Özgür Erdem - Can Dündar’dan terörist propagandası
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
“Na’vi”ler Türk mü?
KAYA ATABERK
Gazeteci katili Ağca’yı kahraman yapan gazeteciler!
ÖZGÜR ERDEM
Can Dündar’dan
terörist propagandası
YUNUS YILMAZ
CIA tetikçisi Ağca ve Amerikan kontrgerillası
ALİ ÖZSOY
AKP’ye ve Tayyip’e
kardeş geliyor:
ABD’nin Sarıgül’ü
TUĞRUL ÇELİK
Luther, Reform’u
Türklere karşı mı yaptı?
OKAN İŞBECER
CHP’den gerdek açılımı!
TUĞRUL ÇELİK
Deprem mi daha öldürücü yoksa kapitalizm mi?
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
2010 Görünümü
 
TÜRKKAYA ATAÖV
1933 sonrasında Almanya
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Türk etnojenezi
ve mezhepler (1)
İLYAS SALMAN
Sevdiklerim
ERGİN KONUKSEVER
İran-Irak Savaşı - 2
EYKAN CAN
Vekâleten tedrisat
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (17) - (18)
FEHAMET YALÇINKAYA
Yaşam çeşitlemeleri
 
 
 

Özgür Erdem
Can Dündar’dan terörist propagandası

 

Sakık diyor ki: “Bizim için devlet askerdi. Asker gelirdi, ya silah, ya vergi, ya asker kaçağı toplar, dayak atıp giderdi. Asker, dayaktı.” Öyleyse şunu sormak lazım. Peki ni­ye sizin toplumunuz yasadışı silah kullanır? Askere gitmemekte direnir?
Ver­gi vermez? Kaçakçılıkla, uyuşturucu ti­ca­retiyle geçinir? Bir de Türk insanına bakın... Vergi vermeyene hırsız gözüyle bakılır. Askerden kaçana kız bile verilmez.
Kürdün dünyasında ise vergi vermek, askere gitmek, hatta elektriği bile parayla satın almak en hafif deyimiyle “enayi”liktir...

Teröristten bir “sevgi kelebeği” yaratmak

Ekranların “titrek sesli” duygusal belgeselcisi Can Dündar yeni bir “gazetecilik başarısı”na imza atmış: Şemdin Sakık’la röportaj!

Tabii görüşme bir röportaj değil, gazetecilik hiç değil, en hafif söylemle, alçakça bir propaganda faaliyeti...

Röportajın girizgahı klasik bir Can Dündar girişi... Haddinden fazla duygusal... Hüzünlü sözcüklerle süslenerek üstü örtülen bir çarpıtma... Şöyle diyor Can Dündar, Sakık’ı tanıtırken:

“Dile kolay; üst üste iki gece aynı yerde yatmadan, bazen ağaç kovuklarında bazen mağaralarda saklanıp sadece otlarla beslenerek, en yakınlarının ölümünü izleyerek, her an tetikte bekleyip yeri geldiğinde acımasızca öldürerek geçen 18 yıl...”

Vah vah diyesi geliyor insanın. Çektiği sıkıntıya bakın Sakık’ın! En yakınlarının ölümünü izlemek zorunda kalmış, sadece otla beslenebilmiş...

Teröristlik ancak bu kadar hüzünlü anlatılabilir. PKK, 40 tane propaganda kitabı yazsa, bu kadar etkili olamaz!

Ne diyor Dündar? “Yeri geldiğinde acımasızca öldürerek”

Sakık’ın şu sıkıntısına bakın! Son derece güç koşullarda yaşamanın da ötesinde “acımasızca öldürmek” zorunda da kalmış Sakık.

Bu insanlar zorla mı terörist oluyor? Zorla mı adam öldürüyor? Hadi sıradan PKK’lı teröristi bir kenara bırakalım, Apo’nun ardından PKK’nın 2. adamı olmuş, binlerce vatan evladının, yüzlerce bebeğin, binlerce masum yurttaşın ölümünden sorumlu bu insan, mahkemece de katilliği belgelenmiş bu “cani” için yazılanlara bakar mısınız...

PKK’lı olmak, terörist olmak ne kadar da sıradanlaştırılmış.

Aynı programda Dündar, Hrant Dink’in öldürülmesinden ne kadar üzüntü duyduğunu da anlatıyor. Neymiş efendim, bir bebek nasıl bir katile dönüşebilirmiş...

