Gökçe Fırat - “Na’vi”ler Türk mü?
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
“Na’vi”ler Türk mü?
KAYA ATABERK
Gazeteci katili Ağca’yı kahraman yapan gazeteciler!
ÖZGÜR ERDEM
Can Dündar’dan
terörist propagandası
YUNUS YILMAZ
CIA tetikçisi Ağca ve Amerikan kontrgerillası
ALİ ÖZSOY
AKP’ye ve Tayyip’e
kardeş geliyor:
ABD’nin Sarıgül’ü
TUĞRUL ÇELİK
Luther, Reform’u
Türklere karşı mı yaptı?
OKAN İŞBECER
CHP’den gerdek açılımı!
TUĞRUL ÇELİK
Deprem mi daha öldürücü yoksa kapitalizm mi?
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
2010 Görünümü
 
TÜRKKAYA ATAÖV
1933 sonrasında Almanya
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Türk etnojenezi
ve mezhepler (1)
İLYAS SALMAN
Sevdiklerim
ERGİN KONUKSEVER
İran-Irak Savaşı - 2
EYKAN CAN
Vekâleten tedrisat
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (17) - (18)
FEHAMET YALÇINKAYA
Yaşam çeşitlemeleri
 
 
 

Gökçe Fırat
“Na’vi”ler Türk mü?

Yerle göğü birleştiren ağaç

Filme yöneltilecek eleştiriler elbette olabilir. Sonuçta kapitalist bir film endüstrisinden büyük devrimci bir film de beklenemezdi. Ama
kapitalist endüstrinin ürünüdür diye üzerinde de tepinmemek gerekir. Filmde dünyalı bir kahraman yaratılması ve bunun da iyi Beyaz Adam olarak simgelenmesi elbette insanı rahatsız edebilir ama bu da herhalde Amerika’da film yapmanın ön şartı olsa gerek.

Avatar filmi epeyce tartışıldı ve hâlâ da tartışılıyor. Bu film solcu mu, antiemperyalist mi, Amerikan karşıtı mı, savaş karşıtı mı, çevreci mi yoksa aslında Batılı mı, ırkçı mı, Beyaz Adamın filmi mi?

Her iki taraf da tartışadursun biz başka bir pencere açalım ve oradan “türümüz”ü ve “Türklüğümüz”ü anımsayalım istedik.

Filmin geçtiği yer bir başka gezegen ama burada karşımıza çıkan yeni bir gezegenden çok, büyük bir ağaç.

Film ormanda ama aslında ormanda bile değil bir orman gibi dalları olan büyük bir ağacın içinde geçiyor. Yerle göğü birleştiren inanılmaz büyüklükte bir ağaç.

Na’viler denilen insan benzeri mavi canlı türü bu ağacın içinde yaşıyor. Burada kutsal gördükleri bir ağaca tapıyor.

Aslında filmin sahnesi olarak seçilen ağaç figürü üzerinde durmak gerekiyor. Bu ağacın fantastik ve bilim kurgu yanından daha önemli tarafı mitolojik bir gerçeklik olması.

Kur’an’da geçen “Tuba ağacı”nı anımsatsa da aslında bu ağacın kökleri çok çok daha eskilerdedir ve Türk mitolojisinden alınmadır.

Türklerde göğün direği olan Hayat Ağacı

Türklere göre dünyanın bir direği vardır. Yer ile göğü birleştiren bu direk aynı zamanda atalarımızın yaşadığı tipik Türk çadırının da direğine benzer.

Bu, yer ile göğü birleştiren Gök Ağacı, Hayat Ağacıdır. Bu ağaç dünyanın direğidir.

Göğün direğine “Bay Terek” de denir ve kimi kavimlerde bu bir kayın ağacıdır. O nedenle “Bay Kayın” adı da verilir.

Bu kayın ağacı aslında tanrının kendisidir ama sonradan tanrıdan ayrılmıştır. Bu ağacın üzerine yıldırım bile düşmez.


Na’vi son oku kapitalist işgalcinin yüreğine saplarken aslında tipik bir savaşçı Amazon Kadınını andırır. Elinde ok, atına binmiş, oku tersten atan ve tüm kavimleri yıkan bu savaşçı kadınlar, Amazonlar, Türk savaşçı kadınlarıdır.
Bu kadınlar özgürdür, hatta mitolojide genellikle filmdeki gibi çıplak tasvir edilir. Filmdeki kadın Na’vi kahraman bu kadından açık bir esinlenmedir.

