![]() |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Ali Özsoy
Halk adamı(!) uzaylılar Gazetelerde son günlerde Mustafa Sarıgül yazıları hiç eksik olmuyor. Büyük heyecan yaratıyormuş, tüm Türkiye’yi dolaşıyormuş, günde on bin kişinin yanaklarından öpüyormuş, tam bir halk adamıymış. Bu halk adamı nasıl bir terim? Örneğin Tayyip’e halk adamı deniyor. Oysa o halkın ne anasını ne de bacısını es geçiyor. Yeni bir halk adamımız daha var. Mustafa Sarıgül. Ancak o da halk adamından çok uzaylıya benziyor. Yüzünde sanki bir insan maskesi var. Elinizle yanağını sertçe çekseniz altından fare yiyen yeşil bir surat çıkacakmış gibi hissediyorsunuz. Sadece Sarıgül değil, Tayyip, Baykal bilumum bütün politikacıların yüzüne ne sürüyorlar gerçekten merak konusu. Fondoten mi? Yağ mı? Normal insanların yüzü de normaldir. Ama politikacıların suratı yüz metre öteden parlar. Ancak bu parlak cisme baktığınız da ne düşünüyor, ne hissediyor, amacı ne, asla kestiremezsiniz. Süslenme konusunda hepsine fark atan Sarıgül’e “siz metroseksüel misiniz” diye soran bir gazeteciye, Sarıgül “hayır Erzincanlıyım” diye yanıt vermişti. Bu adam kesinlikle uzaylı... Kodlarına yazmışlar: “Sen Erzincanlısın, sen hak ve halk adamısın, sen gördüğünü öpmelisin... Bip bip bip...” Zaten hangi politikacı uzaylı değil ki. Birden bire gökten zembille iniyorlar. Önceden kimsenin tanımadığı biri hayatımızın değişmeyen karakteri oluyor. Örneğin akrabalarımız ölüyor. Yakın aile fertlerimiz bile hayatımızdan çıkıyor. Ama üç kuşak geçmesine rağmen Süleyman Demirel orada duruyor. Eskiden ABD bunları bir yerlerden buluyor ve hayatımıza sokuyor derdik. Ancak gittikçe uzaylılardan şüphelenir olduk. Hele Sarıgül’ün hiç eksilmeyen sırıtışı yok mu? O bembeyaz dişler... Herhalde uzaylılar ona böylelikle insanlara güven aşılayabilirsin demişler. CHP kongresinde bir belediye başkanını yumruklarken bile suratındaki o dişlek sırıtkanlık olduğu yerde duruyordu sanki. Dişleriyle muhatabını ısıracak gibiydi. Peki, Mustafa Sarıgül, Cem Boyner, Mehmet Ali Bayar, Ufuk Uras gibi ansızın ortadan kaybolup gidecek, bolca şişirilmiş Amerikan balonlarından sadece bir başkası mı? Pek zannetmiyoruz. Bizce bu adam Tayyip gibi, Baykal gibi yıllarca başımızdan eksik olmaz. Çünkü kendince bir derenin ağzını tutmuş. Türkiye’nin en büyük rant merkezine reislik yapıyor. Tüm medya patronlarına bu rantı koklatıyor. Ayrıca “halkla kaynaşan” ve nereye çeksen oraya gidecek siyasi duruşu onu Türk siyaseti için biçilmiş bir kaftan yapıyor. Bu adam Tuncay gibi küçük çaplı bir zübük olarak kalmaz. Medyadaki köşe yazarlarımızın yıllardır söylediği gibi gerçekten de “Sarıgül’de muazzam bir potansiyel var.” Ne sağcı ne solcu, futbolcu Tıpkı suratındaki parlak kalıp ve ağzındaki anlamsız sırıtış gibi, politik duruşu da hiçbir ipucu vermiyor. Bu adam kim? Solcu mu? Atatürkçü mü? Sağcı mı? Dinci mi? Laik