Bu şekilde dönüşüyor sayın Dündar!

Dağa çıkmak, devlete kurşun sıkmak, askere saldırmak, pusu kurmak, katliam yapmak sizin gibilerinin bu hain cümleleri sayesinde bu kadar sıradanlaşıyor. Hatta “ulu bir direniş destanı”’na dönüşüyor.

Bir katili adam yerine koyup röportaj yapıyorsunuz, bebeler de sizin gibilerin bu programlarını izleye izleye katile dönüşüyor.

Sakık’la ilgili cümlelerinin binde birini Serap için de yazabilir misin?

Devam ediyor o “titrek” sesiyle:

“Sonra bir kadına gönül vermiş... Silahın artık bir çare olmadığına inanmış.”

Görüyor musunuz duygusallığı... Sakık bir kadına gönül vermiş...

Artık top Sezen Aksu’da... Ondan da Sakık’ın bu aşkı hakkında “duygusal” bir şarkı bekliyoruz.

Binlerce kadını gönül verdiği erkeğinden ayrı koyan bir terör örgütünün lideri hakkında “gönül vermiş” demek, eşinin, nişanlısının, sevdiğinin mezarı başında ağlayan şehit yakınlarına hakaret değidir de nedir?

Türk insanı duygularına bu derece yabancılaştırıldı...

Milyonların televizyonun başında sevdiği kadına varamayan Sakık’a ağlaması isteniyor. Can Dündar Sakık hakkında saatler süren duygusal programlar yapar. Ama Serap’la ilgili, PKK’nın yakarak öldürdüğü Türk kızıyla ilgili tek bir cümle bile kurmaz.

Hadi Dündar, yapsana bir belgesel de Serap için...

O “titrek” sesinle bir kere olsun Türk’ün derdine çare arasana?

İsyan etsene tek suçu o akşam dersaneden evine otobüsle dönmek olan genç bir kızcağızın geleceğinin söndürülmesine...

“En yakının ölümünü izleyen” Sakık için kurduğun o hüzünlü cümleleri, Serap’ı gözlerinin önünde yitiren anas için de yazsana...

Yapmazsın biliyoruz...

Çünkü bu bir misyon işi...

Bu toplumda herkesin belli bir misyonu var. Kimi Türk’ün sesi olmaya çalışır. Kimileri ise Türk düşmanı kim varsa onun için gözyaşı döker.

Her neyse...

Devam edelim Dündar’ın “titrek” sesini dinlemeye:

“12 yıldır Diyarbakır Cezaevi’nin bir hücresinde yaşıyor Şemdin Sakık...?Kendi deyimiyle ‘dershane’sinde... Görüşe geleni yok. Avukatı, arkadaşı, arayıp soranı yok. 5 yıldır tek görüşe çıkmamış.”

Vah vah vah..

Bu arada fonda duygusal bir müzik... Tek başına volta atan Sakık’a zumlayan kamera görüntüleri.

“Her sabah 6.30’da kalkıyor. Günde 10 saat çalışıyor. TV izliyor, gazeteleri okuyor, kitap yazıyor. Kilo almamak için kitabını volta atarak okuyor.”

Vah vah vah...

“Penceresi önüne gelen kuşları, kedileri besliyor.”

Vah vah vah...

Terörün meşrulaştırılması

Çok sinsi bir propagandayla karşı karşıyayız. Dağdan inen PKK’lılar Habur’da serbest bırakılırken, terör nasıl meşrulaştırılıyorsa, bu röportajda da aynı şeyle karşı karşıyayız.

Dündar kimseyi kandırmaya çalışmasın. Röportajı “akan kanın durması için” yaptığını söyleyecektir tabii ki...

Ama nedense şu duygusal cümleler hep de kanı akıtanlar için kuruluyor. Ve ekranların bütün “titrek sesli” spikerleri hep öldüren hakkında konuşuyor. Ölen Türk’ün, ağlayan Türk anasının, haykıran Türk babasının sesine kapalı o “titrek” dudaklar...

“Terörist de olsa insan insandır” denilmek isteniyor. Ve onbinerce insanın ölümünden sorumlu katiller sürüsünü insan olarak görmemiz isteniyor.