Adak töreninde şöyle seslenilir kayın ağacına:

“Altın yapraklı kutlu kayın!
Sekiz gölgeli kutlu kayın!
Dokuz köklü altın yapraklı Bay Kayın!
Ey kutlu kayın ağacı
sana kara yanaklı bir ak kuzu sunuyorum!”

Abakan Türklerine göre ise dünyanın ortasında bir demir dağ vardır. Bu dağın üzerinde ise 7 dallı beyaz bir Huş ağacı bulunmaktadır.

Yakut Türklerine göre ise tüm insanlar tek bir ulu ağaçtan beslenir. Doğum tanrısı Kübey Han da bu ağacın kovuğundadır.

Oğuz Kağan destanında ise Oğuz Kağan’ın ikinci karısı bu ağacın kovuğundan çıkar.

Bu Hayat Ağacı Türk kavimlerine ait efsanelerde değişik şekillerde geçer.

Er Sogotoh efsanesinde şöyle bir rivayet vardır:

“İnsanın ilk atasının adı Er-Sogotoh idi. Doğuda ise Ağaç Hakan bulunuyordu. Ağaç Hakanın kökleri yeri kaplıyor, dalları ise göğü deliyordu. Kökünden hayat suyu kaynıyor ve herkese can veriyordu. Bu ilk insana Yalnız İnsan adı verilmişti. Babası Gök Tengri, annesi ise Kübey Hatun idi.

Dünya sekiz köşeli imiş ve ortasında da sarı bir göbek varmış. Büyük bir ağaç göğün üç katını delip göklere çıkarmış. Ağaç, Tanrıdan süslüymüş, kabukları gümüşlüymüş, budakları dokuz kollu bir şamdanmış, yaprakların hepsi ise bir at derisi kadarmış. Ağaçtan sarı bir su çıkarmış. Ondan içen kutlu olur ve mutluluk bulurmuş. İnsanın ilk atası da bu sudan içmiş ve hayat bulmuş.”

Bir diğer efsanede şöyle anlatılır:

“Bir yiğit göğe yükselen bir ağacın yanında duruyor ve bir ev görüyor. Bu sırada yiğidi gören yaşlı bir kişi okunun gücünü göstermek için bir ok atıyor. Okun rüzgarı ile büyük bir kasırga çıkarıyor.”

Dedem Korkut’un ağaca seslenişi

Kuzey Türklerinden Turalı boyuna ait destanda şunlar anlatılır:

“Bir yiğit bir sal yapıp denizde giderken yolu bir adaya düşüyor. Adanın ortasında büyük bir dünya ağacını görüyor. Bu ağacın üzerinde yavruları bir deve kadar olan bir kara kuş oturuyormuş.”

Uygur Türeyiş destanında ise şöyle anlatılır:

“Kara Kurum çaylarından iki ırmak vardı. Bunlardan biri Toğla diğeri de Selenge idi. Bu iki ırmak Kamlancu adı verilen bir yerde kavuşurlardı. Bu iki ırmağın kavuştuğu yerde iki ağaç vardı. Bu ağaçlardan biri fusuk diğeri de naja benziyordu. Kışın da bunların yaprakları servi gibi dökülmezdi. Meyvasının tadı ve şekli çam fıstığına benzerdi. Diğer ağaca da tur ağacı derlerdi. İki ağaç da iki dağın arasında yetişmişlerdi.

Bir gün bu iki ağacın ortasına gökten bir ışık düşmüştü. Bunun üzerine iki yanındaki dağlar büyümeğe başladı. Halk şaşkınlıkla yaklaştığında içeriden güzel bir müzik sesi duydular. Her gece buraya bir ışık düşmeye başladı. Işığın çevresinde de 30 kez şimşek çakıyordu.”

Dedem Korkut kitabında ise şöyle seslenilir:

“Başına ala bakar olsam başsız ağaç
dibin ala bakar olsam dipsiz ağaç”

Başı gökte, kökü yerin derinliklerinde bir ağaç tasviri, görüldüğü üzere Dedem Korkut’a kadar gelmiştir.