mi? Halkçı mı? Piyasacı mı? Kendi yanıtı şu: “Ne sağcı, ne solcu, futbolcuyuz futbolcu.” Evet, kurmak üzere olduğu siyasi partinin öncülü Türkiye Değişim Hareketi’nin toplantısında il temsilcilerine aynen böyle diyor. “Sakın sol veya sağ kelimelerini ağzınıza almayın. Biz ne sağcıyız ne solcu. Merkeziz, merkez.” Ne kadar yaratıcı(!). Yıllardır ABD’nin kurduğu partilerin başkanları hep aynı palavrayı sayıklar: “Biz Türkiye’ de siyasetin tam merkezinde oturuyoruz.” Oysa orası ABD’nin kucağının tam merkezi... Ama belki de en çok Sarıgül bu futbolculuk vasfını hak ediyor. En son İzmir’de yaptığı konuşmaya bakın. Veya son günlerde oldukça sıklaşan televizyon ve gazete mülakatlarına... Adam hiçbir şey söylememeyi o kadar ustalıkla başarıyor ki. Hep çok ortadan laflar: “Türkiye’nin önü tıkandı. Türkiye iyi yönetilmiyor. Türkiye’yi idare etmeyeceğiz, yöneteceğiz...” Son İzmir mitinginde belki kırk defa bunları tekrar eden Sarıgül, bütün konuşması boyunca bir kez bile AKP veya Tayyip’ten söz etmemeyi başardı. İyi de iktidar partisine karşı tek bir açıklama yapmadan bir insan nasıl muhalefet yapabilir? Yeni Şafak, Sabah, Vakit, Bugün gibi yandaş, Habertürk gibi yalakadaş medya bu tavrı ayakta alkışlıyor: “Tıpkı çağdaş Batıdaki gibi, yapıcı muhalefet örneği sergiliyor. Sadece eleştirmek için eleştirmiyor. Çözümün bir parçası oluyor.” Peki, çözüm ne? Burada da halk adamımız ser veriyor sır vermiyor. Çözüm olarak “mertlik, çalışkanlık, Hak’a ve halka dayanmak” gibi değişik öneriler yapılıyor. Ortada bir parti yok aslında. Bir iktidar programı veya parti tüzüğü de yok. Bir adam var. Herkes bu adamın peşinden giderse ranta ulaşacağını düşünüyor. Adam da siyasi program olarak tek bir sloganla herkesi toparlıyor: “İlk seçimde iktidara geleceğiz.” Siyaset tarihinde halka sunduğu tek vaadi iktidara gelmek olan ve gerçekten bir tek bu sloganla güç toplayabilen başka bir örnek var mı? Sarıgül Türkiye’de siyaseti çözmüş. Anadolu’da hayattan bezmiş, CHP’den veya başka bir partiden kopmuş sürüyle siyaset tüccarı Sarıgül’ün peşinden gidiyor. Söyledikleri tek şey şu: “Ölmeden önce iktidarı görmek istiyorum.” Sarıgül gerçekten de bir “sinerji” yaratmış. Obamacı başkan Peki, ama bu adamın ekonomi politikası ne? AKP’den farkı var mı? ABD’ye karşı mı? AB konusunda ne düşünüyor? Veya Kürt açılımı konusunda ne savunuyor? Bölücülüğe karşı mı? Ya türban ve diğer konular? Aslında Sarıgül’e haksızlık etmemek lâzım. O kadar renksiz biri değil. Onun da bir tavrı var. Bu tavrı görüp destekleyenler de kendisiyle ilgili bir ipucu verebilir. Örneğin bugüne kadar sol partilerde bulunmuş olmasına rağmen Sarıgül’ü en çok AKP’nin yandaş medyası destekliyor. Vakit, Yeni Şafak, Bugün’de Sarıgül haberleri hiç eksik olmuyor. Buralara verdiği demeçlerde halkın karşısında olduğu gibi ketum değil. Türbana mutlaka özgürlük sağlayacağını söylüyor. Hatta