![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Umut Yalım Merhaba Sağdıç, nasılsın? Yine 17 sayılı konuşmamızdayız. Artık 18’e geçmek istiyorum. İçremde bir ergenin sabırsızlığı var. Bir ân önce 18’ime basmak istiyorum sânkiyse. Bir yağmurların, bir de 18’in geri dönüşü olmaz. Bu sohbetimizin de geri dönüşü olmayacak. Velhâsıl, konuşmamız gerek... 18. konuşmamıza geçince, bütün konuşmalırımız unutulacak mı acaba? Çok meraktayım. Acaba, merak etmesem mi? Acaba, konuşmayı burada bitirip, geçen 17 konuşmayı unutma olasılığını silsek mi? “Bunun olmayacağını biliyorsun değil mi?” “Biliyorum. Ancak istemiyorum.” “Bilmek mi önemli sence, yoksa istemek mi?” “Bence, hissetmek önemli.” “İkisinden birini seçsen?” “O zaman, istemek.” “Neden?” “Bir şeyi bilsen de, istemezsen o bildiğini, bilemezsin o bildiğini yine de” “Ne demek şimdi bu?” “Bildiğini bilmeyi istemezsen eğer, bildiğin şeyi bilmek kâr etmez. Demek.” “Anlayan varsa, sorun yok benim için.” “Anlayan anlamıştır. Sen dert etme.” “Cidden, ne yapacağız bu 17 sayılı konuşma işini?” “Bilmiyorum ben de. Demin de dediğim gibi, 18’e geçince şimdiye dek bütün konuşmalarımızı unutucakmışız gibi geliyor. Tıpkı, bir ergenin, tüm geçmişini silmesi gibi.” “Bir ergen neden tüm geçmişini siler ki?” “Bazen, bir geleceğin olması için, bütün geçmişini silmen gerekir. Ben, buna Libarel Sıkıntısı diyorum. Bu Liboşlar da böyledir çünkü. İlerlemek için, geçmişlerini silerler. Bir şey olmak için, olduklarını unuturlar. Ruhsal bir intihâr bu. Sonra da, Cumhuriyet ve Atatürk hakkında ileri geri konuşurlar çünkü yapılanları, tıpkı geçmişlerini siler gibi, silmiştirler artık. Onlar için milât, Liboş oldukları târihtir. Öncesi, önemsiz ve değersizdir. Hatta, yıkılması gerektir. Çünkü yıkılmazsa, kendileri yıkılacaklardır. Liboşlar, târihin ergenleridir. Bilmeden, isterler.” “Yine ‘bilmek’ ve ‘istemek’e döndük.” “Aklımda bile yok. Sen sokuyorsun bunları 2 lâf arasına.” “Ne bileyim, aklıma takıldılar.” “Acaba artık 18. konuşmamıza geçsek mi?” “Geçsek mi?” “Geçince, unutur muyuz sence?” “Bilmiyorum.” “İstiyor musun?” “İstiyor muyum?” “Yapma be, Sağdıç!” “Tamam. Geçelim.” O zaman... Sözü kısa, özü uzun tutalım. Seni, umut ve muhabbetle gözlerinden öperim. Kolay ve rastgelsin, Sağdıç. İyi akşamlar. İyi yaşamlar... Haydi hayırlısı... Ve ömrümüzün en güzel günleri (18) Merhaba Sağdıç, nasılsın? Ve dediğim gibi oldu: Bundan önceki 17 konuşmamızın hepsini unuttum. Bir tek, bu 17 konuşmamızın hepsini unutucağımı unutmadım. Bunun bir nedeni olmalı mı acaba? Bilmiyorum, Sağdıç. Velhâsıl, konuşmamız gerek... Konuşmamız gerek de, ne konuşacağız. Bir geçmiş olunca, konuşmak daha kolay oluyor. “Bence, geçmiş olmayınca konuşmak daha kolay oluyor.” “Neden?” “Konuşulmamış o kadar şey oluyor ki o zaman...” Neyse... Sözü kısa, özü uzun tutalım. Konuşacak bir şey bulamadım çünkü. Seni, umut ve muhabbetle gözlerinden öperim. Kolay ve rastgelsin, Sağdıç. İyi akşamlar. İyi yaşamlar... Haydi hayırlısı...
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||