Hayat Ağacı Türklerde doğanın ve evrenin birliğini sağlayan, yeryüzü ile gökyüzünü birleştiren bir kavramdır. Günümüz ekoloji bilminin henüz ulaştığı, ekosistemin temel döngüsünü sağlayanın ağaçlar olduğu gerçeği de burada yatmaktadır. Ormanın ve ağacın kutsallığı, ağaca adak adanması, bez bağlanması gibi ritüeller günümüzde bile Anadolu’da ve diğer Türk coğrafyasında devam etmektedir.

Na’viler ve Türkler

Bu uzun alıntılardan sonra film ve biz Türkler arasındaki bağa gelebiliriz.

Avatar’da seçilen sahne Türk efsanelerinde ve destanlarında açıkça tarif edilen dünyanın direği olan Hayat Ağacıdır.

Bu ağacın içinde yaşayan mavi derili klan da insan dışı yeni ve farklı bir canlı türünden çok Türkleri andırmaktadır.

İnanç sistemi ise kesinlikle Türk anlayışını yansıtmaktadır. Na’viler, o ağacın içinde doğanın bir parçasıdır. Ağaç da tıpkı Na’vi gibi canlıdır, o nedenle kutsaldır, el sürülmez, kesilmez.

Hatta vahşi ve korkunç yaratıklar olarak canlandırılmış olan hayvan benzeri yaratıklar da canlıdır ve Na’viler onlara da dokunmaz.

Kısacası Na’viler doğanın içinde kendilerini de doğanın bir parçası olarak görürler, doğayla, bitki örtüsüyle, toprakla, suyla, ateşle ve hareket eden tüm canlı türleri ile birlikte, kimseye zarar vermeden yaşarlar.

Filmin yönetmeni filmin çevreci ve antikapitalist mesajları olduğunu söylerken bu bakımdan haklıdır ama bu tür bir sistem insan dışı bir türde değil, biz Türklerde zaten vardır.

Na’vi Klanı ve Türk Klanları

Na’vi Klanının bir reisi vardır ama klan sınıfsızdır.

Klanın Şamanı vardır ama ruhbanlık yoktur.

Kadınlar ve erkekler birlikte yaşar, harem selamlık yoktur.

Hatta Klan reisi olan erkek öldüğünde reisliği kızına devreder. Yani bir kadın tüm klanın reisi olur.

Zaten Şaman olan din görevlisi de bir kadındır.

Bu açılardan Na’viler Türklerin anaerkillikten ataerkilliğe geçiş halindeki eşitlikçi yapısını andırır.

Hatta ad verme töreni çok tipik bir biçimde Türklerde yiğitlerin yiğitliklerini ispat ettikten sonra bir isme kavuşmalarını anlatır. Birden Boğaç Han’ı hatırlarız.

Na’vilerin savaş silahları oklardır. Bu okları hem yerden atarlar hem de at benzeri hayvanlarının sırtında dolu dizgin uçarcasına giderken atar ve tam isabet kaydederler.

Oklu, atlı, kadınlı, erkekli bu savaş sistemi de yine Türklere aittir.

Hatta çok fantastik, uçaktan büyük kuşlar bile Türk mitolojisinden alınmadır.

“Gönder ebabillerini Ya Rab” bilinen bir İslami yakarıştır. Dünyalıların saldırısına Na’viler büyük kuşlarla karşı koyarlar. Ama bu kuşlar yukarıdaki alıntıdaki yavrusu bile deveden büyük kara kuşlardır.

Gerçekten de Türk mitolojisindeki bu kuş, kimi zaman Kartal olarak anılan bir Kara Kuş, kimi zaman bir Tavus Kuşudur.

Ama en önemlisi de aslında bir Anka Kuşudur. Diğer ulusların inanç sistemlerinde de yer eden Zümrüdü Anka’dır, Simurg’dur, küllerinden doğan direniş sembolüdür.

Hatta bu kuş, bu Anka çok sonralarında Osman’ın rüyasına girecek olan Anka Kuşudur ve Osman’ı lider yapacak olan karısını simgeler.

Na’viler kendilerine uygun kuşları seçer ve onunla eşleşirlerken aslında bir anlamda kendi eşlerini de seçme anlayışını ortaya koyarlar.

Zaten filmde de kadın ve erkek Na’viler birbirlerini kendileri seçmekte, eşleşmekte, birleşmekte ve bunu kutsal görmektedirler.