Tayyip’ten de ileri gidiyor: “Siz kim oluyorsunuz halkın değerini yasaklıyorsunuz.” Ağzından “halkın değerleri” lafı düşmüyor. Ancak ne hikmetse ona göre “halkın değerleri” hep gericilik. Örneğin Cumhuriyet Mitinglerine daha başlamadan önce Cumhurbaşkanlığı krizinin ilk evrelerinde muhalefet partilerine ve özellikle CHP’ye yüklenip duruyor. “Siz halkın değerlerine nasıl karşı çıkarsınız? Ülkeyi kaosa sürüklüyorsunuz...” Tayyip’in veya Abdullah’ın cumhurbaşkanı olmasına karşı çıkmanın “halkın değerleriyle” ne alakası var? Ancak bir yerde türban varsa Sarıgül’e göre orada halkın değeri var. Diğer konu Kürt açılımı... Sarıgül yine muhaliflere yükleniyor. CHP’nin “Dersim’deki katliamı savunmasını utanç verici” buluyor. Kürt meselesinin bir “dünya meselesi” olduğunu ve bunu mutlaka kendisinin çözeceğini belirtiyor. Kürtler bir dahaki seçimde bir tek BDP ile Sarıgül’e oy verecekmiş. Ayrıca Sarıgül Türkiye’nin kaosa sürüklendiğinden şikâyetçi. Kurumlar birbiriyle kavgalıymış, ama bu konuda bile AKP’yi suçlamıyor. CHP kaosun baş sorumlusuymuş. Bu ise “Türkiye’nin ABD ve AB sürecini baltalamakta”ymış. CHP’deki kayıkçı kavgasından dolayı her fırsatta CHP’ye yüklenmesini anlayabiliyoruz. Ama artık o partide değil. İktidarda CHP yok ki. AKP var. İnsan her konuda iktidar partisini destekler mi? O zaman neden yeni bir parti kuruyorsun? Sarıgül iktidara yürüyoruz diyor, AKP basını ise sürekli Sarıgül’ü destekliyor. Bu nasıl iş? Sarıgül’ün iyi geçindiği başka bir güç varsa o da kesinlikle ABD. CHP’de genel başkanlık yarışına atıldığında, ilk yaptığı iş Vaşington’a gitmek olmuştu. Hem de bunu bir propaganda vesilesine dönüştürmeyi başarmıştı. İnanılmaz bir şey ama Türkiye’de ilk kez birisi “ABD bile beni destekliyor, iktidara benimle kesin kavuşursunuz” diye propaganda yapmıştı. Oysa bu tür şeyler utangaçça ima edilir. Sayesinde CHP yöneticileri bile ABD’ye karşı çıkmak zorunda kaldı. CHP’lilere göre Sarıgül “okyanus ötesi bir operasyon”muş. İyi de “okyanus ötesine” yani sizin söyleyemediğiniz adıyla ABD’ye CHP karşı mı ki? Kemal Derviş nereden geldi? Orta Asya’dan mı? Sarıgül’ün tasfiye edildiği CHP kongresinde CHP İstanbul Gençlik Kolları tarafından dünyanın en komik pankartı açılmıştı: “Katil ABD, CHP’den defol.” Demek ki CHP’liler ABD’nin Türkiye’yi ele geçirmesine karşı değiller. Ama Baykal’ın koltuğu Türkiye’den bile kutsal. Sarıgül’ün en büyük sloganı ise “değişim.” Bunu Obama’dan aldığını da açıkça söylüyor. Zaten Sarıgül’ün en büyük kahramanlarından biri Obama. Sarıgül’de büyük bir ABD sevgisi var. Türkiye’de ABD konsolosuyla en çok görüşen belediye reisi alanında Diyarbakır’daki Osman Baydemir ile resmen yarış halindeler. Karşıtları Sarıgül’e Amerikan’ın adamı diye yüklenirken o bunu “demek ki iktidara gelecek” propagandasını destekleyici bir argüman olarak görüyor ve memnuniyetle karşılıyor. Çünkü Sarıgül’e göre “siyaset şov demektir.” Bu yüzden Papa İstanbul’a geldiğinde bile bir şekilde adamı kürsüye çıkarıp, yanından güvercinleri uçurtmayı başarıyor. Zaten adam adeta güvercin sapığı... Her fırsatta kuşları oradan oraya fırlatıp duruyor. Bazen zavallı hayvanları sarıya boyamayı da ihmal etmiyor. “Özal’ın dehası, Erdal İnönü’nün bilimselliği” Peki, Sarıgül’ün vaat ettiği düzen nedir? Diyor ki Obama’dan başka kendisine örnek aldığı dört lider daha var. İkisi yurt dışından: “Olaf Palme ve Willy Brandt.” Biri PKK’nın en büyük destekçisi, diğeri bakanlarının yarısı Rus ajanı çıktığı için istifa etmek zorunda kalan bir Amerikancı... Büyük esin kaynakları... Diğer ikisi yurt içinden, sıkı durun bunlar daha da iyi. “Turgut Özal’ın ekonomik dehası ve Erdal İnönü’nün bilimselliğini kendimize rehber ediniyoruz.” Bazen de bu cümle şöyle değişiyor: “Turgut Özal’ın pratik zekâsı ve Erdal İnönü’nün devlet adamlığı.” Turgut Özal’ın “ekonomi dehasını” anladık. Onun kurduğu köşe kapmaca ve köşe dönmece düzeni olmasaydı gerçekten de Sarıgül gibi “pratik zekâlılar” asla var olamazdı. İyi de Erdal İnönü’nün “bilimselliği” ne demek? Sarıgül başbakan mı olacak yoksa fizik sorusu mu çözecek? Erdal İnönü’nün “devlet adamlığı” namına hatırladığımız tek şey ise başbakanlık görevini üstlendiği topu topu üç beş gün içinde Sivas’ta aydınların yakılmasına karşı kolunu bile kıpırdatamadığı... Sonra mitinglerinde “halkçı Sarıgül” diye çığırtkanlar bağırıyor. Bu adam ne? Özalcı mı halkçı mı karar verin. Son İzmir konuşmasında Türkiye’de ekonominin çok kötüye gittiğinden, insanların işsiz ve aç kaldığından bahsediyor. İyi de sağ olsun Özal’ın kurduğu liberalizm sayesinde 30 yıldır Türkiye bu halde değil mi? Tayyip ile ekonomik Özalcılık konusunda aşık atabilir misin sen? Kuracağın düzenin AKP’nin liberal yağma düzeninden ne farkı var? Tekel işçisini ziyaret eden Sarıgül acaba onlara da “ben Özalcıyım özelleştirmeden yanayım” diyebilir mi?
Soros’un parasıyla Hrant’a beleş cenaze Tayyip de belediye başkanıyken tıpkı Sarıgül gibi sık sık ABD başkonsolosuyla görüşürmüş. Ancak Sarıgül’ün Tayyip’e göre sivrilen bir başka yanı var. O da Soros bağlantısı. Soros’un Türkiye’de ne kadar vakfı varsa orada Sarıgül var. Bilgi Üniversitesi, Açık Toplum vs... Zaten Soros’un finanse ettiği kadife devrimlerin simgesi olan turuncu rengini Sarıgül kendine simge olarak seçmişti. Bu konuda da Tayyip’in tıpkısı... Gürcistan’da turuncu devrim gerçekleştikten sonra Sarıgül’ün ilk işi Saakaşvili’yi çağırıp, demokrasi ödülü vermek oluyor. Tabii “değişim” ve turuncu aşkı sadece platonik değil. Tamamen “duygusal” ve eylemsel boyutu da var. Büyük finans spekülatörü ve rejim provokatörü Soros ile Sarıgül’ün işbirliği sayesinde Türkiye’deki en büyük “turuncu” eylemi örgütlenmişti. Sarıgül kendisi için “düğün evinin tefçisi, cenaze evinin yasçısı” demeyi çok seviyor. Belki de