Halbuki o sürü zaten PKK’ya katılarak, bu ülkeyi bölmeye kalkışarak insanlıktan istifasını vermiştir.

İnsan olmayana, insan öldürene biz niye insanmış gibi davranalım?

Birileri alçaklık yapacak, insan öldürecek, katledecek.. Ama Türk insanı onları insan gibi görecek!

Oturup kalkıp PKK’lıların niye dağa çıktığını anlamaya çalışacağız.

Bir toplu psikolojik terapiyle karşı karşıyayız. Bütün Türk toplumu psikolog olmuş. Hasta koltuğuna da PKK’yı oturtmuşlar, onu anlamaya çalışıyoruz.

Ve tüm bu süreçte PKK ’lılar yaptıkları katliamların sorumluluğundan bir anda sıyrılıyor. Sorumlu değil. Süreç onu o noktaya getirmiş çünkü. Sakık’a da bu şekilde bakmamız isteniyor.

Dündar da Sakık da paçayı kurtarma derdinde

Maksat yalnızca duygusal mesajlar vermek değil. Başka amaçlar da var.

Birincisi, “33 şehit” olayı bir anda PKK’nın sorumluluğundaki bir eylem olmaktan çıkarılıyor. Hatırlanacağı üzere, 1993’te Bingöl’de PKK pusu kurmuş, 33 askerimizin içinde yer aldığı bir otobüs durdurulmuş, içindeki bütün erler kurşuna dizilmişti.

PKK’nın en kanlı katliamlarından biri olan bu eylemi, Sakık’ın organize ettiği, hatta eyleme bizzat katıldığı biliniyor. Katliamdan sağ kurtulanların bu konuda tanıklıkları da var.

Sakık, o eylemde yer aldığını kabul etmiyor. Doğal. Ama bizim için önemli olan eylemin sorumluluğunu Türk tarafına, devlete atması:

“Eylem olacağını telsizden dinledikleri halde korumasız asker gönderdiler. O bölgede korumasız sivil bile gezmezken 33 er savunmasız olarak örgütün önüne atıldı. Eylemi yapan Celal Barak, daha sonra yaralı ele geçirildi. Konuşturulması mümkün iken öldürüldü. Öcalan, önce BBC’ye, ‘Bu bir misilleme’ dedi. Tepki oluşunca bana yükledi.”

Bu teraneler yalnızca Sakık’ın sorumluluktan kurtulma çabası değil. Dağda PKK’yla mücadele eden askerimizin moralini bozmak, komutanları suçlu duruma düşürme çabası.

Zaten Ergenekon tertibiyle birlikte PKK’nın bütün önemli eylemleri “Ergenekon provokasyonu” diye tanımlanıp PKK’nın sorumluluğundan alınmıyor mu? Zaten Sakık da röportajında onlardan bahsediyor.

Örneğin Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın öldürülmesi. Ergenekon İddianamesi’nde bu olayın sorumluluğu Ergenekon’a yükleniyor. Sakık da röportajda aynı şeyleri söylüyor.

Tabii olaya bir de Dündar cephesinden bakmak lazım. Acaba, Sakık’ı Ergenekon davasına bu şekilde dahil ederek, o da paçayı kurtarma derdinde mi?

Malum, Patronu Aydın Doğan topun ağzında. Dündar da Zekeriya Öz tarafından sorgulandığını bizzat kendisi anlatmıştı!

Sakık neden dağa çıktı?

Röportajın en önemli sorusu şu: Sakık neden dağa çıktı?

Sakık’ın anlattıklarından dağa çıkmasının birinci nedeninin aile yapısı, daha doğrusu Kürtlerin içinde yaşadığı toplumsal yapı olduğunu görüyoruz:

“Dağa çıkışımın birinci nedeni, ailemdeki sorunlardır. Babam üç evliydi. Büyük hanımının çocukları çoktu ve erkekti ve büyüktüler. Ailenin hâkimiyeti onların elindeydi. Babam küçük eşine düşkündü. Biz Muş’un en zengin ailesinin, en yoksul çocukları olarak büyüdük. Ben kışın babamın evine giderdim, orda okul okurdum, yazın annemin evine gelirdim. Bize mahzenin altında yer yapmış, bir kat yatak vermişlerdi, yastığımız samandandı. Bir yorgan altında 4 kişi yatardık. Bütün kardeşlerim somyalarda yatardı, ben yerde yatardım. Türkiye ile İsrail’in neden birbirine girdiklerini, kendi durumumla kıyaslayınca iyi anlıyorum. İşte küçük düşürme budur... Yani her şeyin en sonuna yetişeceksin.”