Filmdeki eşleşme sahnesi de Cengiz Han’ın eşini seçmesini ya da Dedem Korkut hikayelerini andırmaktadır.

Hatta ağaç sembolü Türklerde Osmanlı’ya da devredecek ve Osman rüyasında Osmanlı’ya dönüşecek büyük ağacı görecektir. Bu ağaç da filmdeki gibi bir ağaçtır.

İnsan merkezli dünya doğa merkezli dünya

Filmdeki mitolojik avatar ismi Hint tanrı sisteminden alınsa da tüm mitolojik öğeleri Türk sistemini ortaya koymaktadır.

Bir diğer çatışma ise insan türü ile diğer canlı türler arasındaki ilişkidır. Şu anda Amerikan İmparatorluğu’nun simgelediği kapitalist sistemde, insan bir tür olarak her şeyin sahibidir.

Ama bu binlerce yıllık sınıflı ataerkil toplumun mirasıdır.

İnsanlık, anaerkillikten ataerkilliğe geçerken, klanların eşitlikçi yapıları bozulurken, sınıflar ortaya çıkarken, bizim bugün mitoloji dediğimiz inanç sistemleri de yıkıldı ve yerine tek tanrılı dinler geldi.

Tek tanrılı dinlerde yeryüzünü yaratan tanrı onu insana hediye etmişti.

İnsan dünyanın sahibiydi, onun “kullanım hakkı”nı elde etmişti ve böyle düşündüğü için de dünyanın canına okudu ve onu yaşanmaz bir hale getirdi.

Bugünün ileri ve modern ulusları eskinin ilkel klanlarının yerine geçti, ilkel çok tanrılar ve boş inançlar çöpe atıldı ve bugüne geldik.

Geldiğimiz noktada aslında herşeyin insan olarak kendi türümüzün önemini abartmamızda, kendimizi dünyanın tanrısı olarak görmemizde olduğunu anlamalıyız.

Nitekim Na’vilerin Kutsal Ağacın önünde birbirlerine tutunmaları, el ele vermeleri, kardeşçe yaşamaları binlerce yıllık modern insan egemenliğine verilen en büyük yanıttır.

Bu açılardan insan merkezli dünya sistemi ile doğa merkezli Na’vi sistemi arasındaki karşılaştırma kapitalist uygarlıkla Türk tarihi arasındaki karşılaştırmadır.

Peki bu film gerçekten de bu tür büyük mesajları vermek için mi yapıldı derseniz, bunun üzerine pek yorum yapamayız. Ama önemli olan filmi izleyenlerin filmden bu tür mesajları çıkartıp çıkartamayacakları.

Tarihimizi bilmediğimiz, mitolojimizi bilmediğimiz için pek çoğumuz bu filmi gelecekte geçen bir bilim kurgu olarak izledik.

Oysa yok edilen bir Türk uygarlığının tarihi filmi olarak da izleyebilirdik.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Sosyalizm
benim tanımımla,
"Hiç bir bireysel çıkarın, toplumsal çıkardan daha üstün olamayacağını savunana inanç sistemidir". Sosyalizim toplumsallığı savunur, Batı ve Doğu arasındaki en önemli özellik ise, doğunun yüzde yetmişini oluşturan türk kültüründe sosylizm, kültürün temelini oluşturur. Halk için ölmek, kahraman olmak, insanlara önder olmak, Açları doyurmak, insanları güçlü kılmak, göktürk kitabelerinde yazanlar yani, bunlar gerçek sosyalizmdir.
Fakat bizler darbe sonrası amerikancı yetiştiğimiz için sosyalistleride bize öyle bi tanıtmışlar ki....

Utku, Nevşehir
3 Şubat 2010


Bence bu filmde biraz güney amerika  yerlilerinin dili ve eski kültürleri var
ama navi dili bana bizim türki dilleri anımsatıyor tabi amerika yerlileriyle türkçe arasındaki bağıda unutmayalım

Anonim, İstanbul
2 Şubat 2010


Şimdi bir gazetede okudum sırf inat olsun diye buraya yazacağım belki onlarda görürler. Arkadaşlar filmin sosyalistliğinden söz edilyor. Sosyalizmde ırk olmaz ama madem öyle filmdede bir ırk başka bir ırkı sömürüyor olarak görünüyor. yani sınıf çatışması değil ırk çatışması var bu nasıl sosyalizm. madem öyle türklerin tarihi ile bazı bilimsel gerçekler ve filmdeki benzerlikler burada tespit edilerek paylaşılmış yok lümpen solcu yok faşist başlamışlar yazmaya. bunları okudukça gülesim geliyor. Türksoluna sosyalizm dersi vermeye çalışacağına gitsinler pkk ya ön ayak olan sitelere kürt faşizmini anlatsınlar.

