmasının yolunu kesen bir filo vardı ya işte o filo geliyor. Kıbrıs’ta kardeşlerimiz öldürüldüğü zaman Kore’de barış için değil de Amerika’nın menfaatleri için çarpıştığını anlayan gazilerimiz Kore’de aldıkları madalyaları geri gönderdilerdi. İşte o günlerde bize ‘Benim verdiğim silahı sen kendi işinde kullanamazsın’ diyen Amerika’nın 6. Filosu’nun gemileri geliyor.” (Türk Solu, sayı: 66, 18 Şubat 1969)

Evet, Kontrgerillanın mahkemelerinde yargılanan, sokak ortasında Kontrgerillanın silahlı güçleri tarafından katledilen devrimciler, “tam bağımsız Türkiye” istemenin bedelini ağır ödedi ve hain ve namussuz olmakla suçlandı bu ülkede. Ama kökü dışarıda olan gizli servislerin işbirlikçisi Ağca’lar, Çatlı’lar, Yazıcıoğlu gibiler ise vatan kahramanı ilan ediliyor.

Kıbrıs çıkartmasına karşı olan sözde Milliyetçi Cepheciler, milliyetçi; Kıbrıs’ta kardeşlerimizin hakkını savunan devrimciler milliyetsiz ilan edildi. İşte Kontrgerilla akı böyle kara yaptı.

Peki bu sözde milliyetçiler bu vatan uğruna ne yaptılar? Düşmana kurşun sıkıp vatanı kurtarmak yerine devrimcilere kurşun sıkıp düşmanı sevindirdiler. Kore Savaşı’na karşı olanları vatan haini ilan ettiler.

Ha bir de ASALA’yı çökerttik yalanlarıyla prim yaptılar.

Başka hiçbir şey yapmadılar.

Maalesef Atatürkçüler, Kemalistler kendi memleketinde mazlum edildi ve hâlâ da edilmekte. Şimdi de AKP gibi siyasal İslamcılarla, Kürt-İslamcılarla mücadele etmek zorunda.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Allah hepsinin belasini versin.bu dunyada da otekinde de versin de adil ahlakli insanlarin gonlune biraz su serpilsin.yazik yazik.su rezilliklere bak.mason localari cia,akp ulku ocaklari vatikan  ne kadar it kopuk varsa bu islerin icinde serefsizler.Allah verecek belanizi bekleyin bakalim.Muslumanligin adini kullanarak bu kadar serefsizlik yapanlar elbet belalarini bulacak.tovbe tovbe yine bela okuttular bana yaw.

Müslüman Solcu, Avustralya
30 Ocak 2010


Zaten bu "Ergenekon" Davası tamamen A.B.D'nin isteği üzerine ülkedeki Tüm Yurt Sever Sol'cuları temizlemek amacıyla yapılmış bir tezgahtır. A.B.D neden kendi emellerine hizmet eden sözde milliyetçi özde vatan haini kimseleri içeri aldırsın ki? Ülkemde hala A.B.D'nin mutlak sözü geçiyorsa vay halimize. Vay! Gençliğin haline. Liselerde her hafta başı istiklal marşını okuyan gençlere.

Kemalist Gençlik, Bursa
25 Ocak 2010


 
 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40