Çok ilginç. Geçenlerde Başyazarımız Gökçe Fırat da bu konuyu inceleyin bir başyazı yazmıştı: Kürt Neden Irkçı Olur? Bu yazıda Kürtlerin neden PKK gibi ırkçı bir terör örgütü kurduğunun psikolojik, sosyolojik ve siyasal çözümlemeleri yapılmıştı. Sakık’ın söyledikleri başyazarımızın şu tespitlerini doğruluyor:

“Genel olarak bu insanlar bir kabile hayatı yaşarlar. Bu kabileler çok çocuklu, çok kadınlı aile yapısından beslenir. Böylesi bir aile yaşantısının o ailedeki bireylerin psikolojisini ne şekilde biçimlendirdiği dikkatle incelenmelidir.

O, babasının sekizinci ya da onuncu oğludur.

O, kocasının üçüncü ya da beşinci karısıdır.

O, çocuk hesabına dahil edilmeyen beşinci kız çocuktur.

Şimdi böylesi bir ailede yetişen çocuklar için gerçekten çok vahşi bir rekabet ortamı bulunmaktadır.

Hiçbir zaman yeterli sevgi ve saygıyı bulamayacaklardır.

Bu, çok acımasız bir ortamdır ve bu ortamda yetişen erkek çocuk, elbette ki sevgisiz ve özgüvenden yoksun olacaktır. Yine bu onu ciddi bir rekabete, hak arayışına ve şiddete yöneltecektir.

Bu tür bir ataerkil kabile yaşantısı çözülmedikçe, bir Kürt hep kalabalıklar içinde yapayalnız, güçsüz, her an aldatılmaya hazır, her an dışlanabilecek, yerini dolduracak birilerinin ve birçoklarının bulunduğu bir ortamda kendisine ait bir kimlik geliştirecektir.

Bu kimlik psikolojik olarak bir yoksunluk, dostsuzluk, anasızlık, babasızlık ve yalnızlıkla biçimlenecektir. Bunun dengelenmesi ise çok büyük bir ‘yok sayma’ ve ‘yok etme’ ile olabilir. Bunun yolu da ırkçı nefrettir.” (Gökçe Fırat, Kürt Neden Irkçı Olur? TÜRKSOLU, sayı 262)

Meselemiz şu. Ya Gökçe Fırat gibi bu olgunun çözümünün Kürtlerin toplumsal yapısını darmandağın etmek yani o feodal geri kalmış kabile yapısını dağıtmak olduğunu kabul edeceğiz. Yani Kürt kimliğiyle mücadele edeceğiz. Ya da “Kürdü anlamak” adı altında Güneydoğu insanımızı o yapıya mahkum edeceğiz. Ve ülkenin bölünmesini izleyeceğiz.

PKK’yı “devlet terörü” yaratmış!

Şimdi gelelim ikinci nedenine Sakık’ın dağa çıkmasının:

“Dağa çıkışımın ikinci nedeni baskılardır. Herkes bu baskıları 12 Eylül ile açıklıyor. Oysa 12 Eylül öncesinde de baskı vardı, sıkıyönetim vardı. Biz siyasi parti, sivil toplum filan bilmezdik. Anneme ‘Devlet nedir?’ diye sordum.

‘Askerdir oğlum, bilmiyor musun, Allah belanı versin’ dedi. Bizim için devlet askerdi. Asker gelirdi, ya silah, ya vergi, ya asker kaçağı toplar, dayak atıp giderdi. Asker, dayaktı.”

Öyleyse şunu sormak lazım. Peki niye sizin toplumunuz, yani Kürtler yasadışı silah kullanır? Askere gitmemekte direnir? Vergi vermez? Kaçakçılıkla, uyuşturucu ticaretiyle geçinir?

İşte bu da Kürdün feodal yapısının bir ürünü ve kanıtı. Kendi feodal iktidarları sağlam tutmak için devletin otoritesini bölgelerine sokmamaya çalışırlar. Devlet bunu kırmak istediğinde de “baskı var” diye ayağa kalkarlar.