Babacan, İzmir
2 Şubat 2010


İlgi çekici bir yazı, ben de izlerken birşeyler fark etmiştim. Gökçe bey bu arada Apo nun kitabı vardır ve adolf hitler in kavgam kitabıyla çok örtüşen yanları nulunmakta. İnceleyebilirsiniz. Yeni partiniz kutlu olsun...

Orhan Tan, Ankara
2 Şubat 2010


Bu konu hakkındaki farklı ve gerçekçi  bakış ve görüşlerinizden dolayı size teşekkür ederim. TÜRK mitolojisi hakkındaki bu detayları çok az kişi biliyor. bu vesile ile bu mitolojimizi daha geniş kitlelere ulaştırabilmeniz ümidiyle.

Kadir Musa, İstanbul
1 Şubat 2010


Ben Ulu Önder Atatürk'ün agaç sevgisini ve saygisini nereden elde ettigini simdi anlamis bulunmaktayim.Gökçe beye tesekkürler.

Metin, Belçika
28 Ocak 2010


Sözde sanatçılarımız siyasetle uğraşıp etnik faşizm yapmaktadır. Edebiyatta, müzikte, sinemada... milli kültürün kaynaklarına yönelmeyip içi boş etnik kültürlere yönelmekte ve ilkel kültürleri geliştirip yeni bir kültür peydahlama çabalarına girmektedir. Yabancılar da haliyle sahipsiz ve zengin milli kültürümüzü sahiplenip kendilerine mâl edeceklerdir.

Turgut Öz, Edirne
28 Ocak 2010


Naviler daha çok kızılderili olarak tasvir ettim , zaten örf adet olarak kızılderilere çok benzedeiğimiz aşikardır yalnız ben filme çok kızgınım

sen bundan bilmemne kaç yüzyıl önce gidip yerli halkı yok et tamamen doğa aşığı ve insan sevgisi dolu o kabileleri yok et avladığı hayvana minneti eden(the last of mohican filminden araktır o sahne) o güzel insanları köleleştri hatta dahada abartıp Rezervasyon bölgeleri denilen yerlere tıkarak yaşm haklarını ellerinden al sonrada aman biz böle ettik şöle ettik diyerek filmini yap utanmadan bi de yeni ırk yarattım de serefsiz herif kızılderili kabilelerini sölemekten bile aciz ol sen önce hala ülkende esir tuttuğun ve rezevasyon bölgelerinden çıkmasına dahi izin vermedğin ateş suyuyla hayattan koparttığın o insanların özgürlüğünü ver fimnin yapma gerçeği yap ,

Bu filme çok doluyum burda ne kadar yazsamda kendimi ifade edemem anlayan beni anlar.....
Saygılar

Halil İbrahim KUĞUOĞLU, İstanbul
28 Ocak 2010


Gökçe bey siz sağolun

Türk tarihini bu kadar iyi bilmek özümsemek amerikalıların çektiği filmde TÜRK ü bulmak destanları bulmak bunu ancak gerçek anlamda aydın olayı gerektirir aydın geçinen midesinden düşünen aydın geçinen Türk tarihinden bi haber zavallılar kendileri bir ders çıkarır utanır kendilerine gelirler umudunu taşıyorum.

Bana kalırsa insanlık tarihi de uygarlık tarihide TÜRK le başlar bu gerçeği gözden kaçırmaya çalışan batılı kan emiciler ne kadar çabalarsa çabalasın bu gerçekdir ve yirmi birinci yüzyılda hala emperyalistlerin bütün çabalarına rağmen tarihden dilden kültürden yoksun zavallıların aşiretden millet olma aşamasına geçememiş feodal yaratıkların buna dikkatlerini çekerim yanlışlardan dönmeye ve ellerindeki o silhları kan emici emperyalistlere çevirmeye davet ediyorum kendilerini insanlığa bir hizmet etmeye çağırıyorum bu kendilerini bir nebze affettirebilir Unutmasınlar TÜRK e hizmet insalığa hizmettir.