bundan dolayı Ermeni şovenisti Hrant Dink için inanılmaz bir cenaze örgütlemişti. Hrant’ın cenazesi sırf bu eylem için günlerce bekletildi. On binlerce pankart hazırlandı. Duyurular yapıldı. Uçakla ABD ve Ermenistan’dan bile kitle getirildi. Cenazeyi hatırlayın. “Hepimiz Ermeniyiz” çığlıkları, “katil devlet hesap verecek”, “soykırımın hesabı sorulacak” sloganları. Herkes oradaydı. ABD ve AB başkonsolosları, TÜSİAD üyeleri, DİSK yöneticileri, PKK sempatizanları, ÖDP’liler, Türk düşmanı herkes... Peki, bu tarihe geçecek “muazzam” Türk düşmanlığı şölenini kim hazırlamıştı? Başta iş DİSK’e patlıyordu. Süleyman Çelebi ağzında birkaç laf geveledi. Ancak bu kadar para DİSK’ten nasıl çıkmıştı? Sonunda kahramanımız ortaya çıktı. Eylemi Şişli Belediyesi kasasından veya kendi cebinden (burası hâlâ muğlak) bir şekilde Sarıgül örgütlemiş ve finanse etmişti. Bugün gazeteler yazıyor. Sarıgül bilmem ne ilinde büyük kalabalık topladı. Şurada miting yaptı, burada halkı öptü... Ancak “Hakçı ve halkçı” liderimiz o günkü kitleye hâlâ ulaşamadı. Sarıgül’ün en büyük eylemi Hrant’ın cenazesi oldu. Tek karşı çıktığı lider Atatürk Bu adam başarılı olur mu? Amerikancı, Kürtçü, piyasacı, Sorosçu... Düzen siyasetinde başarılı olmak için iyi (!) referanslar bunlar. Ancak bizce yine de işi zor. Çünkü AKP yandaşı medyanın Sarıgül için gaza getirmeye çalıştığı CHP kitlesi o kadar ruhsuz ki, oylar bölünmesin diye yine Baykal’a verirler. Ama dünyanın en kolay yönlendirilen Atatürkçü ve ulusalcı kesimlerinden oltaya takılacak çok balık da vardır. Bunu da inkâr edemeyiz. AKP’den oy alır mı? Biraz daha Tayyip ile yarışması lâzım. Sarıgül’ün öyle sözleri var ki; Atatürk’ten hangisi daha çok rahatsız oluyor diye insan düşünüyor. Willy Brandt, Olof Palme, Obama, Turgut Özal ve Erdal İnönü’yü kendine rehber belleyen Sarıgül’ün en kızdığı şey “Atatürk üzerinden siyaset yapmak.” Cumhuriyet ve Atatürk lafını duydu mu dayanamıyor. “Bunlar hepimizin değeri, bunları istismar etmeyin...” Oysa Tayyip bile bu halkın Atatürk’ü sevdiğini anladı. Artık sözlerinde hep O’na gönderme yapmaya özen gösteriyor. Birilerinin Sarıgül’e bu konuda iyi bir ders vermesi lâzım. Her şeyi istismar etmeye hazır olan liderimiz, çok içgüdüsel ve kesin bir tavırla Tayyip’i bile geride bırakacak bir şekilde Atatürkçülüğe karşı çıkıyor. Bak işte bu sana oy kaybettirebilir. Sadece Cumhuriyet Mitingleri değil gericiliğe karşı her türlü çıkışı istismarcılıkla suçlayan Sarıgül her fırsatta Atatürkçüleri Atatürk’ü sömürmek ile itham ediyor. Allaha şükür neyse ki Atatürk’ü sevmek de O’nu önder bellemek de hâlâ suç değil. Sen Obama ve Özal’a tap, biz Atatürk’e... Sarıgül iktidara gelir mi diye heveslenenler varsa. Size de sözümüz şu. Hiç durmayın. Sarıgül’e oy verin. Özal’ı sevenler oraya gitsin, Atatürk’ü sevenler Atatürkçü Parti’ye.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||