Bir de Türk insanına bakın... Vergi vermeyene hırsız gözüyle bakılır. Askerden kaçana kız bile verilmez. Kürdün dünyasında ise vergi vermek, askere gitmek, hatta elektriğe para vermek bile en hafif deyimiyle “enayi”liktir...

Ancak PKK’nın devlet baskısı nedeniyle büyüdüğü koca bir “palavra”dır.

Bakın, AKP, PKK’nın istediği her tür demokratik hakkın verildiği, PKK’ya yönelik operasyonların durdurulduğu, Apo’nun cezaevi koşullarının istediği şekilde değiştiği bir dönem başlattı Türkiye’de. Yani onların deyimiyle “devlet baskısı azaldı.” Polis kendine taş atan çocuklara muz dağıtıyor!

Peki bu sürecin sonunda PKK güç mü kaybetti?

Hayır. Aksine çökmekte olan PKK, tekrar dirildi ve gücüne güç katıyor.

Bugün Sakık’la görüşen yarın da Apo için sıraya girer

Röportajla ilgili aslında yazacak, söyleyecek çok şey var. Ancak hepsine yanıt vermek Sakık’a haddinden fazla değer vermek olur.

Çünkü yapılan aslında bir “ön röportaj.” Yani “asıl röportaj”dan önceki hazırlık ve ısınma süreci!

Röportaj ne diye duyuruldu? “PKK’nın iki numarasıyla 7 saat.”

Yani, sıra “bir numara”da.

Kendinizi hazırlayın. Bugün Sakık’ın neden dağa çıktığını, bir kadına gönül verip neden indiğini gözleri yaşararak izleyenler, aynı gözyaşlarını yarın da Apo için dökebilirler.

Bugün Sakık’ın Türk Devleti’ne verebileceği zarar son derece sınırlı. En fazla Ergenekon’da gizli tanık olabilir.

Ama benzer bir röportajın Apo’yla yapıldığını düşünün bir... Meşrulaşan bir Apo’nun gizli tanıklıkla yetinmeyeceğine emin olabilirsiniz. Çünkü o kendini “Kürt halk önderi” olarak görüyor. Tehlikeli olan, yalnız Apo değil, onun her çağrısında ortalığı yakıp yıkan binlerce Kürt de öyle görüyor...

Dündar’a da bir çağrıda bulunalım. Yeni bir “gazetecilik başarısı” için koştura koştura Apo’nun yanına gitsin. Hatta Apo’nun koğuş arkadaşı olsun. Böylece onu daha yakından tanır. İleride idam sehpasına çıkacak Apo’nun ardından yapacağı hüzünlü “titrek” belgeselleri için de malzeme toplamış olur.

Peki o belgeselini yayınlayacak kanal bulabilir mi? Sanmıyoruz...

Çünkü Apo’nun asıldığı o Türkiye Sakık’ların konuştuğu bugünkü Türkiye’den çok farklı olacak...


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


O ropörtajı gözümü kırpmadan izledim. Öfkeyle başlayıp,adamın konuşmalrıyla sonunda neredeyse ağlayacaktım! Tüm gerçeklere rağmen bir canavarı bile insan yerine koyduğunuzda eğer içinizde merhamet duygusu varsa sempati duymaya başlıyorsunuz. Halka bu yapılıyor. Sakin sakin,muğlak bir şekilde damardan enjekte ediliyor. Ayrıca okullarımıza şehit gazetesi çıkaran bir grup geldi. Ben açıkça hükümet propagandası yapıp yapmadıklarını sordum. Klasik cevap alakamız yok dediler! Bağış yaptım. Adamlar valilik aracılığıyla geldiklerini söylediler. Gazetenin içinde nuhalefetii kavgacı,hükümeti ise bu konuda savaşı (dikkat edin bu lafta bile pkk muhatap alınıyor)bitirecek tek çözüm yolu olarak sunup,şehit yakınlarını hükümetten yardım dilendiren yazılar var.Anlatmak istediğim organize işler bunlarrr!Umarım bu kavgacı uslubunuzla başarılı olursunuz!Adamlar sakin sakin çığ gibi geliyorlar üzerimize!Ülke yanar döner dolu! Dikkatli olun

Gelincik, İstanbul
31 Ocak 2010


Arkadaşlar kusura bakmayın. Ben sünepe cana yalnızca acıyorum.