İsmet Durmaz, İstanbul
28 Ocak 2010


Yaptığınız tahlil çok etkileyici.Filmdeki antikapitalist duruş farkediliyor fakat ecdadımızı iyi bilmemekten kaynaklanıyor olsa gerek Türk mitolojisiyle bir bağlantı kurulması kolay olmuyor.Sizin gibi tarihimizi çok iyi bilen kişiler sayesinde kurtuluş olabilir.Size çok teşekkür ediyorum.

Barış, İstanbul
26 Ocak 2010


Emperyalizm yaptığı bu filmle, kapitalizmin dayattığının dışında bir uygarlığın, yani insan merkezli değil doğa merkezli bir uygarlığın, olsa olsa başka bir gezengende olabileceğini söylüyor. Gerçekleğin imkansızlığı ustaca dayatılırken, yalanın hegemonyasına kapılmamız isteniyor.

Verdiğiniz örneklerle Avatar'ın arka planına baktığımız zaman ister istemez Na'viler Türk olabilir mi? diye sormamak elde değil.

Tuğrul, Antalya
26 Ocak 2010


Özgün yorumlarınız ve daima ışık tutan çalışmalarınız için teşekkürler.

Serap, Kastamonu
26 Ocak 2010


Yok edilen Türk Uygarlığının beklediği "ankakuşu" siz olacaksınız. Sizlere çok teşekkür ediyoruz.Türk'ün tek umudu sizsiniz..

Filiz, İstanbul
26 Ocak 2010


İlginç bir yazı olmuş gerçekten. Teşekkürler

Selim Melen, İstanbul
25 Ocak 2010


Sayın gökçe fırat  farklı ama unutturulan bir açıdan filmi irdelemiş.

Türk Mitolojisi ile ilgili  bir kitap vardır. orda anlatılan  pek çok mitolojik hikaye amerikan sinemasında yok satan pek çok filmin yüzlerce hatta binlerce yıl evvel  büyük Türk Milleti tarafından  yazıldığı nın delilleri ile anlatılmaktadır.  insanoğlu mitolojiye ilgi duymuşdur hep. ve her kültür kendi mitini yaratmıştır. örnek Türkün ergenekon destanı dır. ve bunun gibi nice destanı vardır.  her millet buna ihtiyaç duyar. kendi mitini yaratma çabasındadır. rumun herkül filmleri-helen dönemi tanrıları ile ilgili filmleri-daha pekçok örnek verilebilir.

Daha dün kurulan amerika bu yüzden kendine bir tarih yapmak peşindedir. amerikan sinemasında bu tür filmlerin yer tutmasıda bundandır. bilindiği üzre kızılderili-vietneam-körfez savaşı konuları yüzlerce hatta binlerce keree filmlerine konu olmuştur. ancak 10000   senedir tarih sahnesinde olan büyük Türk milleti pek çok konuda olduğu gibi bu konudada geç kalmıştır. sadece dedem korkut hikayeleri başlıbaşına bir  hazinedir. hele hele ergenekon destanıız. amerikan sinemasında  çok satan yüzüklerin efendiside bir TÜrk Mitini anımsatmaktadır. 

Gazi Mustafa Kemal de mitolojiye ilgi duymuş bu konuda araştırmalar yaptırmıştır.  kültüre büyük önem vermiştir. türk tariih kurumunu kurdurarak üniversitede kürsü açtırarak   bu konuda araştırmalar yaptırmışdır
tarihimize sahip çıkmak zorundayız.  Türk Sineması saçma sapan filmeler yapacak yerde bu konuya eğilmelidir . yeşilçamda çekilen tarkan-karamurat v.b. filmler ile dalga geçileceğine bu konya daha çok değinilmelidir. ayrıca sayın fırata da bu mühim konuya değindiği için müteşekkirim.

Kerem, İzmir
25 Ocak 2010


Filmi ben de izledim ama hiç bu açıdan bakmamıştım. Ancak Türk tarihine ait geniş bir bilgiyle sahip olunabilecek bu bakış açısını bize aktardığınız için teşekkür ederim.

Arzu Güntur, İstanbul
25 Ocak 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40