Bahri Güner, İstanbul
29 Ocak 2010


Can Dündar, faşist kürt katillerine sempati kazandırma görevini diğer meslektaşlarıyla birlikte layığıyla yerine getiriyor. Medyamızdaki bu faşist kürt katillerine hayranlık hastalığı, diğer meslektaşlarına göre Can Dündar'da daha kronik ve vahim bir hal aldı. O, bu hastalıklı haliyle, satılmış medyamızın güzide yalaka yazarı ünvanını başarıyla hakkediyor.

Turgut Öz, Edirne
28 Ocak 2010


Her şeyin bir sırası var bu zavallılara da sıra gelecek.

Emrullah, Manisa
25 Ocak 2010


Sayın Özgür Erdem mükemmel bir yazı kaleme almışsınız!! Can Dündar ne yaptığını zannediyor anlamak mümkün değil,bir insan Kürt-İslamcı Faşist Akp'ye yaranmak için bu kadar küçülemez pes doğrusu!!

Can Dündar "Mustafa" isimli filmiyle ATATÜRK ve DEVRİM karşıtı yobazlarada yaranma yoluna gitmiş,hayatının en büyük hatasını yapmıştır,Türk Milleti bunu affetmeyecektir!!Şimdi birde çıkmış Şehit edilen 33 Askerimizin katili eli kanlı ırkçı terörist ile röportaj yapıyor,neymiş katilin insani yönünü gösteriyormuş hadi oradan bunlar insan mı? Yeter artık sabrında bir sınırı var!!

Molotoflanan İETT otobüsünde Faşist kürtler tarafından yakılarak öldürülen Serap'ın ailesiyle niye röportaj yapmıyorsun Can Dündar?Cevabı net;çünkü sende o yürek yok,sende cesaret yok!!Çünkü Kürt-İslamcı Faşist Akp'nin iktidarda olduğu bir ülkede dağdan inen eli kanlı teröristler Habur'da törenle karşılanır,çiftçi kardeşimize "ananıda al git", Aziz Şehitlerimize "kelle" ,teröristbaşı vatan hainine "Sayın" denir, Irak'ı işgal eden Emperyalist Amerikan askerlerine" Dua" ederler, Ülkenin Milli Kuruluşları, Limanları, Bankaları Emperyalistlere peşkeş çekilir!! Bunları daha da çoğalmak gayet mümkündür çünkü bu tablo ülkemizi Dinci Dikta Faşizmine doğru götürmeye çalışan Kürt-İslamcı Faşist Akp ve Tayyip'in eseridir!! Ama kimse unutmasın Yüce Türk Milleti ayağa kalkarsa Türk Silahlı Kuvvetleri ile elele verirse  Kürt-İslamcı Faşist Akp diye birşey ortada kalmaz ve Tarihte kara bir sayfa olarak kalır!!

TEK YOL KEMALİST DEVRİM!!NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!!!

Mustafa Serhat Akman, Muğla
25 Ocak 2010


C.DÜNDAR gibi her dönemin adamı olan birisni konu olmanıza üzlüldüm.Bu efendi Atatürk'ü Musatafa yapınca tabiki bazı kapılar ona açılacaktır.İçimizdeki İrlandalı'lar son dönemde hızla artmaktadır.Bne kuzey doğuda yaşıyorum.Çocuklarımın bakıcısı 13 yaş cıvarındaydı.."Elektirik parasını yatırdım." evde söyleyince " Elekrik paradan mı ? Biz hiç vermiyoruz da" demişdi.Yine birgün memet agabegi "siz bizim düşmanımızmısnız"demiş..bende "hayır..onu nereden çıkardım."dediğimde..."O zaman anam kızkardeşim elinde Türk bayrağı ile okuldan gelince elinden neden aldı yırttı.."söyleyince birşey söyleyemedim..İçimizdeki İrlandalıların katgısı ile bölünme süreci başlamıştır..Biz doğudaki Türkler  hızla batıya göç ediyoruz...Buralarda Türk'üm bile derken etrafımıza bakarak söylüyoruz..Biz herşeyin farkındayız..Gerçekleri söyleyecek bir kahraman beklemeyelim..Süreç başlamıştır..

Mehmet Kum, Iğdır
25 Ocak 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40